Öz nedir, Öz ne demek

Öz; bir felsefe terimidir. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

  • Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun, varoluş karşıtı.
  • Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm.
  • "Kendine, kendi kendini" anlamlarında birleşik kelimeler türeten bir söz
  • Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde.
  • Kan bağı ile bağlı olan, üvey olmayan.
  • İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı.
  • Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa, zübde, ekstre.
  • Dere, çay.
  • Sulak, verimli yer.
  • Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça.
  • Kendi, zat.

"Öz" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Ağacın çürüğü özünden olur / Yiğidin iyisi sözünden olur" - Halk türküsü
  • "Özünü bir yerde bırakıp sadece kalıbını gezdirmişti." - H. Taner
  • "Karaciğer özü. Meyve özü. Mısır özü."
  • "Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme" - Karacaoğlan
  • "Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde." - A. Gündüz
  • "Öz eleştiri, öz yönetim."
  • "Size öz evladım gibi davranacağım." - A. Kulin

Yerel Türkçe anlamı:

Küçük göl.

Geniş ve büyük hendek.

 

Reçineli çam ağacı, çıralı kereste.

Güç, dayanıklılık.

Tarla, köye yakın tarla.

Yapışkan topraklı yer.

Güç, dayanıklılık.

Dikkatsizlik.

Kendi

Tepeler arasındaki çukur, düzlük yer, koyak.

Yapılarda kullanılan kalın ağaç, tomruk, direk.

Sulu çayırlık.

Ağaç gövdelerindeki reçineli bölüm.

Özet.

Irmak, akarsu

Tahıl.

Pınar, derelerin çıktığı yer.

İlkel tahterevallinin dikey duran ağacı.

Su arkı.

Sakızın kıvama gelmesi için konulan gıcır.

Kendi, mec. gönül

Lamba, fener ve benzeri şeylerin fitili.

Su kıyısındaki yeşil yer, ova.

Azman.

Bataklık.

Bağ, bahçe, bostan.

Kaynak, pınar

Sulak, verimli yer, otlak.

Yapıda kullanılan kalın çam ağacı.

Üzüm çardağına konulan uzun sırık.

Sel sularının aktığı yerde yaptığı yarıklar.

Dere, çay, ırmak.

Çamurlu çalılık, ormanlık yer.

Felsefi anlamı:

İç, çekirdek. Karşıtı: dış, kabuk.

Varlığın aslını kuran şey; temel özellik. Karşıtı bk. ilinek.

Bir şeyin bireysel ve gerçek olan kendine özgü biçimi; kendine özgü belirtisi.

Kalıcı, değişmez olan, gelip geçici olmayan, her zaman var olmakta olan varlık. Karşıtı: Değişen, değişmekte olan varlıklar.

Bir şeyin ne olduğu, nasıl olduğu olgusu; bir şeyi o şey yapan, öyle oluşunu sağlayan şey; bir varlığın yapısını kuran şey. Karşıtı bk. varoluş.

 

Fizikötesinin konusu olarak: Kendinde varlık. Karşıtı bk. görüngü.

Kimya'daki anlamı:

Element veya radikalin daha düşük yükseltgenme basamağına sahip olduğunu gösteren son ek. örneğin; ferröz (demir-II-).

Orta Öğretim alanındaki anlamı:

[Bakınız: ilik]

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

Çekirdek.

Sosyoloji'deki anlamı:

Bir olgunun kökenini, ırasını ve gelişme eğilimlerini belirleyen en derin, en durağan özelliklerinin ve ilişkilerinin tümü.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Embriyo.

Pulpa.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Soba odunu tutuşturmakta kullanılan çıra. (Muratdere -Bilecik)

Düz ve toprak damlı evlerde, damın üzerine oturduğu kalın ağaç. (İlyaslı -Uşak; Ilıca *Ayaş -Ankara)

Örme sepet yapımında kullanılan yumuşak çubuk. (Derekuşculu *Görele -Giresun)

Çatı iskeletinin tabanını oluşturan işlenmiş düzgün ağaçlardan herbiri. (Esnemez, Dodurga -Bilecik)

Diğer sözlük anlamları:

Vâdi.

İç, bir şeyin içi, lübbü, hulâsa.

Nefs, zat, kendisi, benlik.

Öz isminin anlamı, Öz ne demek:

Kız ismi olarak; Bir kimsenin benliği, manevi varlığı. Bir şeyin temel ögesi. Kan bağı ile bağlı olan, üvey olmayan. Katıksız, arı.

Bilimsel terim anlamı:

[Bakınız: özetçe, öz]

Bireyi oluşturan tüm özelliklerin karmaşık örgütü.

İngilizce'de Öz ne demek? Öz ingilizcesi nedir?:

essence, -ous, self, pith, embryo

Fransızca'da Öz ne demek?:

pulpe

Osmanlıca Öz ne demek? Öz Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

lübb, muh

Öz hakkında bilgiler

İçinden geçen dereler nedeniyle sulama imkânı çok geniştir. İlçenin en yeşil yerleri olmasından hareketle bu adı aldığı sanılmaktadır. Keskin şehir merkezine yaklaşık 5 km. dir.

Öz anlamı, kısaca tanımı:

Özü sözü bir : Söylediği söz ile yaptığı iş veya davranışları örtüşen, tutarlı olan.

Öz bağışıklık : Bireyin, kendi vücudundan olan ögelere karşı antikor yapması.

Öz belirtim : Kendini yönetme hakkını belirleme, selfdeterminasyon.

Özbeöz : Gerçek.

Öz beslenme : Besinini bağımsız olarak sağlama, inorganik azot, azotlu maddeler ve karbonhidratların sentezini yapabilme, ototrofi.

Öz denetim : Daha önemli bir amaca ulaşabilmek için kişinin tepkilerini, davranışlarını veya başka amaca yönelme eğilimini denetleyip kısıtlaması, otokontrol.

Öz devim : Özişler.

Öz devinim : Bir alete otomatik bir işleyiş kazandırmak için gerekli olan düzen, otomatizm.

Özdeyiş : Bir düşünceyi, bir duyguyu, bir ilkeyi kısa ve kesin bir biçimde anlatan, genellikle kim tarafından söylendiği bilinen özlü söz, vecize, ülger, kelamıkibar, aforizm, aforizma, motto.

Öz dışı : Dışınlı.

Öz dikeni : Dikenli, tırmanıcı ve kışın yapraklarını dökmeyen bir bitki (Smilax aspara).

Öz direnç : Her cismin elektrik akımına karşı gösterdiği direnç.

Öz eleştiri : Bir kişinin kendi davranışları üzerine yönelttiği yargı, otokritik.

Özezer : Özezerlik sapıncı gösteren kimse, mazoşist. Cinsel zevk almak için kendisine eziyet edilmesi gereken, eziyet çekerek cinsel zevk alan sapık kimse, mazoşist.

Öz geçmiş : Bir kimsenin doğumundan yaşadığı güne kadar geçirdiği belli başlı evreleri içeren yazı, hayat hikâyesi, hayat öyküsü, yaşam öyküsü, hâl tercümesi, tercümeihâl, biyografi.

Öz güven : İnsanın kendine güvenme duygusu.

Öz ısı : Isınma ısısı.

Öz ışın : Ağaç gövdesinde yatay yönde besin iletimi yapan ve öz kesitte parıltılı görünen hücreler topluluğu.

Öz indükleme : Bir elektrik devresinde içinden geçtiği akımın değişmeleriyle oluşan indükleme.

Özişler : Endüstride, yönetimde ve bilimsel işlerde insan aracılığı olmadan işlerin otomatik olarak yapılması, öz devim, otomasyon.

Öz itme : İçine yerleştirilen öz itmeli düzenek yardımıyla otomatik olarak çalışma.

Öz kaynak : Hissedarların sermaye olarak işletmeye yatırdıkları varlıklar ile işletmenin dağıtılmayan kârları toplamından oluşan sermaye, diğer bir deyişle şirket varlıkları toplam değerinden borçların düşürülmesiyle hesaplanan net varlıklar. Dışarıdan yardım almadan kendi imkânları kullanılarak sağlanan maddi varlık.

Öz kedi balığıgiller : Köpek balıklarının örtülü omurgalılara giren bir familyası.

Öz kesit : Tomruğun boyu yönünden alınan ve özünden geçen kesit yüzeyi.

Öz odun : Olgunlaşan ağaç gövdesinin öze yakın bölümü.

Öz öğrenim : Kendi kendini yetiştirme işi, otodidaktik.

Öz saygı : İnsanın kendine duyduğu saygı, onur, haysiyet, izzetinefis.

Özsever : Kendi benliğine bağlanan, hayran olan (kimse), narsist.

Öz su : Bitki ve hayvan dokularında bulunan sıvı, usare. Salgı ile oluşan ve içinde enzimler bulunan organik sıvı.

Öz tahta : Tomruğun özünden geçecek biçimde kesilerek alınan tahta.

Özveren : Özverili.

Özveri : Bir amaç uğruna veya gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi çıkarlarından vazgeçme, fedakârlık.

Öz yapı : Karakter.

Öz yaşam : Bir kişinin yalnız kendini ilgilendiren özel yaşamı.

Öz yönetim : Öğretim kuruluşlarında, öğrencilerin yönetmeliklere ve okul kurallarına göre söz ve karar sahibi olmaları ilkesine dayanan yönetim, otojestiyon.

Kaçık öz : Uygun olmayan ortamda büyüme sonucu ağaç özünün ortadan kaçık biçimde oluşması.

Bal özü : Bazı çiçeklerin içinde bulunan, arıların bal yapmak için emdikleri tatlı sıvı, nektar.

Budak özü : Taze sürgün.

Diş özü : Dişlerin, katılgan doku, damar ve sinirlerden oluşmuş iç bölümü.

Mantar özü : Karbon, hidrojen ve oksijenden oluşan bazı bitki hücrelerinin çeperlerini kaplayarak sıvı ve gazların geçmesini önleyen, bu sebeple hücrenin ölümüne veya mantar oluşumuna yol açan madde.

Mısır özü : Mısırdan elde edilen öz madde.

Odun özü : Bitkiye destek olan, besi suyunu taşıyan, odunda bulunan katı maddelerden her biri.

Öz kardeş : Ana babaları bir olan kardeşlerden her biri.

Kendi : İyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarayan dönüşlülük zamiri, zat. Kişinin özel olarak vurgulandığını anlatan bir söz. Yaptığı, giriştiği bir işte başkalarının herhangi bir etkisi bulunmadığını belirten bir söz. "Kendisi, kendileri" biçiminde bazen saygı duygusuyla veya söz konusu olanları amaçlayarak "o" ve "onlar" yerine kullanılan bir söz.

Zat : Kişi. Kendi, öz.

Dere : Genellikle yazın kuruyan küçük akarsu. İki dağ arasındaki uzun çukur. Damlarda yağmur sularını toplayarak oluğa veren çinko veya kiremit yol.

Çay : Çeşitli bitkilerin yaprak veya çiçeklerinin demlenmesiyle elde edilen bir içecek türü. Dereden büyük, ırmaktan küçük akarsu. Afyonkarahisar iline bağlı ilçelerden biri. Konukların içecek ve börek, pasta vb. yiyeceklerle ağırlandığı toplantı. Müzikli toplantı. Bu yaprağın demlenmesiyle elde edilen güzel kokulu ve sarımtırak kırmızı renkli içecek. Çaygillerden, nemli iklimlerde yetişen bir ağaççık (Thea chinensis). Bu ağaççığın özel işlemlerle kurutulan yaprağı.

Sulak : Kuşlar için su konulan küçük kap. Suyu olan, suyu bol (yer).

Verimli : Çok yazan, velut. Kendisinden beklenen sonucu veren, semereli. Verimi iyi ve bol olan, bitek, randımanlı, mahsuldar, mümbit, müsmir, verimkâr.

Yer : Görev, makam. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Ülke. Durum, konum, vaziyet. Önem. Gezinilen, ayakla basılan taban. Durum, konum. İz. Yerküre. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân.

Öz ad bilgisi : Bir dilin kapladığı alanda veya bir bölgede kullanılan özel adları inceliyen bilim kolu.

Öz ağlamah : İçten yanmak.

Öz alt uzay : Bir X uzayının X 'e eşit olmayan Y alt uzayı.

Öz altküme :

Öz ana dilimi : Gereğinden kalın kesilmiş dilim (ekmek için).

Öz antijen : Otoantijen.

Öz arakonakçı : Asalağın gelişmesine en uygun arahayvan.

Öz ayarlama : Güç değişiminin reaktifliğe etkimesi sonucu, bir reaktörün bazı koşullarda değişmez güç düzeyinde çalışma eğilimi.

Öz basacak : Safra bastıracak, kahvaltı.

Öz başına : Başlı başına, müstakilen.

Öz ile ilgili Cümleler

  • Lütfen mümkün olduğu kadar kısa ve öz olmaya çalış.
  • Lütfen mümkün olduğu kadar kısa ve öz ol.
  • Lütfen ekli öz geçmişimi bul.
  • Öz baban akciğer kanserinden öldükten sonra sigara içmeyi bıraktın.
  • Öz ağabeyinden nefret etmeni istemedim.
  • Az konuşmalıydınız öz konuşmalıydınız, canım benim.

Diğer dillerde Öz anlamı nedir?

İngilizce'de Öz ne demek? : [oz. (ounce) ] n. unit of weight equal to 1/16 of a pound; unit of liquid measurement equal to 0.0284 of a litre; little bit, small amount

n. nickname for Australia (Slang); imaginary magical place, Land of Oz (from L. Frank Baum's "The Wonderful Wizard of Oz"); Amos Klausner Oz (born 1939), Israeli novelist; male first name; family name (Hebrew)

n. Oz, from the story "The Wizard of Oz"; Hebrew name; ounce

Fransızca'da Öz : essence [la], extrait [le], fond [le], noyau [le], quintessence [la], substance [la], cìur [le]

Almanca'da Öz : n. Essenz, Mark, Saft, Selbst, Wesenheit

adj. echt, konzis, leiblich, ureigen, waschecht

Rusça'da Öz : n. суть (F), сущность (F), существо (N), естество (N), квинтэссенция (F), содержание (N), первооснова (F), ядро (N), толк (M), концепция (F)

adj. родной, собственный, настоящий, натуральный, удельный