Çıka nedir, Çıka ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Kız çocuğu.

Yaramaz çocuk.

Çıka ile ilgili Cümleler

    Çık ile ilgili Cümleler

    • Çık hayatımdan!
    • Dışarı çık ve biraz daha odun getir.
    • Kocana sahip çık Mary!
    • Öne çık da seni de görelim.
    • Eğer tuvalette işin bittiyse, dışarı çık çünkü bekleyen başka insanlar da var.
    • Sınıftan çık
    • Böyle davranmaya devam edeceksen, çık git bu evden!
    • Sadece sürekli çalışma yerine arada bir dışarı çık ve eğlen.
    • Şimdi yukarı çık ve odanı temizle.
    • Çabuk çık dışarı.
    • Çık bu bedenden Tom!
    • Yukarı çık lütfen.
    • Çık git, hemen şimdi!
  • “Aslan gibidir maşallah, taşı sıksa suyunu çıkarır, diyor.”
  • Çıkarıyoruz.
  • “Nerdee iş nerede. Bizimkinin ağzını bıçak açmıyor. Burnunu tutsan canı çıkacak.”
  • “Benim yerinden dahi kımıldatmaya gücümün yetmediği Afrika seyahatnamesini yere indirtir, kendim de yere uzanır, gözlerim ağrıyıncaya kadar yazıları sökmeye çalışırdım.”
  • “Ancak çoğu sansür görevlisi de rüşvet alabilmek için güçlük çıkarıyordu.”
  • “Memleketine mi dönüyormuş neymiş, bütün eşyasını satılığa çıkarmış.”
  • Çıkarken ışıkları kapattığından emin ol.
  • “Gürültü etmeden, iz bırakmadan, hadise çıkarmadan çalışıyorlar, arılar gibi.”
  • Köpeğimin adı Belysh. Bu yaz ona pençesini çıkarmasını öğrettim. Her sabah erkenden kalkıp onu besliyorum. Sonra yürüyüşe çıkarız. O beni diğer köpeklerden korur. Ben bisiklet sürmeye gittiğimde, o yanımda koşuyor. Onun bir arkadaşı var, adı Chernyshka. O onunla oynamaktan hoşlanıyor. Belysh çok kibar ve zeki bir köpek.
  • “Kırlarda karısı ile birlikte çıkacakları uzun at gezintilerinin, ocak ateşlerinin tadını çıkarırdı.”
  • “Eskilerden bir kısmını yok pahasına elden çıkarmak gerekecek.”
  • “Kızının çocuklarının nüfusunu çıkartacağım.”
  • “Bir tuğla işçisi kerpiç kalıbını kapmış, karısının sırtında model çıkarmış, kadın ciyak ciyak.”
  • “Elverişli durumların kokusunu hemencecik alıyor, sinekten yağ çıkartmasını biliyordu.”
  • “Bir hikâye anlatır, erkekleri yerin dibine batırır çıkarırdı.”
  • “Bir rüyadan böyle abuk sabuk sonuçlar çıkardığım için kendimi suçlayarak bu tuhaf düşünceleri attım kafamdan.”
  • “Tuttuğu odayı, ayda üç bin Frankla başkasına veriyor; arada hiç olmazsa cep harçlığını çıkarıyordu.”
  • “Rica ederim bey, gelir gelmez ayağının tozu ile dırıltı çıkarma.”
  • “Lezzetini çıkara çıkara hikâyesine devam ediyordu.”
  • “Bu cins çocukların da ekmeğini taştan çıkarmak için ölürcesine çalıştıklarını görüyorum.”
  • “Kaynanam olacak o kadın her türlü müşkülatı çıkarıyor.”
  • “Sekiz balya tütününden bir ya da iki balyasını ıskartaya ayırabileceklerini aklından geçirmeye başladı eksperlerin.”
  • “Her kadının takdim edilmek için can attığı böyle büyük bir adamla dansı yarıda bırakıp rezalet çıkarmak için insanın aklı kaçık olmalı.”
  • “Mesela şimdi yorgunluk çıkarmak için yıkanmak istersiniz.”
  • “Sonra peşine herifleri taksın ha! Alimallah pöstekisini çıkarırdım.”
  • “Durup dururken zırıltı mı çıkarmalı?”
  • “Perihan adında bir bayan, bizim güveyi dans arasında ayartıp baştan çıkarmış.”
  • “Fetvayişerife mi çıkarıyorsun be?”
  • “Bu işteki uygunsuzluğu daha iyi ortaya çıkarmak için bir mukayese yapalım.”
  • “Kadın dergileri bizi göklere çıkarıyorlardı, bunu da hak etmemiştik.”
  • “Yirmi beş senedir Beykoz'daki o tekke gibi evde çile dolduruyorum.”
  • “Bunlar yaşama yolunda bir engele çarptılar mı hemen dedelerinin adını verirler ve kendilerini güçlükten sıyırıp çıkarırlardı.”
  • “Sizi kaptan bir filika ile karaya çıkarır.”
  • “Karanlıkta bana çarpıp da gürültü yapmamaya dikkat ederek kapıyı açtım.”
  • Ali çekmeceyi tekrar açtı ve bir not defteri çıkardı.
  • “Lanet kelimesini her anışında istavroz çıkarıyordum.”
  • “İskemlesinde sıkıntıyla kıpırdanarak iç geçirdiğini duydum, sorun çıkarmaya başladığımı düşünüyordu.”
  • “Bırak muamma konuşmayı / Çıkar ağzından baklayı / Bahtımız aydınlanıversin”
  • “Sözlerinin ardında sitem vardı ama daha çok günah çıkarıyordu.”
  • Ali şapkasını çıkardı ve onların önünde eğildi.
  • “Zaten yol boyunca hem lezzetli hem de buzdolabına taş çıkartacak sulardan geçeceğiz.”
  • Ali anahtarını çıkarıp kapıyı açtı.
  • “Şu dünyada her birimiz alnımızın teriyle ekmeğimizi çıkarmak zorundayız.”
  • “Nesi var nesi yoksa toplar, buraya getirir, mezada koyardı.”
  • Çıkabiliyorken çık.
  • “Allah'ın bildiğini kuldan ne saklamalı, ilk önce aklımdan bazı çirkin şüpheler geçer gibi olmuştu. Hastanenin ıcığını cıcığını çıkarmıştım.”
  • “Karşı taraftan konuşanın kolağası Mustafa Kemal oluşu hepsini çileden çıkarır.”
  • “Sen öz babanın öcünü alamadın diye o da dedesinin ahını yerde mi koyacaktı?”
  • Çıkarken kapıyı kapatabilir misin?
  • Çıkabiliyorken buradan çık.
  • “Günün bu son hazzını çıkarmadan ondan niçin vazgeçeriz?”
  • “Yasak oyunum bu rejimde aklandı, Ulvi Uraz onu ramp ışığına çıkardı.”
  • “Beni sırf, Müslüman olmayan bir erkeği sevdim diye hayatından çıkaran babamın evine dönmeyeceğim.”
  • “Çoktandır aramızda tatsızlık çıkardığım yoktu.”
  • “Pazarın keyfini çıkarmak için saat ona doğru villanın ucu deniz kıyısına varan bahçesine çıktı.”
  • “Genzinden çıkardığı seslerle ağlama taklidi yapıyordu.”
  • “Şimdi unutup laf mı çıkarıyorsun?”
  • “Sesini çıkarmadı. Mütevekkil bir hâli vardı.”
  • “Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.”
  • Çıkabiliyorken çıkalım.
  • “Bir şeye ad koymak, satışa çıkarılan malın üzerine yafta asmaya benzetilebilir.”
  • “Çocuklar her atılımını boşa çıkarıyor, onunla alay ediyorlar.”
  • “Bir gün hiç yoktan kavga çıkarıp oğlanın ağzını burnunu bir güzel dağıtıverdiler.”
  • “Sonra kendini büsbütün temize çıkartmak için üstünün ve eşyasının aranmasını istedi.”
  • “Şimdi, artık gözünden ve gönlünden çıkardığı bu adamın her şeyi onun için müsavi idi.”
  • “Aslında bütün mesele, düğün için engel çıkarmakta.”
  • “Sonra tahsisat yoktur, gelecek sene bütçesine para konulacak diye lakırtı çıkardılar.”
  • “Marifetlerini birer birer meydana çıkarıyor.”
  • “Herhangi bir hastada aldığı tedbirlere rağmen beklediği sonucun doğmaması onu zıvanadan çıkarırdı.”
  • “İnsan, emeğini o kadar kolay gözden çıkaramıyor.”
  • “Dünyanın tadını çıkarmaya devam ettik.”
  • “Bunca gecikmişliğe rağmen o günlerin acısını çıkarabilmesine imkân tanımalıydı.”
  • “Yönettiği bütün toplantılarda, batılı bir metotla kısa zamanda verimli iş çıkarmakta üstüne yoktu.”
  • “Bununla beraber muhtar, bu vakadan köyün davası için bir pay çıkarmayı ihmal etmemektedir.”
  • Avustralya'ya bir yolculuğa çıkalım.
  • “Her yazdığımı tutan hocayı mahcup çıkarmamak için yazdıklarımı daha ciddi bir öz eleştiri eleğinden geçirir olmuştum.”
  • “Münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılmaz.”
  • “Siz niçin bundan kendinize hisse çıkarmıyorsunuz?”
  • “Ben senin yengenim, amcanın karısıyım, bunu sakın aklından çıkarma!”
  • “O zaman, diplomatlar bu kıssadan lazım gelen hisseyi çıkarmasını bilmişler miydi? Ne gezer!”
  • “Hıncını çıkarmak için başka vesileler arıyordu.”
  • Çıkarken kapıyı kilitlemeyi unutma.
  • “Evde önüne gelenin öfkesini kendisinden çıkarmasına alışıktı.”
  • “Ustanın kendisini küçük burjuva münevveri diye aşağılık görmesinin acısını çıkarıyor.”
  • Bu banka her zaman kendi çıkarlarını gözetir.
  • Soğanın acısını çıkarmak.
  • “Sanki o, kaçırdığım, elden çıkardığım bir fırsattı.”
  • “İnsanlar bizim bahçeye çağırdığımız arkadaşlarımıza bile ses çıkarmıyorlardı.”
  • “Beraber eski kilise harabesine girdiler, kadın burada haç çıkardı.”
  • “İşte bak, hücre kapısını çıt çıkarmadan araladı, yine bir şey diyecek.”
  • “Size bir fenalık edebilir, sizi işinizden attırır, vekâlet emrine alır, vakitsiz emekliye çıkartabilir.”
 

Çıka ile ilgili Atasözü veya Deyim

 

acı söz insanı dininden çıkarır : “insanın gururunu inciten söz, o kimseyi kötü davranışlarda bulunmaya yöneltir” anlamında kullanılan bir söz.

acısını çıkarmak : acılığını yok etmek Mecaz anlamı uğradığı maddi veya manevi zararı karşılayacak bir iş yapmak Mecaz anlamı öç almak.

adamın adı çıkacağına canı çıksın : insanın adı çıkacağına canı çıksın.

af çıkarmak : bir suçun bağışlanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çıkarmak.

ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur : “çocuklar ana ve babalarından öğrendiklerini yapmaya özenirler” anlamında kullanılan bir söz.

ağanın malı çıkar, uşağın canı : “bir afeti önlemek için patron malını, işçi de canını feda eder” anlamında kullanılan bir söz.

ağzından baklayı çıkarmak : baklayı ağzından çıkarmak.

ağzından çıkanı (veya çıkan sözü) kulağı duymamak (veya işitmemek) : sözlerini tartmadan söylemek.

ahkam çıkarmak : kendi düşüncelerine dayanarak birtakım yargılara varmak.

aklından çıkarmamak : sürekli hatırlamak, unutmamak.

anasının ipini satmış (veya pazara çıkarmış) : ipsiz, kendisinden her türlü soysuzluk beklenebilen kişi.

anlam çıkarmak : bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam yakalamak Mecaz anlamı yersiz ve gereksiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek; bir söze, söyleyenin aklından geçmeyen bir anlam vermek.

arabasını düze çıkarmak : karşılaştığı güçlükleri yenip işini kolay yürür duruma getirmek.

arada çıkarmak : başka işler arasında bir işi de yapıvermek.

aradan çıkarmak : birçok işten birini yapıp bitirivermek.

arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar : “bir sözün yalan olduğu çabuk anlaşılır ve söyleyen toplum içinde utanılacak bir duruma düşer” anlamında kullanılan bir söz.

asker çıkarmak : bir devlet belli kanunlara bağlı olarak asker toplamak genellikle düşman kıyılarına asker indirmek.

askıya çıkarmak : evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayıtlarının bulunduğu yerde askı yoluyla ilan etmek.

atalar çıkarayım der tahta, döner dolaşır gelir bahta : “ana baba, çocuğuna mutlu bir yaşam sağlamaya çalışır ancak kaderde yazılı olan gerçekleşir” anlamında kullanılan bir söz.

azıksız yola çıkanın iki gözü el torbasında olur : “ileride gereksinim duyacağı şeyleri zamanında hazırlamayan kişi, hazırlık yapan diğer insanlardan yardım bekler” anlamında kullanılan bir söz.

baklayı ağzından çıkarmak : açık söylemekten kaçındığı bir sorunu sonunda açıklamak.

başına çıkarmak : şımartmak, çok yüz vermek.

baştan çıkarmak : kötü yola sürüklemek, doğru yoldan saptırmak karşı cinsi bir ilişkiye ikna etmek.

bela çıkarmak : kavga çıkarmak.

bir koyundan iki post çıkarmak : olması gerekenden daha fazla elde etmek.

(bir şeyi) açığa çıkarmak : ikiden fazla elementin birleşim işlemi sonrasında atom değerleri yüzünden dışarıda element kalmak.

(bir şeyi) kuvveden fiile çıkarmak : düşünülen, tasarlanan şeyi gerçekleştirmek.

(bir şeyin) gözünü çıkarmak : beceriksizce davranmak, zarara uğratmak iyisi dururken en kötüsünü seçmek.

(bir şeyin) keyfini çıkarmak : bir şeyden iyice tat almak.

(bir şeyin) örneğini çıkarmak : benzerini yapmak veya çizmek.

birbirinin gözünü çıkarmak : kıyasıya dövüşmek.

(birinden) öfkesini çıkarmak (veya almak) : öfkeli kişi haksız yere ilgisiz birine çatmak.

(birine) dil çıkarmak : alay etmek, eğlenmek.

(birine) müşkülat çıkarmak : yapmakta bulunduğu işi güçleştirecek durumlar yaratmak.

(birine veya bir şeye) taş çıkarmak (veya çıkartmak) : biri ötekinden özellik, yetenek ve benzerleri bakımından üstün olmak.

(birini) açığa çıkarmak : işinden çıkarmak.

(birini) cebinden çıkarmak : birinden çok üstün olmak.

(birini) çileden çıkarmak : çok kızdırmak.

(birini) gönülden çıkarmamak : sevilen kimseyi unutmamak.

(birini veya bir şeyi) göklere çıkarmak : aşırı derecede övmek.

(birini) yalancı çıkarmak : birinin yalan söylediğini ortaya koymak veya yalan söylememesini sağlamak.

(birini) zıvanadan çıkarmak : sinirlendirmek, öfkelendirmek.

bok etmek (veya bokunu çıkarmak) : bir işi, bir şeyi bozmak, berbat etmek.

boşa çıkarmak : olumlu bir sonuç alınmasını engellemek.

boynuz kulaktan sonra çıkar ama kulağı geçer : “bir konu üzerinde sonradan yetiştikleri hâlde kendilerinden önce yetişmiş olanları geçenler vardır” anlamında kullanılan bir söz.

böcek çıkarmak : ipek böceği yetiştirmek.

buğday başak verince orak pahaya çıkar : “gereksinim duyulan şey değer kazanır” anlamında kullanılan bir söz.

burnunu sıksan canı çıkacak : çok zayıf ve güçsüz kimseler için kullanılan bir söz.

canı çıkasıca : “büyük zarara veya kötülüğe uğrasın, perişan olsun, ölsün” anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

canını çıkarmak : hırpalamak, çok yormak, yıpratmak.

cep harçlığını çıkarmak : günlük masrafını karşılayacak kadar kazanç sahibi olmak.

cıcığını çıkartmak : [Bakınız: cacığını çıkartmak].

çamurdan çekip çıkarmak : birini kötü veya onurunu tehlikeye düşüren bir durumdan kurtarmak.

çanağa ne doğrarsan kaşığında o çıkar : “kişi, kendisi için önceden yaptığı hazırlıkların verimini ileride alır” anlamında kullanılan bir söz.

çıkar gözetmek : çıkarına bakmak.

çıngar çıkarmak (veya koparmak) : gürültü, kavga çıkarmak.

çırak çıkarmak : Kız gelin etmek.

çıt (veya çıtını) çıkarmamak : ses çıkarmamak hiç konuşmamak.

çile çıkarmak (veya doldurmak) : sıkıntılı bir işin veya bir durumun sona ermesini beklemek.

çobanın gönlü olursa (veya olunca) tekeden yağ (veya süt) çıkarır : “kişi istediğinde olmayacak gibi görünen işlere çözüm yolu bulur” anlamında kullanılan bir söz.

çürüğe çıkarmak : bir nesneyi işe yaramayacak durumda olmasından dolayı kullanmamak.

dağarcığındakini çıkarmak : hazırladığı bir sözü söylemek.

dala çıka : büyük güçlüklerle.

dedikodu çıkarmak : birisi hakkında dedikodu ortaya atmak.

değirmen taşının altından diri çıkar : “en ağır şartlarda bütün güçlükleri yener” anlamında kullanılan bir söz.

deveyi düze çıkarmak : güçlükleri giderip işleri yoluna koymak.

dırıltı çıkarmak (veya etmek) : çekişmeye yol açmak.

diken battığı yerden çıkar : “zarar hangi yönden geldiyse ancak o yönden giderilir” anlamında kullanılan bir söz.

diş çıkarmak : çene kemikleri içinde bulunan diş, diş etini deldikten sonra ağız boşluğuna doğru sivrilmek.

döküm çıkarmak : bütün hesap işlemlerini bir listeye yazmak.

durumdan ders çıkarmak : içinde bulunulan şartları değerlendirerek yanlış adım atmamak.

durumdan vazife çıkarmak : içinde bulunulan şartları değerlendirerek sorumluluk yüklenmek.

dünyanın tadını çıkarmak : bütün zevklerden yararlanmak, mutlu ve rahat yaşamak.

ekmeğini çıkarmak : çalıştığı işten geçimini karşılayacak kadar kazanç sağlamak.

ekmeğini taştan çıkarmak : geçimini sağlamakta çok becerikli olmak en zor koşullarda bile kazancını sağlamak.

eksiltmeye çıkarmak : bir işi, istekliler arasında en ucuz fiyat verene bırakmak için ihaleye çıkarmak.

elden çıkarmak : bir şeyin sahipliğini başkasına geçirmek, satmak yitirmek.

emekliye ayırmak (veya çıkarmak veya çıkartmak) : kanuna göre aylık bağlayarak bir görevliyi görevinden ayırmak.

engel çıkarmak : bir işin yapılmasını zorlaştırmak.

er olan ekmeğini taştan çıkarır : “azimli kimse geçim yolunu bulmak için en güç işlerle bile uğraşmaktan yılmaz” anlamında kullanılan bir söz.

eşeği dama çıkaran yine kendi indirir : “yanlış yapan kimse, yanlışı yine kendisi düzeltir” anlamında kullanılan bir söz.

eşeği yoldan çıkaran sıpanın oynaması : “çocuklarının düzensiz davranışı, anne babayı rahatsız eder” anlamında kullanılan bir söz.

faturasını (birine) çıkarmak (veya ödetmek) : sorumluluğu birine yüklemek.

fazla mal göz çıkarmaz : “ne kadar ve ne türden mal olursa olsun malın fazlası elden çıkarılmamalıdır çünkü mutlaka bir gün gelir lazım olur” anlamında kullanılan bir söz.

ferman çıkarmak : padişah tarafından herhangi bir konuda emir verilmek yetkili bir kimse tarafından buyruk verilmek.

ferz çıkarmak : acemi bir oyuncuya karşı vezirsiz oynamak.

fesat çıkarmak (veya fesada vermek) : ara bozmak, ortalığı karıştırmaya çalışmak, insanları birbirine düşürecek işler yapmak.

fetvayişerife çıkarmak : şeyhülislam fetvası ilan etmek Mecaz anlamı kendi kendine yorum getirmek.

fitne fesat çıkarmak : ara bozucu söz söylemek ara bozucu davranışta bulunmak.

genizden konuşmak (veya çıkarmak) : burnu tıkalı gibi konuşmak.

gönlünü pazara çıkarmak : sevmek için kendine yakışanı seçmeyip rastgele birini sevmek.

gözden çıkarmak : bir mal, para, değer yargısı ve benzerleri maddi veya manevi varlığın elden çıkarılmasını kabul etmek.

gözden gönülden çıkarmak : önem vermemek, ilgisini kesmek.

gözü çıkasıca : “kör olsun, görmez olsun” anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

güçlük çıkarmak : bir şeyin gerçekleşmesini engelleyici sebepler ileri sürmek.

günah çıkarmak : Hristiyanlar, Tanrı'nın bağışlaması için papaza gidip işlediği günahları anlatmak Mecaz anlamı kötü davranışlarını, suçlarını açıklamak, anlatmak.

gürültü çıkarmak (veya etmek veya koparmak veya yapmak) : düzensiz ve rahatsız edici sesler çıkarmak kavga, karışıklık, tartışma çıkarmak.

haç çıkarmak : Hristiyanlar, sağ ellerini alın, karın, iki omuz başı ve göğüs hizasına götürerek haç biçiminde tapınma işaretini yapmak, istavroz çıkarmak.

hadise çıkarmak : olay çıkarmak.

hangi taşı kaldırsan altından çıkar : “her işten anlar veya anladığı iddiasında bulunur” anlamında kullanılan bir söz “her işe karışır” anlamında kullanılan bir söz.

hastalık kantarla girer, miskalle çıkar : “hastalık birden ve çok zorlu gelir ama yavaş yavaş iyileşir” anlamında kullanılan bir söz.

hayatından çıkarmak : ilgisini, ilişkisini tamamen kesmek.

hazzını çıkarmak : zevkini çıkarmak.

her deliğe elini sokma, ya yılan çıkar ya çıyan : “sonunu düşünmeden sana zararı dokunma olasılığı bulunan davranışlarda bulunma” anlamında kullanılan bir söz.

herkes aklını pazara çıkarmış, yine kendi aklını almış : “insanlar kendi akıllarını başkalarının aklından üstün görürler” anlamında kullanılan bir söz.

hesap çıkarmak : alacakla vereceği kâğıt üzerinde karşılaştırmak.

hıncını çıkarmak : öcünü almak.

hır çıkarmak : kavga, gürültü çıkarmak.

hırgür çıkarmak : kavga etmek, kavga çıkarmak.

ıcığını cıcığını çıkarmak : incelenmemiş, elden geçirilmemiş hiçbir yerini bırakmamak, en küçük ayrıntısına kadar incelemek, didik didik etmek.

ıskartaya çıkarmak (veya ayırmak) : değersiz bularak bir yana atmak, işe yaramadığı için ayırıp bir yana koymak.

icat çıkarmak : hoş görülmeyen yeni bir huy, davranış göstermek yadırganan bir yol tutmak ortaya gereği olmayan bir sorun atmak.

ihaleye çıkarılmak : eksiltmeye veya artırmaya çıkarılmak.

insanın adı çıkacağına canı çıksın : “insanın haklı veya haksız yere adı bir defalık kötüye çıktı mı ondan sonra yaptıkları hep o gözle değerlendirilir” anlamında kullanılan bir söz.

istavroz çıkarmak : haç çıkarmak.

iş çıkarmak : çok iş yapmak gereksiz, uğraştırıcı bir işe yol açmak, sorunlara neden olmak.

işin içinden çıkamamak : başaramamak, sorunu çözümleyememek.

işini kış tut da yaz çıkarsa bahtına : “başladığın bir işte her zaman güçlüklerle karşılaşacağını varsay ki sonunda hayal kırıklığına uğramayasın, iyi sonuçlar aldığında sevinesin” anlamında kullanılan bir söz.

kafasından çıkarmak (veya atmak) : bir şeyi unutmak veya ondan vazgeçmek.

kamburunu çıkarmak : insan, kedi ve benzerleri sırtını tümsek duruma getirmek.

kanun çıkarmak : Türkiye Büyük Millet Meclisi kanun hazırlayarak kabul etmek.

karaya çıkarmak : göl veya denizden karaya çıkmasını sağlamak.

kargaşa çıkarmak : gürültü patırtıya yol açmak.

kaş yapayım derken (veya yaparken) göz çıkartmak (veya çıkarmak) : işi düzelteyim derken büsbütün bozmak.

kaşıkla yedirip sapıyla (gözünü) çıkartmak : yaptığı bir iyiliği hiçe indirecek kötülükte bulunmak.

kavga çıkarmak : kavgaya neden olmak.

keçesini sudan çıkarmak : güç olan bir işi, durumu yoluna koyarak rahatlamak.

keçi nereye çıkarsa oğlağı da oraya çıkar : “büyüklerin tuttuğu yol, küçüklere örnek olur” anlamında kullanılan bir söz.

kendine hisse çıkarmak : ders almak.

kendini (veya birini) temize çıkarmak (veya çıkartmak) : aklandırmak.

kısmetinde ne varsa kaşığında o çıkar : “kişi ne kadar çabalarsa çabalasın alın yazısındaki şeye ulaşır” anlamında kullanılan bir söz.

kıssadan hisse almak (veya çıkarmak) : anlatılan bir olaydan ders almak.

kopyasını çıkarmak : kopya etmek.

kuyudan adam çıkarmak : olumsuz, uygunsuz veya yasal olmayan bir duruma son vererek birini haklarına kavuşturmak unutulmaktan kurtarmak.

laf çıkarmak : yeni bir şey söylemek, ortaya atmak dedikodu yapmak.

lakırtı çıkarmak : laf çıkarmak.

lezzetini çıkarmak : tadını çıkarmak.

mahcup çıkarmamak : utandırmamak.

mana çıkarmak : yersiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek bir söze, söyleyenin aklından geçmeyen bir anlam vermek anlam çıkarmak.

maraza çıkarmak : kavgaya yol açmak, kavga çıkarmak, anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak.

mesele çıkarmak : sorun çıkarmak.

meydana çıkarmak : açıklığa kavuşturmak, ortaya çıkarmak, belli etmek bularak ortaya çıkarmak.

mezada çıkarmak (veya koymak) : açık artırma yoluyla bir malı satışa çıkarmak.

mezardan çıkarmak : bir kimseyi ölümden kurtarmak.

model çıkarmak : kumaş kesiminden önce kâğıt ve benzerleri malzeme üzerine parçanın örneğini hazırlamak Mecaz anlamı bir şeyi vurarak izini çıkarmak.

ne çıkar : ne zararı var? “Dar bir gün gelmiş, birinden üç beş kuruş almışım, bundan ne çıkar?” -M. Ş. Esendal bir sonuç vermez nasıl bir yarar umulur?.

nüfusunu çıkarmak : nüfus kütüğüne kayıt yaptırarak nüfus cüzdanı almak.

oğul çıkarmak : bir kovan, yeni bir oğul arısı topluluğu meydana getirmek.

olay çıkarmak : hoş olmayan bir durum yaratmak, hadise çıkarmak.

ortaya çıkarmak : delilleriyle göstermek, ispat etmek.

öç (veya öcünü) almak (veya çıkarmak) : yapılan bir kötülüğün acısını kötülük yaparak çıkarmak, intikam almak.

paçavrasını çıkarmak : paçavraya çevirmek.

para çıkarmak : para basmak başka yerde bulunan kimseye posta veya banka ile para göndermek.

parasını çıkarmak : anaparayı kurtarmak, masrafını çıkarmak.

patırtı çıkarmak : kavgaya sebep olmak, kavga çıkarmak.

patron çıkarmak : patronları çizili olduğu modelden kopya yolu ile bir kâğıda geçirip kesmek.

pay çıkarmak : bir olay veya durumdan gereken deneyimi kazanmak, tutulacak yolu belirlemek.

pazara çıkarmak : satılığa çıkarmak.

pöstekisini çıkarmak : öldürmek, yok etmek.

problem çıkarmak : sorun çıkarmak.

pürüz çıkarmak : engel çıkarmak.

ramp ışığına çıkarmak : bir oyunu sahnelemek.

resim çekmek (veya çıkarmak) : fotoğraf makinesiyle bir şeyin biçimini kâğıda geçirmek.

rezalet çıkarmak : rezalet sayılacak bir durumun ortaya çıkmasına yol açmak.

rızkını çıkarmak : günlük yiyecek parasını çıkarmak.

satılığa çıkarmak : satmak, satışa çıkarmak.

satışa çıkarmak : satmak için ortaya koymak.

satıya çıkarmak : satışa çıkarmak.

ses çıkarmamak (veya etmemek) : bir şeyi hoş görerek karşı çıkmamak, itiraz etmemek.

sesini çıkarmamak : bir şey üzerindeki düşüncesini söylememek.

sıkıp suyunu çıkarmak : sömürmek.

sıyırıp çıkarmak : çekip kurtarmak.

sinekten yağ çıkarmak (veya çıkartmak) : olmayacak şeylerden yararlanmaya çalışmak.

sonuç çıkarmak : bir işlemi bitirip sonuca ulaşmak kesin bir karar veya görüşe varıp bunu bildirmek.

sorun çıkarmak : üzüntü verecek veya içinden güç çıkılır bir durum yaratmak.

söz çıkarmak : laf çıkarmak.

sucuğunu çıkarmak : yormak çok dövmek.

suret almak (veya çıkarmak) : bir belgenin kopyasını çıkarmak.

şablon çıkarmak : kullanılmak üzere örnek elde etmek.

şapka çıkarmak : bir söz veya durum karşısında söyleyecek sözü kalmamak ve takdir etmek.

tadını çıkarmak : bir şeyin güzelliğinden veya sağladığı imkânlardan yeterince yararlanmak.

taşı sıksa suyunu çıkarır : “çok güçlü biridir, her zorluğun üstesinden gelir” anlamında kullanılan bir söz.

tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır : “gönül alıcı, okşayıcı sözlerle karşımızdakinin inadı yenilebilir” anlamında kullanılan bir söz.

tatsızlık çıkarmak : hoşa gitmeyen, can sıkıcı, gergin bir duruma sebep olmak.

tedavüle çıkarmak : parayı piyasaya çıkarmak.

tefrika çıkarmak : birbirine kötülük etmeye kadar varan sürekli anlaşmazlık yaratmak.

temiz iş altı ayda çıkar : “doğru dürüst yapılması istenen iş uzun zaman ister” anlamında kullanılan bir söz.

tezvir çıkarmak : birisi hakkında kovculuk etmek.

tulum çıkarmak : Kesilen davarın derisini yarmadan bütün olarak soymak.

ulak çıkarmak : haberci göndermek, posta çıkarmak.

vatandaşlıktan çıkarılmak : yurttaşlık hakları elinden alınmak.

yanlışını çıkarmak : yanlışını bulup göstermek.

yasa çıkarmak (veya yapmak veya koymak) : bir yasa önerisi, yasama gücü tarafından onaylanmak.

yazıyı çıkarmak (veya sökmek) : okuyabilmek.

yemek çıkarmak : ağırlamak için yemek sunmak.

yerin dibine batırıp çıkarmak : çok utandırmak, rezil etmek.

yorgunluk (veya yorgunluğunu) atmak (veya çıkarmak) : dinlenmek yaptığı işten, yorgunluğu unutturan, sevindirici bir sonuç almak.

yüzünü kara çıkarmak : birini utandırmak.

zırıltı çıkarmak : anlaşmazlık sebebiyle kavga etmek.

zimmet çıkarmak : eksik veya yanlış yapılan bir işlemden dolayı kişiye fazladan ödenen miktarı belirlemek ve ödemesini sağlamak için bildirimde bulunmak.

zorluk çıkarmak : bir şeyin yapılmasını engellemek için çeşitli sorunlar yaratmak.

zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına : “rastgele yapılan plansız işlerde yöntem, kural aranmaz” anlamında kullanılan bir söz.

Çıka kısaca anlamı, tanımı

Ad çıkarmak : Ün salmak, şöhret kazanmak

Adrenokortikotropik hormon çıkarma faktörü : Hipofiz bezinin pars distalis bölgesinden salgılanan ve adrenal korteks hormonlarının salgılanmasını sağlayan hormon.

Aga çıkarmak : Temize çıkarmak.

Agraf çıkarma pensi : Agraf çıkarmada kullanılan pens.

Aka çıkarmak : Temize çıkarmak.

Ana çıkar iyesi : Bir ödünü geri çekmek ya da değiştirmek isteyen GATT üyesi bir ülke satağında (pazarında), görüşmelerden önceki belli bir dönemde, o ödünün başta kendisi ile görüşülmüş olduğu ülke ve osatağa baş satıcı ülkeden sonra gelen paycı GATT üyesi ülke.

Ardıl çıkarım üstikileri ortalaması : Evren değişkesinin, bağımsız gözlemler dizisinde ardı ardına gelen gözlemler arası çıkarıma dayalı kestirimi :.

Arkasını çıkartmak : Üstünü çıkartmak, elbisesini soyunmak.

Aynı çıkaklı : Aynı organ tarafından boğumlanan seslere denir: b veu aynı çıkaklıdır.

Ayrı çıkaklı : Ayrı organlar tarafından boğumlanan seslere denir: b ve d’nin ikisi de ötümlü olduğu halde ayrı çıkaklıdırlar.

Baba çıka : Öl, geber anlamında ilenç olarak kullanılır.

Baba çıkası : Öl, geber anlamında ilenç olarak kullanılır.

Baba çıkasıca : Öl, geber anlamında ilenç olarak kullanılır.

Baş çıkarmak : Görünmek, zuhur etmek.

Başa çıkarmak : Şımartmak.

Bestiriğini çıkarmak : Çok dövmek, pestilini çıkarmak.

Beylik fırın has çıkarır : “devlet görevlisi olmak insana birçok kazanç sağlar” anlamında kullanılan bir söz.

Birlik çıkarına aykırılık : Yapıt iyeleri birliğindeki bir kişinin birlik çıkarına aykırı davranması.

Boba çıkasıca : Öl, geber anlamında ilenç olarak kullanılır.

Bobalara çıkası : Ölsün, yok olsun anlamında ilenç.

Boya çıkarıcı : Boyalı ağacın rengini doğal hale getirmede kullanılan, kimyasal etkili sıvı gereç.

Boynuz çıkarma : Boynuz köreltme.

Boynuz çıkarma aygıtı : Robert, Hodge gibi tipleri bulunan buzağılarda boynuz çıkarmaya yarayan aygıtlar.

Cacığını çıkarmak : Berbat etmek, ezmek.

Cıcığını çıkarmak : Berbat etmek, ezmek.

Cıdırık çıkarmak : Oyun bozanlık etmek.

Cıngal çıkarmak : Yerli yersiz kavga çıkarmak.

Cıngar çıkarmak : Yerli yersiz kavga çıkarmak.

Cınkar çıkartmak : Yerli yersiz kavga çıkarmak.

Cinas çıkarmak : Arabozuculuk yapmak.

Cinkalak çıkarmak : Kavga çıkarmak.

Cirim çıkarmak : Parça parça etmek. Bir işi çabuk bitirmek.

Curruga çıkarmak : Aldatmak.

Çarhıdını çıkarmak : İşe yaramaz hale getirmek.

Çarık çıkartmaz : Kolera hastalığı.

Çatışan çıkar : [Bakınız: çıkar çatışması].

Çeş çıkarmak : Harman savurmak: Bugün beş tane çeş çıkardık.

Çıkabilme : Çıkabilmek işi.

Çıkabilmek : Çıkma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Çıkaç değeri : Salt çıkaç değeri ya da yerel çıkaç değeri.

Çıkaç öğesi : Bir tikel sıralı kümede her öğeden daha büyük olan öğe. Anlamdaş. sonuncu öğe.

Çıkagörmek : Çıkmaya bakmak, çıkmaya çalışmak.

Çıkak imleri : Bir ürünün ya da malın hangi ülkeden, hangi bölge ya da yerden geldiğini (çıktığını) belirtmek için kullanılan im (Adana pamuğu, Kandıra keteni gibi).

Çıkaklar yasası : Bir ekonomide üretim arttıkça üretilen mallara karşı isteğin artacağını kabul eden kuram.

Çıkakta yanıltma : Bir malın, üzerine konulan imle oradan çıkarılmış, orada elde edilmiş gibi gösterilmesi.

Çıkal : Havuç.

Çıkalamak : Çıkın yapmak.

Çıkamak : Çıkarmak.

Çıkan aorta : Aortanın başlangıcından altıncı torakal omur hizasında columna vertebralis'e ulaştığı yere kadar olan kesimi, aorta assendens.

Çıkan kolon : Kolonun sekumla colon transversum arasındaki bölümü, kolon assendens.

Çıkana : Kız kardeşinin çocuğu, yeğen: Bu akşam çıkanam geldi.

Çıkançu : Eski kayınbirader.

Çıkanın yükselteci : Çıktısı, iki girdi çıkarımının bir işlevi olan yükselteç.

Çıkar kümesi : Belirli bir özlem, ilgi ya da istek yöresinde oluşan bir toplumsal küme.

Çınğar çıkarmak : Yerli yersiz kavga çıkarmak.

Çırpak çıkarmak : Bitirmek.

Çıtıl çıkarmak : Kavga çıkarmak.

Çil çıkarmak : Oyun bozanlık etmek.

Çökmen çıkarık : Tahterevalliye benzeyen, yalnız iki ucuna binince dönen, bir çeşit çocuk oyuncağı.

Damak çıkan atardamarı : Etçilde ve domuzda a. lingualis'ten, koyunda ve keçide a. carotis communis'ten, sığırda a. occipitalis'ten, atgillerde truncus linguofacialis'ten çıkan ve yumuşak damakla bunun kaslarını vaskularize eden atardamar, arterya palatina assendens.

Davun çıkasıca : İlenç olarak kullanılır.

Değişken çıkarım yöntemi : (Zaman dizileri) Dizgesel ve rasgele bileşen içeren zaman dizisinin çözümlenmesi için bir yöntem.

Dem çıkarmak : Ney üflemek.

Dergi çıkarma hakkı : Dergi çıkarmak için yasaların tanıdığı hak (Anayasa, m. 23).

Derisin çıkarmak : Derisini yüzmek.

Dıdıbılak çıkarmak : Oyunda bir kimse karşısındakini yenerek bütün parasını almak.

Dırdıbık çıkarmah : Geçimsizlik etmek, kavga çıkarmak.

Dolaylı çıkarım : Kavramlar arasındaki ilişkilere dayanarak birtakım yargılara varma ve bu yargıların yardımıyla anlam ve sonuç çıkarma.

Durağan değerlerin hizmetten çıkarılması : Tamamen çalışamaz duruma gelmiş, yapılan yıllık aşınma paylarıyla değerleri yitirilmiş ya da modası geçmiş durağan bir değerin hizmetten çıkarılması.

Durağan kuruluşların çalışmadan çıkarılması : Gemiyi terketmek, beraberce donatılan tamir ve navlun sorumluluğundan kurtulmak amacıyla paylarından vazgeçerek birleşimden ayrılma. Durağan kuruluş ve değerlerin hizmetten çıkarılması.

Duyurusuz işten çıkarma ödencesi : Kendilerine duyurulmadan işlerinden çıkarılanlara iş yasasına göre gerçekleşecek dokuncaları karşılığı işverence yapılan ödeme.

Düpedüz geçersiz çıkarım : Kendi olağan yorumunda, öncüllerinin tümü doğru ama sonucu yanlış olan çıkarım; geçersiz kılıcı kümesi düpedüz tutarlı olan çıkarım.

Ecirini çıkarmak : Yerini doldurmak, karşılamak, eksiğini tamamlamak: Emeğine karşılık verdiğim para az oldu ama sonra ecirini çıkarırım. Kötü bir davranışın öcünü çıkarmak, ödeşmek.

Eksiltili tasımsal çıkarım : Bir ya da birden çok sayıda öncülü (önceden bilindiği varsayılarak) kaldırılmış olan tasımsal çıkarım.

Elden çıkarılacak birikimler : İşletme dışı bırakılmış varlıklarla, dönem gereksemesinden daha çok biriken ve elden çıkarılmaları uygun görülen mallar.

Elden çıkarma : Bir firmanın finansal veya sosyal hedefleri doğrultusunda bir ya da daha fazla etkinlik biriminin kapatılması ya da varlıklarının bir kısmının satılması.

Elden çıkarma değeri : Bir işletmenin kapanması veya devredilmesi durumunda varlıklarının satışından elde edilebilecek tahmini değer. Varlıkların işletmede kullanılmasından vazgeçilmesi üzerine, satışından elde edilebilecek değer.

Elektrikli boynuz çıkarıcı : Elektrikli, dağlayarak boynuz çıkarmayı sağlayan aygıt.

Eşer beşer çıkarmak : Unutulmuş bir söz ya da olayı yeniden ortaya çıkarmak, alevlendirmek.

Eşlem çıkarmak : Bir filmden herhangi bir eşlem elde etmek.

Etmek çıkarmak : Ekmek parası kazanmak.

Fetva çıkarmak : Belli bir konuda dini hukuk kurallarına göre izin almak.

Fıçırını çıkarmak : Aşırı ezmek, yormak (Çayağzı).

Fırından çıkarma : Isıl işlem sonunda parçaların fırından çıkarılması işi.

Geçerli çıkarım : Sonucu öncüllerinden çıkan çıkarım, öncülleri doğru kılan bütün yorumlarda sonucu da doğru olan çıkarım; geçersiz kılıcı kümesi tutarsız olan çıkarım.

Geçerli çıkarım kuralları kümesi : Bir mantıksal dizgenin çıkarım kuralları kümesinin geçerli olması, bu dizgedeki bütün kanıtlanır çıkarımların geçerli olması demektir.

Geçersiz çıkarım : Sonucu öncüllerinden çıkmayan, başka bir deyişle geçersiz kılıcı kümesi tutarlı olan çıkarım. Örnek: geçersiz bir çıkarımdır.

Gevşek geçerli çıkarım : Sıkı geçerli olmamakla birlikte belli varlıksal öndayanakların gerçekleşmesi kaşuluyla geçerli olan tasımsal çıkarım. Örnek: SaP.*.SiP biçimindeki çıkarımlar gevşek geçerlidir; çünkü S terimi boş küme olarak yorumlandığında SaP doğru ama SiP yanlış olup; S boş olmayan bir küme ile yorumlandığında SaP doğru ise SiP de doğru olur.

Gıcık çıkarmak : Sorun, mesele çıkarmak.

Gıyık çıkarmak : Belâ çıkarmak.

Göğe çıkan : Şenlik gecelerinde yakılan fişek, maytap.

Göreceli çıkaç değeri : [Bakınız: yerel çıkaç değeri].

Götünü çıkarmak : Bütün kuvvetini harcamak.

Gümüş çıkarma : Bir filmin işlenmesi sırasında saptama banyosunda kalan artık gümüşün ayrılıp alınması.

Günah çıkarma hücresi : (Mimarlık) Katolik kiliselerinde, içinde papazın oturmasına yetecek kadar yer bulunan ve peceresi dışında günahkâr kişinin günahlarını anlattığı odacık.

Hamail çıkarmak : Savaşta kılıçla düşman askerinin sağ omuzundan vurup sol kalçasına kadar yararak gövdesini ikiye bölmek.

Hangem çıkarmak : Kavga etmek.

Haraza çıkarmak : Kavga çıkarmak, gürültü yapmak.

Harder bezinin çıkarılması : Köpeklerdeki Harder bezinin kronik ve hiperplazik yangılarında veya bunun adenomunda üçüncü göz kapağında bulunan Harder bezinin çıkarılması işlemi.

İkicilik çıkarmak : Taraflar arasında ayrılık yaratmak.

İlk giren ilk çıkan : İlk satın alınan malın, ilk gerecin ilk kez satıldığı ya da kullanıldığına ilişkin genel bir tecim varsayımı.

İlk giren ilk çıkar : Üretimde ilk defa kullanılan hammadde veya aramalının alınış sırasına göre ve alım maliyetiyle değerlendirildiği varsayılarak yapılan stok değerlendirme yöntemi. karşılığı son giren ilk çıkar 1.

İlkel çıkarım kuralı : Dizimbilim ilksavı olan çıkarım kuralı.

İner çıkar düzey : Sahne içinde inip çıkabilen düzey.

İner çıkar ışıklık : Yüksekliği, bir makaralı askı ve ağırlık aracılığı ile değiştirilebilen ve durdurma düzeni olmayan, sarkan ışıklık.

İner çıkar perde : Yukarı doğru açılan ve iyice açıldıktan sonra da bir bölümü seyirci tarafından görülebilen çerçeve sahne önperdesi.

İner çıkar sahne : Dekor değişmelerini kolaylaştırmak için yapılmış inip çıkabilen sahne.

İner çıkar taban : Sahne içinde dekor değiştirmeye ya da yükselti sağlamaya yarayan inip çıkan taban.

İstatistiksel çıkarsama : Rasgele örneklemlere dayanarak bir evrenle ilgili sonuçlara ulaşma süreci.

İş çıkarma yeteneği : Bir makinenin ya da bir dizgenin, işlevine göre anlamlı herhangi bir ölçüye göre, birçok yönlerdeki toplam verimliliği.

İşden çıkarma : Ekonomik durumu kötüye giden işverenin bu nedenle ya da başka düşüncelerle ve iş alanını daraltmak amacıyla işyerinden toplu olarak ya da kısa aralıklarla on işçiden az olmamak üzere işçi sayısının onda biri kadar ve daha çok sayıda işçi çıkarması.

İşlevden çıkarma : Pay belgitlerini ödeme. Durağan bir kuruluşu hizmetten çıkarma.

İşten çıkarma : İş çevrimlerindeki daralmaya bağlı olarak işçinin geçici veya sürekli olarak işten çıkarılması.

İşten çıkarma oranı : Belirli bir dönemde işten çıkarılan işçilerin toplam işlendirmeye oranı.

İşten çıkarma ödencesi : Gereksinim duyulmaması nedeniyle işine son verilen işçiye işveren tarafından yapılan ödeme. İşletme tarafından işine son verilen işçiye toptan ya da belli bir süre içinde yapılan ödeme.

Kamu çıkarı : Kamunun ilgisi, güveni ve yararına ilişkin olan ya da olacağı düşünülen her şey.

Kanıtlanır çıkarım : Sonucu öncüllerinden türetilebilen çıkarım.

Karma çıkarımcı yordam : Tutumları uzancalı ya da yansıtıcı bir yaklaşımla saptamak üzere sözlü yordamlarla görünülü yordamları birlikte kullanan yordam, bk. çıkarımcı yordam.

Karşılıklı çıkar kuralı : Bildirmelik görüşmelerinde, alınıp verilecek ödünlerin her iki yan ülkenin tecim çıkarlarına uygun düşmesi gereği.

Kart çıkarmak : Hakem kural dışı hareket eden oyuncuya cezalandırma amacı ile sarı veya kırmızı kart göstermek.

Kazık çıkarma : Minderdışı güreşlerde, daha önce yenildiği güreşçiyi yenme.

Keçeyi sudan çıkarmak : Sıkıntıyı atmak.

Kendiliğinden özetçe çıkarma : Özetçe (öz) çıkarma işleminin araçlarla yapılması.

Kepselini çıkarmak : Hırpalamak, ezmek, dövmek.

Kesip çıkarmak : Bir doku veya organdan kesip parça çıkarma, eksize etmek, eksizyon.

Kılıç çıkarmak : Kılıç çekmek.

Kıra çıkarmak : Kızını gelin etmek.

Kız çıkarmak : Kız gelin etmek.

Kızılcuh çıkarmak : Kızamık çıkarmak: Bugün çocuk kızılcuh çıkardı.

Korpus luteumun elle çıkarılması : Eskiden daha çok yapılan, gebeliğin sona erdirilmesi veya kızgınlık döngüsünün yeniden başlatılması için sarı cismin faaliyetinin sonlandırılması amacıyla rektal yolla elle çıkarılması.

Kova çıkarmak : Kovarak çıkarmak.

Kurulu çıkar : Ayrıcalıklı bir toplumsal kümeyi, kurulu düzeni sürdürmeğe yönelten ekonomik çıkar.

Kuruya çıkarma : Sağmal bir inekte doğuma iki ay kala sağımın durdurulması süreci.

Lop çıkarılması : Akciğer, beyin veya karaciğer lobunun ameliyatla çıkarılması, lobektomi.

Lütein hormonu çıkarma hormonu : Hipotalamus tarafından salgılanan ve hipofizin ön lobundan lütein hormonu çıkarılmasını uyaran hormon.

Maççalar çıkası : Dert, yara çıksın anlamında ilenç.

Maden çıkarma : Madeni yeraltından yeryüzüne çıkarma eylemi; maden işleyiminin başlıca evresi.

Mal çıkaran : Bir ülkeden dış ülkelere mal çıkaran kişi. Uluslararası ticarette mal satan ülke.

Malın iyiye çıkan adı : Malın üstün yapımı nedeniyle, halk arasında aranır duruma gelmesi ve markanın bundaki etkisi.

Mantıksal çıkarım kuralı : Mantıksal önerme kalıplarına ilişkin çıkarım kuralı.

Mıcırıg çıkarmag : Kavga çıkarmak.

Mıncığını çıkarmak : Ezip suyunu çıkarmak (meyve ve benzerleri şeyler için). Ezmek.

Okuldan çıkarma : Disiplin suçu işlemiş olan öğrencinin, başka bir okula yazılmasına yarayacak bir gerçekleme belgesi verilerek, bulunduğu okuldan çıkarılması.

Ortak çıkar : Toplumun ya da bir sınıfın tüm bireylerinin ortak yararı.

Oyun çıkarma : (Köy oyunu): Köy oyunlarını düzenleyip seyirciye sunma.

Oyun çıkarmak : Oyun oynamak. Köylü oyunlarını düzenleyip seyirciye sunmak.

Öncülsüz çıkarım kuralı : Sıfır sayıda öncülü olan ya da başka bir deyişle hiç bir öncülü kapsamayan çıkarım kuralı.

Öz çıkarmak : Bir işi iyi, temiz, güzel yapmak : Hasan ağa sen tuttuğun işi öz çıkarırsın.

Özel çıkar : Olağan koruma dışında sağlanan ayrıcalık.

Para çıkarma bankası : Kâğıt para çıkarmağa yetkisi olan ayrıcalı banka.

Para çıkarma tekeli : Para basma yetkisinin yalnızca bir kurumun elinde olması.

Pay belgiti çıkarılması : Kurulan tecim ve yapım ortaklıkları için malı sağlama ya da artırma amacıyla pay belgiti çıkarılması.

Pompul çıkarmak : Pes demek.

Radyoaktif çıkarım : Radyoaktif maddenin doğal yollarla organizmadan dışarı atılması.

Reçine çıkarıcı : Çam türü ağaçlardan yapılan işlerdeki reçineyi çıkarmada kullanılan gereçlere verilen ad.

Sahne iner çıkarı : Büyük tiyatro sahnelerinde bulunan çalışanları sahne üstüne çıkaran ya da sahne altına indiren araç.

Sahneye çıkarmak : Bir oyunu oyunculuk, dekor, ışıklama ve bütün sahne tekniği ile seyirciye sunmak.

Sahneye çıkartmak : Bir oyunu, oyunculuk, dekor, ışıklama ve bütün uygulayım öğeleri ile uyumlu bir biçimde seyirciye sunmak. Sahneye koymak da denir.

Salt çıkaç değeri : Bir işlevin aldığı değerlerin en büyüğü.

Ses çıkarma organı : Çekirge ve ağustos böceği gibi bazı böceklerde vücudun çeşitli yerlerinde bulunan ve böceğe özgü ses çıkarmaya yarayan organ. Stridülasyon organı. Hayvanlarda ses meydana getirmeye yarayan ve çeşitli yapılarda olabilen organlar; larinks, sirinks v.b.

Sınıf çıkarları : Bir toplumsal sınıfı oluşturan bireylerin ortaklaşa ilgi, özlem ya da istekleri.

Son giren ilk çıkar : Üretim sürecinde, hammadde veya aramalının en son alınandan başlayarak kullanılacağı varsayımıyla yapılan stok değerlendirme yöntemi. karşılığı ilk giren ilk çıkar. İşgücü piyasasında iktisadi nedenlerden dolayı iş sözleşmesinin sonlandırılması durumunda, işverenin son işlendirdiği işçiyi ilk olarak işten çıkarması kuralı.

Sonuç çıkarma yordamı : Bireye bütünlenmemiş bir öykü ya da olaylar dizisi sunup bundan sonuç çıkarmasını isteyerek, tutumları ölçen çıkarımcı yordam, bk. dolaylı yordam.

Su çıka : Tarladaki bataklık.

Sürüme çıkarma : Parayı satağa sürme.

Şembellik çıkarmak : Şakacılık, oyunculuk yapmak.

Taççını çıkarmak : Altını üstüne getirmek, darmadağın etmek.

Tasımsal çıkarım genel kalıbı : Örnekleri tasımsal çıkarım olup özne-yüklem önermesi genel kalıplarından oluşan çıkarım kalıbı.

Tekeden süt çıkarmak : Olamayacak şeyleri olur duruma getirmek.

Tiroit uyarıcı hormonu çıkaran hormon : Hipotalamus tarafından salgılanan ve hipofiz bezinin ön lobundan tiroit uyarıcı hormonun salgılanmasını sağlayan hormon.

Toplama ve çıkarma simgeleri : Toplama ve çıkarma için + ve — simgelerini XV-ci yüzyılın sonlarında Alman matematikçileri önermişlerdir.

Toraman çıkarmak : Hokkabazlık etmek. Kavga çıkarmak.

Töre çıkarmak : Huy değiştirmek : Çocuk her hastalıkta ayrı bir töre çıkarmış.

Tuluh çıkarmak : Kurt, tilki ve benzerleri hayvanların derisinden tulum yapmak.

Türe çıkarmak : Köyün gelenek ve göreneklerine uymayıp kendiliğinden yeni kurallar çıkarmak.

Türetilmiş çıkarım kuralı : Dizimbilimde kanıtlanabilen ilkel olmayan çıkarım kuralı.

Vıccığını çıkarmak : İşi gereksiz uzatmak.

Vıcığını çıkarmak : Ezmek, içini dışını birbirine karıştırmak. Ezmek, içini dışına çıkarmak.

Vırcığını çıkarmak : Ezmek, içini dışını birbirine karıştırmak.

Yalan çıkarmak : Yalan isnadetmek.

Yalman çıkarmak : Eğimli, yanlamasına kesmek.

Yangın çıkanağı : Kentin yoğun nüfuslu ve yüksek, çok katlı konutlarının bulunduğu, yerlerdeki yapılarda ve yüksek işyeri yapılarında, bir yangının başgöstermesi durumunda, içerdekilerin yapının kenarından inmelerine olanak veren özel çıkanak.

Yapıtı satışa çıkarma : Yapıtın basılarak, satılmak üzere satış yerlerine gönderilmesi.

Yastan çıkarma : Yas süresini tamamlayan kimseyi üyesi bulunduğu toplumun bu konudaki geleneksel kurallarına uygun işlemlerden geçirerek günlük durumuna sokma.

Yatılılıktan çıkarma : Yatılı okullarda yatılılık kurallarına uymayan paralı yatılı öğrencilerin ceza olarak bu haklarının ellerinden alınması.

Yazarın çıkarları : Ortaya konulan yapıttan yazarın sağlayacağı olumlu sonuçlar.

Yel çıkarma : Yellenme.

Yeniden mal çıkarma : Yurda getirilmiş malı yeniden dış ülkelere gönderme.

Yola çıkarmak : Uğurlamak.

Yutağın çıkarılması : Yutağın ameliyatla çıkarılması, farengektomi.

Yük çıkarma : Yükü, fırın ya da yunaktan çıkarma işlemi.

Yüze çıkan : İyi, seçkin.

Zorla çekip çıkarma : Doğuma yardım sırasında yavrunun dışarıdan aşırı güç uygulanarak doğum kanalı yoluyla çekilip çıkarılması, ekstraksiyon fors.

Zorlunu çıkarmak : Tadını kaçırmak.

Bata çıka : Güçlükle, zorlukla.

Çıkacak : Hamamlarda dışarıya çıkıp giyinme yerine giderken kurulanmak üzere verilen havlu, çıkma.

Çıkagelme : Çıkagelmek işi.

Çıkagelmek : Beklenmedik bir zamanda gelmek.

Çıkak : Çıkılacak yer, çıkıt, mahreç. Boğumlanma noktası.

Çıkan : Çıkarma işleminde bütünden alınan sayı.

Çıkar : Dolaylı bir biçimde elde edilen kazanç, menfaat, yarar.

Çıkar budak : Çevresi ile bağlantısı zayıflayan ve bazı ağaç türlerinde kendiliğinden düşebilen bir tür budak.

Çıkar yol : Güç durumlarda insanı başarıya ulaştıran, kurtaran davranış, çözüm yolu, çare.

Çıkarcı : Yalnız kendi çıkarını düşünen, çıkarını kollayan (kimse), çıkarsever, menfaatçi, menfaat düşkünü, menfaatperest, menfaatperver, menfaattar.

Çıkarcılık : Çıkarcı olma durumu, çıkarseverlik, menfaatçilik, menfaatperestlik, menfaatperverlik, menfaat düşkünlüğü.

Çıkarılış : Çıkarılma işi.

Çıkarılma : Çıkarılmak işi.

Çıkarılmak : Çıkarma işine konu olmak.

Çıkarım : Çıkarma işi. Belli önermelerin kabul edilen veya gerçek olan doğruluklarından, yanlışlıklarından, başka önermelerin kabul edilen veya gerçek olan doğruluklarını, yanlışlıklarını çıkarma, istidlal.

Çıkarış : Çıkarma işi.

Çıkarma : Çıkarmak işi, emisyon. Düşman kıyılarına gemi, bot vb.nden asker indirme, asker çıkarma. Dört işlemden biri, çıkarmak işlemi, tarh.

Çıkarma birliği : Deniz kıyısında çıkarma harekâtı yapmak üzere eğitilmiş, özel yapılmış hafif ve küçük teknelerden kurulmuş askerî birlik.

Çıkarma botu : Çıkarma harekâtında kullanılan, çıkarma yerine kadar gemide götürülen özel yapılmış bot.

Çıkarma gemisi : Çıkarma yapılacak kıyıya asker, araç ve cephane taşımaya yarayan, altı düz küçük deniz aracı.

Çıkarma harekatı : Düşman işgalinde olan bir kıyıya, güvenli bir köprübaşı kurmak amacıyla düzenlenen ve çeşitli birliklerin görev aldığı askerî harekât. Bir konuda kamuoyu oluşturmak veya yandaş toplamak için yoğun faaliyet gösterme.

Çıkarma işareti : Çıkarma işlemini gösteren "-" işareti.

Çıkarma yeri : Çıkarma hareketinin daha kolay yapılacağı en uygun bölge veya kıyı.

Çıkarmak : Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. Sonunu getirmek. Hatırlamak. Bulmak, ortaya koymak. Yapmak, üretmek. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. Boşaltmak. Sunmak. Göstermek. Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. Gidermek. Fotoğraf çektirmek. Resim yapmak. Söylemek. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. İlgisini keserek uzaklaştırmak. Sağlamak, elde etmek. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. Yayımlamak. Yollamak, göndermek.

Çıkarsama : Bir önermeden, düşünce yoluyla bir başka önermeye geçme işi, istihraç.

Çıkartı : Boşaltım ile vücuttan dışarı çıkan madde, ıtrah maddesi.

Çıkartılmak : Çıkartma işi yapılmak.

Çıkartma : Çıkartmak işi. Özel olarak hazırlanıp bir yere yapıştırılan zamklı desen, resim veya yazı.

Çıkartmak : Çıkartma işini yapmak.

Kispet çıkarılması : Yağlı güreşte yenilginin en kötüsü sayılan, kispetin hasım tarafından çekilip çıkarılması veya boydan boya yırtılması.

Sağ çıkarma : Boksta sağ elle yumruk atma.

Diğer dillerde Çığırtmalık anlamı nedir?

İngilizce'de Çığırtmalık ne demek ? : brockerage