Almak nedir, Almak ne demek

"Almak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Kaş almak."
  • "Karyolanın altını süpürge ile al."
  • "Öküzü sel aldı, harmanı yel aldı."
  • "Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş." - Ö. Seyfettin
  • "O sırada aldığı kadının babasının birçok yardımını görmüştü." - M. Ş. Esendal
  • "Dalağını aldılar."
  • "Sevdiği delikanlıyı gece evine almış." - N. Cumalı
  • "Mektup almak. Haber almak."
  • "Gemi su alıyor. Fotoğraf makinesi ışık almış, film yanmış."
  • "Savcı yardımcısı gaza bastı, motor almadı. Bir daha bastı, yine almadı." - H. Taner
  • "Bir pantolondan beş yüz lira alıyorlar."
  • "Burayı kötü bir koku aldı, durulamaz hâle geldi."
  • "Güneş perdelerin rengini aldı."
  • "Çocuğu okuldan aldı."
  • "İlaç almak."
  • "Sigaradan hiç tat alamaz oldum. Burnu iyi koku alır."
  • "Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur" - Halk türküsü
  • "Yeni bir kapıcı aldı."
  • "Cebimden saatimi almışlar."
  • "İçine biraz su koy, tuzunu alır."
  • "Ceketin boyundan almak."
  • "O yolu bir saatte alırsınız."
  • "Soğuk almak. Ceza almak."
  • "Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı." - N. Cumalı
  • "Paltosunu sırtına aldı."
  • "Bu kavanoz iki kilo bal alır. Bu salon bin kişi alır."
  • "Tadına bakmak için bir yudum aldım."
 

Almak anlamı, kısaca tanımı:

Alaşağı etmek : Kapıp yere vurmak. yetkilerini elinden alıp birini yerinden uzaklaştırmak, atmak, kovmak. kötülemek, değersiz göstermek.

Al aşağı vur yukarı : Çekişe çekişe pazarlık yapılırken söylenen bir söz.

Al benden de o kadar : "ben de aynı düşüncedeyim, aynı durumdayım" anlamında kullanılan bir söz.

Al gülüm ver gülüm : Bir kimseye yapılmış olan hizmetin hemen karşılığını bekleme durumu. çıkar ilişkilerinde bazı sıkıntıları karşılıklı olarak görmezden gelme.

Yarası olan gocunur : "bir işte sorumlu aranırken kusuru olan kimse telaşa düşer" anlamında kullanılan bir söz.

Al takke ver külah : Uzun bir çekişmeden sonra, çekişe çekişe. aralarındaki senli benli ilişkiyi sürdürerek.

 

Aldı : "söylemeye başladı" anlamında kullanılan bir söz.

Aldı sazı eline : Hiç kimseyi konuşturmadan konuşan kimseler için kullanılan bir söz.

Aldığı abdest ürküttüğü kurbağaya değmemek : Sağladığı yarar, verdiği zararı karşılamamak.

Alıp başını gitmek : Başını alıp gitmek.

Alıp götürmek : Yakalayıp götürmek, derdest etmek.

Alıp satmaz görünmek : İlgisiz görünmek veya davranmak.

Alıp sattığı olmamak : Hiç ilgisi bulunmamak.

Alıp vereceği olmamak : Bir kimseyle hiçbir ilgisi olmamak.

Alıp verememek : Anlaşamamak, çekememek, geçinememek.

Alıp vermek : Herhangi bir konu üzerinde yoğun olarak düşünmek. kalp çarpıntısı geçirmek.

Alıp yürümek : Az zamanda çok ilerlemek, yayılmak, çoğalmak, artmak.

Almadığın hayvanın kuyruğunu tutma : "almayacağın bir şeye alacakmışsın gibi yakın ilgi gösterme, işinde çalıştırmayacağın kimseye çalıştıracakmışsın gibi umut verme" anlamında kullanılan bir söz.

Pürüzalır : Bir borunun ağzına biçim vermek, genişletmek veya çapaklarını, pürüzlerini almak için kullanılan, çevresinde kesici yüzü bulunan alet, rayba.

Esir almaca : Karşı takım oyuncularını tutsak ederek kazanılan bir çocuk oyunu.

Soluk almadan : Durmaksızın, sürekli. Büyük bir dikkatle.

Açığa almak : Bir görevliyi geçici bir süre işten uzaklaştırmak.

Satın almak : Bir nesneyi belirlenen fiyatını ödeyerek kendine mal etmek, mübayaa etmek.

Akılalmaz : İnanılacak gibi olmayan, inanılmaz.

Çakaralmaz : Basit, ilkel tabanca. İşe yaramayacak durumda olan, bozuk. Kalitesiz. Basit, ilkel çakmak.

Abdest almak : Boy abdesti almak. Müslümanlar, belli ibadetleri yapabilmek için bir düzen içerisinde bazı organları yıkayıp bazılarını mesh ederek temizlenmek.

Açıktan almak : Bir tehlikenin uzağından geçmek. açıktan geçmek.

Açıktan para almak : Bir iş veya mal için, kararlaştırılmış ücret veya değer dışında para almak.

Acısını almak : Sızıyı dindirmek. sıkıntısını, üzüntüsünü azaltmak.

Ad almak : Ün kazanmak. kendisine ad verilmek.

Adını ağzına abdestle almak : Bir kişiyi anarken çok saygılı davranmak.

Aferin almak : Değerli görülüp beğenilmek.

Ağır yara almak : Kavgada veya savaşta önemli ölçüde zarar görmek. bir olayda beklenmeyen sıkıntılı ve olumsuz bir duruma düşmek.

Ağırdan almak : Bir işi gereken süre içinde bitirmemek, geciktirmek. bir işi gönülsüz, isteksiz yapmak.

Ağzına almak : Söylemek. yemek, içmek.

Ağzına taş almak : Söze karışmayıp susmak.

Ağzına volta almak : Bir palanganın işlemesine engel olmak için palanganın ucundan çıkan halatı geçici olarak makaranın arasından geçirip sıkıştırmak.

Ağzından lakırtı almak : Karşısındakini konuşturarak birtakım şeyleri öğrenmek.

Ağzından lokmasını almak : Birinin hakkı olan şeyi ondan almak.

Ağzının payını almak : Verilen karşılıkla bir kimseye söylediğine veya yaptığına pişman olmak.

Ah almak : Birinin ilenmesini üstüne çekmek.

Ahenk almak : Uyumlu duruma gelmek.

Ahını almak : Ah almak.

Akıl almak : Danışmak, görüş almak.

Aklını başına almak : Akılsızca davranışlarda bulunmaktan kendini kurtarmak.

Aklını başından almak : Bir şey birini düşünemeyecek bir duruma getirmek, çok şaşırtmak.

Alaya almak : Alay etmek, eğlenmek.

Alçıya almak : Kırılan bir kemiği gereği gibi kaynaması için alçıya batırılmış sargı ile sarmak.

Alev almak : Coşmak, heyecanlanmak, heyecana gelmek. öfkelenmek, kızmak. tutuşmak, yanmaya başlamak. telaşlanmak.

Alkış almak : Çok beğenilmek.

Alttan almak : Sert konuşan bir kimseye yumuşak bir dil kullanmak, aşağıdan almak.

Ameliyata almak : Gerekli hazırlıkların yapılmasından sonra hastayı ameliyat etmek.

Araya almak : Dövmek. bir çevreye kabul etmek.

Ardını almak : Bitirmek, tamamlamak.

Arkasına almak : Desteğini sağlamak. sırtına yüklemek, taşımak.

Arkasını almak : Bir işi tamamlamak.

Arkasını sağlama almak : Bir işe başlarken çok güçlü bir destek bulmuş olmak.

Aşağı almak : Devirmek, yıkmak.

Aşağıdan almak : Alttan almak.

Askıya almak : Oturmuş veya batmış bir gemiyi yüzdürmek için başka teknelere asarak kaldırmak. bir işi zamanında yapmayıp belirsiz bir zamana bırakmak, savsaklamak. altı boşalıp desteği kalmayan yapıyı dikmelerle boşlukta tutarak yıkılmaktan kurtarmak.

Ateş almak : Telaşlanmak, heyecanlanmak. yanmak, tutuşmak. öfkelenmek. coşmak. ateşli silah patlamak. acele davranmak, acele etmek.

Ateşini almak : Acıyı, yanmayı azaltmak. derece ile ateşi ölçmek. yüksek vücut ısısını düşürmek.

Avans almak : Öndelik almak.

Avaraya almak : O bölümün çalışmasını durdurmak.

Avucunun içine almak : Bir kimseyi baskı ve etkisi altına almak.

Ayağı almak : Halay oyunlarında ayağı tempoya uydurmak.

Ayağını altına almak : Tek bacağını (veya bacaklarını) kıvırıp üzerine oturmak.

Ayağını denk almak : Dikkat etmek. başkalarının kendisine yapma ihtimali bulunan kötülüklere karşı uyanık davranmak.

Ayağını tek almak : Bir işte iyi düşünüp dikkatli davranmak.

Ayağının altına almak : Tekme ile dövmek.

Ayak almak : Ayak, çalınan çalgıya uymak.

Ayakaltına almak : Hakir görmek, gözden çıkarmak.

Ayaklar altına almak : Önem verilmesi gereken şeyleri hiçe saymak, çiğnemek.

Ayar almak : Ayar yapılabilmek.

Aylık almak : Bir aylık çalışma karşılığında para almak.

Aynı fotoğraf karesinde yer almak : Aynı karede yer almak.

Aynı karede yer almak : Kameranın çektiği görüntü içinde birlikte bulunmak. farklı konumlara sahip kişiler bir olay sırasında beklenmedik bir biçimde birlikte bulunmak.

Banda almak : Bir sesi, ses cihazı ile bant üzerine kaydetmek.

Başlık almak : Bazı bölgelerde, evlenirken kızın babası oğlanevinden para veya mal almak.

Baz almak : Esas veya temel olarak almak.

Bedduasını almak : Kendisine ilenilmek.

Beklemeye almak : Telefonla yapılmış olan iletişim sırasında karşı tarafı geçici bir süre bekletmek. herhangi bir şeyi kısa veya uzun bir süre ertelemek.

Belayı satın almak : Göz göre göre belayı üstüne çekmek.

Belge almak : Başarısızlık yüzünden öğretim kurumuyla ilişiği kesilmek.

Biçim almak : Biçimlenmek, belli bir biçime girmek, şekillenmek.

Bir düşüncedir almak : Bir konuda kaygılanarak çözüm yolu bulmaya çalışmak.

Bir elle verdiğini öbür elle almak : Yapar göründüğü bir iyiliği, sağladığı bir çıkarla ödetmek.

Bıyıkları ele almak : Delikanlılık çağına girmek.

Bohçasını koltuğuna almak : Kendi isteğiyle ayrılmak.

Borç almak : Daha sonra ödemek üzere birinden para veya bir şey almak.

Borca almak : Veresiye almak.

Boşa almak : Askıya almak. motorlu araçlarda vites kolunu vitesten kurtarmak, rölantiye almak.

Boy abdesti almak : İslam dininin gerekli bulduğu durumlarda ve biçimde yıkanıp abdest almak.

Boy almak : Boyu uzamak, boylanmak.

Boynuna almak : Bir şeyi borç veya ödev olarak üzerine almak.

Boyunun ölçüsünü almak : Beklediği yakınlığı görememek. kendi yetersizliğini, beceriksizliğini anlamak.

Brifing almak : Bilgilenmek.

Canını almak : Sıkıntıya sokmak. öldürmek. canını verdirecek kadar memnun etmek.

Canını dişine almak : Her tehlikeyi göze alarak işe girişmek. bütün gücünü harcayarak yapmak.

Çapraza almak : Karşı yönlerden kuşatmak. herhangi bir konuda çeşitli yönlerden sıkıştırmak.

Çatıyı almak : Çatıya ulaşmak.

Çekip almak : Uzaklaştırmak, uğraşısına son vermek, koparmak.

Çember içine almak : Kuşatmak.

Cephe almak : Hasım durumu takınmak, bir düşünceye karşı olmak, direnmek.

Cesaret almak : Herhangi bir durumdan, davranıştan veya kişiden güç almak.

Ceza almak : Cezalandırılmak.

Ciddiye almak : İnanmak, gerçek sanmak, önem vermek.

Çıkış almak : Çıkış belgesi almak. çıktı almak. işten ayrılmak.

Çıktı almak : Bilgisayarda bulunan bir metni kâğıda yazdırmak.

Çırak almak : Yanında çırak çalıştırmak.

Dalgayı başa almak : Gemi veya sandalın başını dalgaların geldiği yöne çevirmek.

Darasını almak : İçine bir şey konulacak kabın ağırlığını tartmak.

Darbe almak : Kötü bir duruma düşmek.

Demir almak : Sıvışmak, gitmek. ölmek, çekip gitmek. gemi yola çıkmak için çıpasını denizden çekmek, gitmeye hazırlanmak.

Derece almak : Başarı göstererek ödül kazanmak.

Ders almak : Bir olaydan deneyim kazanmak, ibret almak. bir konu üzerinde bir öğrenci yetkili bir kimseden bilgi edinmek.

Destur almak : İzin almak.

Dikişini almak : Dikilmiş yaranın ipliklerini kesip çıkarmak.

Dikize almak : Gözetlemek.

Dikkate almak : Göz önünde bulundurmak, hesaba katmak, gereğini düşünmek.

Direktif almak : Talimat almak, emredilmek.

Dizginleri ele almak : İşi kendisi yönetmeye başlayarak.

Döküm almak : Ayrıntılı hesap listesini toplu olarak göstermek.

Döl almak : Cins bir hayvandan yararlanarak iyi cins yavru almak.

Dua almak : İyi yapılmış olan bir işle birinin hoşnutluğunu kazanmak.

Duman almak : Sigara dumanını içine çekmek. sis kaplamak, sis bürümek.

Durum almak : Bir olay karşısında belli bir tavır almak. belli bir duruş biçimine geçmek.

Duyum almak : Bir konu hakkında haber almak, bilgi edinmek.

Eğitim almak : Belli bir bilim dalı veya sanat kolunda yetişmek.

Eğreti almak : Ödünç almak.

Eğretiye almak : Bir yapının alt bölümünü onarmak için üstünü destekler üzerinde durdurmak.

Ekmeğini eline almak : Geçimini sağlayacak parayı kazanmak.

El almak : Bir sanatı yapmak için ustanın iznini almak. tarikatlarda bir mürit, mürşidinden, başkalarına yol gösterme iznini almak. kâğıt oyunlarında karşı tarafın oynadığı kâğıdın daha önemlisini oynayarak üstünlük sağlamak.

Elden almak : Bir malı pazara çıkarılmadan sahibinden doğrudan satın almak. herhangi bir şeyi biriyle yüz yüze görüşerek almak.

Ele almak : Bir konuyu görüşmek. herhangi bir şeyi iş edinmek. bir şey üzerinde çalışmaya başlamak. bir konuyu incelemek, araştırmak.

Elektrik almak : Etkilenmek, etkisi altında kalmak.

Elinden almak : Bir şeyden mahrum etmek.

Eline almak : Bir işin veya yerin yönetimini üstlenmek. bir işi kendi yapmaya başlamak.

Emir almak : Talimat almak.

Emir altına almak : Denetimi altına almak.

Emniyet altına almak : Korumak.

Esir almak : Alıkoymak, meşgul etmek. tutsak etmek.

Etrafını almak : Çevresinde toplanmak, ortaya almak, kuşatmak.

Ezbere almak : Dikkat etmeden satın almak.

Façasını almak : Birini mahcup etmek, bozmak.

Felekten kam almak : Güzel vakit geçirmek, istediği gibi eğlenmek.

Fennini almak : Bir işin inceliklerini, püf noktalarını kavrayıp o alanda usta olduğunu göstermeye başlamak.

Fikir almak : Birinin düşüncesinden yararlanmak.

Fikrini almak : Fikir almak.

Fitili almak : Birdenbire telaşlanmak, kaygılanmak, öfkelenmek.

Fotoğrafını almak : Fotoğraf makinesiyle görüntüsünü tespit etmek.

Garanti altına almak : Güvence altına almak.

Gardını almak : Önceden önlemini almak. savunma durumuna geçmek.

Gelin almak : Erkeğe bir eş bulmak. gelini babasının evinden özel bir törenle alıp damadın evine götürmek.

Gem almak : At, alışıp hizmete elverişli duruma gelmek.

Gemi azıya almak : At, gemi azıları arasına alıp etkisiz bırakarak süvarisinin yönetiminden çıkmak ve alabildiğine koşmak. söz dinlemez olmak.

Geniş bir nefes almak : Sıkıntılı bir durumdan kurtulmak, ferahlığa kavuşmak.

Geri almak : Geriye doğru götürmek. verdiğini almak. arabayı geri geri götürmek için vites kolunu geri durumuna getirmek. düşmandan kurtarmak.

Geze almak : Hedefe doğrultmak.

Gıcık almak : Bir davranışa veya bir kimseye sürekli sinirlenmek.

Gır gıra almak : Alaya almak.

Gönül almak : Sevindirmek. kırılan bir kimseyi güzel bir davranışla hoşnut etmek.

Görev almak : Bir görevde bulunmak, bir görevi üstlenmek.

Görevden almak : Bir görevliyi işinden ayırıp açıkta bırakmak, çıkarmak, azletmek. bulunduğu makama ait sorumlulukları elinden almak.

Görünüş almak : Şekil almak.

Göz hapsine almak : Bakışlarını üzerinden ayırmamak, gözetlemek, hiçbir davranışını gözden kaçırmamak.

Göz önüne almak : Önceden düşünmek, hesaplamak, dikkate almak.

Gözaltına almak : Güvenlik kuvvetleri birini belli bir süre, belli bir yerde tutmak, nezarete almak.

Göze almak : Gelebilecek her türlü zararı ve tehlikeyi önceden kabul etmek.

Gözetime almak : Gözetmek.

Gözlem altına almak : Bir nesneyi, olayı veya bir gerçeği, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alıp incelemek. hastanın hastalığını izlemek, denetim altında bulundurmak.

Gözünü almak : Aşırı biçimde etkilenmek. şiddetli ışık sebebiyle gözü iyi göremez duruma getirmek.

Gün almak : Bir iş görmek için ilgili kişiden bir gün ayırmasını istemek, randevu almak. belirli bir yaşı bitirdikten sonra girdiği yaştan süre almak.

Gündeme almak : Bir kurul toplantısında görüşülecek konuları bir listeyle belirlemek.

Güneş almak : Güneş ışınlarıyla aydınlanacak durumda olmak.

Gururunu ayakaltına almak : Her türlü fedakârlığı göze alıp ödün vermek, ilkelerden vazgeçmek.

Güvence altına almak : Koruma sorumluluğunu üstlenmek.

Güvenoyu almak : Hükûmetin tutumu milletvekilleri tarafından onaylanmak.

Haber almak : Kendisine bildirilmek, öğrenmek, bilgi edinmek.

Hacir altına almak : Hastalık, bunama vb. sebeplerden dolayı davranışlarının nasıl sonuç vereceğini bilemeyen bir kişiyi mahkeme aracılığıyla mal ve mülk yönetimi bakımından kısıtlamak. Medeni Kanun'a göre çeşitli haklarını kullanmaya yetkili olan kişinin bu haklarını mahkeme kararı ile elinden almak, haklarını kullanma bakımından kısıtlamak. kısıtlamak.

Hafife almak : Küçümsemek, önemsememek.

Hafiften almak : Önemsiz bulup üzerine düşmemek, yeterince ilgilenmemek.

Hastalık almak : Bulaşıcı bir hastalığa yakalanmak.

Hatır almak : Gönül almak.

Hava almak : Açık havada gezmek. umduğunu bulamamak, hiçbir şey kazanmamak. ferahlamak, açılmak, hoş vakit geçirmek. içine hava girmek.

Havasını almak : Karşıdaki kişinin böbürlenmesinin boşuna olduğunu ortaya çıkarmak. birinin eli boş çıkmak. kalorifer peteğinde oluşan havayı boşaltarak sıvı maddenin dolmasını sağlamak. birini sakinleştirmek.

Hayır duasını almak : Kendisi için iyi dilekte bulunulmak.

Haz almak : Hoşlanmak, keyif almak.

Hedef almak : Ulaşılmak istenen amaca göre davranmak. nişan almak. bir kimseyi, bir yeri yıpratmak, eleştirmek amacıyla karşısına almak.

Helalliğe almak : Biriyle evlenmek.

Hesaba almak : Göz önünde bulundurmak.

Hesabını almak : Bir iş sonunda hakkını almak.

Hevesini almak : İstediği, imrendiği şeyi elde ederek ona doymak.

Himayesine almak : Koruyucusu olmak, korumak.

Hınç almak : Öç (veya öcünü) almak.

Hisse almak : Ders çıkarmak. zarara uğramak.

Hız almak : Atlamak için geri çekilip birdenbire fırlamak.

Hızını almak : Yavaşlamak, hızını yitirmek. şiddetini yenmek, yatışmak.

İbret almak : Ders almak.

İcazet almak : Diploma almak. izin, onay almak.

İçine almak : Kapsamak.

İfadesini almak : Sorguya çekmek. üstün gelmek, yenmek. tepelemek. görgü tanığının anlattıklarını yazmak.

İleri almak : Saati önceki vakte almak, öne ayarlamak. öne almak.

İlham almak : Esinlenmek.

İnhisara almak : Tekeline almak.

İnisiyatifi ele almak : Karar verme yetkisini kullanmak.

İntikam almak : Öç almak.

İpten almak : İdamdan kurtarmak. zor bir durumdan kurtarmak.

İş almak : Yapılması kesinleşen bir işi üstlenmek, taahhüt altına girmek.

İsabet almak : Vurulmak, yaralanmak.

İşe almak : İş yerinde çalıştırmaya başlatmak.

İşi ciddiye almak : Soruna önem vermek.

İşi sağlama almak : İşin gerçekleşmesi ve bozulmaması için gerekli önlemleri almak.

Işık almak : Güneş ışığından yararlanır durumda olmak.

İskele almak : Gemi merdivenleri kaldırılıp harekete hazırlanmak. bir erkek, bir kadına sarkıntılık etmek.

İsmini cismini almak : Adını, kimliğini belirleyip kaydetmek.

İtibara almak : Göz önünde tutmak, hesaba katmak.

İzin almak : Bir şey yapmak için onay sağlamak.

Kabasını almak : Biçim verilecek bir maddenin gereksiz yerlerini gidermek. bir yeri veya bir şeyi gelişigüzel, üstünkörü temizlemek.

Kafakola almak : Etkisi altına alıp kandırmak. güreşte kafa ve kolu birlikte kavrayarak rakibi çevirmek.

Kafaya almak : Zaaflarından yararlanarak kandırmak, oyuna getirmek. konu önemliymiş gibi yaparak alaya almak. gemi seyrederken akıntıyı başa almak.

Kaleme almak : Bir konuyu yazı durumuna getirmek, yazıyla anlatmak.

Kan almak : Damardan bir miktar kan çekmek veya akıtmak.

Kanadı altına almak : Korumak, himayesine almak.

Kapı almak : Tavla oyununda bir haneye üst üste iki pul getirmek ve o hanenin karşı oyuncu tarafından kullanılmasını engellemek.

Kara listeye almak : Birini, bir grubu, bir ülkeyi sakıncalı veya zararlı görmek.

Karar almak : Bir davayı, bir sorunu sonuca bağlamak.

Karar altına almak : Karar vermek, kararlaştırmak.

Karekök almak : Karesi verilen bir sayıyı hesaplamak.

Karesini almak : Bir sayıyı kendisiyle çarpmak.

Karşısına almak : Birinin düşünce ve tutumuna katılmadığını belli etmek.

Kaymağını almak : Bir şeyin en büyük payını, kârını ele geçirmek.

Kaynağını almak : Bir esasa veya desteğe dayandırmak.

Kellesini koltuğuna almak : Ölümü göze almak.

Kelleyi koltuğun altına almak : Kellesini koltuğuna almak.

Kerteriz almak : Bir yerin hangi yönde veya geminin nerede bulunduğunu pusula ile ölçmek.

Keseneğe almak : Gelirini satın almak, iltizam etmek.

Kesintiye almak : Biriyle sezdirmeden alay etmek.

Kılağısını almak : Kesici araçları bileği taşına veya kayışa sürterek keskinliğini artırmak.

Kilit altına almak : Kilitlemek.

Kilit kürek altına almak : Her tarafı kiltlemek.

Kilo almak : Vücudun ağırlığı artmak, şişmanlamak.

Kısıt altına almak : Kısıtlamak.

Kıssadan hisse almak : Anlatılan bir hikâyeden, olaydan ders almak.

Kıstas almak : Ölçü olarak benimsemek.

Kıtıra almak : Alay etmek.

Kız almak : Bir ailenin kızını gelin olarak kendi ailelerine katmak.

Kokusunu almak : Gizli tutulan bir şeyi sezmek. bir nesnenin kokusunu algılamak.

Kollarının arasına almak : Kucaklamak.

Komşu kızı almak kalaylı kaptan su içmek gibidir : "komşu kızını almaya karar veren, ailenin ve kızın durumunu, gidişini iyi bildiğinden içi rahat olarak bu ilişkiyi kurar" anlamında kullanılan bir söz.

Kontrol altına almak : Bir olayı denetim altına almak.

Kordon altına almak : Bir yere giriş çıkışı önlemek için o yeri görevlilerce korumak.

Korumaya almak : Tehlikede olduğu düşünülen bir kimseyi veya eseri saldırılardan korumak üzere önlem almak.

Koynuna almak : Biriyle sevişmek için yatmak. biriyle beraber yatmak. bir yeri kuşatmak.

Kündeye almak : Güreşçi, rakibini altına alıp bir elini önden, ötekini arkadan geçirerek kilitlemek. oyuna getirmek, tuzağa düşürmek.

Kuvvet almak : Herhangi bir yardımla gücü artmak, kuvvetlenmek.

Lafı ağzından almak : Birinin söylemekte olduğu şeyi bitirtmemek.

Lafını geri almak : Sözünü geri almak.

Leğen başından almak : Bir kızla hamarat diye evlenmek.

Lezzet almak : Hoşlanmak.

Maaş almak : Aylık almak.

Makaraya almak : Bir kimseyle alay etmek.

Makas almak : Birinin yanağını orta parmak ile işaret parmağı arasına alıp sıkıştırmak, makaslamak.

Malumat almak : Bilgi edinmek.

Manşet almak : Voleybolda karşı takımın attığı servisi karşılamak.

Markaja almak : Birinin hareketlerini engelleyici bir biçimde yakından izlemek, ne yaptığını gözlemek. tutmak, perdelemek.

Maskaraya almak : Biriyle eğlenmek, alay etmek.

Matrağa almak : Alaya almak, eğlenmek.

Maytaba almak : Biriyle alay etmek, eğlenmek.

Mektup almak : Yazılan mektup adrese gelip ele geçmek.

Mercek altına almak : Çok titizlikle ve etraflıca incelemek.

Mesafe almak : Bir konuda veya çalışmada önemli ölçüde ilerlemek.

Meşk almak : Ders almak.

Mesuliyet almak : Sorumluluk almak.

Meydan almak : Gelişmek, yayılmak, geniş ölçüde olmak.

Meyve almak : Yarar elde etmek. ürün elde etmek.

Mola almak : Voleybol ve basketbolda taktik alışverişi yapmak için bir süre ara istemek.

Muhafaza altına almak : Korumak, saklamak, bir yerde tutmak, kapatmak.

Muhasara altına almak : Kuşatmak.

Münasebet almak : Uygun düşmek.

Murat almak : Dileğine kavuşmak.

Müşahede altına almak : Sürekli gözlem altında bulundurmak.

Nabız almak : Nabzını saymak.

Nam almak : Şöhret sahibi olmak, tanınmak.

Nasibini almak : Güzel, hoşa giden bir şeyden kısa bir süre de olsa yararlanmak, sebeplenmek.

Nasip almak : Bektaşilikte tarikata girme töreni yapılmak.

Nazarıdikkate almak : Göz önünde bulundurmak. dikkatle inceleyerek değerlendirmek.

Nazarıitibara almak : Dikkat etmek, dikkate almak.

Nefes almak : Havayı ciğerlerine çekmek, soluk almak. dinlenmek. mutlu bir biçimde yaşamak. ferahlamak, rahatlamak.

Nezarete almak : Gözaltına almak.

Not almak : Biri konuşurken onun söylediklerini yazmak. bir şeyin niteliğiyle ilgili bir karar verilmek. bir şeyi başlıca noktalarını özetleyerek yazmak. öğrenci, iyi veya kötü numara, derece almak.

Öç almak : Yapılan bir kötülüğün acısını kötülük yaparak çıkarmak, intikam almak.

Ödül almak : Herhangi bir başarı karşısında armağana layık görülmek.

Ödünç almak : Ödünçlemek.

Ölçü almak : Herhangi bir şeyin boyutlarını ölçmek. terzi vücut ölçülerini tespit etmek.

Ölümü göze almak : Elde etmek istediği sonuç uğruna ölüm de dâhil her türlü tehlikeye açık olmak.

Olur almak : Yetkili makamdan bir uygulamayı yapabilmek için yazılı izin almak.

Onay almak : Onaylanmasını sağlamak, kabul veya tasdik ettirmek.

Önlem almak : Kötü ve yanlış bir şeyi ortadan kaldırmak veya engel olmak amacıyla hazırlık yapmak ve bu amacı gerçekleştirmek için birtakım çarelere başvurmak, tedbir almak.

Örneğini almak : Biçimini çizmek.

Örnek almak : Bir şeyden kendisi için ders çıkarmak. incelemek üzere insan ve hayvan vücudunun veya bitkinin herhangi bir yerinden doku parçası almak. bir kimseye huy ve davranışta uymak, birini ölçü olarak benimsemek.

Ortaya almak : Her yanını çevirmek, kuşatmak.

Otomatiğe almak : Kendi kendine yeniden düzene sokmak.

Oyun almak : Oyunda kazanmak, sayı sahibi olmak.

Oyunu almak : Oyunu kazanmak.

Parça almak : Biyopsiyi gerektiren incelemelerde canlının belli bir yerinden doku parçası çıkarmak.

Pas almak : Bazı top oyunlarında bir oyuncu takım arkadaşından gelen topu kullanmak.

Patentinin altına almak : Egemenliği altına almak.

Payını almak : Azarlanmak, paylanmak. kendine ayrılanı almak.

Pereseye almak : Bir işi düşünmek, göz önüne almak.

Puan almak : İtibar kazanmak, takdir edilmek. spor karşılaşmalarında başarılı bir oyun çıkararak kendine sayı sağlamak. genellikle test biçimindeki sınavda herhangi bir puan elde etmek.

Randevu almak : Bir kimseden belli bir saat ve yerde buluşmak için söz almak, gün almak.

Rapor almak : Hasta olup olmadığını belirlemek amacıyla herhangi bir sağlık kuruluşundan belge almak. sorumluluğu altındakilerden herhangi bir konuda bilgi almak.

Rehin almak : Birini aşırı derecede meşgul etmek, oyalamak. bir anlaşma, sözleşme veya isteğin yerine getirilmesini sağlamak için bir kimseyi alıkoymak.

Renk almak : Yeni bir renk kazanmak.

Replik almak : Oyuncunun karşısındakinden kendi yapacağı espriye hazırlık mahiyetinde bir söz veya cümle almak.

Resim almak : Bir şeyin resmini yapmak. vergi ödetmek. resim çekmek.

Rızasını almak : Onayını almak, müsaadesini almak.

Rol almak : Bir oyunda görev almak. biri, bir işte etkili olmak.

Rölantiye almak : Herhangi bir işi yavaşlatmak. motorlu taşıtlarda motoru boşa almak, boşta çalıştırmak.

Rövanşı almak : İkinci karşılaşmayı kazanmak. kendine yapılmış olan haksızlığın karşılığını vermek.

Rüşvet almak : Rüşvet olarak verilen parayı veya malı kabul etmek.

Safra almak : Deniz aracına safra yüklemek.

Sahne almak : Sahneye çıkmak.

Sarakaya almak : Alay etmek, alaya almak.

Savunmasını almak : Soruşturma sebebiyle suçlanan birisinin düşüncesine başvurmak.

Şekil almak : Belli bir biçime girmek, biçimlenmek, şekillenmek.

Selam almak : Birinin selamlamasına karşılık vermek. selam gönderilmiş olmak.

Sıkıya almak : Hareketlerini sınırlamak veya önlemler almak. disiplin altına almak.

Silahaltına almak : Askerlik görevine başlatmak.

Sinyal almak : İşaret almak, belirtilerin farkına varmak.

Sipariş almak : Bir şeyin yapılması veya gönderilmesi kendisine ısmarlanmak.

Siper almak : Bir şeyi veya bir yeri siper olarak kullanıp gizlenmek.

Sırtına almak : Bir giyeceği giymek veya sırtına örtmek. yüklenmek, çuvalı sırtına aldı.

Soğuk almak : Üşüyerek hastalanmak, üşütmek.

Soluğu almak : Bir yere hemen gitmek veya sığınmak.

Soluk almak : Dinlenmek. havayı ciğerlere çekmek, nefes almak.

Sonuç almak : İstenilen sonuca ulaşmak, verim almak. bir işi bitirmek, sonuçlandırmak.

Sonunu almak : Bir işin bittiğini görmek. bir işi bitirmek.

Sorumluluk almak : Sorumluluk yüklenmek.

Söz almak : Birinin bir işi yapacağını kesin olarak bildirmesini sağlamak. konuşmak için toplantı başkanından izin almak, konuşmaya başlamak. erkek tarafı oğullarıyla evlendirmek üzere kızın ailesinden olumlu cevap almak.

Sözü ağzından almak : Lafı ağzından almak.

Sözünü geri almak : Söylemiş olduğu bir sözde haksız olduğunu kabul ederek onun söylenmemiş sayılmasını istemek. üstüne aldığı bir işten vazgeçtiğini söylemek.

Su almak : Suyu içine çekmek. bozukluk, yozlaşma başlamak. gemiye içme suyu doldurmak. su yapmak. herhangi bir organdan tedavi maksadıyla su boşaltmak.

Suret almak : Bir belgenin kopyasını çıkarmak.

Suyunu almak : Kaynatılan yiyeceğin suyunu ayırmak.

Tadını almak : Bir şeyin ne tatta olduğunu anlamak. bir şeyin güzelliğini bilir olmak, zevkine varmak.

Taharet almak : Temizlenmek.

Tat almak : Tadı algılamak. bir şeyden hoşlanmak, zevk almak.

Tavır almak : Mesafeli davranmak, uzak durmak.

Tedbir almak : Hazırlanmak. önlem almak.

Tekeline almak : Fikir, sanat vb. alanda kendi görüşünü hâkim kılmak. bir şeye tek başına sahip olmak, inhisarına almak, patentini almak.

Tekmil almak : Üst, birliğin o andaki durumunu bildiren sözlü bilgiyi asttan almak.

Telaş almak : Herhangi bir sebeple heyecanlanmak, endişelenmek, acele etmek.

Teminat altına almak : Güvence altına almak.

Terbiye almak : Belli bir eğitimle, görgüyle yetişmek.

Terkisine almak : Üzerinde bulunduğu atın sağrısına bindirmek.

Tertibat almak : Olacağı düşünülen sakıncalı bir duruma, harekete karşı hazırlık yapmak.

Teşebbüsü ele almak : Öne atılıp bir işi yönetmeye başlamak.

Teslim almak : Tutsak almak. teslim edilen bir şeyi almak.

Teybe almak : Söylenilen söz, müzik vb.ni teyp makinesindeki banda geçirmek.

Tezkere almak : Askerlik görevini tamamlayarak bunu bildiren bir belge almak.

Tiye almak : Biriyle alay etmek, eğlenmek.

Toz almak : Bir yerin tozunu temizlemek.

Tozunu almak : Dövmek, hırpalamak. bir şeyi silerek tozdan temizlemek.

Uhdesine almak : Bir işi üstüne almak, yapacağına söz vermek, sorumluluğu altına almak.

Üstüne almak : Bir işi yapmaya söz vermek, ödev alınmak.

Uykusunu almak : Uykusunu tam olarak uyumak.

Üzerine almak : Bir işi görev edinmek, deruhte etmek. bir davranışın kendisine karşı olduğunu sanarak tedirgin olmak, alınmak. eşinin üstüne bir başkasıyla evlenmek.

Uzun kulaktan haber almak : Uzaktan uzağa haber almak.

Vaktini almak : Epey zaman harcanmasını gerektirmek.

Vaziyet almak : Karşı çıkmak. belli bir durum veya davranış biçimini benimsemek, tavır almak, tavır takınmak.

Veresiye almak : Malı parasını daha sonra vermek şartıyla almak.

Viraj almak : Virajı dönmek.

Vize almak : Elçilikten veya konsolosluktan bir ülkeye giriş izni almak.

Voltasını almak : Çekilmek, gitmek. kaçmak, savuşmak.

Yakın takibe almak : Yakın takip işini yapmak.

Yanına almak : Geçimini sağlamak için yanında bulundurmak. yanında çalıştırmak. beraberinde götürmek.

Yara almak : İtibar kaybetmek. yaralanmak.

Yaraşık almak : Yaraşmak.

Yavaştan almak : İşi gereken sürede yapmamak.

Yedeğe almak : Destek verip yanında yürümek, yürümesine ve hareketine yardımcı olmak. bağlayarak ardından çekip götürmek.

Yer almak : Bir işi hazırlayanlar arasında bulunmak. ayrılan yerde durmak, bulunmak.

Yerini almak : Yerine geçmek.

Yol almak : Yolda ilerlemek.

Yolu almak : Yolun sonuna varmak.

Yorgunluğunu almak : Birini dinlendirmek. dinlenmesine sebep olmak.

Yukarıdan almak : Yumuşaklık göstermemek, ağır önerilerde bulunmak, sert davranmak.

Yüksekten almak : Olduğundan fazla böbürlenmek, abartılı davranmak.

Yükünü almak : Taşıyabileceği en ağır yükü yüklenmiş olmak. yeterli sayıda bulundurmak, dolmak. yükünü tutmak.

Yüreğini ateş almak : Aşırı üzülmek, fazla üzüntüden içi yanmak.

Zaman almak : Sürmek, devam edip zamanı geçirmek.

Zapturapt altına almak : Düzeni ve disiplini sağlamak.

Zar almak : Oyunu kazanmak.

Zevk almak : Hoşlanmak, beğenmek.

Araç : Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta. Taşıt. Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri. Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne.

Tutarak : Sara.

Ayırmak : Seçmek. Bir yeri bir engelle bölmek. Birbirinden uzaklaştırmak. Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak. İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak. Bir şey veya yeri, bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, tahsis etmek. Farklı davranmak, fark gözetmek. Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek. Bölmek.

Kaldırmak : Uyandırmak. Bir kuruluşun çalışmasına son vermek, feshetmek, lağvetmek. Yok etmek, ortadan silmek. Hastayı hastaneye götürmek. Tayin etmek, atamak. Yukarı doğru hareket ettirmek. Ürün toplamak, taşımak. Kaçırmak. Alıp başka yere götürmek. Bulunduğu yerden almak. Bir şeyden çokça satın almak. Tören yaparak ölüyü gömmek. Toplamak. İyi etmek, iyileştirmek. Piyasadan çekmek. Çalmak, aşırmak. Yükseltmek. Uygun gelmek, yakışmak. Çekmek, taşımak. Elin ulaşamayacağı yere koymak, saklamak.

Geçirmek : Yola çıkan birini uğurlamaya gitmek, selametlemek, teşyi etmek. Bir gereksinimi eldeki imkânla karşılamak. Etmek, yapmak. Bir süre yaşamak, oturmak, kalmak. Zaman harcamak. Herhangi bir durumu yaşamış olmak. Bir şeyi kendisine ayrılmış olan yere yerleştirmek, takmak. Geçme işini yaptırmak, geçmesini sağlamak. Alışverişte aldatmak, kötü mal satmak, kazıklamak. Birine kötü söz söylemek. Tespit etmek, yazmak, kaydetmek. Hastalık bulaştırmak. Vurmak. Giymek, giyinmek. Bir şeyi bir yerden başka yere taşımak, nakletmek. Bir şeyi bir yandan öbür yana götürmek. Bir işi birden çok kişi üzerinde uygulamak.

Fethetmek : Bir yeri veya ülkeyi savaşarak almak, ülke açmak. Herkesin takdirini, övgüsünü kazanıp kendine hayran bırakmak.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Almak : Erkek, kadınla evlenmek. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Gidermek, yok etmek. Birlikte götürmek. Kısaltmak, eksiltmek. Örtmek, koymak. Temizlemek. Soldurmak. Sürükleyip götürmek. Yer değiştirmek. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Görevden, işten çekmek. Tat veya koku duymak. Satın almak. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. İçeri girmesini sağlamak. Çalmak. İçeri sızmak, içine çekmek. Yolmak, koparmak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Kabul etmek. Ele geçirmek, fethetmek. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Göreve, işe başlatmak. Yutmak, kullanmak. İçecek veya sigara içmek. Kazanç sağlamak. Başlamak. Kazanmak, elde etmek. İçine sığmak. Bürümek, sarmak, kaplamak. Yol gitmek, mesafe katetmek.

Birlikte : Yanında, beraberinde. Beraber. Bir arada, beraberce, hep beraber.

Götürmek : Birinin yanında yürüyüp ona bir yere kadar arkadaşlık etmek. Kaybolmasına, yok olmasına yol açmak. Bir sonuca vardırmak. Öldürmek. Tümüyle sahip olmak. Herhangi bir yiyeceği tek başına ve hızlı bir biçimde yemek. Yerinden ayırıp uzağa atmak veya yok etmek. Taşımak, ulaştırmak veya koymak. Bir kimseyi bir yere kadar yanında yürütmek. Haksız kazanç sağlamak, mal veya para sahibi olmak. Dayanmak, katlanmak, tahammül etmek.

Sığmak : Bir kaba, bir yere bütünüyle girebilmek veya içinden geçebilmek. Uygun olmak.

Kabul etmek : Bir şeye isteyerek veya istemeyerek razı olmak. yanına, katına almak. bir armağanı almak. onaylamak.

Kabul : Akseptans. Bir şeye isteyerek veya istemeyerek razı olma. Bir yere alınma. Bir öneriyi uygun bulma, onaylama. Konukları veya işi olanları yanına, katına alma. Sunulan bir şeyi, armağanı alma.

Etmek : Küçük veya büyük abdestini yapmak. Eşit değer kazanmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Bulmak, erişmek. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Kötülükte bulunmak. Herhangi bir değerde olmak. Bir işi yapmak. Demek, söylemek.

İletilmek : İletme işi yapılmak.

İçeri : İç yan, iç bölüm, dışarı karşıtı. Hapishane. Gönül, yürek. İç yüzeyde, iç bölümde olan. İç yana, iç yana doğru. İç, iç yüzey.

Sızmak : Gizli tutulan haber, sır vb. şeyler duyulmak, yayılmak. Düşman mevzileri arasına gizlice girmek ve ilerlemek. Gizlice, haber vermeden gitmek, sıvışmak. İnce aralıklardan veya gözeneklerden az miktarda ve belli olmadan yavaş yavaş akmak, çıkmak. İçki, yorgunluk vb. sebeplerle kendinden geçerek uyuyakalmak. Herhangi bir topluluğu, bir örgütü yolundan saptırmak için gizlice arasına girmek.

Çekmek : Bir yerden başka bir yere taşımak. Örtmek, giymek. Herhangi bir engel kurmak. Hoşa gitmek, sarmak. Öğütmek. İmbik yardımı ile elde etmek. Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek. Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak. Yol, ay sürmek. İçine almak, emmek. Taşıma gücü olmak. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak. Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak. Yürütmek, sürmek. Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak. Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak. Boya, badana vb. sürmek. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak. Tartıda ağırlığı olmak. Güç durumlara dayanmak, katlanmak. Asmak. Bir amaçla ortadan kaldırmak. Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı. Germek. Daralıp kısalmak. Aynısını yazmak veya çizmek. Herhangi bir anlama almak. Bir duyguyu içinde yaşatmak. Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak. Kaçan ilmeği örmek. Yollamak. Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek. Döşemek. Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak. Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek. Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek. Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek. Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak. Taşıtı bir yere bırakmak, koymak. İçki içmek. Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak. Atmak, vurmak. Çizgi durumunda uzatmak.

Erkek : Koca. İnsan, hayvan ve bitkilerin dişiyi dölleyecek cinsten olanı. Sperma oluşturan organizma. Sözüne güvenilir, mert. Yetişkin adam, bay, er kişi. Sert, kolay bükülmez. Girintili ve çıkıntılı olarak bir çift oluşturan nesnelerden çıkıntılı olanı.

Evlenmek : Erkekle kadın, aile kurmak için yasaya uygun olarak birleşmek, izdivaç etmek.

Kazanmak : Yenmek, galip gelmek. Kazanç sağlamak. Tutulmak, yakalanmak. Kendinden yana çekmek. Çıkmak, isabet etmek. Edinmek, sahip olmak. Olumlu, iyi bir sonuç elde etmek. Ele geçirmek, fethetmek, kazanç sağlamak.

Elde : Çarpma ve toplama işlemlerinde bir sonraki sıranın rakamlarına katılacak olan sayı.

Zararlı : Zarar veren, zararı dokunan, dokuncalı, muzır, tahripkâr.

Tehlikeli : Tehlikesi olan, korkulu, muhataralı.

Bir : Beraber. Sayıların ilki. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bu sayı kadar olan. Tek. Sadece. Ancak, yalnız. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Eş, aynı, bir boyda. Bir kez. Aynı, benzer.

Uğramak : Yaklaşmak. Fırlayarak çıkmak, hızla çıkmak. Kötü duruma konu olmak. Cin, peri çarpmak. Bir yerin yanından, yakınından, içinden geçmek. Yola devam etmek üzere, bir yerde kısa bir süre kalmak.

Bürümek : Çok, güçlü etkilemek. Sarmak, kaplamak, örtmek, basmak, istila etmek.

Sarmak : Çevresini çevirmek, çepeçevre dolanmak, çevrelemek. Hoşuna gitmek, zevkini okşamak. Bir görev veya işin yerine getirilmesini başkasına yüklemek. Saldırmak, hücum etmek. Kuşatmak, çevirmek, ihata etmek. Örtmek. Bir şeyi başka bir şeyin içine koyup onunla kaplamak. Taşıt tırmanmak, yükseğe doğru çıkmak. Şerit, ip vb. şeyler dolaşmak. Yayılıp etkisi altına almak, kaplamak. Kâğıt veya bir bitki yaprağıyla dürmek. Kucaklamak. Yumak yapmak. Sözle saldırmak, tedirgin etmek. Sarılıp tırmanmak. Dolayında yer almak.

Kaplamak : Doldurmak. Bir yüzeyi döşemek, başka bir nesne ile örtmek. Çepeçevre sarmak, kuşatmak. Bir madeni bir başka madenle kimyasal bir yöntemle örtmek. Doldurmak. Yayılıp doldurmak, etkisinde bırakmak. Her yanını örtmek, istila etmek. Bir kabın, bir kılıfın, bir örtünün içine almak. Bir kimsenin veya bir şeyin nitelikleri herkesçe bilinir olmak. Kaplama adı verilen ince ağaç levhaları, değişik yöntemlerle hazırlanmış yüzeylere yapıştırmak.

Kısaltmak : Kısa gibi göstermek. Kısa duruma getirmek.

Eksiltmek : Eksik duruma getirmek, sayısını azaltmak.

Yolmak : Dolandırarak, hile ile birinin parasını almak. Bitki, tüy vb.ni çekerek yerinden çıkarmak, çekip koparmak.

Koparmak : Birlikte koşan yarışçıyı üstün bir çaba ile hızlanıp geçmek. Daldan, ağaçtan alıp toplamak. Zor kullanarak almak. Kopmasını sağlamak, kopmasına yol açmak. Güçlükle elde etmek. Birden ve güçlü bir biçimde başlamak veya başlatmak.

Temizlemek : Bitirmek, tüketmek. Bir yaranın, bir dokunun sağlam olmayan bölümlerini neşter veya bıçakla kesmek. Sakıncalı, pürüzlü bir işi olumlu sonuçlandırmak. Öldürmek, yok etmek. Kumar oyunlarında öbür oyuncuların bütün paralarını almak. Arıtmak.

Sağlamak : Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek. Elde etmek, sahip olmak. Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek. Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak.

Tat : Dilsiz. Türklerin egemen olduğu yerlerde yaşayan Arap veya İranlılar. Hoşa giden durum, lezzet, zevk. Hazar Denizi kıyısında, İran Azerbaycanı sınırında yaşayan, İran soyundan olan bir topluluğun adı. Canlıların besinlerdeki uçucu olmayan bileşikleri damak, boğaz ve dil yüzeyindeki mukoza noktaları aracılığıyla algıladığı duyum. Tatlılık.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Koku : Belirti, işaret. Nesnelerden yayılan küçücük zerrelerin burun zarı üzerindeki özel sinirlerde uyandırdığı duygu. Güzel kokmak için sürülen esans.

Duymak : Sezmek, fark etmek, hissetmek. İşitmek, ses almak. Bilgi almak, öğrenmek, haber almak. Nesnelere dokunmakla onların sıcaklık, soğukluk, sertlik, ağırlık, hareket vb. fizik durumlarından bilgi edinmek, hissetmek. Dokunma, koklama vb. duyularla algılamak, hissetmek.

Örtmek : Kötü bir durumu belli etmemek, gizlemek, saklamak. Kapamak. Korumak, görünmez duruma getirmek veya gizlemek için üstüne bir şey koymak. Kaplamak.

Koymak : Katmak, eklemek. Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak. İmza, tarih, adres yazmak. Etkilemek, dokunmak. Bırakmak, terk etmek. Bırakmak. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek. Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak. Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak.

Yol : Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi. Kumaşta bulunan çizgi. Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik. Hile, tuzak. Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer. Yolculuk. Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan. Kez, defa. Gidiş çabukluğu, hız. Gaye, uğur, maksat. Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer.

Gitmek : Yok olmak, elden çıkmak. Sürmek, devam etmek. Ölmek. Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak. Yakışmak, yaraşmak. Değerlendirmek, saymak, karşılamak. Geçmek. Bir yere doğru yönelmek. Götürülmek, gönderilmek. Tüketilmek, harcanmak. Çıkmak, ulaşmak. Dayanmak. Bir şey zarar görmüş olmak. Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak. Bir yerden veya bir işten ayrılmak. Yeter olmak, yetmek, yetişmek. Başvurmak, yapmak. Makine, işlemek, çalışmak. Yapmak. Herhangi bir durumda olmak. Satılmak. Yürümek, yol almak.

Mesafe : İlişkilerde çok içten olmama durumu, resmiyet. Ara, aralık, uzaklık. Uzaklık.

Katetmek : Bir yeri aşarak geçmek, yol almak. Kesmek, bölmek.

Çalmak : Vurarak veya sürterek ses çıkartmak. Zamanı boşa harcatmak, ziyan edilmesine yol açmak. Kumaşın bir parçasını kesmek. Başkasının malını gizlice almak, hırsızlık etmek, aşırmak. Madeni oymak, kalemle işlemek. Bozmak, zarar vermek. Ses çıkarmak, ses vermek. Bir müziği dinlemeyi sağlayan aleti çalıştırmak. Üzerine sürmek. Benzemek, andırmak. Atmak, çarpmak, vurmak. Süpürmek, temizlemek.

Soldurmak : Solmasına sebep olmak.

Başlatmak : Başlamasına yol açmak. Birinin kötü konuşmasına yol açmak.

Başlamak : Etkisini göstermek. Olmak, oluşmak, ortaya çıkmak, doğmak. Görünmek. Bir işe girişmek, harekete geçmek. Çalışır, işler, yürür duruma girmek.

İçecek : İçilen her şey, meşrubat.

Sigara : İnce kâğıda, kıyılmış tütün sarılarak hazırlanan, silindir biçiminde, ağızdan dumanı çekilen nesne.

İçmek : Sigara, nargile vb.nin dumanını içe çekmek. Bir sıvıyı ağza alıp yutmak. İçki kullanmak. Bir şey, bir sıvıyı içine çekmek, emmek.

Yutmak : Oyunda bir şey kazanmak. Dayanıp sesini çıkarmamak, katlanmak. İyice, eksiksiz olarak öğrenmek. Tam ve doğru söylememek. Işık, ses gücünü, parlaklığını azaltmak. Haksız olarak kendine mal etmek, zorbalıkla elinden almak. İnanmak, aldanmak, kanmak. Ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek. Söylemek istediği bir sözü kendini tutarak söylememek.

Kullanmak : İşletmek, değerlendirmek. Bir kimseyi bir hizmette bulundurmak, çalıştırmak. Harcamak, sarf etmek. Bir şeyden belli bir amaçla yararlanmak. Sigara, içki vb. şeylere alışmış olmak, içmek. Giymek, takmak. Kelimeyi yazmak, söylemek. Araç veya aleti işletmek, yönetmek. Bir şeyin gereklerini yerine getirmek. Amacına ulaşmak için birinden veya bir şeyden yararlanmak, onu amacına alet etmek, sömürmek, istismar etmek.

Kazanç : Satılan bir mal, yapılmış olan bir iş veya harcanan bir emek karşılığında elde edilen para, getiri, temettü. Yarar, çıkar, kâr.

Gidermek : Dindirmek. Ortadan kaldırmak, yok etmek.

Yok : Olmayan, bulunmayan şey. Savunulan bir düşünceyi doğrulayan sözün başına getirilir. Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilen bir söz. Birinin söylediği sözlerden genel olarak kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılan bir söz. Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.), var karşıtı. "Hayır" anlamında kullanılan bir söz. Yasak.

Yer değiştirmek : Bulunduğu yerden bir başka yere geçmek.

Yer : Yerküre. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Ülke. Durum, konum, vaziyet. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Gezinilen, ayakla basılan taban. Önem. İz. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Görev, makam. Durum, konum.

Değiştirmek : Bir şeyi veya bir kimseyi bulunduğu yerden başka bir yere götürmek. Bir şey verip yerine başka bir şey almak. Başka bir biçime sokmak, değişikliğe uğratmak. Başka bir duruma, başka bir görünüme getirmek. Anlatıma yeni bir içerik vermek. Birini bırakıp başkasını kullanmak.

Almak ile ilgili Cümleler

  • Tom'un bu mağazadaki herhangi bir bilgisayarı almak için yeterli parası var.O sadece hangisini alacağına karar vermeli.
  • Ev sahibi mükemmel Rusça konuştu ve bizim rahat olduğumuzu ve iyi bakıldığımızı garanti altına almak için özel bir çaba sarfetti.
  • Yeni davranış kurallarını ihlâl etmekten yakalanan gençler seyahat özgürlüğü haklarını kaybedecekler, ve bu hakkı geri almak için parasız toplum işini tamamlamak zorunda kalacaklar.
  • Çiçekleri niçin mi satın aldım? Niçin bana böyle bir soru soruyorsun? Onları sadece almak istediğim için aldım.
  • Diyet yapan ve vücut ağırlığının yüzde onuna kadar bir oranda kilo vermiş olan her on kişiden sekizi, beş yıl içinde bu kiloları geri almaktadır.
  • Er ya da geç, şu an sahip olduğumuz TV çok eski bir model olduğu için yeni bir televizyon almak zorunda kalacağız.
  • Madem para ile sen ilgileniyorsun bana hibe versene bizde geleneksel alışkanlıktır hibe almak, bir dünya turuna çıkıp geri geleyim.
  • Gereksiz risk almak, ağaca çıkmaktan korkmak, ölmekten korkmak; insanları sevmek, hiçbir şeyden korkmamak. Sence bunlar birbiriyle bağlantılı kelime öbekleri mi?
  • Yarın yapılacak olan üç kilometrelik koşuda, piyade tüfeğiyle atışta, tabancayla atışta yer almak istiyorum.
  • Yemek yeme, su içme, uyuma, alkol almak, aşk yapmak bunların hepsi bir fizyolojik ihtiyaç ayıp günah neresinde bence yok.

Diğer dillerde Almak anlamı nedir?

İngilizce'de Almak ne demek? : v. take on

Fransızca'da Almak : prendre, recevoir, avoir, dépendre, puiser, s'emparer, tenir, toucher

Almanca'da Almak : v. abnehmen, abzapfen, annehmen, behalten, beitreiben, bekommen, besetzen, beziehen, einbeziehen, einholen, einnehmen, eintreiben, entgegennehmen, entnehmen, erhalten, genießen, haben, holen, kassieren, kriegen, leisten: sich leisten, nehmen, rezipieren

Rusça'da Almak : v. брать, взять, браться, покупать, купить, принимать, взимать, выигрывать, забирать, захватывать, хватать, овладевать, охватывать, снимать, относить, отодвигать, переносить, заимствовать, доставаться, заволакивать, застилать, собирать, зачерпывать, поднимать, получать, усваивать, за