Ölü; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

 

"Ölü" ile ilgili cümle

  • "Ölü kandil."
  • "Ölü kentler, boş kaleler, eski saraylar." - N. Cumalı
  • "Ölü bir konuşması var."
  • "Tavuk ölüsü."
  • "Onu denizden çıkarmak istediler ama biri, müstantik ve doktor gelmeyince ölülere dokunulmaz, diyince bu işten vazgeçtiler." - Halikarnas Balıkçısı

Yerel Türkçe anlamı:

Ormanda, kuruyup kendiliğinden devrilen ağaç : Ormandan ölü getirdik.

Öyle

Bulgur değirmende çekildikten sonra geriye kalan iri taneler.

Biçilmiş ot ya da ağaç dallarından yapılmış demet.

Karaya çekilen kayığı bağlamakta kullanılan yere çakılı ağaç.

Fransızca'da Ölü ne demek?:

mort

Ölü anlamı, tanımı:

Ölü gibi : Hiç kımıldamadan. kımıldamayan, hareketsiz.

Ölü gözü gibi : Sönük, fersiz (ışık).

Ölü gözü kadar : Çok az.

Ölü gözünden yaş ummak : Hiç olmayacak yerden, mümkün olmayan durumda yardım veya destek beklemek.

Ölümü gör : Bir konuda karşısındakini ikna etmek için kullanılan yemin sözü.

Ölüsü bile yetmek : En zayıf olduğu durumda bile başarılı olmak.

Ölüsü ortada kalmak : Cenazesini kaldıracak kimse bulunmamak.

Ölüyü güldürmek : Çok güldürmek.

Ölü açı : Doğal veya yapay bir engel dolayısıyla gözetlemenin veya atışın mümkün olmadığı yer veya bölge. Kör nokta.

Ölü açımı : Otopsi.

Ölü dalga : Hızı azalmış olarak gelen dalga.

Ölü deniz : Fırtınadan sonra tamamıyla sakin duruma gelmiş deniz. Dalgasız, açık denizden etkilenmeyen deniz.

Ölü dil : Günümüzde kullanılmayan, konuşulmayan, elimizde yalnızca belgeleri olan dil.

Ölüdoğa : Konusu, cansız varlıklar veya nesneler olan resim, natürmort.

Ölü doğum : Bebeğin ölü doğması durumu.

Ölü doku : Bir çarpma veya zedelenme sonucu oluşan yaradaki ölü hücre kümesi.

Ölüevi : Bir ferdi veya yakını ölmüş olan aile.

Ölü fiyatına : Değerinden çok ucuza, yok pahasına.

Ölü helvası : Ölüevinde pişirilip konuklara dağıtılan un veya irmik helvası.

Ölü mevsim : Herhangi bir işin, etkinliğin veya hareketliliğin durgunlaşıp yavaşladığı süre, ölü sezon.

Ölü nokta : Kör nokta. Gözden uzak yer.

Ölü örtü : Dökülen yaprak ve başka bitki kalıntılarından oluşan örtü.

Ölü renk : Parlaklığı olmayan, donuk renk.

Ölü saat : Herhangi bir faaliyet veya iş yapılamayan zaman, ölü zaman.

Ölü salı : Tabut.

Ölü sessizliği : Ölüm sessizliği.

Ölü sevici : Ölü seven, ölü ile cinsel ilişkide bulunan, nekrofil.

Ölü sezon : Ölü mevsim.

Ölü soyucu : Mezar soyguncusu.

Ölü top : Değerlendirilemeyen veya boşa giden pas.

Ölü yatırım : Ticarette ve sanayide kâr getirmeyen, geleceği veya pazar imkânı bulunmayan yatırım.

Ölü yemeği : Ölüevine komşu veya akrabalar tarafından hazırlanıp getirilen yemek. Ölü adına verilen yemek.

Ölü yıkama : Dinî kurallara göre, ölüyü kefenlemeden önce yıkama işi, gasil.

Ölü zaman : Ölü saat.

Ölüsü kandilli : Kızdığı kişiyi aşağılamak amacıyla söylenen bir sövgü sözü, ölüsü kınalı.

Ölüsü kınalı : Ölüsü kandilli.

Ölmüş : Olgunlaşmış, ergin.

İnsan : Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı. Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Âdemoğlu, âdem evladı.

Müteveffa : Ölmüş, ölü kimse. Müslüman olmayan kimseleri ölümünden sonra anarken kullanılan saygı sözü.

Mevta : Ölü, ölmüş kimse.

Hayvan : At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık. Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse). Kızılan bir kimseye söylenen bir söz. Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık.

Gücü : Bez tezgâhında ipliği ayarlayan tezgâh tarağı.

Az : Azot elementinin simgesi. Nicelik, nitelik, güç, süre, sayı bakımından eksik, çok karşıtı. Alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik olarak.

Zayıf : Başarısızlığı gösteren not. Çok az. Eti, yağı az olan, sıska, cılız, arık (insan veya hayvan). Önemli, güvenilir olmayan. Enerjisi, etkisi, yoğunluğu az olan. Kişilik ve ruhsal yönden gereği kadar güçlü olmayan. Sağlamlığı, dayanıklılığı olmayan. Görevini yapacak yeterli gücü olmayan. Bilgi yönünden yeterli olmayan, yeteneksiz.

Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.

Durgun : Neşesiz, keyifsiz, sessiz. Sakin. Canlı olmayan, sönük, hareketsiz.

Hareketsiz : Hareket etmeyen, yerinden kımıldamayan, durgun, durağan.

Etkileme : Etkilemek işi, tesir.

Ölü an : Kuralların gerektirdiği anlarda ve durumlarda, hakemin işaretleriyle oyunun ve oyun saatinin durdurulması anı.

Ölü arabası : Ölü taşımada kullanılan motorlu taşıt.

Ölü aşı : Bakınız: ölü yemeği Herhangi bir yöntemle inaktif duruma getirilmiş veya öldürülmüş bir enfeksiyon etkeninden yapılan aşı, inaktif aşı. Kimyasal veya fiziksel ajanlarla etkisiz duruma getirilmiş veya öldürülmüş enfeksiyon etkeninden hazırlanan aşı tipi, inaktif aşı.

Ölü bakısı : Ölü ruhları yardımıyla geleceği öğrenme işi. bk. bakı. krş. insan bakısı.

Ölü belge : İstenilmemiş, alınmamış, verilmemiş ya da zaman aşımına uğramış belge.

Ölü bezi : Kefen

Ölü büyüsü : Ölen bir kimsenin, öteki dünyada, iyi bir biçimde yaşamasını sağlamak amacıyla yapılan büyü türü. bk. büyü.

Ölü damı :

Ölü ek : Artık kullanımdan çıkmış veya canlılığını kaybedip kalıplaşmış yahut da yeni anlamlar kazanmış ek: +n vasıta durumu ekinin Türkiye Türkçesinde yalnızca mevsim ve zaman gösteren adlarla birleşerek oluşturduğu zaman zarflarında kalması: yazın, kışın, güzün, ilkin, öyün; ET. +gArU +rA +rU, yön gösterme eklerinin yukarı, ileri, içeri, dışarı, beri, geri, bura, şura, ora gibi sayılı kelimelerde; +rAk karşılaştırma ekinin ufarak, küçürek, aşağırak gibi birkaç örnekte kalması gibi. Karşıtı canlı ektir.

Ölü emek : Marksist kuramda, üretim süreci sonunda üretimde somutlaşmış, maddeleşmiş emek. krş. canlı emek

Ölü ile ilgili Cümleler

  • Görünüşe göre, onlar ölü.
  • Liz 8 yıldır ölü.
  • Ali restoranın arkasındaki sokakta ölü bulundu.
  • Ölü adamın akciğerlerinde su bulundu.
  • Ölü ağaçları kesiyordum.
  • Ağacın ölü dallarını budadı.
  • Ölü adam bir kavgaya karıştı.
  • Sahildeki ölü balıklar kokmaya başlıyor.
  • Sahildeki ölü balıklar kokmaya başladı.
  • Ali üç yıldır ölü.

Diğer dillerde Ölü anlamı nedir?

İngilizce'de Ölü ne demek? : adj. dead, lifeless, deceased, defunct, exanimate, inanimate, stone dead

n. the dead, corpse, carcass, casualty, stiff

Fransızca'da Ölü : mort/e, décédé/e, feu/e

Almanca'da Ölü : n. Leiche, Leichnam, Tote, Verblichene, Verstorbene

adj. abgestorben, entseelt, unbelebt, verstorben

Rusça'da Ölü : n. мертвец (M), покойник (M), труп (M), убитый (M)

adj. мертвый, неживой, безжизненный, бездыханный, дохлый, трупный

Ölü ile ilgili yorumlar  

Bu kısımda Ölü nedir? Ölü ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Ölü tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Ölü hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.

Popüler Konular

En Son Yorumlar

  • Elektron yakalama: yıldırım elektronları toprağa boşalmadan önce yakalanabilir mi?...
  • Pafta: pafta numarasındaki i harfinin anlamı nedir örn.24i gibi...
  • Geri kazanım: Çok teşekkürler geri kazanım atık toplama ve atık yağ toplama ile ilgili güzel bir yazı olmuş....
  • Hallaçlık: hallacı nasıl bulabilirim mersindeyim...
  • Çavşırı: Çavşır bitkisi ile ilgili detaylı bilgi (nerelerde yetişir vs...) alabilir miyim?...