Affair türkçesi Affair nedir

  • Hadise.
  • Vaka.
  • Hal.
  • Mesele.
  • Konu.
  • Olay.
  • Dalga.
  • İlişki.
  • Sorun.
  • İş.
  • Şey.
  • Aşk ilişkisi.
  • Maslahat.
  • Gönül macerası.

Affair ile ilgili cümleler

English: That affair made him famous.
Turkish: O iş onu ünlü yaptı.

English: She had an affair with her boss.
Turkish: Onun patronuyla bir ilişkisi vardı.

English: A new affair is agitating the police administration.
Turkish: Yeni bir sorun polis yönetimini tahrik ediyor.

English: That is an internal affair of this country.
Turkish: O, bu ülkenin iç işidir.

English: The affair cost me many sleepless nights.
Turkish: Konu bana birçok uykusuz gecelere mal oldu.

Affair ingilizcede ne demek, Affair nerede nasıl kullanılır?

Affair of honor : Namus meselesi. Şeref meselesi.

Affair of honour : Namus meselesi. Şeref meselesi.

Affair of state : Kamu işleri. Hükümeti ilgilendiren konular. Devlet işleri.

Affair of the diamond necklace : Kraliçe'nin elmas kolyesi olayı. Fransa'da 16'ncı louis'nin sarayında fransız devrimi'nden hemen önce meydana gelmiş. Kamuoyunca suçlu bulunan kraliçe marie antoniett'in de karıştığı merak konusu skandal. Kraliçe'nin kolyesi.

Affair of the heart : Aşk meselesi. Gönül işi.

Gala affair : Şenlik. Şenlik işi. Cümbüş.

Had an affair : Aşk ilişkisi yaşadı. İlişkisi oldu.

 

Extramarital affair : Evlilik dışı ilişki.

Had an affair with : Biriyle takıldı. Biriyle ilişkisi oldu. Biriyle aşk ilişkisi yaşadı.

Espionage affair : Casusluk faaliyeti gerektiren veya içeren olay.

İngilizce Affair Türkçe anlamı, Affair eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Affair ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Action : Devinme. Eylem: bir iş, hareket yapmak, bir davranışta bulunmak. davranış: bir değişiklik getirebilecek etki uyandırabilecek düşünce ya da hareket. bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi; bu hareketten ortaya çıkan gelişim. baş olgu: oyunun temasını geliştiren başlıca olay, öykü, gelişim. sıra olaylar: bir oyunun metninde yer alan arka arkaya sıralanmış durumlar ve olaylar. iç aksiyon: oyunun havasını kuran gelişim. dış aksiyon: oyunun olaylarında var olan hareket ve durumların gelişimi. konuşma aksiyonu: oyunun konuşmalarında var olan devingenlik. oyunu ileriye götüren anlatımdaki itici güç. Amel. İs. Davranış. Yükselti. Eylem. Yönetmenin oyunculara bir çevirimin başında verdiği komut; oyuna başlama komutu. Olaylar dizisi. Dava.

Ball game : Beysbol. Top ile oynan oyunun (uk). Vaziyet. Eski meksika yerlilerinin dikdörtgen biçimindeki özel alanlarda, topa elle dokunmadan dinsel amaçla oynadıkları oyun. Durum. Basketbol veya beysbol veya amerikan futbolu (us). Top oyunu.

 

Least : En az derece. En önemsiz kimse. En düşük. Be.en az. En küçük sayı. En küçük miktar. Adl.en küçük sayı. Asgari. En az miktar. En az.

Bearing : Ayak. Taşıma. Mil yatağı. İlinti. Duruş. Üstlenme. Dayanma. Alaka. İlgi. Etki.

Mattering : Madde. Önem taşımak. İltihaplanmak. Cisim. Önemli olmak. Önemi olmak. Farketmek. Fark etmek.

Object : Cümlede öznenin, dolayısıyla fiili geçişli olan yüklemin etkilediği şahsı veya şeyi gösteren, yalın veya yükleme durumu eki almış kelime: abdullah efendi gecenin sükuneti içinde bu manzarayı doya doya seyretti (a. h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları, s. 52). çiy, garip bir aydınlık onları içinden aydınlatıyor, çok müşahhas ve zalim bir macera sahibi yapıyordu (a. h. tanpınar, göst. e., s. 53). kadının yüzündeki solgunluğu merak etmese idi bunları ona soracaktı (a. h. tanpınar, yaz yağmuru, s. 65). beni başkalarının merhameti, inayeti, yahut keyif ve hevesi idare ediyordu (r. n. güntekin, acımak, s. 49). sermed kendini yeniden dünyaya gelmiş sandı (s. erol, ülker fırtınası, s. 70). eve geldikleri vakit, teyzesi müfid'e bir mektup uzattı (p. safa, şimşek, s. 178). bir cürüm yaptığıma kani değilim. hakarete uğradım ve cevabını verdim siz de benim yerimde olsaydınız aynı şeyi yapardınız (p. safa, biz insanlar, s. 153). minareyi çalan kılıfını hazırlar. dünyayı unutmadık ne demek işte ben o gün orada anladım (k. tahir, esir şehrin insanları, s. 201). oğlum bana hediye göndermiş; sen bu konuda ne düşünüyorsun? dün akşamki toplantıda gençler ilgi çekici sorular sordular vb. || bir cümlenin nesnesini daha belirgin duruma getirmek, nitelendirmek veya pekiştirmek için nesneye, yine nesne durumunda olan açıklayıcı kelimeler eklenebilir: o kızı, o zengin kızı istiyorsun demek (h. z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s. 107); ben dedim, gölü görmeye gidiyorum, karakurt gölünü (s. faik, bütün eserleriı: semaver, sarnıç: hanımın karısı, s. 180). iki ayaklıların dünyasını arıyor, kendi yaratacağı dünyayı (k. tahir, yol ayrımı, s. 461) vb. nesne türleri için bk. açıklayıcı nesne, belirli nesne, belirsiz nesne. Cins adam. Bilgisayar, eğitim, fizik, gramer alanlarında kullanılır. Karşı çıkmak. Nesne. Gık demek. Amaç. İnsanın dışında kalan, görülebilen, dokunulabilen, bir ağırlığı ve kütlesi olan her türlü özdeksel varlık. Doğal çevresinden olduğu gibi alınarak incelenmek üzere dersliğe ya da deney odasına getirilen herhangi bir konu. Mevzu.

Contingent : Şans eseri olan. Muhtemel. Belkili. Grup. Bölüm. Beklenmedik olay. Rastlantı. -e bağlı. Zorunsuz. Birlik.

Demeanour : Hareket. Davranış biçimi. Davranış. Tavır. Tutum.

Grievances : Dert. Kindarlık. Şikayeti gerektiren durum. Şikayet. Kincilik. Yakınma.

Difficulty : Külfet. Güçlük. Meşakkat. Engel. Sıkıntı. Zorluk. Gedik. İtiraz. Pürüz.

Affair synonyms : sexual relationship, hangup, love affair, thingummy, problems, avocations, sea, assignments, affinity, avocation, copulations, incidence, connexions, drawbacks, episode, casus, affinities, callings, drawback, purviews, aspect, aughts, backbones, affaires, estate, aspects, thing, affaire, bad business, mattered, doings, headings, appearance.

Affair ingilizce tanımı, definition of Affair

Affair kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : As, a difficult affair to manage. Concern. Business of any kind, commercial, professional, or public. That which is done or is to be done. Matter. Often in the plural. "At the head of affairs." Junius.