Akar nedir, Akar ne demek

Akar; kökeni arapça, fransızca dillerine dayanır.

Yerel Türkçe anlamı:

Akıntılı yer.

Çeşme, pınar, kaynak, su oluğu.

Çeşme yalağı.

[Bakınız: akarca]

Daima akan çıban, sıraca, fistül.

Çağlayan.

Irmak, dere, çay, küçük akarsu.

İşleyen yara.

Suni ipekli, âdi kumaş.

Biyoloji'deki anlamı:

[Bakınız: kene]

İktisat alanındaki kelime anlamı:

Kiraya verilerek gelir getiren taşınmaz mal.

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

Akar takımına ait herhangi bir parazit.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Akarsuların kenarındaki ya da içinden dere geçen çamaşırlık. (Kuzfındık, inönü -Eskişehir)

İngilizce'de Akar ne demek? Akar ingilizcesi nedir?:

real estate, acarid

Fransızca'da Akar ne demek?:

coulant

Akar hakkında bilgiler

Akar ya da mayt, kenelerle birlikte acarina alttürünün büyük çoğunluğunu oluşturan eklem bacaklı canlı. İnsan vücudundan dökülen deri tozlarıyla ve parçacıklarıyla beslenir. İnsan vücudunda milyarlarca akar yaşamaktadır. En çok halı, koltuk, yatak ve tüylü veya kirli ortamlarda bulunur. Nemli bölgelerde yaşayan ve astıma sebebiyet veren akarlar, mikroskop aracılığıyla görülebilir. 55 mikron boyutuna kadar büyüyen akarlar vardır. 1 gr deri parçası 1.000.000 akarın beslenmesi için yeterlidir. 156 çeşit akar vardır. 5 yıl kullanılan bir yatakta 5 ile 10 milyon akar yaşadığı sanılmaktadır. İnsan sağlığı için büyük tehlike oluşturmaktadırlar.Genellikle küçük çocuklarda daha tehlikeli olduğu görülür.Bunun nedeni ise çocukların bağışıklık sisteminin daha az gelişmiş olmasıdır. Akarlar çeşitli enfeksiyonlara neden olabileceği gibi astım gibi ciddi hastalıklara da sebebiyet verebilir. Özellikle kış aylarında daha sağlıklı beslenmeli ve ellerimizi sürekli yıkamalıyız.

 

Akar ile ilgili Cümleler

  • Maruyama nehri Kinosaki'nin içinden akar.
  • ''Nehir gibidir insan,sadece yüzeysel bilinir; derinliklerinde ne saklar, ne fırtınalar kopar söylemez. Sadece sessizce akar, gider.'' Mevlânâ Celâleddîn-î Belhî Rûmî
  • "Fransızca dili akar." "Evet, bir ishalin aktığı gibi."
  • Sen nehri Paris havzasının merkezine doğru akar.
  • Ali elektrik ve akarsu olmadan ormanda yaşıyor.
  • Ben de neşe doluydum gözlerimden sevinç akardı bilmezdim ki hata yapmışım bunun bedelini ödetirler.
  • Ren nehri Fransa ve Almanya arasında akar.
  • Müzik için yetenek onların kanında akar.
  • Bir akarsu geçerken atları asla takas etme.
  • Temiz bir nehir kasabamızda akar ve onun içinde yüzen bir sürü sazan görebiliriz.
 

Akar anlamı, tanımı:

Koltuk : Omuz başının altında, kolun gövde ile birleştiği yer. Demirledikten sonra gemiyi iskeleye, rıhtıma veya başka bir gemiye bağlayan ip. Eski düğünlerde damatla gelinin eve girerken konuklar arasından kol kola geçmeleri töreni. Koltuklama veya koltuklanma. Genelev. Yüksek mevki, makam. Yapıcılıkta yan destek. Mısır ve buğday fidesinin yanlarından çıkan filizler. Kayırma, destek. Kol dayayacak yerleri olan geniş ve rahat sandalye. Kenar, tenha yer.

Yatak : Çanak biçimindeki bir havzada veya buna benzer bir oluşumda toplanmış petrol birikintisi. Yün, pamuk, kuş tüyü vb. maddelere kılıf geçirerek yapılmış olan şilte. Üzerine şilte konulan karyola, somya, kerevet vb. Irmak, çay, dere vb.nin, içinde aktıkları yer, akak, mecra. Bir şeyin çok bulunduğu yer. Uyuma, dinlenme vb. amaçlarla üzerine veya içine yatılan eşya, döşek. Maden veya fosil ocaklarında birbirini izleyen iki maden, taş veya kömür tabakası arasında uzanan damar. Katmanlı bir kaya bütününde maden filizi veya taş döküntüsünden oluşan çok ince tabaka. Makinelerde hareketli bölümleri içine alan hareketli veya sabit parça. Fideleri gömmek için toprakta açılan çukur. Katmanlaşmış herhangi bir madde yığını. Gizli barınak veya bir suçluyu gizlice barındıran yer. Turunçgilleri ve yumurta vb. ürünleri korumak üzere saman vb.nden yararlanılarak yapılmış olan yer.

Nemli : Nemi olan, az ıslak, rutubetli, kuru karşıtı. Yaşlı (göz).

Ortam : Nesnel ve toplumsal yönlerle bazen kişinin iç dünyasını da kapsayan yakın çevre, vasat. Canlı bir varlığın içinde bulunduğu doğal veya maddi şartların bütünü. Bir kimsenin veya bir insan topluluğunun yaşayışını etkileyen ruhsal, toplumsal ve kültürel etkilerin bütünü. Bir topluluğun veya toplulukların hareket alanı, platform.

Astım : Bronşların daralmasından ileri gelen nefes darlığı.

İnsan : Âdemoğlu, âdem evladı. Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı.

Deri : Toplantı, düğün. İşlenerek kullanılır duruma getirilmiş hayvan postu. İnsan ve hayvan vücudunu kaplayan tüy, kıl veya pulla kaplı tabaka, cilt, ten. Pazar veya panayır kurulan gün, dernek. Bu tabakadan yapılmış.

Parçacık : Elektron, proton, nötron gibi atomu oluşturan parçaların her biri, partikül. Küçük parça, kırıntı.

Canlı : Canı olan, diri, yaşayan. Canlı yayın. Hareketli, hayat dolu, dinamik. Dikkat çekici, göz alıcı, parlak (renk), ateş parçası. Hareketli, hayat dolu, dinamik bir biçimde. Yaşayıp yer değiştirebilen yaratık, hayvan. Güçlü, etkili.

Akar edinmek : Kira geliri getirecek bir mal sahibi olmak.

Akar amber : Asya ve Amerika'da yetişen, odunu ceviz ağacınınkine benzeyen, güzel kokulu öz suyu olan büyük bir ağaç (Liquidambar orientalis).

Akara kokara bakma çuvala girene bak : "iyi, kötü deme; mal ve para biriktir" anlamında kullanılan bir söz.

Akarca : Kaplıca. Kemik veremi. Sürekli işleyen çıban, fistül. Küçük akarsu.

Akaret : Akar.

Akarı kokarı olmamak : Bilinen herhangi bir eksiği, kusuru bulunmamak.

Akarına bırakmak : İşin sonucunu sabırla beklemek, doğal gelişmeyi beklemek.

Akarlar : Gövdeleri halkasız, başları göğüsle birleşik, ağız yapıları ısırıcı, sokucu veya emici örümceğimsiler takımı.

Akarsu : Tek sıra elmastan gerdanlık. Yeryüzünde, yer altında belirli bir yatak içinde, eğim boyunca sürekli veya zaman zaman akan su.

Akarsu çukurunu kendi kazır : "bir şeyi yapma isteği ve gücü bulunan kimse, uygun bir çalışma yönü ve alanı bulur" anlamında kullanılan bir söz.

Akarsu gibi : Aralıksız, kesintisiz.

Akarsu pislik tutmaz : "bir insan ne kadar çok çalışırsa o kadar kötü düşünceden ve kötülük yapmaktan uzak olur" anlamında kullanılan bir söz.

Akarsu santrali : Bir gölü veya barajı olmayan, enerji dönüşümü yapılmış olan hidroelektrik santrali.

Akarsuya inanma eloğluna dayanma : "akışı ne kadar yavaş olursa olsun akarsuya girmek tehlikelidir, eloğluna güvenmek de doğru değildir, insanı zarara sokabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Akaryakıt : Benzin, gaz yağı, mazot vb. sıvı yakıt.

Akaryakıt istasyonu : Benzin, gaz, motorin vb. sıvı yakıtların satıldığı yer.

Akaryakıtçı : Akaryakıt satan kimse.

Akaryakıtçılık : Akaryakıtçının yaptığı iş.

Alt değirmen güçlü akar : "kaynakları eski ve bol olan kuruluşlar sağlam ve verimli olur" anlamında kullanılan bir söz.

Kira : Bu biçimde tutulan bir şey için karşılık olarak ödenen para. Bir konutun, bir mülkün veya taşıt gibi herhangi bir şeyin belli bir bedel karşılığında, bir süre için sahibi tarafından başkasına verilmesi, icar. Bu biçimde tutulan taşınmaz.

Tarla : Deniz hayvanlarının çok olduğu yer. Tarıma elverişli olan, sınırlı ve belirli toprak parçası.

Mülk : Ev, dükkân, arazi vb. taşınmaz mal. Devletin egemenliği altında bulunan toprakların bütünü, ülke. Vakıf olmayıp doğrudan doğruya birinin malı olan yer veya yapı.

Beslenen : Sönümsüz.

Sıvı : Bulunduğu kabın biçimini alabilen ve üstü yatay bir düzlem durumuna gelebilen akışkan cisim, mayi, likit.

Likit : Sıvı. Nakit.

Keneler : Eklem bacaklı hayvanlardan, örümceğimsiler sınıfına giren bir takım.

Mai : Mavi.

Akar akıllı : İradesiz, dönek, duygusiyle hareket eden.

Akar bakar : Bakışımlı (mütenazır) toprak meyli, haddıfasıllar.

Akar gokar : Çabuk bozulan (yiyecek için). Kusur, eksik, sakatlık: Ne gadın gız, akarı gokarı yok.

Akar hokar : Bozulabilen, çürüyebilen şeyler: Akar hokarı bekletmiye gelmez.

Akar mallar : Sıvı durumundaki mallar.

Akar takar : Baş aşağı, tepetaklak.

Akar-bakar : Osmanlı yönetim örgütündeki yönetim bölgelerinin sınırları saptanırken gözetilen ırmak ve doruk çizgileri.

Akara kokara bakma, çuvala girene bak : “iyi, kötü deme; mal ve para biriktir” anlamında kullanılan bir söz.

Akaralık : Kalabalık, sürü.

Akarap : Siyahlı beyazlı, alacalı. Karagöz oyununda teni beyaz olan Arap tipi.

Diğer dillerde Akar anlamı nedir?

İngilizce'de Akar ne demek? : adj. running

n. mite

v. flow, run, discharge, leak, course, drain, drain away, drain off, fall into, issue, pour, pour out, run down, run out, sluice, stream, well forth, well out, well up; splutter (as a pen)

Fransızca'da Akar : immeuble de rapport

Almanca'da Akar : adj. flüssig

Rusça'da Akar : adj. текучий, жидкий, проточный, текущий