Çıkar nedir, Çıkar ne demek

Yerel Türkçe anlamı:

Çare, yol.

Kız: Bu evin iki çıkarı var.

Hukuki terim anlamı:

menfaat.

İktisat alanındaki kelime anlamı:

[Bakınız: yarar 2]

Sosyoloji'deki anlamı:

Bireylerin, toplumsal kümelerin ve tarihsel toplulukların özdeksel ve tinsel gereksinmelerini karşılayacağına inandıkları kişi ya da şeylerle ilişkisi;

Bireylerin, bu gereksinmelerini yansıtan amaçlı düşünce ve eylem yönelimleri.

İngilizce'de Çıkar ne demek? Çıkar ingilizcesi nedir?:

interest

Fransızca'da Çıkar ne demek?:

intéret

Çıkar anlamı, kısaca tanımı:

Çıkar gözetmek : Çıkarına bakmak.

Çıkarına bakmak : Yalnızca kendini ve kendi durumunu gözeterek çıkar sağlamak.

Çıkarını tepmek : Kendisine yarar sağlayacak bir şeyi veya bir durumu istememek. kendisine yarar sağlayacak bir şeyden veya durumdan yararlanmamak.

Çıkar budak : Çevresi ile bağlantısı zayıflayan ve bazı ağaç türlerinde kendiliğinden düşebilen bir tür budak.

Çıkar yol : Güç durumlarda insanı başarıya ulaştıran, kurtaran davranış, çözüm yolu, çare.

Çıkarcı : Yalnız kendi çıkarını düşünen, çıkarını kollayan (kimse), çıkarsever, menfaatçi, menfaat düşkünü, menfaatperest, menfaatperver, menfaattar.

 

Çıkarcılık : Çıkarcı olma durumu, çıkarseverlik, menfaatçilik, menfaatperestlik, menfaatperverlik, menfaat düşkünlüğü.

Çıkarılış : Çıkarılma işi.

Çıkarılma : Çıkarılmak işi.

Çıkarılmak : Çıkarma işine konu olmak.

Çıkarım : Belli önermelerin kabul edilen veya gerçek olan doğruluklarından, yanlışlıklarından, başka önermelerin kabul edilen veya gerçek olan doğruluklarını, yanlışlıklarını çıkarma, istidlal. Çıkarma işi.

Çıkarış : Çıkarma işi.

Çıkarma : Çıkarmak işi, emisyon. Dört işlemden biri, çıkarmak işlemi, tarh. Düşman kıyılarına gemi, bot vb.nden asker indirme, asker çıkarma.

Çıkarma birliği : Deniz kıyısında çıkarma harekâtı yapmak üzere eğitilmiş, özel yapılmış hafif ve küçük teknelerden kurulmuş askerî birlik.

Çıkarma botu : Çıkarma harekâtında kullanılan, çıkarma yerine kadar gemide götürülen özel yapılmış bot.

Çıkarma gemisi : Çıkarma yapılacak kıyıya asker, araç ve cephane taşımaya yarayan, altı düz küçük deniz aracı.

Çıkarma harekatı : Düşman işgalinde olan bir kıyıya, güvenli bir köprübaşı kurmak amacıyla düzenlenen ve çeşitli birliklerin görev aldığı askerî harekât. Bir konuda kamuoyu oluşturmak veya yandaş toplamak için yoğun faaliyet gösterme.

Çıkarma işareti : Çıkarma işlemini gösteren "-" işareti.

Çıkarma yeri : Çıkarma hareketinin daha kolay yapılacağı en uygun bölge veya kıyı.

Çıkarmak : Yapmak, üretmek. Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. Söylemek. Göstermek. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. Sonunu getirmek. Sunmak. Hatırlamak. Fotoğraf çektirmek. Bulmak, ortaya koymak. Sağlamak, elde etmek. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. Yayımlamak. Gidermek. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. Resim yapmak. Boşaltmak. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak. Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. Yollamak, göndermek. İlgisini keserek uzaklaştırmak.

 

Çıkarsama : Bir önermeden, düşünce yoluyla bir başka önermeye geçme işi, istihraç.

Çıkartı : Boşaltım ile vücuttan dışarı çıkan madde, ıtrah maddesi.

Çıkartılmak : Çıkartma işi yapılmak.

Çıkartma : Özel olarak hazırlanıp bir yere yapıştırılan zamklı desen, resim veya yazı. Çıkartmak işi.

Çıkartmak : Çıkartma işini yapmak.

Acı söz insanı dininden çıkarır : "insanın gururunu inciten söz, o kimseyi kötü davranışlarda bulunmaya yöneltir" anlamında kullanılan bir söz.

Açığa çıkarmak : İşinden çıkarmak.

Acısını çıkarmak : Öç almak. acılığını yok etmek. uğradığı maddi veya manevi zararı giderici bir iş yapmak.

Adını çıkarmak : Kişi hakkında kötü bir niyetle asılsız söylentiler yaymak.

Af çıkarmak : Bir suçun bağışlanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çıkarmak.

Ağanın malı çıkar uşağın canı : "bir afeti önlemek için patron malını, işçi de canını feda eder" anlamında kullanılan bir söz.

Ağzından baklayı çıkarmak : Baklayı ağzından çıkarmak.

Akıldan çıkarmak : Unutmak. düşünmemek.

Akılları pazara çıkarmışlar herkes yine kendi akılını almış : "insan kendi aklını başkasınınkinden üstün görür" anlamında kullanılan bir söz.

Aklından çıkarmamak : Sürekli hatırlamak, unutmamak.

Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste : "kimseye eziyet edip ahını alma, sonra yaptığın kötülüklerin cezasını ömür boyu çekersin" anlamında kullanılan bir söz.

Anlam çıkarmak : Bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam yakalamak. yersiz ve gereksiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek; bir söze, söyleyenin aklından geçmeyen bir anlam vermek.

Arabasını düze çıkarmak : Karşılaştığı güçlükleri yenip işini kolay yürür duruma getirmek.

Arada çıkarmak : Başka işler arasında bir işi de yapıvermek.

Aradan çıkarmak : Birçok işten birini yapıp bitirivermek.

Arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar : "bir sözün yalan olduğu çabuk anlaşılır ve söyleyen toplum içinde utanılacak bir duruma düşer" anlamında kullanılan bir söz.

Asker çıkarmak : Bir devlet belli kanunlara bağlı olarak asker toplamak. genellikle düşman kıyılarına asker göndermek.

Askıya çıkarmak : Evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayıtlarının bulunduğu yerde askı yoluyla ilan etmek.

Atalar çıkarayım der tahta döner dolaşır gelir bahta : "ana baba, çocuğuna mutlu bir yaşam sağlamaya çalışır ancak kaderde yazılı olan gerçekleşir" anlamında kullanılan bir söz.

Baca eğri de olsa duman doğru çıkar : "yaradılıştan iyi ve doğru olan kimse, ne denli elverişsiz ortam içinde bulunursa bulunsun niteliğini yitirmez" anlamında kullanılan bir söz.

Baklayı ağzından çıkarmak : Açık söylemekten kaçındığı bir sorunu sonunda açıklamak.

Bela çıkarmak : Kavga çıkarmak.

Beylik fırın has çıkarır : "devlet görevlisi olmak insana birçok kazanç sağlar" anlamında kullanılan bir söz.

Bir deli kuyuya bir taş atar kırk akıllı çıkaramazmış : "bir insan bazen akla ve mantığa sığmayan bir iş yapar; yapılmış olan iş, hiçbir kurala uymadığı için pek çok akıllı insan bunu düzeltmeye çalışır, fakat başaramaz" anlamında kullanılan bir söz.

Bir koyundan iki post çıkarmak : Olması gerekenden daha fazla elde etmek.

Bir yakadan baş çıkarmak : Bir çatı altında dirlik düzenlik içinde yaşamak.

Birbirinin gözünü çıkarmak : Kıyasıya dövüşmek.

Böcek çıkarmak : İpek böceği yetiştirmek.

Boşa çıkarmak : Olumlu bir sonuç alınmasını engellemek.

Boynuz kulaktan sonra çıkar ama kulağı geçer : "bir konu üzerinde sonradan yetiştikleri hâlde kendilerinden önce yetişmiş olanları geçenler vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Buğday başak verince orak pahaya çıkar : "gereksinim duyulan şey değer kazanır" anlamında kullanılan bir söz.

Çamurdan çekip çıkarmak : Birini kötü veya onurunu tehlikeye düşüren bir durumdan kurtarmak.

Çanağa ne doğrarsan kaşığında o çıkar : "kişi, kendisi için önceden yaptığı hazırlıkların verimini ileride alır" anlamında kullanılan bir söz.

Canını çıkarmak : Hırpalamak, çok yormak, yıpratmak.

Cebinden çıkarmak : Birinden çok üstün olmak.

Cep harçlığını çıkarmak : Günlük masrafını karşılayacak kadar kazanç sahibi olmak.

Çiçek çıkarmak : Çiçek hastalığına tutulmak.

Cıcığını çıkartmak : Cıcığı çıkmak.

Çile çıkarmak : Sıkıntılı bir işin veya bir durumun sona ermesini beklemek.

Çileden çıkarmak : Çok kızdırmak.

Çıngar çıkarmak : Gürültü, kavga çıkarmak.

Çırak çıkarmak : Bir kimseyi beklediğinden az bir kazançla ortaklıktan uzaklaştırmak. cariye veya odalıkların saray, konak, köşk vb. büyük yerlerde yıllarca hizmet ettikten sonra evlenmelerine veya o yerlerden ayrılmalarına izin vermek.

Çıt çıkarmamak : Hiç konuşmamak. ses çıkarmamak.

Çivi çıkar ama yeri kalır : "gönül yarası kapansa da unutulmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Çobanın gönlü olursa tekeden yağ çıkarır : "kişi istediğinde olmayacak gibi görünen işlere çözüm yolu bulur" anlamında kullanılan bir söz.

Çürüğe çıkarmak : Bir nesneyi işe yaramayacak durumda olmasından dolayı kullanmayı bırakmak.

Dağarcığındakini çıkarmak : Hazırladığı bir sözü söylemek.

Dedikodu çıkarmak : Birisi hakkında dedikodu ortaya atmak.

Değirmen taşının altından diri çıkar : "en ağır şartlarda bütün güçlükleri yener" anlamında kullanılan bir söz.

Deveyi düze çıkarmak : Güçlükleri giderip işleri yoluna koymak.

Diken battığı yerden çıkar : "zarar hangi yönden geldiyse ancak o yönden giderilir" anlamında kullanılan bir söz.

Dil çıkarmak : Alay etmek, eğlenmek.

Dilinin altındaki baklayı çıkarmak : Söyleyemediği şeyi artık söylemek.

Dırıltı çıkarmak : Çekişmeye yol açmak.

Döküm çıkarmak : Bütün hesap işlemlerini bir listeye yazmak.

Dünyanın tadını çıkarmak : Bütün zevklerden yararlanmak, mutlu ve rahat yaşamak.

Durumdan ders çıkarmak : İçinde bulunulan şartları değerlendirerek yanlış adım atmamak.

Durumdan vazife çıkarmak : İçinde bulunulan şartları değerlendirerek sorumluluk yüklenmek.

Ekmeğini çıkarmak : Çalıştığı işten geçimini karşılayacak kadar kazanç sağlamak.

Ekmeğini taştan çıkarmak : Geçimini sağlamakta çok becerikli olmak. en zor koşullarda bile kazancını sağlamak.

Eksiltmeye çıkarmak : Bir işi, istekliler arasında en ucuz fiyat verene bırakmak için ihaleye çıkarmak.

Elden çıkarmak : Bir şeyin sahipliğini başkasına geçirmek, satmak. yitirmek.

Engel çıkarmak : Bir işin yapılmasını zorlaştırmak.

Er olan ekmeğini taştan çıkarır : "azimli kimse geçim yolunu bulmak için en güç işlerle bile uğraşmaktan yılmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Eşeği dama çıkaran yine kendi indirir : "yanlış yapan kimse, yanlışı yine kendisi düzeltir" anlamında kullanılan bir söz.

Eşeği yoldan çıkaran sıpanın oynaması : "çocuklarının düzensiz davranışı, anne babayı rahatsız eder" anlamında kullanılan bir söz.

Faturasını çıkarmak : Sorumluluğu birine yüklemek.

Fazla mal göz çıkarmaz : "ne kadar ve ne türden mal olursa olsun malın fazlası elden çıkarılmamalıdır çünkü mutlaka bir gün gelir lazım olur" anlamında kullanılan bir söz.

Ferman çıkarmak : Yetkili bir kimse tarafından buyruk verilmek. padişah tarafından herhangi bir konuda emir verilmek.

Ferz çıkarmak : Acemi bir oyuncuya karşı vezirsiz oynamak.

Fesat çıkarmak : Ara bozmak, ortalığı karıştırmaya çalışmak, insanları birbirine düşürecek işler yapmak.

Fetva çıkarmak : Belli bir konuda dinî hukuk kurallarına göre izin almak.

Fetvayişerife çıkarmak : Şeyhülislam fetvası ilan etmek. kendi kendine yorum getirmek.

Fitne fesat çıkarmak : Ara bozucu davranışta bulunmak. ara bozucu söz söylemek.

Göklere çıkarmak : Aşırı derecede övmek.

Gönlünü pazara çıkarmak : Sevmek için kendine yakışanı seçmeyip rastgele birini sevmek.

Gönülden çıkarmamak : Sevilen kimseyi unutmamak.

Gözden çıkarmak : Bir mal, para, değer yargısı vb. maddi veya manevi varlığın elden çıkarılmasını kabul etmek.

Gözden gönülden çıkarmak : Önem vermemek, ilgisini kesmek.

Gözünü çıkarmak : İyisi dururken en kötüsünü seçmek. beceriksizce davranmak, zarara uğratmak.

Güçlük çıkarmak : Bir şeyin gerçekleşmesini engelleyici sebepler ileri sürmek.

Günah çıkarmak : Kötü davranışlarını, suçlarını açıklamak, anlatmak. Hristiyanlar, Tanrı'nın bağışlaması için papaza gidip işlediği günahları anlatmak.

Hadise çıkarmak : Olay çıkarmak.

Hangi taşı kaldırsan altından çıkar : "her işten anlar veya anladığı iddiasında bulunur" anlamında kullanılan bir söz. "her işe karışır" anlamında kullanılan bir söz.

Hastalık kantarla girer miskalle çıkar : "hastalık birden ve çok zorlu gelir ama yavaş yavaş iyileşir" anlamında kullanılan bir söz.

Hayatından çıkarmak : İlgisini, ilişkisini tamamen kesmek.

Hazzını çıkarmak : Zevkini çıkarmak.

Her deliğe elini sokma ya yılan çıkar ya çıyan : "sonunu düşünmeden sana zararı dokunma olasılığı bulunan davranışlarda bulunma" anlamında kullanılan bir söz.

Herkes aklını pazara çıkarmış yine kendi aklını almış : "insanlar kendi akıllarını başkalarının aklından üstün görürler" anlamında kullanılan bir söz.

Hesap çıkarmak : Alacakla vereceği kâğıt üzerinde karşılaştırmak.

Hıncını çıkarmak : Öcünü almak.

Hır çıkarmak : Kavga, gürültü çıkarmak.

Hırgür çıkarmak : Kavga etmek, kavga çıkarmak.

İcat çıkarmak : Hoş görülmeyen yeni bir huy, davranış göstermek. ortaya gereği olmayan bir sorun atmak. yadırganan bir yol tutmak.

Icığını cıcığını çıkarmak : İncelenmemiş, elden geçirilmemiş hiçbir yerini bırakmamak, en küçük ayrıntısına kadar incelemek, didik didik etmek.

İhaleye çıkarılmak : Eksiltmeye veya artırmaya çıkarılmak.

İş çıkarmak : Çok iş yapmak. gereksiz, uğraştırıcı bir işe yol açmak, sorunlara neden olmak.

İşini kış tut da yaz çıkarsa bahtına : "başladığın bir işte her zaman güçlüklerle karşılaşacağını varsay ki sonunda hayal kırıklığına uğramayasın, iyi sonuçlar aldığında sevinesin" anlamında kullanılan bir söz.

Iskartaya çıkarmak : Değersiz bularak bir yana atmak, işe yaramadığı için ayırıp bir yana koymak.

İstavroz çıkarmak : Haç çıkarmak.

Kafasından çıkarmak : Bir şeyi unutmak veya ondan vazgeçmek.

Kamburunu çıkarmak : İnsan, kedi vb. sırtını tümsek duruma getirmek.

Kanun çıkarmak : Türkiye Büyük Millet Meclisi kanun hazırlayarak kabul etmek.

Karaya çıkarmak : Göl veya denizden karaya çıkmasını sağlamak.

Kargaşa çıkarmak : Gürültü patırtıya yol açmak.

Kart çıkarmak : Hakem kural dışı hareket eden oyuncuya cezalandırma amacı ile sarı veya kırmızı kart göstermek.

Kavga çıkarmak : Kavgaya neden olmak.

Keçesini sudan çıkarmak : Güç olan bir işi, durumu yoluna koyarak rahatlamak.

Keçi nereye çıkarsa oğlağı da oraya çıkar : "büyüklerin tuttuğu yol, küçüklere örnek olur" anlamında kullanılan bir söz.

Kendine hisse çıkarmak : Ders almak.

Kendini temize çıkarmak : Aklandırmak.

Keyfini çıkarmak : Bir şeyden iyice tat almak.

Kısmetinde ne varsa kaşığında o çıkar : "kişi ne kadar çabalarsa çabalasın alın yazısındaki şeye ulaşır" anlamında kullanılan bir söz.

Kispet çıkarılması : Yağlı güreşte yenilginin en kötüsü sayılan, kispetin hasım tarafından çekilip çıkarılması veya boydan boya yırtılması.

Kopyasını çıkarmak : Kopya etmek.

Kuvveden fiile çıkarmak : Düşünülen, tasarlanan şeyi gerçekleştirmek.

Kuyudan adam çıkarmak : Olumsuz, uygunsuz veya yasal olmayan bir duruma son vererek birini haklarına kavuşturmak. unutulmaktan kurtarmak.

Laf çıkarmak : Dedikodu yapmak. yeni bir şey söylemek, ortaya atmak.

Lakırtı çıkarmak : Laf çıkarmak.

Leşini çıkarmak : Çok dövmek, adamakıllı dövmek.

Lezzetini çıkarmak : Tadını çıkarmak.

Mahcup çıkarmamak : Utandırmamak.

Mana çıkarmak : Bir söze, söyleyenin aklından geçmeyen bir anlam vermek. yersiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek. anlam çıkarmak.

Maraza çıkarmak : Kavgaya yol açmak, kavga çıkarmak, anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak.

Maskarasını çıkarmak : Birini rezil etmek, küçük düşürerek gülünç duruma sokmak.

Mesele çıkarmak : Sorun çıkarmak.

Meydana çıkarmak : Bularak ortaya çıkarmak. açıklığa kavuşturmak, ortaya çıkarmak, belli etmek.

Mezada çıkarmak : Açık artırma yoluyla bir malı satışa çıkarmak.

Mezardan çıkarmak : Bir kimseyi ölümden kurtarmak.

Model çıkarmak : Kumaş kesiminden önce kâğıt vb. malzeme üzerine parçanın örneğini hazırlamak. bir şeyi vurarak izini çıkarmak.

Müşkülat çıkarmak : Yapmakta bulunduğu işi güçleştirecek durumlar yaratmak.

Ne çıkar : Nasıl bir yarar umulur?. ne zararı var?. bir sonuç vermez.

Nüfusunu çıkarmak : Nüfus kütüğüne kayıt yaptırarak nüfus cüzdanı almak.

Öfkesini çıkarmak : Öfkeli kişi haksız yere ilgisiz birine çatmak.

Oğul çıkarmak : Bir kovan, yeni bir oğul arısı topluluğu meydana getirmek.

Olay çıkarmak : Hoş olmayan bir durum yaratmak, hadise çıkarmak.

Örneğini çıkarmak : Benzerini yapmak veya çizmek.

Ortaya çıkarmak : Delilleriyle göstermek, ispat etmek.

Oyun çıkarmak : Tiyatro oyununu hazırlamak. oyun oynamak.

Paçavrasını çıkarmak : Paçavraya çevirmek.

Para çıkarmak : Para basmak. başka yerde bulunan kimseye posta veya banka ile para göndermek.

Parasını çıkarmak : Anaparayı kurtarmak, masrafını çıkarmak.

Pastırmasını çıkarmak : Bir kimseyi iyice dövmek, hırpalamak.

Patırtı çıkarmak : Kavgaya sebep olmak, kavga çıkarmak.

Patron çıkarmak : Patronları çizili olduğu modelden kopya yolu ile bir kâğıda geçirip kesmek.

Pay çıkarmak : Bir olay veya durumdan gereken deneyimi kazanmak, tutulacak yolu belirlemek.

Pazara çıkarmak : Satılığa çıkarmak.

Pestilini çıkarmak : Çok dövmek. çok yormak.

Posasını çıkarmak : Bir kişi veya şeyi sonuna kadar sömürmek. birini çok dövmek.

Pöstekisini çıkarmak : Öldürmek, yok etmek.

Problem çıkarmak : Sorun çıkarmak.

Pürüz çıkarmak : Engel çıkarmak.

Ramp ışığına çıkarmak : Bir oyunu sahnelemek.

Rezalet çıkarmak : Rezalet sayılacak bir durumun ortaya çıkmasına yol açmak.

Rızkını çıkarmak : Günlük yiyecek parasını çıkarmak.

Şablon çıkarmak : Kullanılmak üzere örnek elde etmek.

Sağ çıkarma : Boksta sağ elle yumruk atma.

Şapka çıkarmak : Bir söz veya durum karşısında söyleyecek sözü kalmamak ve takdir etmek.

Satılığa çıkarmak : Satmak, satışa çıkarmak.

Satışa çıkarmak : Satmak için ortaya koymak.

Satıya çıkarmak : Satışa çıkarmak.

Ses çıkarmamak : Bir şeyi hoş görerek karşı çıkmamak, itiraz etmemek.

Sesini çıkarmamak : Bir şey üzerindeki düşüncesini söylememek.

Sıkıp suyunu çıkarmak : Sömürmek.

Sinekten yağ çıkarmak : Olmayacak şeylerden yararlanmaya çalışmak.

Sırtından çıkarmak : Bir kimseye ödetmek.

Sıyırıp çıkarmak : Çekip kurtarmak.

Sonuç çıkarmak : Kesin bir karar veya görüşe varıp bunu bildirmek. bir işlemi bitirip sonuca ulaşmak.

Sorun çıkarmak : Üzüntü verecek veya içinden güç çıkılır bir durum yaratmak.

Söz çıkarmak : Laf çıkarmak.

Sucuğunu çıkarmak : Çok dövmek. yormak.

Tadını çıkarmak : Bir şeyin güzelliğinden veya sağladığı imkânlardan yeterince yararlanmak.

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır : "gönül alıcı, okşayıcı sözlerle karşımızdakinin inadı yenilebilir" anlamında kullanılan bir söz.

Tatsızlık çıkarmak : Hoşa gitmeyen, can sıkıcı, gergin bir duruma sebep olmak.

Tedavüle çıkarmak : Parayı piyasaya çıkarmak.

Tefrika çıkarmak : Birbirine kötülük etmeye kadar varan sürekli anlaşmazlık yaratmak.

Tekeden süt çıkarmak : Olamayacak şeyleri olur duruma getirmek.

Temiz iş altı ayda çıkar : "doğru dürüst yapılması istenen iş uzun zaman ister" anlamında kullanılan bir söz.

Tezvir çıkarmak : Birisi hakkında kovculuk etmek.

Tulum çıkarmak : Çoğunluk sistemine dayalı seçimlerde bir partinin listesindeki bütün adaylar seçimi kazanmak. hayvanın derisini yarmadan çıkarmak.

Ulak çıkarmak : Haberci göndermek, posta çıkarmak.

Vatandaşlıktan çıkarılmak : Yurttaşlık hakları elinden alınmak.

Yalancı çıkarmak : Birinin yalan söylediğini ortaya koymak veya yalan söylememesini sağlamak.

Yanlışını çıkarmak : Yanlışını bulup göstermek.

Yasa çıkarmak : Bir yasa önerisi, yasama gücü tarafından onaylanmak.

Yazıyı çıkarmak : Okuyabilmek.

Yerin dibine batırıp çıkarmak : Çok utandırmak, rezil etmek.

Yüzünü kara çıkarmak : Birini utandırmak.

Zevkini çıkarmak : Bir şeyden olabildiği kadar zevk almak.

Zimmet çıkarmak : Eksik veya yanlış yapılmış olan bir işlemden dolayı kişiye fazladan ödenen miktarı belirlemek ve ödemesini sağlamak için bildirimde bulunmak.

Zırıltı çıkarmak : Anlaşmazlık sebebiyle kavga etmek.

Zıvanadan çıkarmak : Sinirlendirmek, öfkelendirmek.

Zorluk çıkarmak : Bir şeyin yapılmasını engellemek için çeşitli sorunlar yaratmak.

Zurnada peşrev olmaz ne çıkarsa bahtına : "rastgele yapılmış olan plansız işlerde yöntem, kural aranmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Dolaylı : Doğrudan doğruya olmayan, dolayısıyla olan, vasıtalı, bilvasıta, endirekt.

Biçim : Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Biçme işi. Herhangi bir şeyin benzeri. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Tarz. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form.

Kazanç : Satılan bir mal, yapılmış olan bir iş veya harcanan bir emek karşılığında elde edilen para, getiri, temettü. Yarar, çıkar, kâr.

Menfaat : Çıkar.

Yarar : Bir işten elde edilen iyi sonuç, fayda, avantaj. Çıkar. Yarayan, elverişli, uygun.

Çıkar gözetmek : çıkarına bakmak.

Çıkar kümesi : Belirli bir özlem, ilgi ya da istek yöresinde oluşan bir toplumsal küme.

Çıkar ile ilgili Cümleler

  • Çıkar ağzından baklayı.
  • Çıkarabilirken hayatın tadını çıkarın.
  • Çıkarın onu buradan!
  • Ali şapkasını çıkardı ve onlara boyun eğdi.
  • Çıkardığın giysileri dikkatlice yerine koy.
  • Çıkarın beni!
  • Çıkarıyoruz.
  • Ali şapkasını çıkardı ve onların önünde eğildi.
  • Burak Tuğba'nın yasa dışı işlerini ortaya çıkarmak için uzun bir makale yazmaya karar verdi.
  • Bu banka her zaman kendi çıkarlarını gözetir.
  • Ali anahtarını çıkarıp kapıyı açtı.
  • Senin bilgisayarın az önce yine bip sesi çıkardı.
  • Ali çantasından İskoç şişesini çıkardı onu Mary'ye uzattı.
  • Çıkar onu buradan!

Diğer dillerde Çıkar anlamı nedir?

İngilizce'de Çıkar ne demek? : n. profit, benefit, interest, advantage, self, capital, expedience, expediency, grist to the mill, number one, stake

v. take out, deduct, subtract, remove, divest, throw out, displace, exclude, make out, out, eliminate, unfix, expel, extract, doff, bring out, publish, print out, bare, blank, bruit about, delete, derive, disconnect, dislodge, dismantle, draw off

v. come out, go out, exit, break out, move out, walk out, step out, occur, go forth, break through, come up, rise, climb, step up, date, flirt, keep company with, go with, quit, ascend, come about, come off, come on, crop out, date up, detach

Fransızca'da Çıkar : intérêt [le], compte [le], profit [le], bénéfice [le]

Almanca'da Çıkar : n. Interesse

Rusça'da Çıkar : n. интерес (M), барыш (M)