Açmak nedir, Açmak ne demek

"Açmak" ile ilgili cümleler

  • "Dönüş yolunda radyoyu açtık." - E. Şafak
  • "Kollarını, göğsünü açmış."
  • "Karla kapanan yolu açmak."
  • "Su borusunu açmak."
  • "Sınav açmak."
  • "Size derdimi açmaya geldim." - F. R. Atay
  • "Kollarını açtı."
  • "Anıtın çevresini açmak."
  • "Öğretmen sürekli konuşuyor, öğrenciyi açmak istiyordu."
  • "Bu renk odayı açtı."
  • "Bakan, tütün piyasasını açtı."
  • "Yumağı açmak."
  • "Kadın hamalı dışarı çıkardı, sonra çantasını açıp birkaç lira çıkardı." - M. Ş. Esendal
  • "Kapıyı açıp içeri giriyorum." - A. Ağaoğlu
  • "Çıbanı açmak."
  • "İki oda arasına kapı açtık."
  • "Burası beni açmadı, başka yere gidelim."
  • "Bu boyayı biraz daha açmalı."
  • "Senin için üst katta bir oda açtık."
  • "Hava açtı."
 

Yerel Türkçe anlamı:

Açmak (kapı ve benzeri).

Çıkarmak, sıyırmak // açarsin.

Çözmek // açun

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Almacı çalıştırmak için düğmeye basmak ya da düğmeyi çevirmek.

Edebi terim anlamı:

Bir metni daha iyi anlaşılacak surette genişletmek. (AÇMA, Paraphrase; AÇMACI, Paraphraste).

Diğer sözlük anlamları:

Fethetmek, zaptetmek.

Uzağa sürmek.

Aşmak.

[Bakınız: acmak]

Yaymak.

[Bakınız: açmak]

Açığa vurmak, meydana koymak.

Parlatmak, perdahlamak.

İngilizce'de Açmak ne demek? Açmak ingilizcesi nedir?:

decompress, open, power on, switch on, turn on, unzip

Fransızca'da Açmak ne demek?:

paraphraser

Osmanlıca Açmak ne demek? Açmak Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

inkişaf ettirmek

Açmak anlamı, tanımı:

Yivaçar : Metal çubuk ve borulara diş açan alet, pafta.

Adımlarını açmak : Yürürken hızlanmak.

Ağız açmak : Azarlamak, paylamak. ağır sözler söylemeye başlamak. konuşmaya başlamak. kesici aletleri keskin duruma getirmek. alık alık bakmak.

 

Ağzını havaya açmak : Umduğunu elde edememek.

Arasını açmak : İki kişi arasındaki dostluğu, ilişkiyi bozmak.

Arayı açmak : Görüşmemek. aradaki uzaklık artmak.

Arazi açmak : Fundalık, koruluk, sazlık yerleri temizleyerek tarıma elverişli duruma getirmek.

Ateş açmak : Ateşli silahla mermi atmaya başlamak.

Avuç açmak : Yardım istemek. dilenmek, para istemek.

Ayak açmak : âşıklar arasındaki tartışmalarda veya sıralı söyleyişlerde söze başlamak amacıyla kelime, kelimeler takımı, dize, beyit ile konuyu belirtmek.

Ayraç açmak : Söz veya yazı içine, asıl konu ile ilgisi az olan bir bölüm sıkıştırmak.

Bahis açmak : Belli bir konuda konuşmaya başlamak.

Baklava açmak : Baklava yapmak için gerekli olan ince yufkaları hazırlamak.

Bayrak açmak : Bir ülkü yolunda toplanmaya çağırmak. gönüllü asker toplamaya girişmek.

Bayrakları açmak : Bağırıp çağırarak hırçınlık etmek.

Beyaz sayfa açmak : Bir konuda geçmişi unutarak geleceğe umutla bakmak.

Boğaz açmak : Ağaçların dibini kazarak toprağı kabartmak.

Börek açmak : Börek yapmak için hamurdan ince yufkalar hazırlamak.

Celseyi açmak : Oturumu açmak.

Çenesini açmak : Çok konuşmak, gevezelik etmek. çok konuşmasına sebep olmak.

Çentik açmak : Çentik oluşturmak.

Cephe açmak : Savaş olmayan bir bölgede, savaşa hazırlanmak ve başlamak.

Çiçek açmak : Çiçeklenmek. yeniden ortaya çıkmak, görüntü vermek.

Çığır açmak : Bir alanda yeni bir yol, yöntem başlatmak.

Cihat açmak : Savaş için çağrı yapmak.

Çukur açmak : Toprağı kazarak çukur yapmak.

Defter açmak : Hesap açmak, banka cüzdanı vermek. bir şeye yeniden başlamak. para yardımı veya gönüllü toplamaya girişmek.

Deli bayrağı açmak : âşık olmak.

Devir açmak : Tarihte özellik taşıyan yeni bir çağ başlatmak.

Dosya açmak : Bir kimse, konu veya işle ilgili yeni bir dosya düzenlemek.

Düşüncesini açmak : Görüşünü bildirmek.

El açmak : Başkasının yardımını isteyecek durumda olmak. dilenmek. kâğıt açmak.

Etek açmak : Kadın, cinsel arzusunu belirtmek.

Ev açmak : Ayrı bir eve yerleşmek, ayrı bir eve geçmek. evlenmek.

Fal açmak : Bakla, su, iskambil vb.ne bakarak gelecekte olacak şeyleri anlamaya çalışmak.

Fiş açmak : Bir işle ilgili konuda gereken bilgileri fiş üzerine yazmaya başlamak, fişlemek.

Gedik açmak : Düşman mevzilerindeki zayıf bir noktadan giriş yeri açmak.

Gönül açmak : İnsanın iç sıkıntısını gidermek, iç açmak.

Gözlerini fal taşı gibi açmak : Şaşkınlıkla, hayretle bakmak.

Gözünü açmak : Görüşünü değiştiren bilgi vermek, uyarmak.

Gözünü dört açmak : Aldanmamak için çok uyanık bulunmak.

Güneş açmak : Güneş bulutlardan sıyrılıp görünmek.

Hamur açmak : Yoğrulmuş hamuru inceltip yufka durumuna getirmek.

Harp açmak : Bir konuda güçlü biçimde mücadele etmek, bir konuyu şiddetle savunmak. savaş açmak.

Hava açmak : Bulutlar dağılmak.

Hesap açmak : Gereğinde çekilmek üzere bankaya yatırılan para için işlem yapmak. birine borçlanma imkânı tanımak, kredi açmak.

İç açmak : Gönle ferahlık vermek, gönlü ferahlatmak.

İçini açmak : Derdini anlatmak, içini dökmek.

İkindiden sonra dükkan açmak : Bir işe başlamakta geç kalmak.

İltibasa yol açmak : Karışıklığa sebep olmak.

İş açmak : Uğraştırıcı, gereksiz bir durumun ortaya çıkmasına sebep olmak.

İştah açmak : Yemek isteğini artırmak.

İsyan bayrağı açmak : Karşı gelmek, başkaldırmak.

Kalbini açmak : Yüreğini açmak.

Kalem açmak : Kalemin ucunu yontup kullanılabilecek bir duruma getirmek.

Kanat açmak : Birini korumak, himaye etmek.

Kapı açmak : Ortaya çıkarmak, başlatmak. tavlayla oynanan hapis oyununda rakibin bir pulunu iki pul ile hapsetme durumundan mecburi olarak çıkmak. pazarlığa çok yüksek bir fiyatla başlamak. bir şeyin sözünü etmek veya bir işe başlamak.

Kapıyı açmak : Bir işte başkalarına örnek olmak. bir işe veya bir konuya öncelikli olarak başlamak.

Kapıyı büyük açmak : Çok masraflı bir işe girişmek veya hesapsız harcamak.

Kesenin ağzını açmak : Bol para harcamaya başlamak.

Kollarını açmak : Korumak, yardım etmek. içtenlikle karşılamak veya kucaklamaya hazırlanmak, sevgisini ve dostluğunu göstermek.

Kontak açmak : Bir taşıtın motorunu çalıştırmak için kontak anahtarını çevirerek elektrik devresini açmak.

Kovuşturma açmak : Kovuşturma işlemine başlamak.

Kredi açmak : Birine peşin para istemeden belirli bir ölçüye kadar mal vermeyi kabul etmek. ödünç para vermek.

Kucak açmak : Sığınacak yer vermek. korumak.

Kulağını açmak : Dikkatle dinlemek.

Kuyu açmak : Kuyu yapmak.

Laf açmak : Söz açmak.

Lamba açmak : Kapı, pencere kenarlarında genellikle dik açılı girinti açmak.

Lambayı açmak : Lambanın fitilini yükseltip ışığını çoğaltmak. ışığı yakmak.

Mahkeme açmak : Mahkemede dava açmak.

Masraf kapısı açmak : Para harcamayı gerektiren bir işe girişmek.

Meydan açmak : Sebep olmak.

Oruç açmak : Vakit geldiğinde oruç bozmak, iftar etmek.

Parantez açmak : Anlatılan konudan farklı bir şey söyleneceği zaman kullanılan bir söz. söz veya yazının içine, sözü edilen konu ile ilgili bir bölüm koymak.

Pas açmak : Bir şeyin pasını giderip parlatmak.

Pencere açmak : Görüş açısı kazandırmak.

Perdelerini açmak : Tiyatro yeni mevsimde temsillerine başlamak.

Pergelleri açmak : Uzun adımlarla yürümek.

Ruhunda güneş açmak : Rahatlamak, huzura ermek. sevinmek, neşelenmek, coşmak.

Savaş açmak : Bir veya daha fazla devlete karşı savaş durumuna geçmek. ortadan kaldırmak için uğraşmak.

Sergi açmak : Sergilemek.

Soruşturma açmak : Bir sorunu açıklığa kavuşturmak amacıyla bir idari veya adli makamın yönettiği, ilgililerden ve tanıklardan bilgi toplamak, konuyu incelemek.

Söz açmak : Bir konu üzerine konuşmaya başlamak.

Söz sözü açmak : Bir konudan konuşurken hemen arkasından türlü konulara geçmek.

Sütununu açmak : Yer vermek, yayımlamak.

Tarla açmak : Çalıları, ağaçları, taşları kaldırarak veya ormanlık bölgede ağaç keserek, yakarak bir yeri sürülüp ekilir duruma getirmek.

Ülke açmak : Bir ülkeyi savaşarak almak, fethetmek.

Yakı açmak : İyileştirmek için bir yarayı açıp işletmek.

Yara açmak : Vücutta veya bir şeyin yüzünde yara oluşmasına sebep olmak. büyük üzüntü vermek.

Yelken açmak : Yola çıkmak için hareket etmek.

Yer açmak : Bir kimseye oturması için yer hazırlamak. yer bırakmak, imkân vermek.

Yol açmak : Davranışlarıyla başkalarına örnek olmak. kalabalık bir yerde genellikle saygıdeğer bir kişinin geçmesi için insanları kenara çekip yol vermek. yol yapmak. kapanmış olan yolu geçilir duruma getirmek. bir olayın sebebi olmak.

Yolu açmak : Yolda geçişi önleyen engelleri kaldırmak.

Yufka açmak : Hamuru yufka durumuna getirmek.

Yüreğini açmak : Kalbini açmak, derdini dökmek, içini dökmek, senli benli konuşmak ve davranmak.

Yüzünü gözünü açmak : Bir çocuğa veya gence o zamana kadar bilmediği birtakım cinsel bilgiler vermek.

Zihin açmak : Zihni daha iyi çalışır duruma getirmek.

Kapalı : Açık ve kesin söz kullanmadan söylenen, müphem. Kapanmış olan, açılmamış, açık karşıtı. İçe dönük yaradılışta olan. Geçilmez durumda olan. Gizli, saklı. Başı örtülü (kadın). Açık olmayan (giyecek). Bulutlu, karanlık (hava). Çalışma süresi sona ermiş (iş yeri). Dış çevreyle ilişki içerisinde olmayan.

Durum : Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

Getirmek : Bir şeyi yanında veya üstünde bulundurmak. Bir makama atamak veya seçmek. İletmek, bildirmek. Sağlamak. Erişmek veya eriştiğini sanmak. Sebep olmak, ortaya çıkarmak. Gelmesini sağlamak. Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. İleri sürmek.

Engel : Herhangi bir yolu kapamak için konulan nesne, bariyer. Kara yollarının kenarlarına yapılmış olan korkuluk, bariyer. Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap. Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenliğini sağlamak için kullanılan açılır kapanır düzenek, bariyer. Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden atlaması gereken tahta düzenek, bariyer.

Kaldırmak : Bir şeyden çokça satın almak. Bulunduğu yerden almak. Ürün toplamak, taşımak. Piyasadan çekmek. Toplamak. Alıp başka yere götürmek. Yükseltmek. Tayin etmek, atamak. Elin ulaşamayacağı yere koymak, saklamak. Çalmak, aşırmak. Tören yaparak ölüyü gömmek. Çekmek, taşımak. Uygun gelmek, yakışmak. Bir kuruluşun çalışmasına son vermek, feshetmek, lağvetmek. Yukarı doğru hareket ettirmek. Yok etmek, ortadan silmek. Uyandırmak. Kaçırmak. İyi etmek, iyileştirmek. Hastayı hastaneye götürmek.

Örtü : Örtmek için kullanılan şey, vualet. Yapılarda çatı, dam.

Kurtarmak : Kazandırmak, yeniden ele geçirmek. Bir şeye zarar gelmesini önlemek. Kurtulmasını sağlamak. Uzaklaştırmak. Birinin cezalandırılmasına engel olmak. Bir şeyin değerini karşılamak. Bir canlıyı bir felaketten, tehlikeden veya zor durumdan uzaklaştırmak.

Genişletmek : Geniş duruma getirmek.

Uzaklaştırmak : Uzağa götürmek. Yabancılaştırmak, ilgisiz bırakmak. Çıkarmak, ayırmak.

Yarmak : Derin yara açmak. Buğday, arpa vb. tahıl tanelerini değirmende kırmak. Ortasından, içinden geçmek. Uzunlamasına bölüp ayırmak. Yarık açmak. Kesip açmak.

Bir : Tek. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bu sayı kadar olan. Sayıların ilki. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Eş, aynı, bir boyda. Sadece. Beraber. Ancak, yalnız. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bir kez. Aynı, benzer.

Başlatmak : Birinin kötü konuşmasına yol açmak. Başlamasına yol açmak.

Çalıştırmak : Çalışma işini yaptırmak. Çalışmasını sağlamak.

Azaltmak : Eskisinden az bir duruma getirmek. Az denecek bir miktara indirmek. Etkisini yitirmesine sebep olmak, hafifletmek.

Yakışmak : Güzel durmak, iyi gitmek, yaraşmak, uygun gelmek. Uygun olmak, iyi karşılanmak, münasip olmak.

Güzel : Adamakıllı, şiddetli. Güzellik kraliçesi. İyi, hoş. Soyluluk ve ahlaki üstünlük düşüncesi uyandıran. Hoşa giden, beğenilen, iyi, doğru bir biçimde. Pek iyi, doğru. Okşayıcı, aldatıcı, kandırıcı. Göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, çirkin karşıtı. Güzel kız veya kadın. Sakin, hoş (hava). Beklenene uygun düşen ve başarı düşüncesi uyandıran. Görgü kurallarına uygun olan.

Göstermek : Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak. Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak. Etmek. Bir şeyin etkisi altında tutulmak. Kanıtla inandırmak. Yapmasını söylemek, görevlendirmek. Sert bir biçimde karşılık vermek. Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek. Belirtmek, anlatmak. Görünmek, benzemek. Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek. Öğretmek, açıklamak.

Ferahlık vermek : İç açmak, rahatlık hissettirmek.

Ferahlık : Ferah olma durumu, genişlik, gönül açıklığı.

Vermek : Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Doğurmak. Ödemek. Ayırmak, harcamak. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Satmak. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Yaymak. Ondan bilmek, atfetmek. Tespit etmek. Kazandırmak, katmak. Herhangi bir duruma yol açmak. Bırakmak veya bağışlamak. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Sahip olmasını sağlamak. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Dayamak.

Beğenmek : İyi veya güzel bulmak. Onaylamak, kabul etmek, tasvip etmek. Benzerleri arasından birini seçip ayırmak.

Konu : Üzerinde konuşulan şey, bahis. Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, mevzu, süje.

İle : Cümle içinde aynı görevde bulunan iki ögeyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz. Kelimenin sonuna geldiğinde birliktelik, beraberlik, araç, neden veya durum anlatan cümleler yapmaya yarayan bir söz. Bazı soyut adlara getirildiğinde "... olarak, ... bir biçimde" anlamında durum zarfları oluşturan bir söz.

İlgili : İlgilenmiş olan, ilgisi bulunan, alakalı, alakadar, müteallik.

Konuşmak : Düşüncesini herhangi bir araç kullanarak anlatmak. Bir konuda karşılıklı söz etmek, sohbet etmek. Söylev vermek, konuşma yapmak. Geçerli olmak, etkin olmak. Konuşma dili olarak kullanmak. Becermek, uzman gibi yapabilmek. Bir dilin kelimeleriyle düşüncesini sözlü olarak anlatmak. Flört etmek. İlişki kurmak veya ilişkiyi sürdürmek. Gizli bir şeyi açığa vurmak, ele vermek. Şık ve zarif görünmek. Dargın bulunmamak. Belli bir konudan söz etmek. Oyuncak, hayvan vb. konuşmaya benzeyen birtakım sesler çıkarmak.

Satranç : İki kişi arasında altmış dört kareli bir tahta üzerinde değerleri ve adları değişik siyah ve beyaz on altışar taşla oynanan bir oyun.

Poker : Genellikle dört kişiyle ve otuz iki kâğıtla oynanan bir tür iskambil oyunu.

Yapmak : Üretmek. Edinmek, sahip olmak. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Gerçekleştirmek. Bir durum yaratmak. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Onarmak, tamir etmek. Düzenli bir duruma getirmek. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Evlendirmek. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Olmak. Davranmak, hareket etmek. Salgılamak, çıkarmak. Olmasına yol açmak. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Yol almak. Dışkı çıkarmak.

Düzenlemek : Müzik aletlerini akort etmek. Düzenli, düzgün duruma getirmek, düzen vermek, tanzim etmek. Düzenleme yapmak. Yapmak, hazırlamak.

Ayırmak : Bir yeri bir engelle bölmek. Birbirinden uzaklaştırmak. Bir şey veya yeri, bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, tahsis etmek. Bölmek. Seçmek. Farklı davranmak, fark gözetmek. İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak. Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek. Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak.

Tahsis : Bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma.

Etmek : Kötülükte bulunmak. Herhangi bir değerde olmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Bulmak, erişmek. Bir işi yapmak. Eşit değer kazanmak. Demek, söylemek. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak.

Görünür : Görünen, gözle görülebilen. Belli, apaçık göze çarpan.

Gökyüzü : Atmosferin gözle görünen bölümü.

Aydınlanmak : Bir sorun üzerine gereği kadar bilgi edinmek, tenevvür etmek. Aydınlık olmak.

Geçit : İki dağ arasında dar ve uzun yol, derbent. Geçmeye yarayan yer, geçecek yer.

Sağlamak : Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek. Elde etmek, sahip olmak. Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek. Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak.

Gidermek : Ortadan kaldırmak, yok etmek. Dindirmek.

Almak : Kendine ulaştırılmak, iletilmek. İçeri girmesini sağlamak. Kazanç sağlamak. Kazanmak, elde etmek. Birlikte götürmek. Görevden, işten çekmek. İçeri sızmak, içine çekmek. Satın almak. Sürükleyip götürmek. Göreve, işe başlatmak. Temizlemek. Kısaltmak, eksiltmek. Örtmek, koymak. Erkek, kadınla evlenmek. Bürümek, sarmak, kaplamak. Kabul etmek. Ele geçirmek, fethetmek. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. İçine sığmak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Çalmak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Soldurmak. Yol gitmek, mesafe katetmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. Tat veya koku duymak. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Yolmak, koparmak. Başlamak. Gidermek, yok etmek. İçecek veya sigara içmek. Yer değiştirmek. Yutmak, kullanmak.

Fethetmek : Herkesin takdirini, övgüsünü kazanıp kendine hayran bırakmak. Bir yeri veya ülkeyi savaşarak almak, ülke açmak.

Açmak ile ilgili Cümleler

  • Ali Mary'yi ona gönderilen bir zarfı açmak için buğulama yapmaya çalışırken yakaladı.
  • Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için "Aç"'a tıklatın. Programdan çıkmak için "Çıkış"'ı tıklatın. "Resim Düzeni" özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.
  • Dirençli bakteri çoğalmaya devam etmekte ve hastalığın daha uzun sürmesine hatta ölüme yol açmaktadır.
  • Tom, kapının vurulduğunu duydu ve açmak üzere kapıya doğru yürüdü.
  • Mektubu açmak zorunda değildim. Ne söylediğini tamamen biliyordum.
  • Ama ben duş musluğunu açmak için çalıştığımda, bu siyah kabarcıklı sıvı dışarı çıktı.
  • Yerinde olsam bir daha bu konuyu açmak gibi bir hata yapmazdım.
  • Uygulamayı açmak için uygulamanın simgesine çift tıklamalısın.
  • Dolabın zaten tıka basa dolu. Başka bir yerde aldığın yeni giysiler için yer açmak zorunda kalacaksın.
  • Ali kutuyu açmak istemiyor fakat onun içinde ne olduğunu biliyor.

Diğer dillerde Açmak anlamı nedir?

İngilizce'de Açmak ne demek? : v. open, elaborate, open up, uncover, unclose, unwrap, clear away, clear, clear up, expand, open out, spread out, unfold, unfurl, untie, undo, unbind, unlock, turn on, switch on, ring up, disclose, sharpen, whet, bring up in conversation

Fransızca'da Açmak : ouvrir, élargir; démêler; (yol) frayer; déchiffrer; (hamuru) rouler; (hava) se découvrir; (katlanm

Almanca'da Açmak : v. abrollen, aufdrehen, aufhauen, aufklappen, auflichten, aufmachen, aufschlagen, aufschließen, aufsperren, auftun, ausbreiten, auslegen, auspacken, ausrollen, ausweiten, auswickeln, einleiten, einschalten, enthüllen, entwölken, erhellen, eröffnen, erschließen, klären, öffnen, paraphrasieren

Rusça'da Açmak : v. открывать, раскрывать, вскрывать, отпирать, отворять, отмыкать, включать, вымывать, оголять, обнажать, демаскировать, отворачивать, расцветать, рыть, вырывать, начинать, проделывать, проясняться, разводить, раскатывать, поверять, посвящать, отгибать, затачивать, нарез`ать, откупоривать