Çivilemek nedir, Çivilemek ne demek

"Çivilemek" ile ilgili cümle

  • "Duvara sırtını verip çömeldi. Gözünü hamamcının geleceği yola çiviledi." - A. Sayar
  • "Maçın sonuna kadar sanki koltuğuna çivilemişler, hiç kımıldamıyor." - A. İlhan

Yerel Türkçe anlamı:

Yontmak.

Çivilemek anlamı, kısaca tanımı:

Çivi : Kalkan balığının üzerindeki düğmeye benzer kemiksi oluşum. İki şeyi birbirine tutturmak, bir nesneyi bir yere sabitlemek için çakılan, ucu sivri, başlı, metal veya ağaçtan yapılmış ufak çubuk, mıh.

Tutturmak : Hedefe vardırmak, değdirmek, isabet ettirmek. Aklına koyup direnmek, ısrar etmek. Çivi, toplu iğne, çengelli iğne vb. ile iliştirmek, bağlamak. Bir işe başlayıp sürdürmek, bir şeyi yapmakta olmak. Takip etmek. Tutmasını sağlamak.

Mıhlamak : Altın, gümüş vb. taşları metal yuvalara işlemek. Mıhla tutturmak, çakmak, çivilemek. Birini veya bir şeyi bir yerden ayrılamaz, kıpırdayamaz duruma getirmek. Birini silahla yaralamak veya öldürmek.

Aynı : Eski durumunda kalmış, değişmemiş. Aralarında ayrım olmayan. Başkası değil, yine o. Benzer.

 

Nokta : Hiçbir boyutu olmayan işaret. Orta nokta. Konu, konu ile ilgili önemli bölüm. Çok küçük boyutlarda işaret, benek. Nöbetçi, gözcü, bekçi. Yer. Bazı harflerin üzerine konulan ufak işaret. Cümlenin bittiğini anlatmak için sonuna konulan, küçük benek biçimindeki noktalama işareti (.). Nöbetçi bulunan yer. Sınır, derece, radde.

Sürek : Satmak için pazara götürülen hayvan sürüsü. Süren, devam eden zaman. Hızlı süren, hızlı giden.

Bakmak : Hastayı muayene etmek. Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak. Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak. Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek. Bir iş birinden beklenmek. Aramak. İlgilenmek. Tedavi etmek için ilgilenmek. Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak. Beslemek, geçindirmek. Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak. Bakışı bir şey üzerine çevirmek. Uğraşmak, meşgul olmak. Gözetmek, korumak. Yoklamak, incelemek, denemek. Anlamak, farkına varmak. Renklerde benzemek, andırmak.

Vurmak : Olumsuz yönde etkilemek. Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak. Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek. İçki içmek. Tavla oyununda pulu kırmak. Çarpma işlemini yapmak. Olduğundan başka biçimde görünmek. Etkisi bir yere kadar uzanmak. Silahla yaralamak, öldürmek. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek. Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak. Çıkmak. Bağlama, ilişkilendirmek. Duyulmak, hissedilmek. Hızla değmek, çarpmak. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek. Hızla çarpmak. Sırtına, omzuna yerleştirmek. Takmak, koymak, bağlamak. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak. Dokunmak, hasta etmek. Manevi olarak yaralamak. Amaçladığı şeye rast getirmek. Desteklemek, dayamak. Sürmek. Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak. Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. Uygulamak, basmak, koymak. Kadeh tokuşturmak. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak.

 

Sürekli : Uzun süreli olarak, daima. Yumuşak. Kesintisiz olarak süren, kalıcı, devamlı, baki, daimî.

Öldürmek : Aşırı yormak. Sağlığını bozmak, rahatsızlık vermek. Çok üzmek. Ölmesine yol açmak. Bitkinin solarak kurumasına sebep olmak. Bir canlının hayatına son vermek. Bazı şeylerin diriliğini, tazeliğini veya sertliğini gidermek. Boşuna geçmek. Etkisini ve gücünü azaltmak. Yok olmasına, ortadan kalkmasına, azalmasına yol açmak.

Hareketsiz : Hareket etmeyen, yerinden kımıldamayan, durgun, durağan.

Bırakmak : Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak. Saklamak, artırmak. Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. Bir işi başka bir zamana ertelemek. Boşamak. Sarkıtmak. Bıyık veya sakal uzatmak. Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. Engel olmamak. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek. Koymak. Sınıf geçirmemek, döndürmek. Bakılmak, korunmak için vermek. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. Yanına almamak, yanında götürmemek. Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. Sahiplik hakkını başkasına vermek. Unutmak. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. Ayrılmak, terk etmek. Kötü bir durumda terk etmek.

Sabitleştirmek : Sabit duruma getirmek.

Kesin : Şüphe ve duraksamaya yer bırakmayan veya geri dönülmeyen, değişmez, mutlak, kati, maktu. Kesinlikle.

Yerleştirmek : Tokat, şamar vurmak. Yerleşmesini sağlamak. Söz veya cevabı tam sırasında söylemek. Yerine koymak.

Diğer dillerde Çivilemek anlamı nedir?

İngilizce'de Çivilemek ne demek? : v. nail, nail down, tack down

Fransızca'da Çivilemek : clouer

Almanca'da Çivilemek : v. benageln, festnageln, nageln, vernageln, zunageln, zuschlagen

Rusça'da Çivilemek : v. прибивать, заколачивать, приколачивать, сколачивать, прибить, заколотить, приколотить, сколотить