"Bir" ile ilgili cümle

  • "Bir kalem."
  • "Aydınlık bir odada, iki duvarın kesiştiği köşede zayıf, yaşlı bir adam yatıyordu." - A. Kutlu
  • "Bunu bir sen yapabilirsin."
  • "Bizim kesemiz birdir."
  • "Bu kalemlerin ikisi birdir, hangisini isterseniz alınız."
  • "Hep biriz, ayrılmayız."
  • "Beni daim şen gören safdiller öyle sansın / Ne bilsinler ki onlar bence birdir elem, haz" - E. B. Koryürek
  • "Allah tektir ve birdir, amenna!" - A. Kabaklı
  • "Her şey bitti, bir bu kaldı."
  • "Bir ona, bir sana, bir de bana baktı."

Yerel Türkçe anlamı:

Bir; hemen; öyle. || ber || bi || bir arada: birlikte || bir baş: bir kere || bir bişey: herhangi bir şey. bk. ayrıca bişey || bir boyun: bir çift (koşum hayvanları hakkında). bir boyun öküz: bir çift öküz || bir da: bir daha || bir de: ayrıca || bir de bahardın: birdenbire || bir de bir: ayrıca || bir denesi, bk. bir tenesi || bir ey şey: çok iyi , çok sevimli bir şey || bir gaş: bir kaç bir gaşsay: birkaç ay || bir gün: bir gün; biyün: bir gün || bir günün birisinde: günlerden bir gün || bir hal: biraz || bir işler: herhangi bir iş || bir o ki: ne iyi oldu ki || bir oyun: bir kere; bir keresinde || bir parça: biraz || bir şe(y): herhangi bir şey || bir tahım: bazı || bir tenesi: birisi; bir denesi, bir tanesi || bir terefe: herhangi bir yere || bir türli: ne şekilde olursa olsun || bir ufâh: şöyle bir || birimiz birimiz: birbirimizi || ondan bir: sonra

(Herhangi) bir, bk. bi

Bir (bk. bi)

Diğer sözlük anlamları:

Bir kere, bir defa.

Öbür.

Bir hakkında bilgiler

1 (bir), bir sayı ve rakam. Doğal sayı sisteminde 2'den önce yer alır ve 0'dan sonra gelir. İlk sayma sayısıdır.

Bir ile ilgili Cümleler

  • Burak Tuğba'yı bir öğrenci partisine davet etti.
  • Saat on bir.
  • Bir A-7 kağıdını ikiye katlayın ve birbirine yapıştırın.
  • Uzun bir mektup yazıyordum.
  • Bir acil durum planı üzerinde çalışıyoruz.
  • O bir şeyin omzuna dokunduğunu hissetti.
  • Tom'un içi dışı bir.
  • Burada onlar için bir paketim var.
  • Dur, kımıldama! Üçe kadar sayacağım çabuk parolayı söyle. Bir...
  • Bir abim var.

Bir anlamı, tanımı:

Bir adama kırk gün ne dersen o olur : "sürekli telkinlerle bir kişinin bilinç altına birtakım inançlar, duygular yerleştirilebilir" anlamında kullanılan bir söz.

Bir ağaçta gül de biter diken de : "bir aileden iyi adam da çıkar, kötü adam da" anlamında kullanılan bir söz.

Bir ağızdan çıkıp bin dile yayılır : "ortaya atılan bir söz çok çabuk yayılır" anlamında kullanılan bir söz.

Bir arpa boyu : Çok az (gitmek veya yol almak).

Bir aşağı bir yukarı : Amaçsız olarak gidip gelmeyi anlatan bir söz.

Bir atımlık barutu olmak : Bir konuda yapabileceği çok az şeyi bulunmak.

Bir ayağı çukurda olmak : Çok yaşlanmış olmak. yaşayacak çok az zamanı kalmış olmak.

Bir ayak üstünde bin yalan söylemek : Çok kısa sürede pek çok yalan söylemek.

Bir ayak üstünde kırk yalanın belini bükmek : Çok kısa sürede pek çok yalan söylemek.

Bir baltaya sap olamamak : Belli bir iş sahibi olamamak.

Bir başa bir göz yeter : "azla yetinmek gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Bir bardak suda fırtına koparmak : Önemsiz, küçük bir sorunu büyütmek.

Bir başka : Benzersiz, eşsiz (olmak).

Bir baştan bir başa : Bir yerin bir sınırından öbür sınırına kadar.

Bir biçimine getirmek : Çözüm yolu bulmak. sırasını, fırsatını bulmak, punduna getirmek, en uygun durumunu yakalamak.

Bir boka yaramamak : Hiçbir şeye elverişli olmamak.

Bir bu eksikti : Sıkıntılı bir durum varken bir yenisinin çıkması üzerine söylenen bir söz.

Bir çatı altında : Aynı yapı, kurum, kuruluş vb. içinde (olmak).

Bir çekirdek geri kalmamak : Bütünüyle denk olmak.

Bir çiçekle bahar olmaz : "küçük, güzel bir belirti ile doyurucu sonuca ulaşılmaz" anlamında kullanılan bir söz. çapkın kimseler için kullanılan bir söz.

Bir çöplükte iki horoz ötmez : Bir yerde iki kişi baş olmaz.

Bir çuval inciri berbat etmek : Düzelmekte olan bir durumu yersiz, yanlış davranışlarla bozmak.

Bir dalda durmamak : Sık sık iş veya düşünce değiştirmek.

Bir de : Ve olana katarak, fazladan. umulanın veya beklenilenin dışında bir durumu anlatan cümlelerin başına gelir.

Bir dediği bir dediğini tutmamak : Söyledikleri birbirine uymamak, tutarsız konuşmak.

Bir dediği iki olmamak : Her istediği yapılmak.

Bir dediğini iki etmemek : Her istediğini hemen yapmak.

Bir deri bir kemik : Çok zayıf (olmak).

Bir dikili ağacı olmamak : Hiçbir şeyi olmamak.

Bir dikiş kaldı : Nerede ise, az kaldı.

Bir dokun bin ah işit : "insanları konuşturmak için biraz dertlerini deşmek yeter" anlamında kullanılan bir söz.

Bir don bir gömlek : Yarı çıplak.

Bir dostluk kaldı : Mal azaldığında satıcıların kullandığı bir müşteriyi özendirme sözü.

Bir dönüm güzlük on dönüm yazlığa bedeldir : "sonbaharda ekilen bir dönümlük yerden, yazın ekilen on dönümlük yerin ürünü kadar ürün alınır" anlamında kullanılan bir söz.

Bir dudağı yerde bir dudağı gökte : Masallardaki dev gibi korkunç ve çirkin.

Bir düşüncedir almak : Bir konuda kaygılanarak çözüm yolu bulmaya çalışmak.

Bir elini bırakıp ötekini öpmek : Aşırı saygı göstermek.

Bir elinin verdiğini öbür elin görmesin : "birine yaptığın iyiliği gizli tut" anlamında kullanılan bir söz.

Bir elin sesi çıkmaz : "bir davanın bir kişi tarafından savunulması etkili ve yeterli değildir" anlamında kullanılan bir söz. "yardımlaşarak işler daha kolay başarılır" anlamında kullanılan bir söz.

Bir eli yağda bir eli balda : Varlık ve bolluk içinde (olmak).

Bir elle verdiğini öbür elle almak : Yapar göründüğü bir iyiliği, sağladığı bir çıkarla ödetmek.

Bir fende kazık kakmak : Bir bilgi veya bilim dalında saplanmış kalmak.

Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır : "iyilik küçük de olsa unutulmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Bir fit bin büyü yerine geçer : "bir kimseyi başkasına karşı kışkırtmak için ara bozacak bir söz, bin büyü kadar etkilidir" anlamında kullanılan bir söz.

Bir gömlek aşağı : Birinden bir derece daha düşük.

Bir gömlek fazla eskitmiş olmak : Birinden daha yaşlı ve daha görmüş geçirmiş olmak.

Bir görüş bir kör biliş : "bir kez görmekle bir şey iyice anlaşılmaz, öğrenilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Bir göz ağlarken öbür göz gülmez : "keder veya sıkıntı varken dostlar, akrabalar eğlenmemelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Bir göz gülmek : Hem gülüp hem ağlamak.

Bir günden bir güne : Hiçbir zaman.

Bir günlük beylik beyliktir : "hoşa giden bir durum, kısa da sürse çekici ve güzeldir" anlamında kullanılan bir söz.

Bir hal olmak : Ölmek. kazaya uğramak. huyu değişmek. bir şeyin çok tekrarlanması yüzünden bitkin duruma gelmek, usanmak, bezmek, fenalık gelmek.

Bir hizaya gelmek : Düzgün sıra olmak.

Bir içim su : Çok güzel (kadın).

Bir iğne bir iplik olmak : İğne ipliğe dönmek.

Bir ilke imza atmak : Bir konuda hiç kimsenin veya kuruluşun yapmadığı bir işi gerçekleştirmek.

Bir iş olmak : Anlaşılmaz, bilinmeyen bir durum olmak.

Bir işaretine bakmak : Bir işi yapmak için hazır beklemek.

Bir işi başından kesmek : Yapılması istenmeyen bir işi baştan engellemek.

Bir iştir oldu : İstenmeyen, kötü bir durum karşısında söylenen bir söz.

Bir kafada olmak : Aynı düşüncede olmak.

Bir kapıya çıkmak : Aynı sonuca varmak.

Bir kaşık suda boğmak : Bir kimseye çok kızmak veya çok öfkelenmek.

Bir kazanda kaynamak : Anlaşmak, uyuşmak, bağdaşmak.

Bir kenara atılmak : Unutulmak, terk edilmek, ilgi kesilmek.

Bir kenarda durmak : Gerektiği zaman kullanmak üzere hazırda tutmak.

Bir kıza dünür düşmek : Bir kızı evlenmek üzere başkası için istemek.

Bir kol çengi : Şen sözler ve davranışlarla çevresine neşe saçanlar için söylenen bir söz.

Bir kolayını aramak : Bir şeyi yapmak, çözmek için gerekli kolay ve kestirme yöntemi araştırmak.

Bir kolayını bulmak : Kolaylıkla yapabilmeyi sağlamak veya yapma yolunu bulmak.

Bir koltuğa iki karpuz sığmaz : "aynı zamanda birden çok işle ilgilenmek başarı için sakıncalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Bir korkak bir orduyu bozar : "bir toplumda korkak kişi, kaygılı, heyecanlı sözleriyle kargaşa çıkarır" anlamında kullanılan bir söz.

Bir koyundan iki post çıkarmak : Olması gerekenden daha fazla elde etmek.

Bir köşeye atılmak : Terk edilmek, ilgilenilmemek, kendi kaderine terk edilmek.

Bir köşeye atmak : Gerektiğinde kullanılmak için bir yere koymak.

Bir köşeye çekilmek : Hiçbir işe karışmayarak yaşamak.

Bir köşeye koymak : Saklamak, biriktirmek.

Bir köşeye oturmak : Gelin olmak, evlenmek.

Bir köşeye sinmek : Kimsenin görmeyeceği bir yere saklanmak, gizlenmek, sesi çıkmaz olmak.

Bir kötünün yedi mahalleye zararı vardır : "bir kötünün, yalnızca yakın çevresine değil daha geniş çevrelere de zararı dokunur" anlamında kullanılan bir söz.

Bir kulağından girip öbür kulağından çıkmak : Söylenen söze önem vermemek.

Bir kurşun atımı : Kurşunun gidebileceği uzaklık.

Bir noktaya kadar : Belli bir sınıra kadar.

Bir mum al da derdine yan : "başkalarıyla uğraşacağına kendi durumunu düşün" anlamında kullanılan bir söz.

Bir o kadar : Ne kadar varsa o kadar daha, bir katı, bir misli.

Bir olmak : Bir araya gelmek, iş birliği yapmak.

Bir papel etmemek : Değeri olmamak.

Bir pula satmak : Bir kimseyi bir çıkar uğruna harcamak.

Bir selam bin hatır yapar : "selam bir ilgi ve sevgi belirtisidir, gönül kazanmakta büyük önemi vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Bir sıkımlık canı olmak : Çok cılız ve güçsüz olmak.

Bir söyle on dinle : "az konuşup çok dinlemek yararlı olur" anlamında kullanılan bir söz.

Bir söylemek pir söylemek : Uzatmadan gereği gibi söylemek.

Bir sözünü iki etmemek : Birinin her istediğini hemen yerine getirmek.

Bir sürçen atın başı kesilmez : "şimdiye kadar sizi memnun etmiş olan kişi bir kez yanlış iş yaptığında kendisine hemen ağır ceza verilmemelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Bir şey anlamamak : İçeriğini tam olarak çözememek. yiyeceğin tadına varamamak.

Bir şey olmak : Huyu, durumu, tutumu değişmek, yeni huylar edinmek. bayılır gibi olmak, birden fenalık gelmek. ölmek.

Bir şey sanmak : Bir kimseyi, bir şeyi, bir yeri gerçeğinden, olduğundan başka türlü düşünerek hayal kırıklığına uğramak, değerlendirmede yanılmak.

Bir şey söylemek : Konuşmak. belirtmek, anlatmak, ifade etmek.

Bir şey yapmak : İyilik veya kötülükte bulunmak.

Bir şeye benzememek : İşe yarar durumda olmamak.

Bir tanem : Çok sevilen kişiye söylenen bir söz.

Bir tarakta bezi olmamak : Sözü edilen konu ile ilgisi olmamak, bilgisi bulunmamak.

Bir tarafa bırakmak : Önemsememek, benimsememek, ertelemek.

Bir taşla iki kuş vurmak : Bir davranışla birden çok yararlı sonuca ulaşmak.

Bir tek : Olumlu cümlelerde, yalnız bir. olumsuz cümlelerde, hiçbir.

Bir tek atmak : Bir kadeh içki içmek.

Bir torba kemik : Çok zayıf.

Bir tuhaflığı olmak : Kendini iyi hissetmemek.

Bir tutmak : Eşit saymak, eşit görmek.

Bir varmış bir yokmuş : Bir masala başlarken, "eskiden" anlamında söylenen bir tekerleme. masal gibi geçip gitmiş, artık hayal olmuş.

Bir yakadan baş çıkarmak : Bir çatı altında dirlik düzenlik içinde yaşamak.

Bir yastığa baş koymak : Evlilik hayatını mutlu bir biçimde geçirmek.

Bir yastıkta kocamak : Karı koca birlikte uzun bir ömür sürmek.

Bir yaşına daha girmek : Şimdiye değin görmediği şaşılacak yeni bir şeyle karşılaşmak.

Bir yere kadar : Belli bir noktaya veya sınıra kadar.

Bir yiyip bin şükretmek : Kötü durumda olanlara bakarak kendi durumunun değerini bilmek.

Bir yol tutturmak : Bir davranış, bir tutum biçimi belirlemek.

Bir yolunu bulmak : Çare bulmak, çözüm üretmek.

Bire beş katmak : Bire bin katmak.

Bire bin katmak : Çok abartmak.

Biri bilmeyen bini hiç bilmez : "küçük de olsa bir iyiliğin değerini bilmeyen, daha büyük iyiliklere layık değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Bir ağızdan : Hep birlikte, beraberce, hep birden.

Bir alay : Birçok, pek çok.

Bir alem : Kendine özgü bir niteliği olan.

Bir an : Çok kısa bir süre.

Bir anlamda : Başka bir deyişle, diğer bir söyleyişle.

Bir anlık : Kısa bir süre içinde.

Bir ara : Kısa bir süre. Geçmiş bir zamanda.

Bir aralık : Bir ara.

Bir araba : Pek çok, fazla. Odun, kömür vb. bazı şeylerin ölçü birimi.

Bir arada : Toplu bir durumda, birlikte, toplu olarak.

Bir atımlık : Silahı doldurmaya yetecek veya en az bir kez atış yapabilecek miktarda olan.

Bir avuç : Bir avucu dolduracak kadar. Az sayıda, çok az.

Bir ayak evvel : Bir an önce.

Bir ayak önce : Bir an önce.

Biraz : Bir parça, azıcık. (bi'raz) Az miktarda. (bi'raz) Kısa bir süre için.

Bir bakıma : Başka bir görüşle, başka bir düşünüşle.

Bir başına : Başkasının yardımı olmaksızın. Tek başına.

Bir başkası : Başkası.

Bir bir : Ayrı ayrı. Birer birer. Hepyek. Olduğu gibi, tam tamına, eksiksiz olarak.

Bir boy : Aynı boy. Bir kez. Bir insan boyu uzunluğunda olan.

Bir çenekliler : Oğulcuğu bir çenekten oluşmuş, kapalı tohumlulardan bir bitki sınıfı.

Bir çenetli : Tek parçalı (kapsüllü yemiş).

Bir çırpıda : Çabucak.

Bir çift : Biraz, bir iki. İki adet.

Bir çuval dolusu : Çok fazla.

Bir daha : Asla. İkinci kez. Yeniden, tekrar.

Bir damla : Çok az. Çok küçük (çocuk).

Bir defa : İlk önce, hele. Bir kere.

Bir defacık : Bir kerelik.

Bir derece : Biraz.

Bir diğeri : Başkası.

Bir dikişte : Ara vermeden (içmek).

Bir dirhem : Çok az, birazcık.

Bir dizi : Art arda gelen.

Bir dolu : Birçok.

Bir düzine : 12 adet olan. Çok.

Bir düziye : Kesintisiz, sürekli, ardı arkası kesilmeksizin.

Bir evcikli : Mısır, ceviz, fındık vb. erkek ve dişi organları ayrı çiçeklerde ancak aynı kök üzerinde bulunan (bitki).

Bir gıdım : Çok az miktarda.

Bir gözeli : Bir hücreli.

Bir gün evvel : Bir an önce, olabildiği kadar çabuk.

Bir gün önce : Bir an önce.

Bir güzel : Adamakıllı.

Bir hamlede : Bir atılışta. Çabucak.

Bir hayli : Epey, çok, hayli, oldukça.

Bir hoş : Tuhaf bir biçimde olan, garip.

Bir hücreli : Yapısı tek bir hücreden oluşan (hayvan veya bitki), bir gözeli, tek hücreli.

Bir iki : Çok az sayıda, birkaç. Biraz.

Birkaç : Çok olmayan, az sayıda, az.

Bir kalem : Bir an için. Aynı, benzer, tek tür.

Bir karar : Aynı durumunu koruyarak, belli durumunu değiştirmeden.

Bir karış : Olması gerekenden uzun. Çok az. Çok kısa.

Bir kere : Bir defa olarak. Aslında.

Bir koşu : Koşarak, koşa koşa. Çabucak.

Bir küme : Pek çok, fazla.

Bir lahza : Kısa bir süre.

Bir lokma : Çok az.

Bir milyonluk : Bir milyon liralık para.

Bir müddet : Bir süre.

Bir nebze : Kısa bir süre, bir an.

Bir nefes : Bir an, kısa bir süre.

Bir nevi : Bir çeşit.

Bir nice : Bir hayli, birçok.

Bir numara : Tek, birinci.

Bir ölçüde : Biraz, belli oranda.

Bir örnek : Aynı biçimde olan.

Bir paralık : Beş paralık.

Bir parça : Kısa bir süre. Biraz, azıcık, çok az.

Bir parmak : Kısa boylu.

Bir sıra : Üst üste, ardı ardına. Sıra oluşturan.

Bir solukta : Çabucak.

Bir süre : Belirsiz bir müddet, bir müddet. Kısa bir müddet, bir müddet.

Bir sürü : Pek çok.

Bir tabur : Çok, bir yığın.

Bir tahtada : Bir defada, yekten.

Birtakım : Kimi, bazı.

Bir tane : Biricik, eşsiz, yegâne. Bir adet.

Bir temiz : Adamakıllı.

Bir terimli : Aralarında yalnız çarpma, bölme, kuvvete yükseltme, kök alma işlemleri yapılacak olan (nicelikleri gösteren terim).

Bir tomar : Pek çok, fazla.

Bir tuhaf : Olağan dışı, garip, acayip.

Bir tutam : Çok az, bir tutamlık.

Bir türlü : Hiçbir şekilde, hiçbir yolla. Tekrarlı kullanıldığında işin yapılmasının da yapılmamasının da aynı derecede kötü olduğunu belirten bir söz.

Bir vakitler : Geçmiş zamanda, eskiden, vaktiyle.

Bir yana : -den başka, sayılmazsa, hariç tutulursa.

Bir yanda : Bir tarafta, hem ... hem.

Bir yandan : Bir taraftan, hem ... hem.

Bir yığın : Birçok, pek çok.

Bir yol : Bir kez, bir defa.

Bir yudum : Birazcık, çok az, bir yudumluk.

Bir zahmet : Zahmet olmazsa.

Bir zaman : Belirli bir süre, biraz. Geçmiş zamanda, eskiden, vaktiyle.

Birdenbire : Ansızın.

Birdirbir : Oyuncuların birbirinin üstünden atlayarak oynadıkları bir oyun.

Birebir : İstenildiği gibi, uygun. Etkisi kesin olan.

Bire bir : Yüz yüze, karşılıklı olarak. Ölçü, miktar vb. özellikleri eşit olarak. Aynı, tıpkı.

Bire bir eşleme : İki kümenin elemanları arasında, bir elemana karşı, bir eleman alınarak yapılmış olan eşleme.

Ağzı bir : Söz birliği etmiş.

Arada bir : Ara sıra.

Ayda yılda bir : Çok seyrek olarak.

Beş bir : Pencüyek.

Binbir : Pek çok, çok sayıda.

Binde bir : Seyrek. Nadir, az bulunan.

Daha bir : Değişik, farklı.

Dört bir : Ciharıyek.

Elde bir : Kesinlikle gerçekleşecek şey.

Ellibir : Eldeki dizili kâğıtların sayısal toplamı elli bir olduğunda açılmasına ve geri kalan kâğıtların elden çıkarılmasına dayalı bir tür iskambil oyunu.

Hangi bir : Bilinmeyen, belli olmayan.

Hep bir ağızdan : Toplu olarak (söylemek, konuşmak).

Her bir : Sayılabilen şeylerin ayrı ayrı hepsi, beher.

Herhangi bir : Belli olmayan, rastgele (kimse veya şey).

Hiçbir : Bir addan önce getirilerek o adın bildirdiği varlıktan bir tanesinin bile olmadığını anlatan bir söz.

İki bir : Zarla oynanan oyunlarda zarlardan birinin bir, öbürünün iki benekli olan yüzünün üste gelmesi.

İkide bir : Sıklıkla, sürekli, ikide birde.

Kapı bir komşu : Aynı kapıdan giriş çıkış yapan komşulardan her biri. Bitişikte oturan komşu.

Kırkyılda bir : Uzun süre sonunda. Çok seyrek olarak.

Nisan bir : Nisan ayının birinci gününde yapılmış olan aldatma veya şaka, nisanbalığı, nisan bir şakası.

Nisan bir şakası : Nisan bir.

Onbiraylık : Çuha çiçeği.

Şöyle bir : Kısa süreli. Üstünkörü.

Üç bir : Zarla oynanan oyunlarda, atılan zarlardan birinin bir, öbürünün üç benekli olan yüzünün üste gelmesi, seyek.

Yirmibir : Eldeki kâğıtların sayı toplamının yirmi bir olmasına dayalı bir tür iskambil oyunu.

İkide birde : İkide bir.

Başka biri : Diğer bir kimse.

Hiçbiri : Bir teki, biri bile.

Aynı : Eski durumunda kalmış, değişmemiş. Benzer. Başkası değil, yine o. Aralarında ayrım olmayan.

Benzer : Benzeşim. Nitelik, görünüş ve yapı bakımından bir başkasına benzeyen veya ona eş olan, benzeri, müşabih, mümasil. Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde asıl oyuncunun yerine çıkan, yapı ve yüz bakımından bu oyuncuyu andıran kimse, dublör.

Beraber : -e rağmen, -e karşın. Aynı düzeyde. Birlikte, bir arada.

Bu : En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz. Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz.

Sayı : Gazete, dergi vb. sürekli yayınların bir bütün oluşturan, değişik tarih, numara taşıyan baskılarından her biri, nüsha. Bir spor karşılaşmasında taraflardan her birinin başarı derecesini gösteren nicelik, skor. Sayma, ölçme, tartma vb. işlerin sonunda bulunan birimlerin kaç olduğunu bildiren söz, adet.

Kadar : Büyüklüğünde, genişliğinde. Bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirten söz. Ölçüsünde, derecesinde. Süre belirten bir söz. Dek. Gibi. Denli. Miktarda, derecede.

Tek : Önüne getirildiği cümleye istek ve özlem kavramı katar. Kadeh içinde belirli ölçüde olan (içki). Eşi olmayan, biricik, yegâne. İki ile bölünemeyen (sayı). Hiç, hiçbir. Birbirini tamamlayan veya aynı türden olan nesnelerden her biri. Yalnızca. Sessiz, hareketsiz, uslu.

: Aynştaynyum elementinin simgesi. Notada duraklama zamanı ve bunu gösteren işaretin adı.

Bir : Ancak, yalnız. Aynı, benzer. Tek. Beraber. Sadece. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Sayıların ilki. Eş, aynı, bir boyda. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bu sayı kadar olan. Bir kez.

Ortaklaşa : Ortak iş. Ortak olarak, el birliğiyle, müştereken, kolektif.

Birleşik : Bir araya gelmiş, birleşmiş olan, müttehit.

Müşterek : Birlikte. Ortaklaşa, el birliğiyle yapılmış olan veya hazırlanan. Ortak.

Kez : Bazı sayı sıfatlarıyla birlikte kullanılarak bir olayın ve olgunun her bir tekrarlanışını bildiren söz, defa, kere, sefer.

Sadece : Yalnızca.

Ancak : "Olsa olsa, en çok, daha çok, güçlükle" anlamlarında, bir şeyin daha çoğunun, ilerisinin olmadığını gösteren bir söz, dar, gücün. "Yalnızca" anlamında, sınırlama bildiren bir söz, bir. En erken. "Lakin, ama, fakat, yalnız" sözleri gibi bir düşünceye karşıt ikinci bir düşünceyi anlatan bir söz.

Yalnız : (ya'lnız) Yalnızca. (ya'lnız) Yanında başkaları olmayarak. Ama. Toplumsal ilişkilerden yoksun veya yoksun bırakılan kişi. Yanında başkaları bulunmayan.

Bir abam var atarım, nerede olsam yatarım : tek başına yaşayan bir kimse, sorumluluğunda başkaları olmadığı için rahat hareket eder.

Bir adlu : Aynı adı taşıyan.

Bir ağız : Bir defa, bir kere, bir defaeık.

Bir ağız ekmege çarpıni galmak : Bir lokma ekmek için çırpınmak.

Bir alagat : Bir aralık, biraz: Tavşan belenden aşarka bir alagat gördüm.

Bir gen bir enzim hipotezi : Her genin bir polipeptit zincirini kolladığını söyleyen ve 1930-40'larda biyokimyasal mutantların incelenmesinden gelişen hipotez.

Bir gen bir enzim varsayımı : Her genin bir polipeptit zincirini kodladığını söyleyen ve 1930-40’larda biyokimyasal mutantların incelenmesinden gelişen hipotez.

Bir gıballı : Aynı durumda, görünüşte. İnsan bir gıballı kalmaz.

Bir gıvık : Küçücük, boyu bir karış

Bir göç mikdarı : Bîr konaklık.

Diğer dillerde Bir anlamı nedir?

İngilizce'de Bir ne demek? : [Bir] adj. single; some

n. single, one, one person or thing

pref. mono, uni

Fransızca'da Bir : un, une

Almanca'da Bir : adj. einhellig, einig

ART. ein, eine

num. ein, einsPROn. einige, einiger, einiges

Rusça'da Bir : n. единица (F), монада (F), раз (M)

adj. одинаковый, общий

adv. только лишь, так num. один PART. то pref. моно- pron. какой-либо, какой-нибудь, какой-то

Bir ile ilgili yorumlar  

Bu kısımda Bir nedir? Bir ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Bir tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Bir hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.

Popüler Konular

En Son Yorumlar

  • Elektron yakalama: yıldırım elektronları toprağa boşalmadan önce yakalanabilir mi?...
  • Pafta: pafta numarasındaki i harfinin anlamı nedir örn.24i gibi...
  • Geri kazanım: Çok teşekkürler geri kazanım atık toplama ve atık yağ toplama ile ilgili güzel bir yazı olmuş....
  • Hallaçlık: hallacı nasıl bulabilirim mersindeyim...
  • Çavşırı: Çavşır bitkisi ile ilgili detaylı bilgi (nerelerde yetişir vs...) alabilir miyim?...