All the better türkçesi All the better nedir

  • Daha da iyi.
  • Çok daha iyi.
  • İsabet.
  • Daha iyi.

All the better ile ilgili cümleler

English: People liked him all the better for his faults.
Turkish: İnsanlar onun hatalarına rağmen onu daha da çok sevdiler.

English: He's had a holiday and looks all the better for it.
Turkish: O bir tatil yaptı ve onun için çok daha iyi görünüyor.

All the better ingilizcede ne demek, All the better nerede nasıl kullanılır?

All : Her. Katışıksız. Ne var ne yoksa. Tümünü. Tümüyle. Hep. Büsbütün. Alayı. Berabere.

The : Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belgili tanımlık. Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır.

Better : Düzeltmek. Daha iyi. Yakşırak. Daha iyi şekilde. Islah etmek. Daha iyi bir hale gelmek. İyileşmek. İyisimi. Geçmek. İyileştirmek.

All the : Bütün.

All the best : İyi çalışmalar. Her şey gönlünce olsun. Her şey gönlünüzce olsun. İyi şanslar. İyi günler seninle olsun.

All the ins and outs of : Her yer. Tüm ayrıntılar (bir konunun veya işin). Her yeri (bir yerin). Girdisi çıktısı. Her tarafı (bir yerin). Her taraf.

All the more : Daha da çok. Haydi haydi. Artan bir şekilde. Gittikçe. Daha da yüksek seviyeye kadar. Daha çok.

 

All the colors of the rainbow : Var olan her renk. Rengarenk. Gökkuşağının tüm renkleri.

All the rage : Son moda. Çok gözde. Çok popüler. Son derece yaygın. Revaçta. Modaya çok uygun. Çok moda. Herkesin arzusuna uygun. Modaya uygun. Pek moda.

All the go : Moda. Çok popüler. Popüler. Çok moda. Revaçta. Çok gözde.

İngilizce All the better Türkçe anlamı, All the better eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak All the better ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Better : Geliştirmek. Islah etmek. İlerletmek. Daha iyi şekilde. İyileşmek. Geçmek. Daha yakşı. Daha iyi bir hale gelmek. Daha iyi yapmak.

Atop of : Üstüne. Üstünde. Üstün.

Hitting : Vurma. Vuruş. Vurucu.

Incidence : Sıklık. Epidemiyolojide, belirli bir zamanda yeni hastalık vakalarının sayısı, prevalansın aksine bir oran ölçüsü. belirli bir popülasyonda hastalık vakalarının görülme sıklığı. Bir olayın belli bir toplulukta belirli süre içerisindeki görülüş sayısı, insidans. Bir şeyin meydana gelmesi. Etki alanı. Vaka. Tesadüf. Rastlantı.

Felicitous : Hümayun. Yerinde. İsabetli. Uygun. Mesut. Mutlu. Münasip.

Even better : Hatta daha iyi. İşin güzeli. Hatta daha iyisi. Daha bile iyi. Daha bir.

A cut above : -den daha yakşı. Daha üstün. Bir gömlek üstün. -den bir gömlek üstün.

Head and shoulders above : Dört başı mamur. Taş çıkaran. Çok üstün.

The better : Geçmek. Daha iyi yapmak. İyileşmek. Islah olmak. Geliştirmek. İyileştirmek. İlerletmek. Düzeltmek. Islah etmek.

All the better synonyms : yet better, atop, superior to, ahead of, preferable, a lot better, better quality, heaps better, incidences.