Çıkarmak nedir, Çıkarmak ne demek

"Çıkarmak" ile ilgili cümleler

  • "Bu para ile ayı çıkarırız."
  • "Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik." - R. H. Karay
  • "Yalanını çıkarmak. Yanlışını çıkarmak."
  • "Öfkesini benden çıkardı."
  • "Bu terzi çok iş çıkarıyor."
  • "Adamı nereden tanıdığımı tam olarak çıkarmaya çalıştım." - N. Cumalı
  • "İhtiyar hatun, onun ayakkabılarını ve ceketini çıkarıp çekilip gitmişti." - S. F. Abasıyanık
  • "Yeni öğrendiği bir tangoyu piyanoda tek parmakla çıkarmaya çalışan İlhami..." - H. Taner
  • "Konuklara çerez çıkardı."
  • "Gençlerin tenkitlerini gördü, yeni çıkardıkları edebiyat tarihlerini karıştırdı." - O. S. Orhon
  • "Ekmeğini taştan çıkarmak."
  • "Bir adam çıkarıp oğlunu yanına getirtti."
  • "Bu dedikoduyu ortaya mutlak bizim arkadaş çıkarmıştır." - O. C. Kaygılı
  • "Birini hırsız çıkarmak. Suçlu çıkarmak."
  • "Sosyeteye bir ustabaşıyı kocam diye çıkaracaksın." - M. Ş. Esendal
  • "Lekeyi çıkarmak."
  • "Sonunda dayanamayıp o gece ne yediyse çıkardı." - İ. O. Anar
 

Çıkarmak anlamı, tanımı:

Çıkarma : Çıkarmak işi, emisyon. Düşman kıyılarına gemi, bot vb.nden asker indirme, asker çıkarma. Dört işlemden biri, çıkarmak işlemi, tarh.

Açığa çıkarmak : İşinden çıkarmak.

Acısını çıkarmak : Acılığını yok etmek. uğradığı maddi veya manevi zararı giderici bir iş yapmak. öç almak.

Adını çıkarmak : Kişi hakkında kötü bir niyetle asılsız söylentiler yaymak.

Af çıkarmak : Bir suçun bağışlanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çıkarmak.

Ağzından baklayı çıkarmak : Baklayı ağzından çıkarmak.

Akıldan çıkarmak : Unutmak. düşünmemek.

Anlam çıkarmak : Yersiz ve gereksiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek; bir söze, söyleyenin aklından geçmeyen bir anlam vermek. bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam yakalamak.

 

Arabasını düze çıkarmak : Karşılaştığı güçlükleri yenip işini kolay yürür duruma getirmek.

Arada çıkarmak : Başka işler arasında bir işi de yapıvermek.

Aradan çıkarmak : Birçok işten birini yapıp bitirivermek.

Asker çıkarmak : Genellikle düşman kıyılarına asker göndermek. bir devlet belli kanunlara bağlı olarak asker toplamak.

Askıya çıkarmak : Evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayıtlarının bulunduğu yerde askı yoluyla ilan etmek.

Baklayı ağzından çıkarmak : Açık söylemekten kaçındığı bir sorunu sonunda açıklamak.

Bela çıkarmak : Kavga çıkarmak.

Bir koyundan iki post çıkarmak : Olması gerekenden daha fazla elde etmek.

Bir yakadan baş çıkarmak : Bir çatı altında dirlik düzenlik içinde yaşamak.

Birbirinin gözünü çıkarmak : Kıyasıya dövüşmek.

Böcek çıkarmak : İpek böceği yetiştirmek.

Boşa çıkarmak : Olumlu bir sonuç alınmasını engellemek.

Çamurdan çekip çıkarmak : Birini kötü veya onurunu tehlikeye düşüren bir durumdan kurtarmak.

Canını çıkarmak : Hırpalamak, çok yormak, yıpratmak.

Cebinden çıkarmak : Birinden çok üstün olmak.

Cep harçlığını çıkarmak : Günlük masrafını karşılayacak kadar kazanç sahibi olmak.

Çiçek çıkarmak : Çiçek hastalığına tutulmak.

Çile çıkarmak : Sıkıntılı bir işin veya bir durumun sona ermesini beklemek.

Çileden çıkarmak : Çok kızdırmak.

Çıngar çıkarmak : Gürültü, kavga çıkarmak.

Çırak çıkarmak : Bir kimseyi beklediğinden az bir kazançla ortaklıktan uzaklaştırmak. cariye veya odalıkların saray, konak, köşk vb. büyük yerlerde yıllarca hizmet ettikten sonra evlenmelerine veya o yerlerden ayrılmalarına izin vermek.

Çürüğe çıkarmak : Bir nesneyi işe yaramayacak durumda olmasından dolayı kullanmayı bırakmak.

Dağarcığındakini çıkarmak : Hazırladığı bir sözü söylemek.

Dedikodu çıkarmak : Birisi hakkında dedikodu ortaya atmak.

Deveyi düze çıkarmak : Güçlükleri giderip işleri yoluna koymak.

Dil çıkarmak : Alay etmek, eğlenmek.

Dilinin altındaki baklayı çıkarmak : Söyleyemediği şeyi artık söylemek.

Dırıltı çıkarmak : Çekişmeye yol açmak.

Döküm çıkarmak : Bütün hesap işlemlerini bir listeye yazmak.

Dünyanın tadını çıkarmak : Bütün zevklerden yararlanmak, mutlu ve rahat yaşamak.

Durumdan ders çıkarmak : İçinde bulunulan şartları değerlendirerek yanlış adım atmamak.

Durumdan vazife çıkarmak : İçinde bulunulan şartları değerlendirerek sorumluluk yüklenmek.

Ekmeğini çıkarmak : Çalıştığı işten geçimini karşılayacak kadar kazanç sağlamak.

Ekmeğini taştan çıkarmak : En zor koşullarda bile kazancını sağlamak. geçimini sağlamakta çok becerikli olmak.

Eksiltmeye çıkarmak : Bir işi, istekliler arasında en ucuz fiyat verene bırakmak için ihaleye çıkarmak.

Elden çıkarmak : Yitirmek. bir şeyin sahipliğini başkasına geçirmek, satmak.

Engel çıkarmak : Bir işin yapılmasını zorlaştırmak.

Faturasını çıkarmak : Sorumluluğu birine yüklemek.

Ferman çıkarmak : Padişah tarafından herhangi bir konuda emir verilmek. yetkili bir kimse tarafından buyruk verilmek.

Ferz çıkarmak : Acemi bir oyuncuya karşı vezirsiz oynamak.

Fesat çıkarmak : Ara bozmak, ortalığı karıştırmaya çalışmak, insanları birbirine düşürecek işler yapmak.

Fetva çıkarmak : Belli bir konuda dinî hukuk kurallarına göre izin almak.

Fetvayişerife çıkarmak : Kendi kendine yorum getirmek. şeyhülislam fetvası ilan etmek.

Fitne fesat çıkarmak : Ara bozucu söz söylemek. ara bozucu davranışta bulunmak.

Göklere çıkarmak : Aşırı derecede övmek.

Gönlünü pazara çıkarmak : Sevmek için kendine yakışanı seçmeyip rastgele birini sevmek.

Gözden çıkarmak : Bir mal, para, değer yargısı vb. maddi veya manevi varlığın elden çıkarılmasını kabul etmek.

Gözden gönülden çıkarmak : Önem vermemek, ilgisini kesmek.

Gözünü çıkarmak : İyisi dururken en kötüsünü seçmek. beceriksizce davranmak, zarara uğratmak.

Güçlük çıkarmak : Bir şeyin gerçekleşmesini engelleyici sebepler ileri sürmek.

Günah çıkarmak : Kötü davranışlarını, suçlarını açıklamak, anlatmak. Hristiyanlar, Tanrı'nın bağışlaması için papaza gidip işlediği günahları anlatmak.

Hadise çıkarmak : Olay çıkarmak.

Hayatından çıkarmak : İlgisini, ilişkisini tamamen kesmek.

Hazzını çıkarmak : Zevkini çıkarmak.

Hesap çıkarmak : Alacakla vereceği kâğıt üzerinde karşılaştırmak.

Hıncını çıkarmak : Öcünü almak.

Hır çıkarmak : Kavga, gürültü çıkarmak.

Hırgür çıkarmak : Kavga etmek, kavga çıkarmak.

İcat çıkarmak : Hoş görülmeyen yeni bir huy, davranış göstermek. yadırganan bir yol tutmak. ortaya gereği olmayan bir sorun atmak.

Icığını cıcığını çıkarmak : İncelenmemiş, elden geçirilmemiş hiçbir yerini bırakmamak, en küçük ayrıntısına kadar incelemek, didik didik etmek.

İş çıkarmak : Çok iş yapmak. gereksiz, uğraştırıcı bir işe yol açmak, sorunlara neden olmak.

Iskartaya çıkarmak : Değersiz bularak bir yana atmak, işe yaramadığı için ayırıp bir yana koymak.

İstavroz çıkarmak : Haç çıkarmak.

Kafasından çıkarmak : Bir şeyi unutmak veya ondan vazgeçmek.

Kamburunu çıkarmak : İnsan, kedi vb. sırtını tümsek duruma getirmek.

Kanun çıkarmak : Türkiye Büyük Millet Meclisi kanun hazırlayarak kabul etmek.

Karaya çıkarmak : Göl veya denizden karaya çıkmasını sağlamak.

Kargaşa çıkarmak : Gürültü patırtıya yol açmak.

Kart çıkarmak : Hakem kural dışı hareket eden oyuncuya cezalandırma amacı ile sarı veya kırmızı kart göstermek.

Kavga çıkarmak : Kavgaya neden olmak.

Keçesini sudan çıkarmak : Güç olan bir işi, durumu yoluna koyarak rahatlamak.

Kendine hisse çıkarmak : Ders almak.

Kendini temize çıkarmak : Aklandırmak.

Keyfini çıkarmak : Bir şeyden iyice tat almak.

Kopyasını çıkarmak : Kopya etmek.

Kuvveden fiile çıkarmak : Düşünülen, tasarlanan şeyi gerçekleştirmek.

Kuyudan adam çıkarmak : Olumsuz, uygunsuz veya yasal olmayan bir duruma son vererek birini haklarına kavuşturmak. unutulmaktan kurtarmak.

Laf çıkarmak : Dedikodu yapmak. yeni bir şey söylemek, ortaya atmak.

Lakırtı çıkarmak : Laf çıkarmak.

Leşini çıkarmak : Çok dövmek, adamakıllı dövmek.

Lezzetini çıkarmak : Tadını çıkarmak.

Mana çıkarmak : Bir söze, söyleyenin aklından geçmeyen bir anlam vermek. anlam çıkarmak. yersiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek.

Maraza çıkarmak : Kavgaya yol açmak, kavga çıkarmak, anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak.

Maskarasını çıkarmak : Birini rezil etmek, küçük düşürerek gülünç duruma sokmak.

Mesele çıkarmak : Sorun çıkarmak.

Meydana çıkarmak : Açıklığa kavuşturmak, ortaya çıkarmak, belli etmek. bularak ortaya çıkarmak.

Mezada çıkarmak : Açık artırma yoluyla bir malı satışa çıkarmak.

Mezardan çıkarmak : Bir kimseyi ölümden kurtarmak.

Model çıkarmak : Kumaş kesiminden önce kâğıt vb. malzeme üzerine parçanın örneğini hazırlamak. bir şeyi vurarak izini çıkarmak.

Müşkülat çıkarmak : Yapmakta bulunduğu işi güçleştirecek durumlar yaratmak.

Nüfusunu çıkarmak : Nüfus kütüğüne kayıt yaptırarak nüfus cüzdanı almak.

Öfkesini çıkarmak : Öfkeli kişi haksız yere ilgisiz birine çatmak.

Oğul çıkarmak : Bir kovan, yeni bir oğul arısı topluluğu meydana getirmek.

Olay çıkarmak : Hoş olmayan bir durum yaratmak, hadise çıkarmak.

Örneğini çıkarmak : Benzerini yapmak veya çizmek.

Ortaya çıkarmak : Delilleriyle göstermek, ispat etmek.

Oyun çıkarmak : Tiyatro oyununu hazırlamak. oyun oynamak.

Paçavrasını çıkarmak : Paçavraya çevirmek.

Para çıkarmak : Para basmak. başka yerde bulunan kimseye posta veya banka ile para göndermek.

Parasını çıkarmak : Anaparayı kurtarmak, masrafını çıkarmak.

Pastırmasını çıkarmak : Bir kimseyi iyice dövmek, hırpalamak.

Patırtı çıkarmak : Kavgaya sebep olmak, kavga çıkarmak.

Patron çıkarmak : Patronları çizili olduğu modelden kopya yolu ile bir kâğıda geçirip kesmek.

Pay çıkarmak : Bir olay veya durumdan gereken deneyimi kazanmak, tutulacak yolu belirlemek.

Pazara çıkarmak : Satılığa çıkarmak.

Pestilini çıkarmak : Çok dövmek. çok yormak.

Posasını çıkarmak : Bir kişi veya şeyi sonuna kadar sömürmek. birini çok dövmek.

Pöstekisini çıkarmak : Öldürmek, yok etmek.

Problem çıkarmak : Sorun çıkarmak.

Pürüz çıkarmak : Engel çıkarmak.

Ramp ışığına çıkarmak : Bir oyunu sahnelemek.

Rezalet çıkarmak : Rezalet sayılacak bir durumun ortaya çıkmasına yol açmak.

Rızkını çıkarmak : Günlük yiyecek parasını çıkarmak.

Şablon çıkarmak : Kullanılmak üzere örnek elde etmek.

Şapka çıkarmak : Bir söz veya durum karşısında söyleyecek sözü kalmamak ve takdir etmek.

Satılığa çıkarmak : Satmak, satışa çıkarmak.

Satışa çıkarmak : Satmak için ortaya koymak.

Satıya çıkarmak : Satışa çıkarmak.

Sıkıp suyunu çıkarmak : Sömürmek.

Sinekten yağ çıkarmak : Olmayacak şeylerden yararlanmaya çalışmak.

Sırtından çıkarmak : Bir kimseye ödetmek.

Sıyırıp çıkarmak : Çekip kurtarmak.

Sonuç çıkarmak : Kesin bir karar veya görüşe varıp bunu bildirmek. bir işlemi bitirip sonuca ulaşmak.

Sorun çıkarmak : Üzüntü verecek veya içinden güç çıkılır bir durum yaratmak.

Söz çıkarmak : Laf çıkarmak.

Sucuğunu çıkarmak : Çok dövmek. yormak.

Tadını çıkarmak : Bir şeyin güzelliğinden veya sağladığı imkânlardan yeterince yararlanmak.

Tatsızlık çıkarmak : Hoşa gitmeyen, can sıkıcı, gergin bir duruma sebep olmak.

Tedavüle çıkarmak : Parayı piyasaya çıkarmak.

Tefrika çıkarmak : Birbirine kötülük etmeye kadar varan sürekli anlaşmazlık yaratmak.

Tekeden süt çıkarmak : Olamayacak şeyleri olur duruma getirmek.

Tezvir çıkarmak : Birisi hakkında kovculuk etmek.

Tulum çıkarmak : Hayvanın derisini yarmadan çıkarmak. çoğunluk sistemine dayalı seçimlerde bir partinin listesindeki bütün adaylar seçimi kazanmak.

Ulak çıkarmak : Haberci göndermek, posta çıkarmak.

Yalancı çıkarmak : Birinin yalan söylediğini ortaya koymak veya yalan söylememesini sağlamak.

Yanlışını çıkarmak : Yanlışını bulup göstermek.

Yasa çıkarmak : Bir yasa önerisi, yasama gücü tarafından onaylanmak.

Yazıyı çıkarmak : Okuyabilmek.

Yerin dibine batırıp çıkarmak : Çok utandırmak, rezil etmek.

Yüzünü kara çıkarmak : Birini utandırmak.

Zevkini çıkarmak : Bir şeyden olabildiği kadar zevk almak.

Zimmet çıkarmak : Eksik veya yanlış yapılmış olan bir işlemden dolayı kişiye fazladan ödenen miktarı belirlemek ve ödemesini sağlamak için bildirimde bulunmak.

Zırıltı çıkarmak : Anlaşmazlık sebebiyle kavga etmek.

Zıvanadan çıkarmak : Sinirlendirmek, öfkelendirmek.

Zorluk çıkarmak : Bir şeyin yapılmasını engellemek için çeşitli sorunlar yaratmak.

Çıkma : Hamamdan çıkarken kullanılan havlu ve kurulanma takımı, çıkacak. Eski, kullanılmış. Çıkmış. Bir yapının üst katlarından dışarıya doğru uzanmış bölüm, balkon. Çıkmak işi. Desteklemek amacıyla verilen para. Bir yazı sayfasının kenarına metinle ilgili olarak yazılan ek, çıkıntı, derkenar.

Sağlamak : Elde etmek, sahip olmak. Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek. Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek. Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak.

Sebep : Bir şeyin olmasına veya belli bir hâlde bulunmasına yol açan şey.

Getirmek : Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. İletmek, bildirmek. İleri sürmek. Sebep olmak, ortaya çıkarmak. Bir makama atamak veya seçmek. Erişmek veya eriştiğini sanmak. Sağlamak. Bir şeyi yanında veya üstünde bulundurmak. Gelmesini sağlamak.

Anlamak : Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak. Doğru ve yerinde bulmak. Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek. Sorup öğrenmek. Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek. Yarar sağlamak. Bir şey hakkında bilgisi bulunmak.

Bilmek : Bir bilim veya sanat dalında yeterli olmak. Sanmak, varsaymak, farz etmek. İnanmak. Saymak. Tanımak, hatırlamak. Bir iş yapmaya alışmış olmak, elinden gelmek. Bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak. Sorumlu tutmak. İşine gelmek, uygun bulmak. -a / -e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleşik fiiller oluşturur.

Sezmek : Anlamak, fark etmek. Açık bir kanıt olmaksızın, olmuş veya olacak bir şeyi anlamak, kestirmek, hissetmek.

Ne : Soru biçiminde şaşma bildiren ünlem. Her şey. Birçok şey. Neden. Türk alfabesinin on yedinci harfinin adı, okunuşu. Neon elementinin simgesi. Nasıl. "Sana ne, bana ne" gibi sorularda "ne ilgisi var" anlamına gelen bir söz. Hangi şey. Hangi. Şaşma veya abartı bildiren bir söz.

Bulmak : Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak. Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak. Sağlamak, temin etmek. Arayarak veya aramadan bir şeyle, bir kimse ile karşılaşmak. Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek. Varlığı bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak, keşfetmek. Cezaya uğramak. Hatırlamak. İlk kez yeni bir şey yaratmak, icat etmek. İstenilen şeye kavuşmak, nail olmak. Bir şeyi elde etmek. Seçmek.

Koymak : Bırakmak, terk etmek. Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak. Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak. Bırakmak. İmza, tarih, adres yazmak. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek. Katmak, eklemek. Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak. Etkilemek, dokunmak.

Hatırlamak : Anımsamak.

Elde : Çarpma ve toplama işlemlerinde bir sonraki sıranın rakamlarına katılacak olan sayı.

Etmek : Demek, söylemek. Herhangi bir değerde olmak. Eşit değer kazanmak. Bulmak, erişmek. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Bir işi yapmak. Kötülükte bulunmak.

Gibi : -e yakışır biçimde. İmişçesine, benzer biçimde. O anda, tam o sırada, hemen arkasından. -e benzer.

Göstermek : Etmek. Sert bir biçimde karşılık vermek. Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek. Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak. Görünmek, benzemek. Bir şeyin etkisi altında tutulmak. Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek. Öğretmek, açıklamak. Belirtmek, anlatmak. Kanıtla inandırmak. Yapmasını söylemek, görevlendirmek. Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak.

Bir : Eş, aynı, bir boyda. Sayıların ilki. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bir kez. Bu sayı kadar olan. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Tek. Ancak, yalnız. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Beraber. Sadece. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Aynı, benzer.

Davranış : Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin bütünü. Davranma işi, tutum, davranım, muamele, hareket. Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı.

Yüklemek : Bir bilgisayar, disket vb.ne gerekli bilgileri aktarmak. Bir suçu birinin üstüne atmak. Bir yükümlülük altına sokmak, sorumlu tutmak. Bir yere, taşınması için belli ağırlıkta eşya veya araç gereç koymak. Belli bir hizmeti kullanabilmek için özel bir karta gerekli verileri aktarmak.

Sindirim : Besinlerin çeşitli enzimlerle eritilerek, parçalanarak ince bağırsakta emilebilir, kana karışabilir duruma gelmesi için uğradıkları fiziksel ve kimyasal değişikliklerin bütünü, hazım.

Dışarı : Dışa, dış çevreye. Dış çevre, dış yer, hariç, içeri karşıtı. Kişinin konutundan ayrı olan yer. Yurt dışı.

Atmak : Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek. Top, tüfek vb. silahları patlatmak. Yalan veya abartmalı söz söylemek. Uzatmak. Rastgele bir kenara koymak. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak. Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak. Değerini eksiltmek. Geri bırakmak, ertelemek. Bir kimsenin ilişiğini kesmek. Bilmeden, kestirerek söylemek. Yırtılmak. Göndermek, yollamak. Bir şeyi yere doğru bırakmak. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak. Sille, tokat vurmak. Çıkarmak, dışarıya vermek. Örtmek. Çatlamak. Kalp, nabız vurmak, çarpmak. Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak. İçki içmek. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek. Terk etmek. Yapışık olduğu yerden ayrılmak. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. Koymak. Götürmek. Söylemek.

Kusmak : Midenin içindekini basınçla ağızdan dışarı atmak, çıkarmak, kay etmek, istifra etmek. Boyanan ve temizlenen şeyler yeniden ortaya çıkmak. Reddetmek. İçinde birikmiş kinini, öfkesini söyleyerek açığa vurmak.

Uzaklaştırmak : Uzağa götürmek. Çıkarmak, ayırmak. Yabancılaştırmak, ilgisiz bırakmak.

Yayımlamak : Resmen bildirmek, açıklamak, ilan etmek. Bir yazıya, habere, resme gazetede yer vermek. Kitap, gazete, dergi vb. şeyleri basmak ve dağıtmak, neşretmek. Dinlenilecek, görülecek şeyleri radyo ve televizyonla sunmak, bildirmek, duyurmak.

Gidermek : Ortadan kaldırmak, yok etmek. Dindirmek.

Yapmak : Düzenli bir duruma getirmek. Gerçekleştirmek. Bir durum yaratmak. Onarmak, tamir etmek. Olmasına yol açmak. Dışkı çıkarmak. Üretmek. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Olmak. Yol almak. Evlendirmek. Edinmek, sahip olmak. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Davranmak, hareket etmek. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Salgılamak, çıkarmak. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek.

Üretmek : Ekonomik bir etkinlik sonucu ürün elde etmek. Aynı türden canlıları çoğaltmak. Oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek.

Sunmak : Bir büyüğe veya nezaket gereğince bir kimseye bir şeyi vermek, arz etmek, yollamak, göndermek, takdim etmek. Radyoda, televizyonda, bir eğlence yerinde programı takdim etmek. Tanıtmak, bilgi vermek amacıyla çeşitli yöntemler kullanarak bir konuyu dinleyenlere aktarmak.

Müzik : Birtakım duygu ve düşünceleri belli kurallar çerçevesinde uyumlu seslerle anlatma sanatı, musiki. Bu biçimde düzenlenmiş seslerden oluşan eserlerin okunması veya çalınması.

Çalmak : Süpürmek, temizlemek. Bir müziği dinlemeyi sağlayan aleti çalıştırmak. Başkasının malını gizlice almak, hırsızlık etmek, aşırmak. Madeni oymak, kalemle işlemek. Atmak, çarpmak, vurmak. Vurarak veya sürterek ses çıkartmak. Üzerine sürmek. Kumaşın bir parçasını kesmek. Ses çıkarmak, ses vermek. Benzemek, andırmak. Zamanı boşa harcatmak, ziyan edilmesine yol açmak. Bozmak, zarar vermek.

Yollamak : Göndermek.

Göndermek : Bir yere doğru yola çıkarmak, yollamak, ulaşmasını, gitmesini sağlamak, irsal etmek. Araştırma, yazışma vb.nde kaynak kişiye veya esere işaret etmek, atıf yapmak. Yolcu etmek. Bir kaynaktan çıkıp gelmek, ulaşmak. Yetki vererek gitmesini sağlamak.

Boşaltmak : Boş duruma getirmek. Kusmak. Bir silahta ne kadar mermi varsa hepsini arka arkaya patlatmak. Gevşetmek, açmak. Dökmek, boca etmek.

Resim : Varlıkların, doğadaki görünüşlerinin kalem, fırça gibi araçlarla kâğıt, bez vb. üzerinde yapılmış olan biçimleri. Bunu yapmak için gerekli yöntemleri öğreten sanat. Açık gösterge, kesin sonuç. Bazı eşyadan ve işlerden alınan vergi veya harç. Tören. Fotoğraf.

Fotoğraf : Görüntü. Bu yöntemle aktarılarak çoğaltılan resim, foto. Çeşitli araç ve malzeme kullanarak görüntüyü özel bir yüzey üzerinde sabitleme.

Çektirmek : Birini sıkıntılı duruma sokmak, içinden çıkılamaz duruma düşürmek. Çekme işini yaptırmak.

Söylemek : Yapılmasını istemek. Önceden bildirmek, tahmin etmek. Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak. Haber vermek. Türkü, şarkı vb. okumak. Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak. Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak. Sipariş etmek. Yazmak, düzmek.

Çıkarmak ile ilgili Cümleler

  • İşletme sahibi kârı maksimuma çıkarmak istiyor.
  • Bunu elden çıkarmak istediğinden emin misin?
  • Cümleyi favorilerinizden çıkarmak için siyah kalp butonuna basın.
  • İletişim kurmak için bir anadil konuşuru gibi ses çıkarmak zorunda değilsin.
  • Burak Tuğba'nın yasa dışı işlerini ortaya çıkarmak için uzun bir makale yazmaya karar verdi.
  • Ali yarın gece Mary'yi dışarı çıkarmak istiyor.
  • Ben olay çıkarmak istemedim.

Diğer dillerde Çıkarmak anlamı nedir?

İngilizce'de Çıkarmak ne demek? : v. take out, deduct, subtract, remove, divest, throw out, displace, exclude, make out, out, eliminate, unfix, expel, extract, doff, bring out, publish, print out, bare, blank, bruit about, delete, derive, disconnect, dislodge, dismantle, draw off

Fransızca'da Çıkarmak : ôter, tirer, retirer, retrancher; extraire, sortir, déduire, dégager, dételer, enlever, éliminer, émettre, implanter, lever, publier, monter, rendre, soustraire, vomir, (bir toplamdan) défalquer, (giysi) quitter, (kokugaz vb) exhaler

Almanca'da Çıkarmak : v. abfeilen, ablegen, abmachen, absondern, abstreichen, abstreifen, abtun, abzählen, abziehen, ausheben, ausscharren, ausschließen, aussondern, ausstechen, ausweisen, ausziehen, buckeln, elidieren, emittieren, entnehmen, erlassen, gewinnen, herausmachen, herausstreichen, lancieren, landen

Rusça'da Çıkarmak : v. выводить, вынимать, вытаскивать, выворачивать, вывертывать, выдергивать, вывинчивать, свинчивать, выкручивать, отворачивать, вытягивать, вынос`ить, снимать, высаживать, вытравлять, увольнять, отчислять, исключать, выселять, вывозить, выгребать, выгружать, выкатывать, вызывать, высвобождать