Çabuk nedir, Çabuk ne demek

Çabuk; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır. kökeni farsça dilinden gelmektedir.

"Çabuk" ile ilgili cümle

  • "Kanı kanıma sıcak gelmeseydi bu kadar çabuk tanışır ve açılabilir miydik?" - E. İ. Benice
  • "Yüreği ağzında, atabildiği kadar çabuk adımlarla o tarafa seğirtti ve çocuğun ardından koridora girdi." - E. Şafak

Çabuk tanımı, anlamı:

Çabuk olmak : Çabuk davranmak, oyalanmamak.

Çabuk parlayan çabuk söner : Olağan sayılmayacak kadar kısa bir zamanda olan bir gelişmenin sürekli olamayacağını anlatan bir söz.

Ayağına çabuk : Bir yere alışılandan daha kısa sürede gidip gelen.

Eli çabuk : Çabuk iş gören, hamarat (kimse).

Eline ayağına çabuk : Hamarat, titiz, çalışkan (kimse).

Eline çabuk : Çabuk iş gören (kimse).

Çabukça : Çabucak.

Çabuklaşma : Çabuklaşmak işi, aceleleşme.

Çabuklaşmak : Çabukluk kazanmak, hızlanmak, aceleleşmek.

Çabuklaştırılma : Çabuklaştırılmak işi.

Çabuklaştırılmak : Çabuklaşma işi yaptırılmak.

Çabuklaştırma : Çabuklaştırmak işi, tacil, aceleleştirme.

Çabuklaştırmak : Bir işin yapılmasını hızlandırmak, aceleleştirmek, tesri etmek.

 

Çabukluk : Çabuk olma durumu, hız, sürat.

Çok koşan çabuk yorulur : "insan bir işi yaparken gücünü tasarruflu kullanmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

El çabukluğu : Bir işi çabuklukla yapabilme ustalığı. Hokkabazın başvurduğu yöntem. Hilesini kimseye sezdirmeden yapabilme.

Elini çabuk tutmak : Bir şeyi hemen yapmak. gerekli önlemi zamanında almak.

Müstacel : Acele.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Gösteri : Bir istek veya karşı görüşün, halkın ilgisini çekecek biçimde topluca ve açıkça yapılması, nümayiş. Genellikle şarkı, dans vb. eğlence türlerin yer aldığı eğlence, şov. Birinin, bir topluluğun kendi duygusunu gösteren sözü veya davranışı, tezahürat. İlgi, dikkat çekmek için bir topluluk önünde gösterilen beceri veya oyun. Bir şeyi tanıtmak amacıyla yapılmış olan sunum, demonstrasyon, demo. Sinema veya tiyatroda film, oyun gösterme işi.

Zaman : Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Dönem, devir. Belirlenmiş olan an. Çağ, mevsim. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı.

 

Oyalanma : Oyalanmak işi.

Seslenme : Sözü birine veya birilerine yöneltme, hitap. Seslenmek işi.

Hızlı : Çabucak. Uçarı, çapkın, hovarda. Çabuk, seri, süratli. Güç kullanarak.

Yavaş : Yumuşak huylu, yumuşak başlı. Hızlı olmayarak. Alçak, hafif bir biçimde. Hızlı olmayan, ağır, çabuk karşıtı. Alçak, hafif.

Çabuk başlamalı flüorışıl lamba : Yapımı ve yardımcı aygıtlarından ötürü elektrik akımı verilince, duraksamadan ve peş peşe yanıp sönmeden, hemen yanan flüorışıl lamba.

Çabuk değişir bezem : Bir görünçlükten öbürüne en kısa zamanda geçilmesini sağlamak üzere, kolaylıkla sökülüp takılabilen hazır bezem.

Çabuk değişme : Hızlı bir biçimde dekor, giysi, donatımlık ve benzeri değişimler. Hızlı, tempolu bir yolda döşem, giysi ve makyaj değişimi.

Çabuk değişme odacığı : Oyuncuların zaman yitirmeden giysi değiştirebilmeleri için sahne üzerindeki küçük oda. Sahne üzerindeki oyuncuların çabuk giysi ve makyaj değiştirmelerine yarayan küçük oda.

Çabuk güç alıştırmaları : Kasların çabuk gerilme ve gevşemelerini sağlayan, tepki yeteneğini artıran, eklemleri güçlendiren, itme, atma, sıçrama ve atlama gibi kas gücünü apansız uygulamayı ve tüketmeyi giderek çabuk sonuç almayı gerektiren alıştırmalar.

Çabuk kurutulmuş kan unu : Kıl, mide içeriği, idrar benzeri yabancı maddeden temiz, taze hayvan kanından elde edilen, suyun büyük bir kısmı genellikle bir mekanik su ayırma işlemiyle veya yarı-katı duruma kadar pişirip yoğunlaştırılmasıyla uzaklaştırılan yarı-katı kan kütlesi, daha sonra çabuk kurutma sisteminde çabucak uzaklaştırılan lizinin biyolojik etkinliği en az % 80 olması gereken bir ürün.

Çabuk oksitlenme : (kimya)

Çabuk olmak : çabuk davranmak, oyalanmamak. İlgili cümle: "“Çağırınız kuzum, rica ederim çağırınız hem biraz çabuk olunuz.”" P. Safa.

Çabuk öldüren ağu : hlk. Şarbon.

Çabuk parlayan çabuk söner : olağan sayılmayacak kadar kısa bir zamanda olan bir gelişmenin sürekli olamayacağını anlatan bir söz.

Çabuk ile ilgili Cümleler

  • Ali çabuk sinirlenir.
  • Tom'un bu kadar çok kiloyu bu kadar çabuk nasıl kaybettiğini anlayamıyorum.
  • Çabuk! Biz geç kalacağız.
  • Planlar bazen çabuk değişir.
  • Çabuk bana biraz su ver.
  • Bu yeterince çabuk değil.
  • Daha çabuk gelmeliydin.
  • Çabuk cevabından şaşırmıştım.
  • Çabuk çalışmalısın.
  • Çabuk ağlar mıyım?
  • Evin çok çabuk yanıp kül olacağını düşünmedim.
  • Çabuk cevabın için teşekkür ederim.
  • Bu kadar çabuk yemeyi bırak. Daha yavaş yemelisin.
  • Çabuk!

Diğer dillerde Çabuk anlamı nedir?

İngilizce'de Çabuk ne demek? : adj. quick, fast, swift, hasty, speedy, early, expeditious, hurry up!, light footed, lissom, lissome, nimble, precipitous, presto, prompt, rapid, ready, sharp, snappy, quick action

adv. quickly, swiftly, soon, apace, early, pronto, in good time, in double time

interj. come on, hurry, be quick, come

Fransızca'da Çabuk : brusque, prompt/e, rapide

Almanca'da Çabuk : adj. behende, eilig, express, fix, gängig, geschwind, hastig, hurtig, prompt, rasch, schnell

adv. schnell

Rusça'da Çabuk : adj. быстрый, беглый

adv. быстро, проворно, живо, скоро, быстрее