Alt nedir, Alt ne demek

  • Bir şeyin yere bakan yanı, zir, üst karşıtı.
  • Birkaç şeyden aşağıda olan.
  • Bir şeyin yere yakın bölümü.
  • Birine göre daha aşağı mevkide olan kimse, madun.
  • Sınıflamalarda ikinci derecede olan.
  • Bir nesnenin tabanı
  • Oturulurken uyluk kemiklerinin yere gelen bölümü.

"Alt" ile ilgili cümleler

  • "Yeleğinin alt düğmesi iliklenmemiş." - H. Taner
  • "Pantolonlarımızı şiltelerimizin altına seriyoruz, onlar bütün hafta orada ütüleniyor." - Z. O. Saba
  • "Ayağındaki altları nalçalı koca bahçıvan kunduraları ile ona yetişmesi imkânsızdı." - O. C. Kaygılı
  • "Alt sınıf. Alt cins. Alt takım."
  • "Altına sandalye çekmek."

Alt anlamı, kısaca tanımı:

Altı alay üstü kalay : İçi, dışı gibi özenilmiş olmayan şeyler için söylenen bir söz.

Altı yaş olmak : İşe birtakım oyunlar karışmak, böyle bir işe girişmekte sakıncalar bulunduğu anlaşılmak.

Altı tutmak : Pişirilirken yiyecek hafifçe yanmak.

Altına etmek : Çok korkmak. yatağına veya donuna işemek, salıvermek.

Altına imza atmak : Destek vermek amacıyla aynı düşüncede olduğunu göstermek.

Altına imza koymak : Konuyu veya anlaşmayı kabul ettiğini belirtmek.

Altında kalmak : Karşılığını verememek. ezilmek.

Altında kalmamak : Karşılığını vermek, gördüğü iyilik veya kötülüğü karşılıksız bırakmamak.

 

Altından çapanoğlu çıkmak : Bir işte gizli niyet, hile bulunmak. bir işin gizli kalmış kötü ve aksak yanıyla, kuşkulu bir durumuyla karşılaşmak.

Altından girip üstünden çıkmak : Halletmek. karıştırmak. ne yapıp edip istediğini yaptırmak. malı, parayı düşüncesizce harcayıp tüketmek.

Altından kalkamamak : Kendini savunamamak. bir işi başaramamak, becerememek, üstesinden gelememek.

Altını çizmek : Bir sözün önemini belirtmek, üzerine dikkati çekmek, vurgulamak.

Altını değiştirmek : Bebeğin çiş veya dışkı ile kirlenen bezini yenilemek.

Altını ıslatmak : Altına etmek.

Altını kapatmak : Ocağın alevini kapatmak.

Altını kısmak : Ocağın alevini azaltmak.

Altını üstüne getirmek : Söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düşürmek, karmakarışık etmek. bir şey bulmak için aramadık yer bırakmamak.

Altta kalanın canı çıksın : "herkes başının çaresine baksın, gücü yetmeyen ne olursa olsun" anlamında kullanılan bir söz.

Altta kalmak : Herhangi bir çatışmada, çekişmede yenilmek. herhangi bir iyiliğin karşılığını ödeyememek.

Altta yok üstte yok : Yoksul, fakir.

Alttan almak : Sert konuşan bir kimseye yumuşak bir dil kullanmak, aşağıdan almak.

Alt olmak : Yenilmek.

 

Alt perdeden konuşmak : Hafif sesle yavaş konuşmak.

Alttan güreşmek : Gizli gizli yenme yollarını kollamak.

Alt değirmen güçlü akar : "kaynakları eski ve bol olan kuruluşlar sağlam ve verimli olur" anlamında kullanılan bir söz.

Alt etmek : Üstünlük sağlamak, yenmek.

Alt alta : Birbirinin altında olarak.

Alt başlık : Herhangi bir yazıda alt bölümün başlığı.

Alt bölüm : Sınıflandırmada ana bölümlerin ayrıldığı parçalardan her biri, ayrım.

Alt cins : Bir cins içinden ayrılan ikinci derecedeki cins.

Alt çene : İnsan ve hayvanlarda yiyecekleri çiğnemeye yarayan, oynayabilen çene.

Alt deri : Üst derinin altında bulunan ikinci tabaka, hipoderm. Bazı gövde ve yaprakların üst derilerinin altında bulunan, çoğu kez hücre zarları kalınlaşmış özel doku, hipoderm.

Alt diş : Alt çene üzerinde sıralanmış dişlerin her biri.

Alt dudak : Dudaklardan altta bulunanı. Böceklerin ağız sisteminde bulunan alt parça.

Alt familya : Bir familyanın içinden ayrılan ikinci derecede bir familya.

Alt geçit : Trafik akışını kesmemek için bir yolun altından geçirilen geçit, battıçıktı, batçık.

Alt gerilim : En düşük atanmış değerin altındaki gerilim değeri.

Alt güverte : Gemilerde güvertelerden altta bulunanı.

Alt hava yuvarı : Dünyamızı kuşatan atmosferin 10 kilometre kalınlığında olan alt katmanı.

Alt ırk : Aynı ırk içinde yetiştirme amacına ve çevreye bağlı kalınarak değişime uğratılmış ve bu yolla ırk içinde özellikle fizyolojik nitelikleri bakımından kalıtsal sapma gösteren hayvan topluluğu.

Alt karşıt : Konusu ile yüklemi aynı olan, biri tikel olumlu, öbürü tikel olumsuz, karşı karşıya konmuş iki önermeden her biri: "Bazı insanlar bilgindirler" ile "Bazı insanlar bilgin değildirler" gibi.

Alt kat : Bir yapının veya aracın katlarından altta olanı.

Alt katman : Toplum içinde yer alan ve daha düşük değerlere sahip olan sınıf.

Alt kavuşum : Dünya, gezegen Güneş dizilişinde gezegenin konumu.

Alt kurul : Meclis veya herhangi bir kurultayda bazı konuları inceleyerek varılan sonuçları tartışılmak için genel kurula getirmekle görevli, milletvekilleri arasından oluşturulan yardımcı kurul, yarkurul, encümen, komisyon, komite. Belli bir konuyu ele almak amacıyla bir kurul içinden birkaç kişi seçilerek oluşturulan kurul, encümen, komisyon, komite.

Alt sınıf : Toplumda sosyal ve ekonomik açıdan gerilerde kalan insan topluluğu. Bir sınıf içinden ayrılan ikinci derecedeki sınıf.

Alt şube : Bir şube içinde kurulan ikinci derecedeki şube.

Alt tabaka : Tabakalardan altta bulunanı. Halkın bilgisiz tabakası, avam.

Alt takım : Bir takım içinde oluşturulan ikinci derecedeki takım.

Alt tarafı : Olup olacağı, alt yanı, altı üstü.

Alt tür : Bir tür içinde ayrılan ikinci derecedeki tür.

Altüst : Çok karışık ve dağınık.

Alt yanı : Alt tarafı.

Altyapı : Bir yerleşim yeri veya bir yapı için gerekli olan yol, kanalizasyon, su, elektrik vb. tesisatın tümü. Toplumun ekonomik yapısını oluşturan ve insan bilincinden bağımsız olarak biçimlenen üretim ilişkilerinin hepsi, enfrastrüktür, üstyapı karşıtı. Bireyin edindiği bilgi ve deneyim.

Alt yazı : Gazete, dergi, televizyon programı vb. yayınlarda çıkan resim ve fotoğrafları açıklayan yazı. Yabancı dildeki bir filmin konuşmalarını çeviri olarak görüntünün altında veren yazı.

Alt yazıcı : Televizyon programlarında bir görüntünün altına kısa metin yazmakla görevli kimse.

Altı üstü : Futbol maçında bahse konu olan takımların atacağı üç golün altında kalma veya üstüne çıkma tahminini yapmaya dayanan oyun. Alt tarafı.

Alttan alta : Gizlice, el altından.

Ayakaltı : Ortalık. Gelip geçenlerin çok olduğu yer.

Bardakaltı : Yemek öncesi yenilen küçük bir lahmacun türü. Bardağın konulduğu yeri kirletmemesi için kullanılan, genellikle örgü, kâğıt veya plastik örtü.

Başaltı : Gemilerde tayfa ve erlerin ön güverte altındaki koğuşları.

Baş altı : Yağlı güreşte pehlivanların ayrıldığı beş derecenin ikincisi.

Bayrakaltı : Askerlik.

Bilinçaltı : Bilinç dışı olmakla birlikte, dilendiğinde kapsamındakilerin bilince çağrılabildiği zihin bölgesi, şuuraltı, tahteşşuur.

Dam altı : Barınılacak, sığınılacak yer.

Denizaltı : Deniz yüzeyinin altında ve üstünde yol alabilen savaş veya araştırma gemisi, tahtelbahir.

Deniz altı : Deniz altında bulunan. Dalgalara karşı açık. Deniz altında yapılan.

Deri altı : Derinin altında bulunan.

Dilaltı : Genellikle kalp hastalıklarında hızlı ve kesin etki sağlamak için dilin altına konularak emilen ilaç. Tavuklarda görülen bir hastalık.

Dil altı bezleri : Dilin altında bulunan tükürük bezleri.

Ev altı : Eski evlerde ambar, ahır olarak kullanılan zemin katı.

Gözaltı : Denetleme. Birinin, güvenlik kuvvetleri tarafından belli bir yerde belli bir süre alıkonulması, gözetim, nezaret.

Göz altı : Yüzde gözlerin hemen altında bulunan bölüm.

Hasıraltı : "Bir işi isteyerek, bilerek ve haksız olarak yürütmemek, örtbas etmek" anlamındaki hasıraltı etmek deyiminde geçen bir söz.

Kahvaltı : Bu biçimde düzenlenmiş yemek. Genellikle sabahları yenilen hafif yemek.

Kapıaltı : Mahkûmların hapishaneye girerken çırılçıplak arandıkları yer.

Kaymakaltı : Yağı alınmış süt.

Koltuk altı : Kolun omuzla birleştiği yerin altındaki çukurluk. Kayırma.

Köprüaltı çocuğu : Kimsesiz ve gideceği yeri olmayan kişi.

Kubbealtı : Osmanlı vezirlerinin devlet işlerini görüşmek için toplandıkları Topkapı Sarayı'ndaki alan, Divanhane.

Kulak altı bezi : Kulağın yakınında bulunan tükürük bezlerinin en büyüğü.

Merdiven altı : Gerekli koşullar oluşturulmadan çalışan iş yeri. Katlar arasındaki merdivenlerin altında kalan boşluk.

Normalaltı : Bir eğriye ilişkin normalin, bir doğruyu kestiği nokta ile normalin ayağı arasındaki parçanın o doğru üzerindeki iz düşümü.

Rüzgaraltı : Boca, orsa karşıtı.

Silahaltı : Askerlik görevi.

Su altı : Deniz, göl gibi su yüzeyinin altında kalan bölüm.

Şuuraltı : Bilinçaltı.

Topaltı : Kale toplarının koruması altındaki yer. Kale ile korunan bir şehrin yakın çevresi.

Toprak altı : Toprağın içi.

Üst deri altı : Üst derinin altında bulunan hücre katmanı.

Yastıkaltı : Banka veya bir başka yere yatırılmak yerine evde, iş yerinde saklanan taşınabilir (değer).

Yemekaltı : Yemekten önce sofraya getirilen soğuk yiyecekler, ordövr.

Yeraltı : Gizli ve yasa dışı. Alışılmışın dışında olan, aykırı.

Yer altı : Yerin yüzeyi altındaki bölümü.

El altında : Kolayca alınabilecek yerde, hazırda.

El altından : Gizlice.

Bir : Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Aynı, benzer. Eş, aynı, bir boyda. Ancak, yalnız. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Tek. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bu sayı kadar olan. Sadece. Sayıların ilki. Beraber. Bir kez. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek.

Yakın : Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan. Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba. Az bir ara ile ayrılmış olan (zaman veya yer), uzak karşıtı. Benzeyen, andıran, yaklaşan. Uzak olmayan yer. Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan. Uzak olmadan. Aralarında sıkı ilgi bulunan.

İkinci : Değer ve kalitece birinciden sonra gelen. Birinciden sonra gelen kimse veya nesne. Yeni, bir başka. Sırada önem bakımından birinciden sonra gelen. İki sayısının sıra sıfatı.

Birkaç : Çok olmayan, az sayıda, az.

Alt bölüngü : E tikel sıralı kümesinin (…) koşulunu gerçekleyen A altkümesi.

Alt büklüm : Çeşitli sinema aygıtlarında, özellikle alıcı ile göstericide, pencerenin altına rastlayan büklüm.

Alt çene diş kemeri : Tüm alt çene dişlerinin oluşturduğu kemer, arkus dentalis inferiyor.

Alt çene dişleri sinir ağı : N. alveolaris mandibularis’in alveoler kollarının oluşturduğu sinir ağı, pleksus dentalis inferiyor.

Alt çene kemiği : Yüz iskeletinin alt kısmını oluşturan yassı ve çift kemik, mandibula.

Alt çene kemiği açısı : Ramus mandibulae'nin arka kenarıyla alt kenarı arasında oluşan açı, angulus mandibula.

Alt çene kısalığı : Alt çene kemiğinin doğuştan kısa olması. Sığır ve koyunlarda rastlanan bir doğuştan yapılış bozukluğu iken, uzun burunlu köpeklerde ırk özelliğidir, brakignati inferiyor

Alt çene siniri : N. trigeminus’un en kalın dalı olarak alt çene eklemini, alt çene diş ve diş etleri, alt dudak, yanak ve dilin ön yarımını uyaran sinir, nervus mandibularis.

Alt çene tükürük bezi : Kulak altı tükürük bezinin hemen altında bulunan, atgillerde ve geviş getirenlerde uzun, domuzda üçgen, etçillerde yumru biçiminde olan tükürük bezi, glandula mandibularis, mandibular tükürük bezi.

Alt çene tükürük bezi kanalı : Alt çene tükürük bezinin salgısını caruncula sublingualis yakınında ağız boşluğuna akıtan kanal, duktus mandibularis.

Alt ile ilgili Cümleler

  • Bazı insanlar daha alt düzey teknolojinin kullanıldığı bir toplumda yaşamayı hayal ederler. At arabası da teknoloji ürünüdür.
  • Onun alt yapısı onun selefininki ile paralellik göstermektedir.
  • Yavaş bir el hareketiyle onun bir tutam saçını kenara itti. Sonra, şefkatle ve yumuşak bir şekilde kulağının alt tarafından boynunu öptü.
  • Benim gibi alt tabakadan birinin kaderi ise sadece ve sadece ezilmektir.
  • Ditatörün devrilmesi siyasi manzarayı alt üst edecek.
  • Sence diğer insanlarla aynı seviyede veya onlardan üst veya alt seviyede olmak beni rahatsız eder mi?
  • Bir modül basit alt modülün toplamı ise semisimple olduğu söylenir.
  • Hazır olduğunuzda bizi alt katta karşılayabilirsiniz.
  • Ali daha sonra ne yapması gerektiğini merak ederek merdivenlerin alt kısmında oturdu.
  • Öğretmen bana gücendin ve bu yüzden hayatımı alt üst ettin demek.

Diğer dillerde Alt anlamı nedir?

İngilizce'de Alt ne demek? : n. note or tone located above the treble staff (Music)

n. (Computers) Alt key (keyboard key pressed in combination with other keys to execute commands)

n. (Music) alto, lowest female voice, contralto; highest male voice, countertenor; singer with an alto voice

Fransızca'da Alt : bas/se, sous, inférieur/e

Almanca'da Alt : adj. inferior

adv. unterwärts

Rusça'da Alt : n. низ (M), дно (N), днище (N)

adj. нижний