Öküz nedir, Öküz ne demek

"Öküz" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi." - Ö. Seyfettin

Biyoloji'deki anlamı:

Kuvvetinden yararlanılıp çalıştırılan kısırlaştırılmış boğa.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

İki yaşın üstünde kastre edilmiş erkek sığır.

Zooloji alanındaki anlamı:

Kısırlaştırılmış boğa olup kuvvetinden yararlanılıp çalıştırılır.

Gök bilimleri ve Uzay alanındaki anlamı:

[Bakınız: Boğa]

İngilizce'de Öküz ne demek? Öküz ingilizcesi nedir?:

ox, steer

Öküz hakkında bilgiler

[Bakınız: inek]

Öküz anlamı, tanımı:

Öküz gibi : Aptal, anlayışsız bir biçimde.

Öküz gibi bakmak : Karşısındakini rahatsız edercesine bakmak.

Öküzün trene baktığı gibi bakmak : Aptalca, hiçbir şey anlamadan bakmak.

Öküze boynuzu yük olmaz : "insan kendi yakınlarını ve kendi işlerini yük saymaz" anlamında kullanılan bir söz.

Öküzün altında buzağı aramak : Olmayacak sebeplerle suç ve suçlu bulma çabasında olmak.

Öküz arabası : Öküz koşulmuş araba.

Öküz balığı : Dört kısa ayağı ve üst çenesinden aşağıya doğru sarkık iki büyük dişi olan, 6 metre boyunda, foka benzer bir deniz memelisi (Trigia Iyra).

 

Öküzburnu : Serçegillerden, gagası uzun ve çok kalın, eti yenir bir kuş (Calao).

Öküz damı : Öküzlerin barındırıldığı ahır.

Öküzdili : Sığırdili.

Öküzgözü : Kaliteli, kendine özgü kokusu olan şarap üretilen, orta kalın kabuklu, siyah renkli bir tür üzüm. Birleşikgillerden, sarı renkte, papatyayı andırır bir çiçek ve onun bitkisi, sığırgözü, mastı çiçeği, arnika (Arnica montana).

Öküz soğuğu : Nisan ayında çıkan ve ortalama altı gün süren fırtına, sitteisevir.

Cennet öküzü : Yüreği temiz ancak budala denecek kadar saf olan kimse.

Haymana öküzü : İri yarı ve tembel, işe yaramaz kimse, haymana mandası.

Tibet öküzü : Yak.

Öküz arabası gibi : Çok yavaş.

Öküz öldü ortaklık bozuldu : "iki ortak veya taraf arasındaki yakınlığın dayandığı sebep yok olduğunda bu yakınlık da çözülür" anlamında kullanılan bir söz.

Öküzlük : Budalalık, sersemlik. Budalaca, sersemce iş.

Ağanın gözü öküzü semiz eder : "ana babalar çocuklarına, mal sahipleri de mallarına iyi bakarlarsa iyi sonuçlar alınır" anlamında kullanılan bir söz.

Arık öküze bıçak çalınmaz : "güçsüz kimseyi ezmek yiğitlik değildir" anlamında kullanılan bir söz. "kendisinden yararlanılamayacak kişiye yararlanmak amacıyla eziyet edilmemelidir" anlamında kullanılan bir söz.

 

Harman döven öküzün ağzı bağlanmaz : "çalışanın emeğinin karşılığı verilmelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Kork aprilin beşinden öküzü ayırır eşinden : "nisan ayının beşinde çift süren iki öküzü birbirinden ayıracak kadar hava soğuk olur" anlamında kullanılan bir söz.

Çift : Bir erkek ve bir dişiden oluşan iki eş. Birbirini tamamlayan iki tekten oluşan (nesneler). Toprağı sürmek için birlikte koşulan iki hayvan. Küçük maşa veya cımbız.

Sürmek : Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak. Herhangi bir durum içinde bulunmak. Zaman geçmek. Zaman almak. Olmaya devam etmek. Uzatmak, ileri doğru itmek. Devam etmek. Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek. Önüne katıp götürmek. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak. Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak. Yönetip yürütmek, sevk etmek. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek. Pulluk veya sabanla toprağı işlemek. Dokundurmak, değdirmek.

Kağnı : İki veya dört tekerlekli, dingili tekerlekle birlikte dönen öküz arabası.

Çekmek : Bir amaçla ortadan kaldırmak. Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak. Yollamak. Yol, ay sürmek. Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak. Öğütmek. Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak. Döşemek. Örtmek, giymek. Herhangi bir engel kurmak. Taşıma gücü olmak. Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak. İçine almak, emmek. Daralıp kısalmak. Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak. İmbik yardımı ile elde etmek. Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek. Taşıtı bir yere bırakmak, koymak. İçki içmek. Atmak, vurmak. Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak. Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek. Güç durumlara dayanmak, katlanmak. Hoşa gitmek, sarmak. Germek. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak. Aynısını yazmak veya çizmek. Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı. Çizgi durumunda uzatmak. Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek. Tartıda ağırlığı olmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek. Bir duyguyu içinde yaşatmak. Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak. Boya, badana vb. sürmek. Yürütmek, sürmek. Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek. Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak. Kaçan ilmeği örmek. Asmak. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak. Herhangi bir anlama almak.

Yarar : Bir işten elde edilen iyi sonuç, fayda, avantaj. Çıkar. Yarayan, elverişli, uygun.

İğdiş : Erkeklik bezleri çıkarılarak veya burularak erkeklik görevi yapamayacak duruma getirilmiş (hayvan ve özellikle at).

Erkek : Sözüne güvenilir, mert. Sert, kolay bükülmez. Girintili ve çıkıntılı olarak bir çift oluşturan nesnelerden çıkıntılı olanı. Yetişkin adam, bay, er kişi. Sperma oluşturan organizma. İnsan, hayvan ve bitkilerin dişiyi dölleyecek cinsten olanı. Koca.

İnek : Dişi sığır. İbne. Çok çalışan öğrenci. Aptal, bön.

Cıvalı zar : Bir yüzü ağır olacak biçimde yapılmış, hileli zar.

Cıvalı : Cıvası olan.

Zar : İnce ve yumuşak yaprak biçimindeki organlar veya organ bölümleri, çeper. İnce perde veya örtü. Tavla ve başka oyunlarda kullanılan kemik, fil dişi, plastik vb. maddelerden küp olarak yapılmış olan ve altı yüzünde, birden altıya kadar benekler bulunan oyun aracı. Car. Birbirine sımsıkı yapışık hücre veya moleküllerden oluşan ve bitkilerin çeşitli bölümlerini bir kın gibi saran ince tabaka, cidar, çeper.

Öküz arabası gibi : çok yavaş.

Öküz dönüşü : Yazıyı bir soldan sağa, bir sağdan sola olmak üzere her satırı ayrı yönde yazma yöntemine verilen ad.

Öküz gibi : aptal, anlayışsız bir biçimde. İlgili cümle: "“Usta şoför olsa tramvay fren yapınca bunu sezer, gelip öyle öküz gibi bindirmezdi.”" H. Taner.

Öküz gibi bakmak : karşısındakini rahatsız edercesine bakmak.

Öküz gözü :

Öküz kurbağası : Kuyruksuz iki yaşamlılar (Anura) takımının, su kurbağasıgiller (Ranidae) familyasından, 20 cm kadar uzunlukta, Kuzey Amerika'da yaşayan bir tür. (Rana catesbyana,) Kurbağalar (Anura) takımının sukurbağasıgiller (Ranidae) familyasından bir amfibyum türü. Uzunluğu 20 cm. Kuzey Amerikada yaşar.

Öküz kümesi : Boğa (Öküz) takımyıldızı yöresinde görülen bir yıldız kümesi.

Öküz nebülözü : (astronomi)

Öküz öldü, ortaklık bozuldu : “iki ortak veya taraf arasındaki yakınlığın dayandığı sebep yok olduğunda bu yakınlık da çözülür” anlamında kullanılan bir söz.

Öküzbaklası : Karabakla. Bir çeşit yabanıl bakla.

Öküz ile ilgili Cümleler

  • Jale'e bak sigara ve alkol ala ala sesi bir öküzün sesi gibi çıkmaya başlamış.
  • Ali bir öküz kadar güçlü.
  • Ben öküze tapıyorum rahatladın mı?
  • Jüpiter'e serbest olanın öküze de serbest olması gerekmez.
  • Öküzler neden intihar etmez?
  • Bufalo, öküzle akrabadır.
  • Öküzleri pulluğa koş.

Diğer dillerde Öküz anlamı nedir?

İngilizce'de Öküz ne demek? : n. Taurus, Bull

n. ox, bullock, steer

Fransızca'da Öküz : bìuf [le]

Almanca'da Öküz : n. Ochs, Ochse

Rusça'da Öküz : n. бык (M), вол (M), тупица (MF), недотепа (MF), лох {разг.} (MF)