Çeki nedir, Çeki ne demek

"Çeki" ile ilgili cümleler

  • "Başı ağrıdığı zamanlar bağladığı beyaz çekiyi çözüp var gücüyle yeniden düğümledi." - M. İlhan

Yerel Türkçe anlamı:

Kadınların fes üzerine sardıkları yemeni.

Hayvan palanının üstüne çekilen çul.

Ağırlık ölçüsü (1 kg.): Bize bir çeki tuz alıver.

Boyunduruğu oka bağlayan ağaç çivi.

Düğünlerde oyuna kaldıran kimse.

Kadınların başlarına bağladıkları başörtüsü: Bugün, kızlara ikişer liraya çeki alacağım.

Tüfekte barut ve saçma miktarını gösteren ölçü.

Halıyı tezgâha çekme: Halının çekisine yardım ediyorum.

Bıçkı, çakı.

Alna bağlanan yazma veya çember: Başım ağrıyordu, çekilik birşey bulamadım.

Hayvanların beline bağlanan ip: Hayvanın çekisini sıkı bağla.

Ekin ve ot çekmek için ucu çengelli ağaç.

Meyve ve sebze koymak için kullanılan kuru kamıştan örülmüş büyük sepet.

Üzüntü, sıkıntı.

Pantalon.

Pamuk atanların yayı kirişe vurdukları aygıt.

Kuşak.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Kadınların alınlarına ve feslerine bağladıkları yazma. (*Dinar -Afyonkarahisar; Çaltı, Yakaköy *Gelendost, Arslandoğmuş *Şarkikaraağaç, Hüyüklü *Yalvaç -Isparta; *Çivril -Denizli; Saçıkara *İslahiye -Gaziantep; Çukurören, Özçaltı *Güdül -Ankara)

 

Bir ucu enseye kadar inen pullu, renkli başörtü. (Tahtacı *Burhaniye -Balıkesir)

Diğer sözlük anlamları:

Kadın baş örtüsü

Fransızca'da Çeki ne demek?:

attraction

Osmanlıca Çeki ne demek? Çeki Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

cer

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Bursa ilinde, Orhaneli belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Çeki tanımı, anlamı:

Çeki taşı gibi : Ağır ve kımıldamaz.

Çekiye gelmek : Düzene uymak.

Çekiye gelmez : Ölçüsüz derecede çok veya büyük.

Çekiç : Çivi çakma, madenleri dövme vb. işlerde kullanılan saplı bir el aleti. Yaklaşık 1,20 metre uzunluğundaki madenî tele bağlı ve ağırlığı 7,257 kilogram olan gülle.

Çekiç atma : Çekicin en uzağa atılması temeline dayanan atletizm dalı.

Çekiç kemiği : Orta kulaktaki üç küçük kemikten biri.

Çekiç makinesi : Ayakkabı imalatında taban köşelerinin burun kısımlarını incelten ve köseleleri döverek düzelten bir makine.

Çekiçhane : Demir fabrikalarında makine ile çalışan çok ağır çekiçlerin bulunduğu yer.

 

Çekici : Kaza veya arıza yapan, yanlış yere park eden aracı belli bir yere götürmek için kullanılan taşıt. Alımlı.

Çekicilik : Çekme gücü. Çekici olma durumu, alım, albeni, alımlılık, cazibe, hava, gelgel.

Çekiçleme : Çekiçlemek işi.

Çekiçlemek : Çekiçle dövmek.

Çekidüzen : Düzenli olma durumu. Toplumca kabul gören ölçü.

Çekidüzen vermek : Belirlenen ölçülere uydurmak. düzgün duruma getirmek, düzeltmek.

Çekik : Yanlara doğru çekilerek gerilmiş gibi olan. İçeriye doğru kaçmış, batık.

Çekik göz : Çekik gözlü.

Çekik gözlü : Gözleri şakaklara doğru gerilmiş olan, çekik göz.

Çekikçe : Çekiğe yakın, biraz çekik.

Çekiliş : Piyango çekilme işi. Çekilme işi.

Çekilme : Savaşta, bir ordunun veya bir birliğin düşmandan ayrılmak için yaptığı davranış, ricat. Çekilmek işi. Yerin yükselmesiyle bu yeri örten deniz sularının gerilemesi, basma karşıtı. Bir boksörün veya güreşçinin herhangi bir sebeple karşılaşmayı bırakması. Bir görevden, bir işten kendi isteği ile ayrılma, istifa.

Çekilmek : Geri gitmek, ricat etmek. Kendini geriye veya bir yana çekmek. Tartılmak. Bir işten, bir görevden kendi isteğiyle ayrılmak, istifa etmek. Katlanmak, üstlenmek, tahammül etmek. Çekme işi yapılmak. Uzaklaşmak, araya mesafe koymak. Azalmak. Parça hâlindeki et kıyma biçimine getirilmek. Bir yerden uzaklaşmak, bir yere uğramamak. Yok olmak. Katılmamak, vazgeçmek.

Çekim : Çekme işi. Herhangi bir cismin, başka bir cismi kendine doğru çekme gücü, cazibe, traksiyon. Fiillerin çeşitli zaman, kişi ve kiplere, adların da ad durumlarına göre uğradığı biçimleri, tasrif. Alıcının sürekli olarak çalıştırılmasıyla elde edilen film parçası, plan.

Çekim eki : Fiil, ad kök veya gövdelerine gelerek bağlı oldukları kelime gruplarına göre kelimeler arasında durum (hâl), iyelik, çokluk, zaman, kişi ilişkisi kuran birim: ev-e, ev-im, ev-ler, gel-di, gel-di-m, gel-di-ler gibi.

Çekim senaryosu : Çekimlere bölünmüş, her çekimin sayısı belirtilmiş, çevirim için bütün teknik açıklamaları ve konuşmaları içine alan senaryo, çevirim senaryosu.

Çekimci : Yapımcı. Kameraman.

Çekimleme : Çekimlemek işi.

Çekimlemek : Bir fiili zaman, kip ve kişilere, bir ismi ise çokluk, şahıs, iyelik ve durum eklerine göre biçimlendirmek. Bir cisim genel çekim yasasına göre başka bir cismi çekmek.

Çekimli : Çekim ekleri alabilen. Çekimi olan, alımlı, cazibeli, cezbedici.

Çekimli fiil : Kip, zaman ve kişi eklerini almış fiil.

Çekimölçer : Yer yer değişen yer çekiminin tam ve gerçek değerini dikey olarak belirlemeye yarayan araç, gravimetre. Çekim kuvvetlerini ölçmeye yarayan araç.

Çekimsenmek : Bir şeyi yapmaktan geri durmak, kaçınmak, el çekmek, istinkâf etmek.

Çekimser : Oy vermekten, eğilim göstermekten veya bir şey yapmaktan kaçınan, kararsız, taraf olmayan (kimse), müstenkif.

Çekimser olmak : Kararsız kalmak.

Çekimserlik : Çekimser davranma durumu.

Çekimsiz : Çekimi olmayan.

Çekimsizlik : Çekimsiz olma durumu.

Çekince : Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek çekinmeyi gerektiren sebep veya durum, rezerv, ihtiraz.

Çekince koymak : Bir karara katılmadığını belirtmek.

Çekingen : Her şeyden çekinen, ürkek, tutuk (kimse), muhteriz.

Çekingen davranmak : Ürkekçe davranışlarda bulunmak.

Çekingenleşmek : Çekingen duruma gelmek.

Çekingenlik : Çekingen olma durumu.

Çekinik : Çekingen. Birkaç kuşak sonra ortaya çıkan ve o zamana kadar aradaki döllerde gizli kalan (soya çekim nitelikleri), resesif. Çekingen bir biçimde.

Çekiniklik : Çekinik olma durumu.

Çekinilme : Çekinilmek işi.

Çekinilmek : Çekinme işine konu olmak.

Çekiniş : Çekinme işi.

Çekinme : Çekinmek işi.

Çekinmek : Saygı, korku, utanma vb. duygularla bir şeyi yapmak istememek, kaçınmak. Bir şey sürünmek.

Çekinti : Duraksama, kararsızlık, tereddüt.

Çekip almak : Uzaklaştırmak, uğraşısına son vermek, koparmak.

Çekip çevirmek : Hâle yola koymak, yönetmek.

Çekip gitmek : Bırakıp gitmek, ayrılmak, savuşmak.

Çekip vurmak : Bir anda karar verip silahla öldürmek.

Çekirdek : Ağaçlarda soyulmayan bölüm. Bir şeyin temelini oluşturan. Etli meyvelerin içinde bir veya birden çok bulunan, çoğu sert bir kabukla kaplı tohum. Atom çekirdeği. Bir hücrenin merkezini oluşturan cisimcik. Yenmek için satılan ayçiçeği tohumu. Kuyumculukta kullanılan ve 5 cgr'a eşit olan ağırlık ölçüsü.

Çekirdek aile : Anne, baba ve henüz evlenmemiş çocuklardan oluşan aile.

Çekirdek kahve : Çekilmemiş veya dövülmemiş kahve.

Çekirdekçi : Çekirdek satan kimse.

Çekirdekçilik : Çekirdekçinin yaptığı iş.

Çekirdeklenme : Çekirdeklenmek işi.

Çekirdeklenmek : Çekirdek bağlamak.

Çekirdekli : Çekirdeği olan, içinde çekirdeği bulunan.

Çekirdeksel : Nükleer.

Çekirdeksiz : Çekirdeği olmayan, içinde çekirdeği bulunmayan.

Çekirdeksiz üzüm : Ege Bölgesi'nin bağlarında sofralık olarak üretilen, ince kabuklu, beyaz renkli, taneleri küçük, kehribar sarısı renginde kurusu yapılmış olan bir tür üzüm, yuvarlak çekirdeksiz.

Çekirge : Düz kanatlılardan, uzun olan art bacaklarına dayanarak uzağa sıçrayabilen, birçok türü olan bir böcek (Acridium).

Çekirge kuşu : Sığırcık.

Çekirge ötleğeni : Orta Asya ve Avrupa içlerinde yaşayan ötücü bir kuş.

Çekirge şalvar : Paçaları çok dar, bacak bölümü geniş olarak dikilmiş şalvar.

Çekiş : Ağız kavgası. Bir motorun çekme gücü. Çekme işi.

Çekişe çekişe pazarlık etmek : Bir malı ucuz almak için titizce pazarlık etmek.

Çekişken : Çekişmeyi seven, kavgacı (kimse).

Çekişli : Çekme gücünü ön veya arka tekerleklerden alan (araç).

Çekişme : Çekişmek işi.

Çekişmek : Ağız kavgası etmek. Bir şeyi birbirine karşı çekmek. İki yönünden karşılıklı çekmek. Üstün gelmek için karşılıklı çabalamak. Aralarında ad, niyet, kâğıt veya piyango çekmek.

Çekişmeli : Çekişmeye yol açan. Sert, çetin, zorlu bir biçimde.

Çekişmesiz : Çekişmeye yol açmayan.

Çekişte : Tuzla terbiye edilmiş yeşilzeytin.

Çekiştirmek : Bir kimsenin kötü taraflarını uzun uzadıya sayıp dökmek. Tekrar tekrar çekerek koparmak. Uçlarından tutarak ayrı yönlere doğru çekmek.

Çekiver kuyruğunu : "artık ondan hayır bekleme" anlamında kullanılan bir söz.

Ad çekimi : Adlara çekim eklerinin getirilmesi, isim çekimi.

Afrika çekirgesi : Değişik boyda ve renkte olan, genellikle kuzey Afrika'da ekilmemiş arazilerde rastlanan zararsız bir çekirge (Locusta migratona).

Ağır çekim : Film gösteriminde hız düşürerek yapılmış olan iş. Yavaş bir biçimde.

Aradan çekilmek : Ara bulucu olmaktan vazgeçmek. herhangi bir iş yapılırken işi başkalarına bırakmak, ilişiğini kesmek.

Atom çekirdeği : Atomun çekim kuvvetinin etkisiyle, çevresinde elektronlar dolaşan, proton ve nötronlardan oluşan pozitif elektron yüklü merkez bölümü, çekirdek.

Ay çekirdeği : Genellikle vakit geçirmek için içi yenen kuru yemiş türü. Ayçiçeğinin tohumu.

Bir çekirdek geri kalmamak : Bütünüyle denk olmak.

Bir dirhem bal için bir çeki keçiboynuzu çiğnemek : Verimi az, zahmeti çok olan bir işle çok uğraşmak.

Bir köşeye çekilmek : Hiçbir işe karışmayarak yaşamak.

Bir sıçrarsın çekirge iki sıçrarsın çekirge sonunda yakalanırsın çekirge : "birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çıkarak yapanı kötü bir duruma düşürür, suçlu cezasız kalmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Çamurdan çekip çıkarmak : Birini kötü veya onurunu tehlikeye düşüren bir durumdan kurtarmak.

Can çekişmek : Ölmek üzere bulunmak. sona ermek, tükenmek, bitmek.

Can çekişmektense ölmek yeğdir : "bir işte çeşitli sıkıntı ve üzüntülerle karşılaşıp olağanüstü gayret harcamaktansa o işten vazgeçmek daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz.

Canı çekilmek : Vücudun herhangi bir organının canlılığı azalır gibi olmak. içi ezilmek.

Dili ensesinden çekilsin : Bıktıracak kadar çok konuşan veya kötü sözler söyleyenler için kullanılan bir ilenme sözü.

El ayak çekilmek : Ortalıkta hiç kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek.

Fiil çekimi : Fiil, ad kök veya gövdelerine zaman kavramı ile birlikte kişi kavramı da veren eklerin getirilmesi, fiil tasrifi.

Fil dişi kuleye çekilmek : Herkesi küçümseyip kendisine özgü dünyasına çekilmek.

Geri çekilme : Savaşı daha elverişli şartlarda sürdürmek amacıyla bir askerî birliğin başka bir mevzi veya bölgeye hareket etmesi, ricat. Vazgeçme.

Geri çekilmek : Karıştığı bir işi sürdürmekten veya sürdürenler arasında bulunmaktan vazgeçmek.

Geri geri çekilmek : Arka arka gitmek.

Hava çekici : Basınçlı hava ile çalışan büyük çekiç.

Hediye çeki : Alışverişten sonra hediye yerine geçmek amacıyla verilen özel çek.

İçine çekilmek : Çevresindeki kişilerle ilgi kurmamak, duygularını kimseye açmamak. dış dünyaya karşı ilgi ve ilişkisini kesmek.

İki dirhem bir çekirdek : Çok güzel ve özenli giyinmiş.

İlgi çekici : İlgiyi, dikkati üzerinde toplayan.

İlgi çekicilik : İlgi çekici olma durumu.

İmdat çekici : Tehlike anında aracın camını kırıp dışarı çıkabilmek için aracın görünür bir yerinde bulundurulan kırma aleti.

İncir çekirdeği doldurmamak : Çok az veya çok önemsiz olmak.

İnzivaya çekilmek : Toplumdan kaçıp hiçbir şeyle ilgilenmeyerek tek başına yaşamak.

İsim çekimi : Ad çekimi.

Kabak çekirdeği : Genellikle vakit geçirmek için yenilen bir kuru yemiş türü. Bal ve sakız kabağının tohumu.

Kabine çekilmek : Bakanlar Kurulu görevini bırakmak.

Kabuğuna çekilmek : Dışarısı ile olan ilişkilerini kesmek, kimse ile görüşmemek.

Kenara çekilmek : Artık hiçbir şeye karışmamak.

Kendi içine çekilmek : Başkasıyla ilişki kurmamak, yalnız başına kalmak, inzivaya çekilmek.

Kendi kabuğuna çekilmek : Kabuğuna çekilmek.

Kozasına çekilmek : Çevreyle ilişkisini kesmek, hiçbir şeye karışmamak.

Kuyruklu yıldız çekirdeği : Kuyruklu yıldız başının ortasında yıldıza benzeyen parlak nokta.

Mermi çekirdeği : Ateşli silahlarda kovan içerisinde bulunan barutun yanması ile namludan hedefe giden metal parça.

Önden çekişli : Motor gücü sadece ön tekerleklere aktarılan (taşıt).

Örs ve çekiç arasında kalmak : Aynı derecede güçlü ve zorlu iki kişi veya düşünce arasında bulunmak.

Şeytan çekici : Hareketli ve becerikli çocuk.

Sınava çekilmek : Birinin bilgisi ölçülmek.

Soya çekim : Kalıtım.

Tek çekirdekli : Yalnız bir çekirdeği olan (hücre).

Tek çekirdekliler : Yalnız bir çekirdeği olan hücreliler.

Yer çekimi : Yer kütlesinin çekimi etkisiyle bir cismin, türlü bölümlerine uygulanan güçlerin bileşkesi, arz cazibesi.

Yer çekirdeği : Yer merkezinde toplanmış olan çok yoğun küresel kütle.

Yuvarlak çekirdeksiz : Çekirdeksiz üzüm.

Tartı : Yelkenleri indirip kaldırmaya yarayan ip. Ağırlık. Oran, ölçü, karar. Tartma aleti, çeki.

Odun : Yakılmak için kesilmiş, parçalanmış ağaç. Anlayışsız ve kaba (kimse).

Kireç : Mermer, tebeşir, kireç taşı, alçı taşı gibi birçok taşın özünü oluşturan kalsiyum oksit, (CaO). Kalsiyum hidroksit, Ca(OH).

Tartmak : Bir şeyin birim cinsten ağırlığını bulmak. Bir şeyi avuç içinde sallayarak ağırlığını kestirmeye çalışmak. Binek hayvanlarının dizginlerini çekmek. Bir şeyin bütün sonuçlarını düşünmek, hesap etmek. Dikkatle incelemek, değer biçmek.

Kilogram : Bin gramlık bir ağırlık ölçü birimi, kilo (kg).

Ağırlık : Sıkıntı. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Ağırbaşlılık. Ağır olma durumu. Yük, külfet. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Etki, baskı, güçlük. Takı. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Sorumluluk. Değerli olma durumu. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori.

Ölçü : Aşırı olmama, ılımlı, uygun olma durumu. Değer, itibar. Bir ezginin eşit bölümlere ayrılışı. Belirlenmiş boyut. Bu değerlendirmede kullanılan birim, ölçme birimi. Bir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş birimlerden birine göre oranlayarak değerlendirme, mizan. Ölçüt. Bir şiirdeki dizelerin hece ve durak bakımından denk oluşu, vezin. Ölçme sonucu bulunan rakam.

Üzüntü : Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği, teessür.

Sıkıntı : İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet. Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı. Sorun, mesele, sendrom, problem. Bulunmama durumu. Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli yorgunluk, mihnet.

Örtü : Örtmek için kullanılan şey, vualet. Yapılarda çatı, dam.

Çeki kayışı : Arabanın yan kayışı.

Çeki listesi : Bir fatura kapsamında sevk edilen eşyanın çeşitli tür ve ağırlıktaki kaplara konulması halinde her kapta hangi ağırlıkta eşyanın bulunduğunu göstermek amacıyla düzenlenen bir belge.

Çeki tahtası : Gömlek yapılırken elde tutulan tahta.

Çeki taşı : Pastırmalık etlerin kurutulduktan sonra denklemesinde kullanılan ağırlık.

Çeki taşı gibi : ağır ve kımıldamaz.

Çekicek : Bir testi büyüklüğünde pekmez küpü.

Çekici ırakgörür : Yıldızların cam plaklar üzerinde resmini alabilen, açıklık oranı büyük (1: 8 den dazla), çok mercekli ırakgörür. gökbilim: Yıldızların cam plaklar üzerinde resmini alabilen, açıklık oranı büyük, çok mercekli ırakgörür.

Çekiç balığı : Köpek balıkları (Selachii) takımının, çekiç balığıgiller (Sphyrnidae) familyasından, 4-5 m uzunlukta, başı çekiç biçiminde, kül renginde, doğurarak üreyen, Tropik sularda ve Akdeniz'de yaşayan bir tür. Köpek balıklarından çekiç balığıgiller (Sphyrnidae) familyasından, 5 m uzunlukta olabilen, başı çekiç biçiminde, kül renginde, doğurarak üreyen, tropik denizlerde yaşayan bir tür. (Sphyrna zygaena) Köpek-balıkları (Selachii) takımının çekiç-balığıgiller (Sphyrnidae) familyasından bir balık türü. Uzunluğu 4-5 m. Bası çekiç biçiminde olur. Külrengindedir. Doğurur. Tropik sularda ve Akdenizde yaşar.

Çekiç balığıgiller : Balıklar (Pisces) sınıfının, köpek balıkları (Selachii) takımının, yıldız omurlular (Asterospondyli) alt takımından, başları yan taraflarda çekiç biçiminde iki büyük çıkıntı taşıyan türlere sahip bir familya. Köpek balıklarından, başları yan taraflarda çekiç biçiminde iki büyük çıkıntı taşıyan türlere sahip bir familya.

Çekiç başlı uçarköpek : Yarasalar (Chiroptera) takımının, kanat ayaklıgiller (Pteropodidae) familyasından, 26 cm kadar uzunlukta, 1 m kadar kanat açıklığı olan, Afrika'da yaşayan bir memeli türü.

Çeki ile ilgili Cümleler

  • Çeki ödedim.
  • Çekici bir kadın mühendise aşık oldum.
  • Bu hem ilgi çekici hem de heyecan verici.
  • Ali çekinmeden odaya girdi.
  • Çekici bir kadınsınız.
  • Onun geçebilmesi için kenara çekildim.
  • Hangi tablo daha çekici, Madame X mi yoksa Mona Lisa mı?
  • Çekici değil.
  • Çeki alabilir miyim, lütfen?
  • Çekici bir kızsın.
  • Uzay sondaları tarafından çekilen resimler, Jüpiter'in etrafındaki ince halkaları gösterdi.
  • Burak onu yapmak için bir an bile çekinmedi.
  • Ben okuma güçlüğü çekiyorum.
  • Çekici bana uzatır mısınız?

Diğer dillerde Çeki anlamı nedir?

İngilizce'de Çeki ne demek? : weight of 250 kilos; draw

Almanca'da Çeki : n. Gewicht, Masse, Schwere

Rusça'da Çeki : n. вес (M), тяжесть (F)