In the soup türkçesi In the soup nedir

  • Darda veya dara düşmüş.
  • Başı dertte.
  • Zor durumda.
  • Sıkıntıda veya sıkıntıya düşmüş.
  • Belada.
  • Sıkıntıya düşmüş.

In the soup ile ilgili cümleler

English: Put more salt in the soup.
Turkish: Çorbaya daha fazla tuz koy.

English: I'll put some salt in the soup.
Turkish: Çorbaya biraz tuz koyacağım.

English: Beat the egg before putting it in the soup.
Turkish: Yemeğe koymadan önce yumurtayı çırp.

English: Don't put so much pepper in the soup.
Turkish: Çorbaya o kadar çok biber koyma.

English: I didn't put as much salt in the soup as usual. I wonder if Tom will notice the difference.
Turkish: Çorbaya her zamanki kadar çok tuz koymadım.Tom'un fark edip etmeyeceğini merak ediyorum.

In the soup ingilizcede ne demek, In the soup nerede nasıl kullanılır?

In : İçeri. İç. Çok moda olan. Dahili. De. Gelmiş olan. Mevsimi gelmiş. Tutulan. İçeriye. İktidardaki.

The : Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belgili tanımlık.

Soup : Çorba. Etsuyu. Motor gücü. Et. Et suyu. Yoğun sis. Nitrogliserin. Sebze ya da benzer malzemelerin karışımından hazırlanan sıvı yiyecek. Fotoğraf banyo ilacı.

 

Be in the soup : Zor durumda olmak. Hapı yutmak. Ayvayı yemek. Başı dertte olmak. Dara düşmek. Sıkıntıya girmek veya düşmek.

In the abstract : Genel olarak. Teoride. Nazari olarak. Kavram olarak. Kuramsal olarak.

In the ascendant : Hüküm süren. Gücü artan. Etkin olan. Egemenliği artan. Egemen olan. Etkinliği artan. Yıldızı parlayan.

In the altogether : Anadan doğma çıplak. Anadan üryan. Anadan doğma. Tamamen çıplak. Çırılçıplak. Dımdızlak. Çıplak.

In the afternoon : Öğleden sonra. İkindiyin.

In the air : Boşlukta kalmış. Askıda. Karara bağlanmamış. Kararlaştırılmamış. Ortalıkta dolaşan. Havada. Olası. Herkesin aklında. Havada kalmış. Kritik noktada.

In the arms of morpheus : Uykuda.

İngilizce In the soup Türkçe anlamı, In the soup eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak In the soup ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Up a gum tree : Çetrefilli. Güç durumda. Kötü durumda.

In dire straits : Müthiş sıkıntıda. Çıkmazda. Güç durumda. Darda.

Up against a stone wall : Taş bir duvara karşı. Darda. Zorda. Sıkıntıda.

On the spot : Derhal. Hemen oracıkta. Hemen. Olay yerinde. Başı belada. Yerinde. Mahallinde. Tam vaktinde. Tehlikede.

In queer street : Sorunlu. Sorun içinde (argo terim). Problemli. Borç içinde.

In a tight corner : Köşeye sıkışmış vaziyette. Köşeye sıkışmış.

At bay : Başı belda. Hareket edemediği bir durumda. Pusu kurulmuş. Sıkışık durumda. Tuzağa düşmüş. Emniyette. Çıkmaza girmiş. Pusuya düşmüş. Tehlikede.

In a bad fix : Zor bir halde. Zor bir durumda. Sıkıntıda.

Dead duck : Değersiz. Ölü. Faydasız bir şey. Umutsuz vaka.

In deep waters : Büyük problem içinde. Darda. Büyük sorun içinde. Derin sularda. Zorda.

In the soup synonyms : in a fix, in the cactus, in a tight spot, in a cleft stick, has a hard time, in deep water, has difficulty, in a pickle, in the doghouse, at a push.