Üstün nedir, Üstün ne demek

Üstün; bir dil bilgisi terimidir. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

  • Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan.
  • Arap harfli metinlerde bir ünsüzün a, e seslerinden biriyle okunacağını gösteren işaret, fetha.
  • Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik

"Üstün" ile ilgili cümleler

  • "Bu nazire gazeller muhakkak ki onlardan çok üstündü." - A. H. Çelebi

Yerel Türkçe anlamı:

Yapının çatısına konan ağaç, mertek

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Yapılarda kullanılan uzun ağaç. (Dutlu, Esnemez -Eskişehir)

Diğer sözlük anlamları:

Üst, üstteki.

Üstün isminin anlamı, Üstün ne demek:

Erkek ismi olarak; Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. Yenen, galip gelen. Sayıca çok, fazla.

Bilimsel terim anlamı:

Eski yazımızda kısa a ve e' yi gösteren hareke.

Fransızca'da Üstün ne demek?:

supérieur, ere

Osmanlıca Üstün ne demek? Üstün Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

fetha

Üstün tanımı, anlamı:

Üstün bulmak : Bir şeyi veya kimseyi başkasından daha değerli bulmak veya görmek.

Üstün olmak : Benzerlerinden daha yüksek düzeyde olmak. bir kimseden veya bir şeyden daha yüksek, daha değerli olmak.

 

Üstün tutmak : Bir kimseye, bir şeye başkasından daha çok değer vermek.

Üstün yapım : Çok büyük giderlerle çevrilen, kalabalık oyuncu kadrosuna sahip, göz kamaştırıcı süs ve giysili, büyük reklamlarla piyasaya sürülen ancak sanat yönünden genellikle büyük bir değer taşımayan film.

Üstün zeka : Çabuk, iyi, kıvrak bir zekâ.

Üstünde durmak : Bir işe önem vermek, bir işle yakından ve sürekli ilgilenmek.

Üstünde hakkı olmak : Birinde emeği, iyiliği, hakkı bulunmak.

Üstünde kalmak : Mal, artırma sonucunda bir kimsenin olmak. suçlanmak.

Üstündeki üstünde başındaki başında : "üstündekinden başka hiçbir şey kalmadan" anlamında kullanılan bir söz.

Üstünden akmak : Bir durumu çok belli olmak.

Üstünden atmak : Bir şeyi ödev olarak kabul etmemek. bir şeyin kendi üzerinde bıraktığı etkiyi kaldırmak.

Üstünden başından akmak : Durumu belirgin bir biçimde anlaşılmak.

Üstünden geçmek : Aradan herhangi bir zaman geçmek.

Üstünden kibarlık akmak : Aşırı derecede kibar davranmak.

Üstünden silindir gibi geçmek : Perişan etmek, çok yormak.

Üstüne : -e göre, uygun olarak. Kendinden önce gelen sözün ikileme biçiminde anlamını pekiştirmek ve sıklığını ifade etmek için kullanılan bir söz. -den sonra. Hesabına. İlişkin, üzerine, dair.

 

Üstüne alınmak : Bir davranışın kendisine karşı olduğunu sanarak tedirgin olmak, alınmak.

Üstüne almak : Bir işi yapmaya söz vermek, ödev alınmak.

Üstüne atmak : Bir suçu birine yüklemek.

Üstüne başına etmek : Ağır bir biçimde sövmek.

Üstüne basmak : Yerinde bir düşünce ileri sürmek. iyice belirtmek.

Üstüne bir bardak su içmek : Bir işten umudunu kesmek, o işin olacağına inanmamak, o işten vazgeçmek.

Üstüne bir iki güneş doğmak : Sabah yataktan geç kalkmak.

Üstüne çekmek : Kendi üzerine almak, muhatap olmak.

Üstüne çullanmak : Saldırarak üzerine abanmak.

Üstüne düşmek : Bir kimseyle veya bir şeyle çok ilgilenmek.

Üstüne fenalık gelmek : Aşırı derecede sıkılmak, pek bunalmak.

Üstüne geçirmek : Bir malın tapusunu kendi adına yazdırmak. evlat edinmek.

Üstüne gelmek : Bir şey yapılırken veya konuşulurken çıkagelmek.

Üstüne gitmek : Bir şeyi ısrarlı bir biçimde yapmak. bir işi yapmak için kişiyi zorlamak. bir işe el atmak, karışmak. üstüne doğru gitmek.

Üstüne gül koklamamak : Sevdiği birinden başkasını sevmemek.

Üstüne güneş doğmamak : Güneş doğmadan önce kalkmak.

Üstüne kalmak : Güçlükler birinin omuzlarına yüklenmek.

Üstüne kapanmak : Belli bir işi aralıksız bir biçimde yapmak.

Üstüne koymak : Katmak, eklemek.

Üstüne kuma gelmek : Kocası, başka bir kadın almak.

Üstüne kuş kondurmak : Olağanüstü, o ana kadar görülmemiş bir şey yapmak.

Üstüne olmamak : Daha üstü, iyisi bulunmamak.

Üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi : Hareketsiz bir biçimde. çok derin bir biçimde. tembel, uyuşuk, cansız, miskin.

Üstüne oturmak : Hakkı yokken bir şeyi kendisine mal etmek.

Üstüne perde çekmek : İsteyerek örtmek, gizlemek.

Üstüne sevmek : Birini severken bir başkasını daha sevmek.

Üstüne titremek : Bir şeye veya kimseye sevgi, özen göstermek.

Üstüne toz kondurmamak : Bir şeyin veya bir kimsenin kusurlu olabileceğini kabul etmemek.

Üstüne tuz biber ekmek : Üzüntüyü, kusuru artıracak durum yaratmak.

Üstüne üstlük : Fazla olarak, fazladan.

Üstüne üstüne gitmek : Çekinmeden sonucu tehlikeli olabilecek bir şeyle uğraşmak, yılmamak.

Üstüne varmak : Kadın evli bir erkekle evlenmek. saldırmak. bir şey yapmasını baskı yaparak istemek.

Üstüne vazife olmamak : Görevi olmamak, o görev kendini ilgilendirmemek.

Üstüne yaptırmak : Bir malın tapusunu kendi adına yazdırmak.

Üstüne yatmak : Hakkı yokken bir şeyi kendine mal etmek, bir şeyi alıp vermemek.

Üstüne yıkılmak : Yamanmak.

Üstüne yıkmak : Kendisinin de sorumlu olduğu bir işin ağırlığını başkalarına yüklemek. kendi suçunu başkasına yüklemek.

Üstüne yok : "bundan daha iyisi olamaz, hepsinden iyisi bu" anlamında kullanılan bir söz.

Üstüne yüklenmek : Saldırmak. ısrar etmek.

Üstüne yürümek : Korkutmak, yıldırmak amacıyla saldıracakmış gibi yapmak.

Üstünkörü : (üstü'nkörü) İnceliklerine inmeden, özen göstermeden, gelişigüzel, şöyle bir, baştan savma, eğreti, üstten. İnceliklerine inmeden, özen göstermeden, gelişigüzel, baştan savma yapılan.

Üstünleşme : Üstünleşmek durumu.

Üstünleşmek : Üstün duruma gelmek.

Üstünlük : Üstün olma durumu, faikiyet, rüçhan, avantaj.

Üstünlük derecesi : En, çok zarflarıyla sıfat veya başka zarfların nitelik ve nicelik bakımından kazandıkları en üstün anlam.

Üstünlük duygusu : Kişinin kendini bazı yönlerden veya genellikle insanların çoğundan üstün görmesi, üstünlük hissi, üstünlük karmaşası, üstünlük kompleksi.

Üstünlük hissi : Üstünlük duygusu.

Üstünlük karmaşası : Üstünlük duygusu.

Üstünlük kompleksi : Üstünlük duygusu.

Üstünseme : Üstünsemek durumu.

Üstünsemek : Üstün, iyi, yeğlenir olduğuna inanmak.

Üstünü görmek : Gebeyken aybaşı olmak.

Üstünüze afiyet : Hastalıktan söz ederken karşısındakinin o hastalığa tutulmaması dileğiyle söylenen söz.

Adı üstünde : Adından da belli olduğu gibi.

Akıl akıldan üstündür : "bir kimsenin aklına gelmeyen bir çare, başka birinin aklına gelebilir" anlamında kullanılan bir söz.

Aksiliği üstünde : Olumsuz davranış içerisinde (olmak).

Al kiraz üstüne kar yağmış : Düşünülmeyen, beklenilmeyen şeylerin de olabileceğini anlatan bir söz.

Altından girip üstünden çıkmak : Malı, parayı düşüncesizce harcayıp tüketmek. ne yapıp edip istediğini yaptırmak. karıştırmak. halletmek.

Altını üstüne getirmek : Bir şey bulmak için aramadık yer bırakmamak. söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düşürmek, karmakarışık etmek.

Ayak ayak üstüne atmak : Otururken bir bacağını ötekinin üstüne almak.

Ayak üstünde olmak : İş görür durumda olmak. dinç olmak, canlı olmak.

Ayakları üstünde durmak : Başkasının yardımına ihtiyaç duymadan güçlü bir biçimde sorunları çözebilecek durumda olmak.

Ayının kırk türküsü var kırkı da ahlat üstüne : Bir kimsenin hep aynı şeyi veya hikâyeyi anlatması karşısında söylenen bir söz.

Bacak bacak üstüne atmak : Bir bacağını ötekinin üstüne koyarak oturmak.

Binbir ayak bir ayak üstüne : "herkesin ayakta olduğu kalabalık" anlamında kullanılan bir söz.

Bir ayak üstünde bin yalan söylemek : Çok kısa sürede pek çok yalan söylemek.

Bir ayak üstünde kırk yalanın belini bükmek : Çok kısa sürede pek çok yalan söylemek.

Birbiri üstüne gelmek : Arka arkaya meydana gelmek, ara vermeden olmak.

Bok üstün bok : Çok kötü, çok berbat.

Buğusu üstünde : Çok sıcak.

Buz üstüne yazı yazmak : Bir kimseye etki yapmayan sözler söylemek. süresi, etkisi çok az olacak bir iş yapmak.

Can baş üstüne : İstenilen şeyin büyük bir memnunlukla yapılacağını anlatan bir söz.

Dağ dağ üstüne olur ev ev üstüne olmaz : "aynı evde oturan iki aile arasında er geç birtakım anlaşmazlıklar çıkar" anlamında kullanılan bir söz.

Dağ ne kadar yüce olsa yol üstünden aşar : "yenilmesi imkânsız gibi görünen zorlukların da üstesinden gelinir" anlamında kullanılan bir söz.

Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı : Yersiz ve saçma sözler karşısında söylenen bir söz.

Diken üstünde oturmak : Bir yerde tedirginlik duymak.

Dört ayak üstüne düşmek : Tehlikeli bir durumdan zarar görmeden kurtulmak. işi rast gitmek.

Düğüm üstüne düğüm vurmak : Parasını pintilik ederek saklamak.

Dumanı üstünde : Genç. Çok yeni, üzerinden çok zaman geçmemiş. Çok taze (sebze, meyve, yemek vb.).

El el üstünde olur ev ev üstünde olmaz : "her şey birbirinin üstüne konulamaz, birbiriyle birleştirilemez" anlamında kullanılan bir söz.

El el üstünde oturmak : Herhangi bir iş yapmadan boş oturmak.

El elden üstündür : "bir kimse, kendisinden üstün bir başkasının da olabileceğini bilmelidir" anlamında kullanılan bir söz.

El üstünde tutmak : Bir kimseye çok saygı ve sevgi göstermek.

Esmayı üstüne sıçratmak : Davranışlarıyla belayı üstüne çekmek.

Et ne kadar arık olsa üstüne ekmek yaraşır : "bilgili ve görgülü kişi, iş başında ve zengin olmasa da bilgisiz ve görgüsüz kişilerin üstünde yer alır" anlamında kullanılan bir söz.

Geçiş üstünlüğü : Cankurtaran, itfaiye ve güvenlik araçlarına tanınan yolu öncelikle kullanma hakkı, geçiş önceliği.

Gözü üstünde kalmak : Herkesin dikkatini çekmek. kıskançlık sebebiyle herkesin ilgisini çekmek.

Gözünü üstünden ayırmamak : Sürekli denetim altında bulundurmak.

Gözünün üstünde kaşın var dememek : Birinin her davranışını hoş görmek.

Gül üstüne gül koklamamak : Bir sevgili üstüne bir ikincisini sevmemek.

İğne üstünde oturmak : Diken üstünde oturmak.

İstim üstünde olmak : Hemen gidecek durumda bulunmak. buharla işleyen araçlar kalkmaya hazır duruma gelmek.

İyi insan sözünün üstüne gelir : "yokluğunda kendisinden söz edilen kimse, konuşmanın üzerine gelirse o iyi insandır, denilir" anlamında kullanılan bir söz.

Kambur üstüne kambur : Sıkıntı ve tersliklerin üst üste geldiğini anlatan bir söz.

Karısının üstüne evlenmek : Karısı varken bir kadınla daha evlenmek.

Kediyi sıkıştırırsan üstüne atılır : "senden çekinen, korkan kişi, çok sıkıştırırsan sana karşı gelir" anlamında kullanılan bir söz.

Kendi üstüne yormak : Alınmak.

Kuru hasır üstünde kalmak : Aç, parasız, evsiz kalmak.

Olayın üstüne gitmek : Olayı etraflıca araştırmak.

Şimşekleri üstüne çekmek : Sert eleştirilere hedef olmak.

Tam üstüne basmak : Kesin olarak belirlemek. doğru olanı, istenileni bulmak.

Tetik üstünde beklemek : Hazır, dikkatli, uyanık bulunmak, tetikte olmak.

Yıldırımları üstüne çekmek : Bazı davranışlarıyla birçok kimseyi kızdırarak saldırılarına, eleştirilerine yol açmak.

Benzer : Nitelik, görünüş ve yapı bakımından bir başkasına benzeyen veya ona eş olan, benzeri, müşabih, mümasil. Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde asıl oyuncunun yerine çıkan, yapı ve yüz bakımından bu oyuncuyu andıran kimse, dublör. Benzeşim.

Düzey : Bir kursun basamaklarından her biri, kur. Bir yüzeyin veya bir noktanın yüksekliğindeki yatay sınır, seviye. Bir nesnenin, bir kimsenin başka nesnelere veya kimselere göre olan değer ve yücelik derecesi, seviye.

Onlar : Ondalık sayı sistemine göre yazılan bir tam sayıda sağdan sola doğru ikinci basamak. O şahıs zamirinin çokluk biçimi.

Nitelik : Bireyi, nesne veya yaşantının bir yönünü ötekilerden ayırt etmeye yarayan ve ölçülebilen özellik, keyfiyet. Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet. Bir şeyin iyi veya kötü olma özelliği, kalite.

Bakım : Bir şeyin iyi gelişmesi, iyi bir durumda kalması için verilen emek. Bakma işi. Birinin beslenme, giyinme vb. gereksinimlerini üstlenme ve sağlama işi.

Faik : Üstün, yüksek.

Arap : Fellah. Koyu esmer. Orta Doğu ile Kuzey Afrika'nın büyük bir bölümünde yaşayan halk ve bu halkın soyundan olan kimse. Fotoğrafın negatifi.

Üstün açıklıklı mercek : Bağıntılı açıklığı çok büyük olan mercek çeşidi.

Üstün ağacı : Üzerine binanın çatısı oturtulan büyük direk.

Üstün akışkanlık : Çok düşük sıcaklıklarda, nicemsel sıfır noktası devinimi yüzünden katılaşamayan helyumun, iriölçekte gösterdiği olağandışı nicemsel özellikler.

Üstün almak : Üzerine, etrafına toplanmak, yığılmak.

Üstün anlak : Çocuklar için 120 Z.B. ve daha yukarısında olanların, yetişkinlerin ise ancak en üst yetenek aşamasında % 15'in girebildiği anlak düzeyi.

Üstün beslenen : (karşılık: hipertrof), (Yun. hyper = üstünde, Yun.trophe = besin) Çok besin alan.

Üstün beslenme : (karşılık: hipertrofi), (Yun. hyper = üstünde, Yun.trophe = besin) Besin çokluğu yüzünden göze hacmındaki artış dolayısıyla olan büyüme fazlalığı.

Üstün bezek : Tümce, önerme ve dizelerin bakışık kesimlerini birbiriyle hem uyaklı, hem de ölçülü kılma sanatı Ör. / Ecza-yı beşer calib-i tacil-i fenadır / İpka-yı eser mucib-i tahsil-i bakadır (Namık Kemal)

Üstün bulmak : bir şeyi veya kimseyi başkasından daha değerli bulmak veya görmek.

Üstün çocuk : Yaşdaşlarının çoğunluğuna göre üstün öğrenme ve eğitilme gücü olan çocuk.

Üstün ile ilgili Cümleler

  • Arratellia gezegeni medeniyeti dünya'dan üstündür.
  • Üstüne bir şey giy, hasta olacaksın.
  • Belki bunun üstünde uyumalıyız.
  • Raporuna göz attım ve onun üstüne bazı notlar aldım.
  • Üstüne bir bardak su iç!
  • Kitaplar bankın üstünde.
  • Üstüne üstlük, bu da feleğin cilvesi!
  • Üstüne paltonu giy. Giymezsen üşütürsün.
  • Üstün çile, geldi çattı; tos! Sen tercümanlık, sana büsbütün paydos.
  • Üstünde sadece yüz yeni vardı.
  • Üstüne çok gitme.
  • Ali çaydanlığı suyla doldurdu ve onu ocağın üstüne koydu.
  • Köprünün üstündeki iş pazartesi günü başlayacak.
  • Ben öğleden sonraları sık sık verandanın üstüne oturup okurum.

Diğer dillerde Üstün anlamı nedir?

İngilizce'de Üstün ne demek? : adj. ascendant, ascendent, choice, distingue, excellent, extra, golden, high, pre eminencent, predominant, preponderant, super, super duty, superior, transcendent, unsurpassed, up

pref. hyper, super, supra

prep. above, atop, atop of, over

Fransızca'da Üstün : supérieur/e, éminent/e, distingué/e, dominant/e, excellent/e, heureux/euse, magistral/e, prédominant/e, super, transcendant/e

Almanca'da Üstün : n. Rasse

adj. exquisit, prävalent, souverän, übergeordnet, übergewichtig, überlegen

adv. über

Rusça'da Üstün : adj. высший, доминирующий, подавляющий, высокий, выдающийся, превосходящий