Çıkma nedir, Çıkma ne demek

"Çıkma" ile ilgili cümleler

  • "Bu evden çıkmam, mağlubiyeti kabul ederek mücadeleden kaçmam demekti." - K. Bilbaşar
  • "Çıkma jant."
  • "Saraydan çıkma İstanbul eşyalarını görünce bunların hakikatine inanmak lazım geldiğini anlamış." - A. Ş. Hisar
  • "Balkonlar, kapalı açık çıkmalar, o zaman yasak edilmiş, hâlâ yasak, hâlâ yapılmıyor." - A. Boysan

Yerel Türkçe anlamı:

Sedir: Odanın çıkmasına minder yaptırdım.

Çavuş üzümü.

[Bakınız: çıkartma]

Bir odanın içinden geçilerek merdivenle çıkılan oda.

Merdiven: Benim yattığım yere beş çıkma ile çıkılır.

Balkon.

Havlu.

Evlerin önündeki artırma

Yara.

Kına yakılırken ellere, ayaklara bir takım nakışlar çıkarmak için oyulmuş muşamba.

Bir binanın yanına ek olarak yapılmış olan kısım.

Bir fizik terimi olarak tanımı:

Bir buzsul örgüsünün biçimleniminde birimlerin yerinden kayması.

Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:

(Mimarlık) Bir yapının giriş katının üzerindeki katlarında anaduvardan aşağı doğru cumbayı andıran çıkıntı.

 

Madencilik terimi olarak kelime anlamı:

çıkma (I)

çıkma (II)

Tarih'teki anlamı:

Edirne, Galata ve İbrahimpaşa saraylarındaki acemi oğlanların kapıkulu süvari bölüklerine ya da devlet hizmetlerine; saray hizmetlerinde bulunan kimselerin de dış hizmete atanmaları.

Jeoloji ve yer bilimleri alanındaki anlamı:

Bir oluşuğun ya da bir yapının, yeryüzünde göründüğü yer ya da yüzey.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Domates salatası. (Kamanlar *Güdül -Ankara)

Diğer sözlük anlamları:

Duvardan dışarı çıkmış olan cumba, balkon, taşlık

Bilimsel terim anlamı:

Bir yapının üst katlarından, önyüz çizgisi düzdiziminin dışına doğru taşan bölümleri.

Bir yazıya sonradan yapılmış olan ekleme.

Sayfa yanlarına yazılan açıklayıcı kısa yazı.

İngilizce'de Çıkma ne demek? Çıkma ingilizcesi nedir?:

dislocation, jutting out, come up, crop, cropping, outcrop, marginal note, exposure, outcrope

Osmanlıca Çıkma ne demek? Çıkma Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

cumba, be-dergâh, haşiye

Çıkma hakkında bilgiler

Çıkma Edirne, Galata ve İbrahimpaşa saraylarındaki acemioğlanların derecelerine göre kapıkulu süvari bölükleriyle sarayın dış hizmetlerine ya da devlet hizmetlerine; saray hizmetlerinde bulunan kimselerin de dış hizmete atanmalarıdır.

 

Çıkma ile ilgili Cümleler

  • Çıkmadan önce pencereyi kapat.
  • Hasan'ın artık Tuğba ile çıkmadığını bilmek iyi.
  • Çıkmadan mutlaka karnını doyurmalısın.
  • Ali neden işten çıkmak istediğini söyledi mi?
  • Çıkmadan önce, ışıkların kapalı olduğundan emin olun.
  • Çıkmak üzere olduğumuz sırada deprem başladı.
  • Ali Mary'nin John'la çıkmasını istemedi.
  • Çıkmadan önce beni ara.
  • Komşunla çıkmak iyi bir fikir değil.
  • Bana karşı çıkmayacağını umuyorum.
  • Çıkmak istiyor musun?
  • Tek istediğim balığa çıkmak.
  • Çıkmak için kendi yaşına daha yakın birini bulmaya çalışmalısın.
  • Ali arabayla gezintiye çıkmak istedi.

Çıkma anlamı, tanımı:

Çıkma durumu : Ad soylu bir sözün taşıdığı kavramda çıkış bildiren, -dan / -den, - tan / -ten ekleri ile kurulan durum, ayrılma durumu, ablatif: okuldan, evden, sokaktan, işten vb.

Kola çıkma : Kamu düzenini korumak için, kolluk kuvvetlerinin şehir çevresinde atla dolaşması.

Çıkmadık canda umut var : "elden gitti sandığımız bir şeyle ilgimiz büsbütün kesilmemişse gereken çabayı harcayarak onun elimizde kalmasını sağlayabileceğimizi umabiliriz" anlamında kullanılan bir söz.

Çıkmak : Sıyrılmak, ayrılmak. Olmak, bulunmak, var olmak. Artırmak, fiyatı yükseltmek. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. Gerçekleşmek. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. Binaya kat eklemek. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. Yayımlanmak. Sesini yükseltmek. Meydana gelmek. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. Verilmek. Yerinden oynamak. Ay, Güneş görünmek. Bitmek, büyümek, sürmek. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. Harcamak zorunda kalmak. Piyasaya sürülmek. Karaya ayak basmak. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. Yayılmak. Süresi dolduğunda ayrılmak. Belirmek, tanınmak. Yayılmak, duyulmak. Bir yere ulaşmak, varmak. Ay veya mevsim geçmek. Erişmek, görmek. Mal olmak. Bulaşmak. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. Yeni yetişip satışa sunulmak. Flört etmek. İçeriden dışarıya varmak, gitmek. Eksilmek. Yükselmek, artmak. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. Büyük abdest bozmak. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. Gelmek. Oluşmak, olmak. Niteliği sonradan anlaşılmak. Yapılmak, yürümek. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. Giderilmek, yok olmak. Unutmak. Yetişecek ölçüde olmak. Vermeye katlanmak.

Çıkmaklık : Çıkma durumunda olma.

Çıkmalı : Çıkma durumunda olan.

Çıkmalı tamlama : Tamlayanı çıkma durumunda olan ve tamlananı üçüncü kişi iyelik eki alan tamlama: İnsanlardan bazıları. Öğrencilerden ikisi gibi.

Çıkmalı tümleç : Fiilin anlamını tamlayan ve çıkma durumunda bulunan dolaylı tümleç.

Çıkmaz : Çözüme ulaşmayan, çözüm yolu olmayan. Sonu kapalı, çıkış yeri olmayan, hiçbir yere ulaşamayan yol, sokak.

Çıkmaz ayın son çarşambası : İşin hiçbir zaman yapılmayacağını anlatan bir söz.

Çıkmaz sokak : Sonu olmayan olay, durum vb., boşuna çaba. Girişi ve çıkışı aynı olan sokak.

Çıkmaza girmek : Bir iş çözümlenemeyecek, içinden çıkılmayacak bir duruma düşmek.

Çıkmaza sokmak : Bir işi, bir durumu çözümlenemez, güç bir duruma getirmek.

Çıkmazda olmak : Çözüm bulamamak, çözümsüz durumda olmak.

Açığa çıkmak : Rıhtıma aborda veya kıçtankara olmuş bir gemi bulunduğu yerden kalkarak daha uzaktaki bir yere demirlemek üzere kıyıdan uzaklaşmak. belli olmak, anlaşılmak.

Açığı çıkmak : Saklamakla görevli bulunduğu paranın veya malın eksik olduğu anlaşılmak.

Acısı çıkmak : Bir şeyin olumsuz, kötü sonucu bir süre sonra ortaya çıkmak.

Acısı ortaya çıkmak : Olumsuz sonucu yavaş yavaş ortaya çıkmak.

Adam içine çıkmak : Topluluğa karışmak, insanların bulunduğu yerlere gitmek, eşe dosta gitmek.

Adı çıkmak : Hakkı olmayan bir ün kazanmak. kötü bir ün kazanmak.

Adı deliye çıkmak : Deli olmadığı hâlde deli olarak tanınmak.

Adı kötüye çıkmak : Ünü kötü olarak yayılmak.

Ağzından çıkmak : Bir sözü istemeden, farkına varmadan söylemek, söylemiş bulunmak.

Ağzından çıt çıkmamak : Hiçbir şey söylememek.

Ağzından dirhemle çıkmak : Çok az veya zorla konuşmak.

Ağzından girip burnundan çıkmak : İyice dövmek. türlü yollara başvurarak birini bir şeye razı etmek, kandırmak.

Ağzından hayır çıkmazsa bari şer söyleme : "lehte konuşmuyorsun, hiç olmazsa aleyhte de konuşma" anlamında kullanılan bir söz.

Ahbap çıkmak : Önceden tanışmış olmak.

Ahı çıkmak : Yaptığı ilenme, etkisini göstermek.

Akıldan çıkmak : Unutulmak.

Aklı çıkmak : Sonucun kötü olacağını düşünerek korkuya kapılmak.

Aklı zıvanadan çıkmak : Delirmek, aklını oynatmak.

Aklından çıkmak : Unutmak.

Akraba çıkmak : Konuştuktan sonra akraba olduklarını anlamak.

Aksilik çıkmak : Engel ortaya çıkmak.

Alacaklı çıkmak : Alacağı vereceğinden çok olmak.

Alaya çıkmak : Askerî bir okulda başarı gösteremeyerek kıtaya gönderilmek.

Alıcı çıkmak : İstemek, talip olmak. müşteri olmak.

Alışverişe çıkmak : Alım satım işi için çarşıya gitmek.

Alt yanı çıkmaz sokak : Sonu gelmeyen, sonuç alınamayan işler için söylenen bir söz.

Altından çapanoğlu çıkmak : Bir işin gizli kalmış kötü ve aksak yanıyla, kuşkulu bir durumuyla karşılaşmak. bir işte gizli niyet, hile bulunmak.

Altından girip üstünden çıkmak : Halletmek. malı, parayı düşüncesizce harcayıp tüketmek. ne yapıp edip istediğini yaptırmak. karıştırmak.

Anlaşmazlık çıkmak : Bir konuda uyuşmazlık söz konusu olmak.

Aradan çıkmak : Sıkışık bir durumda, sıkıntılı bir zamanda işe engel olan kimse oradan uzaklaşmak. kendini bir sorunun, bir davanın dışında tutmak. yapılması gereken öteki işlerle uğraşılabilmesi için bir iş önce bitirilmek.

Arka çıkmak : Bir kimseyi başkalarına karşı korumak, kayırmak.

Arka kapıdan çıkmak : Okuldan başarısızlık nedeniyle ayrılmak.

Askıya çıkmak : Evlenecek kimselerin durumu nüfus kayıtlarının bulunduğu yerde askı yoluyla ilan edilmek. ipek böceği koza sarmak üzere dallara çıkmak.

Aslı çıkmak : Gerçek olduğu anlaşılmak, gerçek olduğu ortaya çıkmak.

Ateş çıkmak : Yangın çıkmak.

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz : Küçük de olsa birtakım belirtilerin önemli olaylara işaret olduğunu anlatan bir söz.

Ateşi çıkmak : Hasta vücut ısısı olağandan çok artmak.

Auta çıkmak : Top sahadan dışarı çıkmak.

Ava çıkmak : Avlanmak için gitmek.

Aynı kapıya çıkmak : Sonuç bakımından fark etmemek, aynı sonuca varmak.

Ayrı eve çıkmak : Ailenin büyükleriyle birlikte oturan çekirdek aile başka eve taşınmak.

Ayyuka çıkmak : Ses yükselmek. dedikodu herkesçe duyulmak, yayılmak.

Balığa çıkmak : Balık avlamaya gitmek.

Baltası kütükten çıkmak : Bir engelden, bir sıkıntıdan kurtulmak.

Baskın çıkmak : Karşılaştırma konusu olan kimseyi geçmek, ona karşı üstünlüğünü göstermek.

Benliğinden çıkmak : Kendine benzemez olmak.

Bildik çıkmak : Birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tanıştıklarını anlamak.

Biliş çıkmak : Tanımak, önceden tanış olmak.

Bir elin sesi çıkmaz : "bir davanın bir kişi tarafından savunulması etkili ve yeterli değildir" anlamında kullanılan bir söz. "yardımlaşarak işler daha kolay başarılır" anlamında kullanılan bir söz.

Bir kapıya çıkmak : Aynı sonuca varmak.

Bir kulağından girip öbür kulağından çıkmak : Söylenen söze önem vermemek.

Boku çıkmak : Bir iş veya durum tatsızlaşmak.

Borç gırtlağına çıkmak : Borca batmak.

Borçlu çıkmak : Görülen hesapta vereceği kalmak.

Boş çıkmak : Umduğu gerçekleşmemek, sonuç vermemek.

Boş çıkmamak : Bir işten az da olsa bir kazançla çıkmak.

Boşa çıkmak : Umut, düşünce vb. şeyler sonuç vermemek, gerçekleşmemek.

Cama çıkmak : Pencereden görünmek.

Can çıkmayınca huy çıkmaz : "insanı alışkanlıklarından, huylarından vazgeçirmek mümkün değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Canı burnundan çıkmak : Çok kızgın olmak, öfkelenmek.

Canı çıkmak : Çok yıpranmak. ölmek. çok yorulmak veya çok zorluk çekmek. zarar etmek.

Ceketini alıp çıkmak : Hiçbir şey almadan birlikteliği bitirmek, ortaklıktan ayrılmak. ilişkisini tamamen bitirmek.

Cerre çıkmak : Medreselerde okuyanlar para ve erzak toplamak için belli aylarda köylere dağılıp imamlık veya müezzinlik yapmak.

Cıcığı çıkmak : Çok yorulmak. hırpalanmak.

Çileden çıkmak : Çile süresini bitirmek. olup bitenler karşısında sabrı ve dayanıklılığı kalmayıp taşkınlık göstermek.

Cılk çıkmak : Kusurlu, boş veya bozuk çıkmak.

Cılkı çıkmak : Bozulmak, doğru ve uygun yolundan ayrılmak.

Cinleri tepesine çıkmak : Çok kızmak.

Çıt çıkmamak : En hafif bir ses bile çıkmamak.

Çıtı çıkmamak : Hiç konuşmamak.

Çivisi çıkmak : Kargaşa içinde bulunmak.

Çizmeden yukarı çıkmak : Çizmeyi aşmak.

Çürük çıkmak : Birinin sağlam olmadığı anlaşılmak. sağlık durumunun elverişsiz olması yüzünden askerlik ödevinden bağışlanmak.

Dağa çıkmak : Eşkıyalık etmek. hükûmete karşı gelmek için dağlara çekilmek.

Dalıp çıkmak : Birçok yere girmek. deniz, göl vb. içinde kısa süre kalmak. deniz, göl vb. yerlerde suyun içinde kaybolup yeniden görünmek.

Dama çıkmak : Cinsel istekleri artmak.

Dediği çıkmak : Dediği şey gerçekleşmek.

Dediğinden çıkmak : Sözünü dinlememek.

Deli çıkmak : Çok sinirlenmek. çıldırmak.

Deli ile çıkma yola başına getirir bela : "deli, kendisiyle arkadaşlık edenin başına çeşit çeşit dert açar" anlamında kullanılan bir söz.

Den yana çıkmak : Birinin yanlısı olmak, birini tutmak.

Deniz çıkmak : Denizde fırtına olmak.

Denize çıkmak : Gezi veya av için kıyıdan ayrılmak.

Dili bir karış dışarı çıkmak : Koşmaktan, yürümekten dolayı çok yorulmak.

Dinden imandan çıkmak : Kendini kontrol edemeyecek kadar çok öfkelenmek, çok sinirlenmek.

Dışarı çıkmak : Büyük abdest yapmak. kapalı bir yerden dışarı gitmek.

Dışına çıkmak : Tanınan hak ve yetkileri aşmak.

Doğru çıkmak : Gerçek olduğu anlaşılmak.

Domuzdan toklu çıkmaz : "kötü huylu kimsenin çocuğu melek huylu olmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Dumanı tepesinden çıkmak : Çok öfkelenmek.

Eksik çıkmak : Tartı veya ölçü tam olmamak.

Elden çıkmak : Kaybedilmek. malı olmaktan çıkmak, malı satılmak.

Eli boş çıkmak : Umduğunu alamamak, başarısızlığa uğramak.

Elinden bir kaza çıkmak : İstemeyerek birini yaralamak veya öldürmek.

Elinden iş çıkmamak : Çabuk iş görememek.

Elinden kan çıkmak : Cinayet işlemek.

Evci çıkmak : Tatil günlerinde okul, kışla vb.nden eve gelmek.

Eve çıkmak : Öğrenci yurttan ayrılıp ev kiralayarak yaşamak. aileden ayrılıp ayrı bir evde oturmak.

Falso çıkmak : Bozuk olmak.

Ferz çıkmak : Satrançta piyon, karşıdaki en son kareye kadar sürülüp vezir olmak.

Fırtına çıkmak : Sert rüzgâr esmeye başlamak.

Fos çıkmak : Bir işin sonu gelmemek, boş çıkmak.

Foyası meydana çıkmak : Bir olay dolayısıyla bir kimsenin kötü niteliği ortaya çıkmak.

Geziye çıkmak : Uzak yerleri dolaşmak.

Girip çıkmak : Bir yere kısa süre kalmak üzere uğramak. bir yere sık sık gelmek.

Göbeği çıkmak : Şişmanlamak.

Göklere çıkmak : Pek çok yükselmek.

Görücüye çıkmak : Evlenmesi söz konusu olan kız görücüye görünmek.

Gözü kara çıkmak : Korkusuz olduğu anlaşılmak.

Gün ışığına çıkmak : Açıklığa kavuşmak, aydınlanmak.

Gurbete çıkmak : Doğup yaşanılan yerden uzaklaşmak.

Haber çıkmamak : Biri veya bir şey için beklenen bilgi gelmemek.

Hakikatsiz çıkmak : Yakınlığı ve bağlılığı sürekli olmamak.

Haklı çıkmak : Davasının, iddiasının, düşüncesinin veya davranışının doğru olduğu anlaşılmak.

Ham çıkmak : Kavun, karpuz kesildiğinde olgunlaşmamış olduğu anlaşılmak. kendisinden beklenilen olgun davranışları göstermemek.

Haşadı çıkmak : Çok yorulmak, bitkinleşmek. bozulmak, işe yaramaz duruma gelmek.

Hatırından çıkmamak : Sevdiği, saydığı birinin isteğini reddetmeyip gönlünü kırmaktan çekinmek.

Her boyaya girip çıkmak : Çeşitli işlerde kısa süre de olsa çalışmış olmak.

Her kafadan bir ses çıkmak : Bir konu üzerinde herkes rastgele konuşmak.

Hırtlambası çıkmak : Eşya, çok eskiyip dökülür durumda olmak. perişan bir biçimde giyinmiş olmak.

Hışırı çıkmak : İnsan ağır işlerle uğraşıp çok yorulmak. eşya, çok hırpalanıp örselenmek.

Hurdası çıkmak : Eşya, kullanılmayacak duruma gelmek, eskimek.

İçeriden çıkmak : Hapisten kurtulmak, serbest kalmak.

İçi dışına çıkmak : Kusmak. kusacak duruma gelmek.

İçinden çıkmak : Karışık bir işin güçlüklerini yenebilmek, üstesinden gelmek.

İdmana çıkmak : İdman yapılacak alana toplu olarak gitmek.

İhramdan çıkmak : Hac görevini tamamladıktan sonra giyilen ihramı çıkarmak.

İkisi bir kapıya çıkmak : Aynı sonuca varmak, aynı sonucu doğurmak.

İmam evinden aş ölü gözünden yaş çıkmaz : "bir şey alınması imkânı olmayan yerden, bir şeyler vermesini beklemek boştur" anlamında kullanılan bir söz.

İnsaflı çıkmak : Anlayışlı, hoşgörülü olduğu belli olmak.

İnsan içine çıkmak : Toplum içine karışmak, başkalarıyla ilişki kurmak.

İnsanlıktan çıkmak : Çok zayıflamış olmak. insana özgü niteliklerini yitirmek.

İpliği pazara çıkmak : Kötü nitelik ve suçları ortaya çıkmak.

İş çığırından çıkmak : Bir iş amacından saparak düzeltilmesi güç bir durum almak.

İş şirazesinden çıkmak : Düzenini kaybetmek, çığırından çıkmak.

İşi çıkmak : Başka bir işle meşgul olmak.

İşin içinden çıkmak : Bir şeyi anlamak, bir sorunu çözümlemek. güç bir sorunu çözemeyince kestirip atmak. bir konudan veya işten uzak durmak, kaçmak.

İskeleti çıkmak : Çok zayıflamak.

İsmi çıkmak : Adı çıkmak.

İyot gibi ortaya çıkmak : İstemediği hâlde asıl niyeti ortaya çıkmak.

İzin çıkmak : Bir şey yapmada serbest bırakılmak.

İzinli çıkmak : İzin alarak belli bir süre için bir yerden ayrılmak.

İzne çıkmak : Bir iş yerinde üst makamların onayıyla belli bir süre için görevinden ayrılmak.

Kabak çıkmak : Ham çıkmak.

Kabuğu dışına çıkmak : İçinde bulunduğu ortam veya durumdan ayrılmak.

Kaburgaları çıkmak : Çok zayıf olmak.

Kadidi çıkmak : Çok zayıflamak, bir deri bir kemik durumuna gelmek. iskeleti görünmek.

Kafaya çıkmak : Topa kafayla vurmak için sıçramak.

Kağnıyla tavşan avına çıkmak : Bir işi bitirmemek için bahane bulmak, ayak sürümek.

Kaleminden çıkmak : Herhangi biri tarafından yazılmak.

Kamburu çıkmak : İhtiyarlamak. sırtı kambur olmak. eğilerek yapılmış olan işler için çok çalışmış olmak.

Kan başına çıkmak : Öfkelenmek.

Kan çıkmak : Kan dökülmek, cinayet işlenmek.

Karavana çıkmak : Yemek hazırlanmak veya gelmek.

Karşı çıkmak : Bir düşünceye katılmamak, cephe almak. dışarıdan gelenleri karşılamaya gitmek.

Kat çıkmak : Yapıya kat eklemek.

Kavga çıkmak : Dövüş meydana gelmek.

Kazançlı çıkmak : Kazanmak.

Kırkı çıkmak : Doğumdan veya ölümden sonra kırk gün geçmek.

Kısmet çıkmak : Evlenme teklifi almak.

Kıyıya çıkmak : Karaya çıkmak, gemiden karaya inmek.

Kof çıkmak : Bir kimsenin bilgisiz, değersiz, işe yaramaz biri olduğu anlaşılmak.

Kokusu çıkmak : Gizli tutulan bir iş anlaşılmak.

Kola çıkmak : Hırsız, polis vb. faaliyete geçmek, işe başlamak.

Koltuk çıkmak : Desteklemek.

Komadan çıkmak : Komaya giren hasta bu durumdan kurtulmak, ölümden dönmek.

Kümeye çıkma : Takımların sonraki sezonda bir üst kümeye yükselmesi, lige çıkma.

Kümeye çıkmak : Takımların sonraki sezonda bir üst kümeye yükselmesi, lige çıkmak.

Laf çıkmak : Dedikodu başlamak.

Mana çıkmak : Anlamına gelmek, anlamını taşımak.

Mart çıkmadıkça dert çıkmaz : "kış hastalıkları, mart sona ermedikçe bitmez" anlamında kullanılan bir söz.

Masraftan çıkmak : Beklenmedik bir sırada para harcama durumunda kalmak, paradan çıkmak.

Mehtaba çıkmak : Ay ışığında denizde gezip dolaşmak.

Meydana çıkmak : Belli olmak. yetişmek, büyümek. ortaya çıkmak, görünmek.

Öfke topuklarına çıkmak : Çok öfkelenmek.

Ok yaydan çıkmak : Geri dönülemeyecek bir iş yapmak.

Operasyona çıkmak : Harekât gerçekleştirmek.

Ortaya çıkmak : Yokken var olmak, meydana çıkmak, türemek. biri kendini göstermek.

Oyuna çıkmak : Oyun için sahneye çıkmak.

Pahaya çıkmak : Pahalanmak, pahalılaşmak.

Paradan çıkmak : Para harcamak zorunda kalmak.

Perte çıkmak : Taşıt hurdaya çıkmak.

Pestili çıkmak : Çok yorulmak.

Piyasaya çıkmak : Fuhuş yapmak üzere müşteri aramak. bir ürün satışa sunulmak.

Pusudan çıkmak : Kurulan pusudan kurtulmak. kuracağı pusudan vazgeçmek.

Raydan çıkmak : Düzeni bozulmak, altüst olmak.

Rezili çıkmak : Çok eskimek, bozulmak, parçalanmak.

Rolüne çıkmak : Oyunda belli bir kişiliği sahnede oynamak.

Rutin dışına çıkmak : Bir şeyi her zamankinden farklı yapmak. alışılmış olandan farklı davranmak.

Rüyası çıkmak : Görülen rüya gerçekleşmek.

Sabaha çıkmamak : Sabaha kadar yaşayamamak, sabahtan önce ölmek.

Sahabetçi çıkmak : Kayırmak, arka çıkmak.

Sahaya çıkmak : Mücadele etmeye başlamak. spor karşılaşmasına başlamak için sahada yerini almak. alan araştırması yapmak için belirlenen yere gitmek.

Sahip çıkmak : Korumak, koruyucu olmak, ilgilenip gözetmek. kendinin olduğunu ileri sürmek.

Sahneye çıkmak : Kullanılmak, görünmek, ortaya çıkmak. tiyatro, müzik vb. sanatçılar için sanatını izleyici önünde uygulamak, göstermek.

Sandıktan çıkmak : Seçimle işbaşına gelmek.

Sarımsağı gelin etmişler de kırk gün kokusu çıkmamış : "insanlar kötü yanlarını kolay kolay belli etmezler, haklarında yargıda bulunmakta acele edilmemelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Selamete çıkmak : Esenliğe kavuşmak, kurtulmak.

Sert çıkmak : Aşırı biçimde karşı durmak.

Servise çıkmak : Servis yetkilisi onarım yapmak üzere çağrılan yere gitmek. doktor hastaları durumlarını gözlemlemek üzere ziyaret etmek. bir iş yerinde çay, kahve dağıtımı gibi hizmetleri yapmak üzere dolaşmak. ulaşım aracı ile öğrencileri, çalışanları gidecekleri yere taşımak.

Ses çıkmamak : Haber gelmemek.

Ses seda çıkmamak : Haber çıkmamak. hiçbir tepki görülmemek.

Sesi ayyuka çıkmak : Çok yüksek sesle bağırmak.

Sesi çıkmamak : Bir şey söylemeyerek susmak.

Sesi soluğu çıkmamak : Sesi çıkmamak.

Seyrana çıkmak : Gezmeye, gezintiye çıkmak.

Seyre çıkmak : Bir yerden başka bir yere gitmek için yola çıkmak. eğlenmek üzere gözlemek, bakmak.

Şirazeden çıkmak : Kitabın sırt bölümünde bulunan dikişin bozulması sebebiyle sayfalar dağılmak. akıl dengesini kaybetmek.

Sıskası çıkmak : Çok zayıflamak, sıskalaşmak.

Soğuk çıkmak : Hava soğumak.

Sokağa çıkmak : Gezmek veya bir iş görmek için evden çıkmak.

Son yolculuğa çıkmak : Ölmek.

Söz çıkmak : Ortalıkta bir söylenti dolaşmak.

Sözün ardı boşa çıkmak : Söz olumlu sonuca ulaşmamak.

Sözünden çıkmamak : Birinin isteklerine, öğütlerine, sözlerine uyarak davranmak.

Su yüzüne çıkmak : Bir süre örtülü kalmış bir iş veya sorun aydınlanmak, belli olmak, meydana çıkmak.

Suyu çıkmak : Çok söz edildiği veya üzerinde yerli yersiz durulduğu için değerini yitirmek, önemsizleşmek.

Taban çıkmak : Futbolda topla oynayan oyuncunun hareketini engellemek için doğrudan doğruya tabanla müdahale etmek.

Tadada çıkmak : Yoklamaya katılmak üzere toplanmak.

Tahta çıkmak : Hükümdar olmak.

Talip çıkmak : Bir şeye istekliler bulunmak. kız evlenme teklifi almak.

Tanıdık çıkmak : Bir şeyi daha önceden öğrenmiş, duymuş olmak. önceden birbirlerini tanımış olmak, tanış olmak.

Tanış çıkmak : Daha önceden tanışmış olmak.

Tansiyonu çıkmak : Kan basıncı aniden yükselmek.

Taraf çıkmak : Taraf tutmak.

Tek kürekle mehtaba çıkmak : Eksik hazırlıkla bir işe kalkışmak. beceriksizce alay etmeye kalkışmak.

Temize çıkmak : Aklanmak.

Tiridi çıkmak : İyice ihtiyarlamak, çok yaşlanmak.

Topa çıkmak : Rakibin topu rahatça kullanmasına engel olmak için topa hamle etmek.

Tulum çıkmak : Amacını eksiksiz elde etmek.

Tura çıkmak : Gezinti yapmak.

Turşusu çıkmak : Çok yorulmak. ezilmek, parçalanmak.

Tütünü tepesinden çıkmak : Dumanı tepesinden çıkmak.

Ucuza çıkmak : Yaptırılan bir şey az masrafla elde edilmek.

Ümidi boşa çıkmak : Umudu boşa çıkmak.

Umudu boşa çıkmak : Beklentisi, umudu gerçekleşmemek, hayal kırıklığına uğramak.

Üst çıkmak : Yenmek.

Usta elinden çıkmak : İşinin ehli olan bir kimse tarafından yapılmak.

Üste çıkmak : Zeytinyağı gibi üste çıkmak. suçlu olduğu hâlde karşısındakini suçlamak.

Yalan çıkmak : Yalan olduğu anlaşılmak.

Yalancı çıkmak : Yalan söylediği anlaşılmak. sözünü yerine getirememek. bilmeyerek yalan söylemiş bulunmak.

Yalanı çıkmak : Bir kimsenin yalan söylediği anlaşılmak.

Yanlış çıkmak : Yanlış olduğu anlaşılmak.

Yaza çıkmak : Yaz mevsimine ulaşmak.

Yazlığa çıkmak : Yazı geçirecek bir yere gitmek.

Yerinde su çıkmak : Haklı bir sebep olmadan yerini bırakanlara veya bırakmak isteyenlere kınama ve engelleme amacıyla söylenen bir söz.

Yola çıkmak : Araca binmek üzere yolüstünde durmak. herhangi bir şeyi esas almak, oradan başlamak. bir yere varmak için bulunduğu yerden ayrılarak yolculuğa başlamak, harekete geçmek.

Yoldan çıkmak : Doğru yoldan ayrılmak. belli bir yol izleyen taşıtlar herhangi bir sebeple yolundan ayrılmak, gitmez olmak.

Yoluna çıkmak : Karşılamaya gitmek. yolda karşısına çıkmak.

Yürüyüşe çıkmak : Dolaşmaya, gezintiye çıkmak.

Yüz akı ile çıkmak : Bir işi kendi saygınlığını yitirmeden eksiksiz ve başarılı olarak yapıp bitirmek.

Yüze çıkmak : Belli olmak, açığa çıkmak, belirmek. bir sıvının üst bölümüne çıkmak. yüzsüz olmak, şımarmak.

Zararlı çıkmak : Bir işin sonunda değerli sanılan bazı şeyleri yitirmek. zarar etmek.

Zenneye çıkmak : Orta oyununda erkek oyuncu, kadın rolüne çıkmak.

Zevki çıkmak : Hoşa gitmek.

Zeytinyağı gibi üste çıkmak : Bir sorunda haksız olduğunu kabul etmemek, ustalıkla kendini haklı çıkarmaya çalışmak.

Zıp diye çıkmak : Beklenmeyen bir zamanda ortaya çıkmak.

Zirveye çıkmak : En üst düzeyde ilgi çekmek, herkes tarafından konuşulur olmak. dağın doruğuna ulaşmak.

Zıvanadan çıkmak : Denetlenemez duruma gelmek. aklını yitirmek, çılgın gibi davranmak. çok sinirlenmek, öfkelenmek.

Bölüm : Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Çağ, devir. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon.

Balkon : Vücudun göğüs veya göbek bölümü. Tiyatro, sinema vb. büyük salonlarda asma kat. Bir yapının genellikle dışarıya doğru çıkmış, çevresi duvar veya parmaklıkla çevrili bölümü.

Hamam : Para karşılığında yıkanma işinin yapıldığı yer. Yıkanılacak yer, yunak, ısıdam.

Havlu : Vücudun çeşitli yerlerinin kurulanmasına yarayan dokuma bez.

Kurulanma : Kurulanmak işi.

Takım : Bir filmin çevriminde görüntüleri alma, aydınlatma, ses alma gibi belli başlı çalışmaları yapmak için gerekli en küçük teknikçiler topluluğu. Birbirini tamamlayan şeylerin tümü. Bir oyunda sahaya çıkan belli kuruluşlara bağlı oyuncular topluluğundan her biri. Sigara ağızlığı. Bölüğü oluşturan birliklerden her biri. Meslek, davranış, durum vb. yönlerden birbirine uyan kimselerin oluşturduğu topluluk. Birlikte oynayan, kazanmak için birlikte çalışan sporcu topluluğu. Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı, ekipman. Hayvanlarda yemek borusu, akciğer ve karaciğere genel olarak verilen ad. Takım elbise. Canlıların bölümlendirilmesinde familya ile sınıf arasında yer alan, yakın benzerlikler gösteren organizmaların oluşturduğu birlik. Görev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu, grup, ekip, trup. Aşağılayıcı ve küçümseyici anlamda topluluk.

Çıkacak : Hamamlarda dışarıya çıkıp giyinme yerine giderken kurulanmak üzere verilen havlu, çıkma.

Edirne : Türkiye'nin Marmara Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Desteklemek : Arka olmak, arka çıkmak. Bir kimse veya kuruluşa yardım sağlamak, müzaheret etmek. Destek koymak.

Para : Kuruşun kırkta biri. Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit. Kazanç.

Eski : Geçerli olmayan. Önceki, sabık. Mesleğinde uzmanlaşmış, deneyimi olan. Herhangi bir görevden düştüğü veya durumunu yitirdiği için bir kimsenin eski saygınlığının kalmadığı durumlarda kullanılan bir söz. Herhangi bir meslekte uzun süreden beri çalışmış olan. Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan, yeni karşıtı. Çok kullanmaktan yıpranmış, harap olmuş şey.

Kullanılmış : Az veya çok bir zaman için başkasının malı olmuş, yeni olmayan, müstamel.

Çıkma desteği : (Mimarlık) Çıkmaların altında, çıkma ağırlığını yapı anaduvarına aktaran destek.

Çıkma durumu eki : Kelime gruplarında ve cümlede fiilin gösterdiği oluş ve kılışın kendisinden uzaklaştığını göstermek veya sebep bildirmek için kullanılan ve daha başka görevler de yüklenmiş olan +DAn durum eki: evden geliyorum, bahçeden çıktı, pencereden baktı, dağdan indi vb. bk. çıkma durumu.

Çıkma grubu : Çıkma durumu eki almış bir ad ögesi ile bir sıfat ya da ad soylu başka bir ögenin oluşturduğu ad grubu: Kıldan ince, kılıçtan keskin (Sırat Köprüsü), babadan kalma (mal). İçinden pazarlıklı (adam). Gönülden kopan (yardım). Paradan çok daha önemlisi (sağlıktır). || Bu grup cümlede ad-sıfat ve zarf görevi yapar: Topkapı’dan Edirne kapı’ya kadar giden büyük surun orta kapısından şehre girdim (Y. K. Beyatlı, Aziz İstanbul, s. 119). || Bahçeden içeriye doğru yöneldi, kimse yoktu. || Veya kalbimizin heyecanları bize haber verirdi ki uzaktan, sandalın içinde seçilen gölgelerden biri odur (A. Ş. Hisar, Boğaziçi Mehtapları, s. 197). || Niko’ların meyhanesinde olup bitenleri gördükten sonra geceyi de, bütün günü de evde geçirmiş, cepheden getirdiği torbaya bakıp durmuştu (T. Akbal, Garipler Sokağı, s. 84). Ateşten gömleği giyebilirler mi? Tepedeki kardan adama bakınız.

Çıkma hali, ayrılma hali, ablatif hali : Azerbaycan Türkçesi: çıxışlıg hal; Türkmen Türkçesi: çıkışdüşüm; Gagauz Türkçesi: çıkış hal; Özbek Türkçesi: çiqiş kelişigi; Uygur Türkçesi: çiqiş keliş; Tatar Türkçesi: çığışkileşe; Başkurt Türkçesi: sığanaq kileş; Kmk: çıgım padej ~ çıgım geliş; Krç.-Malk.:baslawçu boluş; Nogay Türkçesi: şıgıs kelîs; Kazak Türkçesi: şıgıs septik; Kırgız Türkçesi: çıgışcöndömösü; Alt:: çıgıttu kubultkış; Hakas Türkçesi: sıgıngı padej ~ sıgıngı hubulthıs;Tuva Türkçesi: ünerinin padeji; Şor Türkçesi: şıgım keliş; Rusça: ishodnıy padej

Çıkma kule : (Mimarlık) Kalelerde dış anaduvarlardan bindirme ile dışarı doğru taşkın olarak yapılan küçük kule. [Bakınız: gözcü kule]

Çıkma su : Memba suyu.

Çıkma tavuk : Yumurta verimini tamamlamış, et için kesilen veya doğrudan tavuk kesimhanesinde rendering işlemine tutulan yumurtacı yaşlı tavuk.

Çıkma yasası : (…)gerektirmesinin tümgeçerli olduğunu belirten usbilim yasası.

Çıkmadık canda umut var : “elden gitti sandığımız bir şeyle ilgimiz büsbütün kesilmemişse gereken çabayı harcayarak onun elimizde kalmasını sağlayabileceğimizi umabiliriz” anlamında kullanılan bir söz.

Çıkmak : taraf tutmak.

Diğer dillerde Çıkma anlamı nedir?

İngilizce'de Çıkma ne demek? : n. going out, going up, rise, outbreak, occurrence, cantilever, annotation, egress, egression, emergence, expulsion, protrusion, pull out, withdrawal

Fransızca'da Çıkma : ascension [la], dégagement [le], émergence [la], montée [la], remontée [la], (bir ta

Almanca'da Çıkma : n. Auftreten, Befall, Beförderung, Besteigung, Erker, Erscheinung

Rusça'da Çıkma : n. выход (M), возникновение (N), появление (N), восход (M), восхождение (N), высаживание (N)