Üzeri nedir, Üzeri ne demek

"Üzeri" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bunların üzerinden ustalıkla atlayarak gemiye doğru yürüdü." - S. F. Abasıyanık
  • "Alışverişin üzeri."
  • "Gece sıcak olduğu için üzerine yalnız ince bir pike örtü örttük." - R. N. Güntekin
  • "Akşamüzeri, öğleüzeri."

Üzeri tanımı, anlamı:

Üzerinden atlamak : Bir şeyi ödev edinmemek.

Üzerinden atmak : Sıkıntı veren bir iş veya durumdan kurtulmak. işi başkasına devretmek.

Üzerinden dökülmek : Bol ve biçimsiz olmak.

Akşamüzeri : Akşamüstü.

Ayaküzeri : Ayaküstü.

Bayramüzeri : Bayramüstü.

İkindiüzeri : İkindiüstü.

Öğleüzeri : Öğleüstü.

Üzerinde : Üstünde. ... ile ilgili, üzerine.

Üzerinde durmak : Bir işe önem vermek, bir işle yakından, sürekli ilgilenmek.

Üzerinde etkisi olmak : Bir kimsenin kişiliğinin oluşumunda etkin olmak.

Üzerinde kalmak : Mal veya iş, artırma sırasında bir kimsenin olmak. istenmeyen şey birine yüklenmek, sorumluluğuna bırakılmak.

Üzerinde tesir bırakmak : Kişilik.

Üzerine : Üstüne. Hakkında. -den dolayı. -den daha üstün. -den sonra.

Üzerine alınmak : Üstüne alınmak.

Üzerine almak : Eşinin üstüne bir başkasıyla evlenmek. bir davranışın kendisine karşı olduğunu sanarak tedirgin olmak, alınmak. bir işi görev edinmek, deruhte etmek.

 

Üzerine atmak : Üstüne atmak.

Üzerine bir bardak su içmek : Üstüne bir bardak su içmek.

Üzerine bir iki güneş doğmak : Üstüne bir iki güneş doğmak.

Üzerine çekmek : Üstüne çekmek.

Üzerine çökmek : Duygu, durum vb. bastırmak, kaplamak.

Üzerine çullanmak : Üstüne çullanmak.

Üzerine düşmek : Üstüne düşmek.

Üzerine koymak : Üstüne koymak.

Üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi : Üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi.

Üzerine oturmak : Üstüne oturmak.

Üzerine titremek : Üstüne titremek.

Üzerine toz kondurmamak : Üstüne toz kondurmamak.

Üzerine tüy dikmek : Yaşanan durumu veya olayı daha da kötüleştirmek.

Üzerine tuz biber ekmek : Üstüne tuz biber ekmek.

Üzerine üzerine gitmek : Üstüne üstüne gitmek.

Üzerine varmak : Üstüne varmak.

Üzerine vazife olmamak : Üstüne vazife olmamak.

Üzerine yaptırmak : Üstüne yaptırmak.

Üzerine yatmak : Üstüne yatmak.

Üzerine yıkmak : Üstüne yıkmak.

Üzerine yok : Üstüne yok.

Üzerine yüklenmek : Üstüne yüklenmek.

Üzerine yürümek : Üstüne yürümek.

Üzerinize afiyet : Üstünüze afiyet.

Demir üzerinde : Demirini almış ve kalkmaya hazır (gemi).

 

Güneşi üzerine doğdurmamak : Güneş doğmadan önce yataktan kalkmak.

Kedi gibi dört ayak üzerine düşmek : En güç bir durumdan zarar görmeden kurtulmak.

Kulağının üzerine yatmak : Görmezlikten, duymazlıktan gelmek, dikkate almamak.

Mütekabiliyet esası üzerine : Karşılıklı olarak.

Parmağını yaranın üzerine basmak : Asıl derdi veya bir derdin asıl sebebini göstermek.

Ütüsü üzerinde : Yeni ütülenmiş.

Yüzey : Bir cismi uzaydan ayıran dış ve yaygın bölüm, satıh, yüz.

Vücut : İnsan veya hayvan gövdesi, beden. Var olma, varlık.

Beden : Giysilerde ölçü. Vücudun, baş, kol ve bacak dışında kalan bölümü, gövde. Kale duvarı. Canlı varlıkların maddi bölümü, vücut.

Kalan : Bölme işleminde bölünenden artan sayı. Artan, mütebaki. Bir çıkarmanın sonucu. Kalma işini yapan.

Bölüm : Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Çağ, devir. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon.

Tamlama : Tamamlama. Bir adın başka bir ad, zamir veya sıfatla birlikte oluşturduğu kelime grubu, terkip: Evin kapısı. Bizim evimiz. Karlı dağlar gibi.

Zaman : Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Çağ, mevsim. Dönem, devir. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Belirlenmiş olan an.

Bir : Sayıların ilki. Bir kez. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bu sayı kadar olan. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Ancak, yalnız. Aynı, benzer. Sadece. Beraber. Eş, aynı, bir boyda. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Tek.

Dış : Bir konunun kapsamına girmeyen şey. Açık havada geçen sahneleri içine alan çekim. Herhangi bir cisim veya alanın sınırları içinde bulunmayan yer, hariç, iç karşıtı. Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha uzak olan. Görülen, içte bulunmayan yüzey. Bireyin ötesinde bir varlığı olan. Bazı top oyunlarında karşı takım oyuncularının vuruşuyla topun kalenin bulunduğu taraftan dışarı çıkması, aut. Bir kimsenin görünüşü, durum ve davranışları. Yabancı ülkelerle ilgili.

Üzerik : Tütsüsü nazara iyi geldiğine inanılan kokulu bir ot. Tütsüsü nazara iyi geldiğine inanılan kokulu bir çeşit bitki.

Üzerinde durmak : bir işe önem vermek, bir işle yakından, sürekli ilgilenmek. İlgili cümle: "“Klasik yazarlarımızın yapıtları üzerinde durmak, hepimiz için bir görev.”" S. İleri.

Üzerinde kalmak : mal veya iş, artırma sırasında bir kimsenin olmak. İlgili cümle: "“Hasılı ne yaptı yaptı, elektrikli süpürge üzerinde kaldı.”" H. Taner. istenmeyen şey birine yüklenmek, sorumluluğuna bırakılmak.

Üzerinden atlamak : bir şeyi ödev edinmemek.

Üzerinden atmak : sıkıntı veren bir iş veya durumdan kurtulmak; işi başkasına devretmek.

Üzerinden dökülmek : bol ve biçimsiz olmak.

Üzerine alınmak : üstüne alınmak.

Üzerine alma : Kabullenme, bir işin uygulanmasını ya da yapımını üzerine alma.

Üzerine almak : bir işi görev edinmek, deruhte etmek. İlgili cümle: "“İşte o günden beri keman sesi, ses duymayan kızların kulaklarına sevdanın sesini duyurmak işini üzerine almıştır.”" N. Hikmet. bir davranışın kendisine karşı olduğunu sanarak tedirgin olmak, alınmak. İlgili cümle: "“Söylediklerini hepimiz ayrı ayrı üzerimize almıştık, susuyor ve sıkılıyorduk.”" Ö. Seyfettin. eşinin üstüne bir başkasıyla evlenmek. İlgili cümle: "“Fakat haydi beni boşadınız. Almanya'da sevdiğiniz bir başka kadını üzerime aldınız neyse.”" Ö. Seyfettin.

Üzerine bir iki güneş doğmak : üstüne bir iki güneş doğmak.

Üzeri ile ilgili Cümleler

  • Üzerimde kötü etki bırakıyorsun.
  • Satürn üzerindeki beyaz lekelerin, güçlü fırtınalar olduklarına inanılır.
  • Jüpiter'in uydularından biri olan İo, üzerinde aktif volkanlara sahiptir.
  • Üzerimde hiç para yok.
  • Dedektif Dan Anderson bir tazı gibi iz üzerinde kaldı.
  • Satürn kendi ekseni üzerinde çok hızlı dönen çok büyük bir gaz gezegendir.
  • Üzerimdeki az miktarda parayı ona verdim.
  • Suçu başkalarının üzerine atıyor sadece.
  • O hep yaptığı gibi, anahtarı masanın üzerine koydu.
  • Üzerimde büyük bir sorumluluk var.
  • Üzerimde hiç nakit para yok.
  • Arabulucular iki taslak metin üzerinde anlaşmaya vardı, ama hala anlaşma sağlanamayan birçok konu var.
  • Üzerimde çok param yok.
  • Üzerimde belirli bir miktar para var.

Diğer dillerde Üzeri anlamı nedir?

İngilizce'de Üzeri ne demek? : upper surface; outer surface, outside surface; clothing; change; remainder (of money)

Fransızca'da Üzeri : dessus [le], surface [la]

Almanca'da Üzeri : Oberseite, Oberfläche