Altın nedir, Altın ne demek

Altın; bir kimya terimidir.

  • Atom sayısı 79, atom ağırlığı 196,9 olan, 1064 °C'de eriyen, kolay işlenen, yüksek değerli, paslanmaz element, zer (simgesi Au).
  • Altından yapılmış sikke
  • Üstün nitelikli, değerli.
  • Bu elementten yapılmış.

"Altın" ile ilgili cümleler

  • "Çocuğa bir altın taktı."
  • "Altın ses."
  • "Kolundaki altın künye, okuduğu kâğıdın üzerine sürtünüyor." - A. Ümit

Yerel Türkçe anlamı:

Altın

İktisat alanındaki kelime anlamı:

Doğada az bulunması dolayısıyla para olarak kullanılan ya da devletlerce para karşılığında saklanan değerli maden.

Kimya'daki anlamı:

Simgesi Au, atom numarası 79, atom kütlesi 196,97 g, yoğunluğu 19,32 g/mL, e.n. 1064,76 °C olan, doğada metalik olarak bulunan , asit ve bazlarda çözünmeyen, kıral suyunda çözünen,1 ve 3 değerlikler alan, sarı renkte, soy bir metal. Koinaj adlı alaşımı % 90 Au ve % 10 Cu içerir.

Jeoloji ve yer bilimleri alanındaki anlamı:

Mineral. (Au; metalimsi parıltı, renk ve çizgisi sarı; sertlik 2.5-3, yoğunluk 1

56-19.3)

Diğer sözlük anlamları:

Alt, alttaki.

Altın isminin anlamı, Altın ne demek:

Erkek ismi olarak; Parlak sarı renkte, kolay işlenen, değerli paslanmaz maden. Üstün nitelikli, değerli kimse. Kız ismi olarak; Parlak sarı renkte, kolay işlenen, değerli paslanmaz maden. Üstün nitelikli, değerli kimse.

 

Bilimsel terim anlamı:

Sarı renkli, yumuşak, dövülgen ve esnek bir soy metal. A. A. 197.2; A. S. 79.

İngilizce'de Altın ne demek? Altın ingilizcesi nedir?:

gold

Osmanlıca Altın ne demek? Altın Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

zer, zeheb

Altın hakkında bilgiler

Altın, kimyada Au (Latince Aurum dan (ışıldayan-parlayan)) sembolü ile gösterilen yumuşak, parlak sarı renkte kimyasal bir element. Altının parlak sarı rengi, asitlere karşı dayanıklılığı, doğada serbest halde bulunabilmesi ve kolay işlenebilmesi gibi özellikleri, insanların ilkçağlardan beri ilgisini çekmiştir.

Altın, parlak sarı rengi ve ışıltısıyla göz alan çok ağır bir metaldir. Üstelik kolay kolay tepkimeye girmeyen çok kararlı bir element olduğu için havadan ve sudan etkilenmez. Bu yüzden hiçbir zaman paslanmaz, kararmaz ve donuklaşmaz. Bir başka özelliği de saf haldeyken çok yumuşak olmasıdır; bu nedenle kolayca dövülerek biçimlendirilebilir. Altın bütün bu özellikleriyle tarih boyunca en kıymetli metallerden sayılmıştır.

Tarihte bilinen kayıtlara göre Mısır hükümdarları zamanında MÖ 3200 yıllarında, altın darphanelerde eşit boyda çubuklar halinde çekilerek para olarak kullanıldı. Au Latince Aurum kelimesinden gelmektedir.

 

Peru'da MÖ 2000 yılına ait altın ziynet eşyaları kalıntılarına rastlanmış olup, Amerika kıtasındaki Aztekler ve İnkaların da altına tutkun oldukları bilinmektedir.

Altın ile ilgili Cümleler

  • Deniz seviyesinin altında olan toprakları su basacak. Bu, insanların evsiz kalması ve ürünlerinin tuzlu su tarafından tahrip edileceği anlamına gelir.
  • Oyunu oynayanlar yuvarlak oluşturacak şekilde (bacak ve ayakların konumu ters v seklinde) oturur ve sıkıca kenetlenirler. Ortaya bir ebe geçer. Eller bacakların altında olur ve bir havlu (ucu bağlanarak topuz haline getirilmiş) elden ele bacakların altında gezdirilir. Ebe olan bacakların arasından o havluyu almaya (bulmaya) çalışır. Tabi bu arada herkes sallanmakta ve pisi pisi demekte ve çeşitli şekillerde bağırmaktadırlar. Havluyu, uygun konumu bulan, ebenin sırtına hızlıca vurur ve tekrar alta verir ve havlu gezdirilir. Havluyu ebe kimin altında yakalarsa o kişi ebe olur ve ortaya geçer.
  • Tüplü dalgıçlar suyun altında altın paralar, antik kalıntılar, soyu tükenmiş hayvanların kalıntıları dahil birçok ilginç şeyler buldu.
  • Tatoeba ilkeleri altında, üyelerin sadece kendi anadillerinde cümleler eklemeleri ve/veya anlayabilecekleri bir dilden anadillerine tercüme yapmaları önerilir. Bunun sebebi de kişinin, anadilinde doğal olan cümle kurmasının çok daha kolay olmasıdır. Anadilimiz dışında bir dilde yazdığımızda ise kulağa tuhaf gelen cümleler oluşturmamız çok kolaydır. Lütfen cümleyi sadece ne anlama geldiğini bildiğinizden eminken tercüme ettiğinizden emin olunuz.
  • Aman Allah'ım aman, böyle büyük bir basamak dizisi hatırlarım, çok ünlü Arşimet'in altında devam etti. Sıkıntı yarattı, kendisine güç verdi, görkemli bir müddette ezberlememiz feragata zorladı, ama bize bayağı sıkıcıydı. Aman Pi!
  • Bizler dijital bir çağda yaşıyoruz ve istediğimiz her bilginin de bize bir yerlerde, yazılı olarak bir kitap, kütüphane ya da bir veritabanı aracılığıyla erişilebilir olduğunu düşünmükten zevk alıyoruz. Ne var ki bu gerçek olmaktan uzak bir durum; dillerin büyük bir kısmı hiçbir zaman ne yazıldı ne de kayıt altına alındı.
  • Ev sahibi mükemmel Rusça konuştu ve bizim rahat olduğumuzu ve iyi bakıldığımızı garanti altına almak için özel bir çaba sarfetti.
  • Küçük çocuklar anne-babalarının ayrılmasıyla çok büyük stres altına girebilir ve çoğu zaman da evliliğin yıkılmasının sebebi olarak kendilerini suçlarlar.
  • Isaac Newton'un bir ağacın altında otururken kafasına bir elma düştüğünde yerçekimi kanunlarını keşfetmesi muhtemelen tamamen bir efsanedir.
  • Bir avukatın zor bir durumda küçük konularda bile her taşın altına bakması ve aynı konuda sonuca ulaşmak için ısrarla belirtmesi önemlidir.

Altın kısaca anlamı, tanımı:

Kola : Kâğıt veya bez yapıştırmakta kullanılan kaynatılmış nişasta bulamacı. Kolagillerden, Afrika'nın sıcak bölgelerinde yetişen ve kola cevizi adıyla anılan, çekirdekleri kahveden daha uyarıcı olan bazı içeceklerde ve hekimlikte kullanılan bir bitki (Cola acuminata). Kolalama. Bu bitkinin yaprağından çıkarılan kokulu bir maddeyle kokulandırılan ve içine şeker, karbonat katılarak yapılmış olan içecek. Gömlek, örtü vb. şeyleri kolalamakta kullanılan özel nişasta.

Paslanmaz : Paslanmaya karşı dayanıklılığı olan (alaşım veya metal).

Element : Kimyasal yöntemlerle ayrıştırılamayan veya bileşim yoluyla elde edilemeyen madde.

Altın adını bakır etmek : Kötü işler yaparak temiz ve parlak ününü karartmak.

Altın anahtar her kapıyı açar : "para olduğunda her güçlük yenilebilir" anlamında kullanılan bir söz.

Altın eli bıçak kesmez : "varlıklı veya değerli kişilerin elini kimse bükemez" anlamında kullanılan bir söz. "herhangi bir işte usta olan her zorluğun üstesinden gelir" anlamında kullanılan bir söz.

Altın eşik gümüş eşiğe muhtaç olur : "hiç kimse zenginliğine güvenmemelidir, gün gelir yoksullaşır ve fakir kimseye muhtaç olur" anlamında kullanılan bir söz.

Altın gibi : Altına benzeyen. saf. değerli, kıymetli.

Altın kesmek : Çok para kazanır olmak.

Altın leğene kan kusmak : Varlık içinde hastalık veya sıkıntı çekerek yaşamak.

Altın pas tutmaz : "şerefli, temiz insana hiç kimse leke süremez" anlamında kullanılan bir söz.

Altın top gibi : Güzel ve tombul (çocuk).

Altın tutsa toprak olur : Giriştiği işlerde büyük talihsizliklere uğrayan kimsenin durumunu anlatan bir söz.

Altın yere düşmekle pul olmaz : "üstün nitelikli kişinin değeri, bulunduğu yerden uzaklaştırılmasıyla azalmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Altın yumurtlayan tavuk : Turist. mesleği, sanatı, parası olan, gelirli kimse.

Altının kıymetini sarraf bilir : "bir kimsenin, bir şeyin değerini ancak o konuda uzmanlığı olanlar bilir" anlamında kullanılan bir söz.

Altın adam : Şampiyonalarda altın madalya alan kimse. Başarılı kimse.

Altınbaş : Genellikle Ege bölgesinde yetişen, yuvarlak, kalınca kabuklu güzel bir tür kavun.

Altınbeşik : Bir eliyle kendi bileklerini kavrayan iki kişinin, öteki eliyle karşılıklı olarak birbirlerinin bileklerini tutmaları.

Altın bilezik : Geçimi sağlayan sanat veya meslek. Kola takılan ve pek çok türü olan, altından yapılmış süs eşyası.

Altın böcek : Böcekler sınıfının kınkanatlılar takımından, yeşil kırmızı renkleri olan eklem bacaklı bir tür böcek, gül böceği.

Altın çağ : Bir şeyin en çok kullanıldığı, tüketildiği dönem. Bir şey veya bir kimse için en verimli, en başarılı dönem.

Altın çağı : Bir şeyin veya bir kimsenin en verimli, en başarılı dönemi.

Altın gol : Elemeli futbol maçında uzatma süresinde atıldığında oyunu bitiren gol.

Altın kaplama : Altın suyuna batırılarak ince bir altın tabaka ile kaplanmış (metal).

Altın keseği : Yerden temiz külçe durumunda çıkan altın.

Altın kökü : Güney Amerika'da yetişen, kusturucu niteliği olan bir kök, ipeka (Cephaelis ipeca cuanha).

Altın küpü : Altın biriktiren. Parası çok olan. İçinde altın saklanan küp vb.

Altınoluk : Sarıkların üstüne sarılan sırma şerit. İşlemeli kadın şalvarı. Bu cins kumaşların üstünde bulunan sırma işlemeli yollar. Altın sırma veya kılaptanla işlenmiş çizgili ipek kumaş.

Altın otu : Mayasıl otu.

Altın rengi : Altın sarısı, dore. Bu renkte olan.

Altın saatler : Televizyonun en çok izlendiği saatler.

Altın sarısı : Altının rengi, altuni, altın rengi. Bu renkte olan.

Altın suyu : Bir kısım konsantre nitrik asit ile üç veya dört kısım konsantre hidroklorik asitten oluşmuş, özellikle platin, altın vb. metalleri çözmekte kullanılan bir karışım.

Altıntop : Greyfurt. İki çeneklilerden, uzun dikenli ve kürecikler hâlinde çiçekleri olan bir tür kaktüs (Trollius ranunculoides).

Altın varak : Varak.

Altın yağmurcun : Yağmur kuşu.

Altın yakalı : Bilgiye sahip olan, bilgisini istediği gibi kullanabilen, çok aranan niteliklere sahip, genellikle de elli beş yaşının üstünde olan çalışan.

Altın yıl : Eşlerin evliliklerinin ellinci yılı.

Altın yürekli : İyi niyetli, merhametli (kimse).

Çeyrek altın : Ata liranın dörtte biri, çeyrek.

Tam altın : Cumhuriyet altını.

Yarım altın : Ata liranın yarısı, yarımlık.

Cumhuriyet altını : Üzerinde Atatürk portresi bulunan, 22 ayar tam altın, cumhuriyet, tam altın.

Fındık altını : Küçük ve değerli şey. Osmanlı Devleti'nde kenar süsleri fındığa benzediğinden bu adla anılan altın sikke, fındıki.

Altın adı pul oldu kız adı dul oldu : "uygunsuz davranışları yüzünden temiz tanınan kişiliği lekelendi" anlamında kullanılan bir söz.

Altın ateşte insan mihnette belli olur : "altına benzeyen maddenin altın olup olmadığı ateşe dayanıklılık derecesi ile anlaşıldığı gibi bir kişinin değeri de sıkıntılara katlanma, zorlukları yenme ve benliğini koruma gücü ile ölçülür" anlamında kullanılan bir söz.

Altın çağını yaşamak : En başarılı, en verimli döneminde bulunmak.

Altın yerde paslanmaz taş yağmurdan ıslanmaz : "değerli kişi veya nesneler, ne türlü uygunsuz koşullar içinde bulunurlarsa bulunsunlar değerlerini ve niteliklerini yitirmezler" anlamında kullanılan bir söz.

Altın yürekli olmak : Çok iyi niyetli, merhametli olmak.

Altın yüreklilik : Altın yürekli olma durumu.

Altına etmek : Yatağına veya donuna işemek, salıvermek. çok korkmak.

Altına imza atmak : Destek vermek amacıyla aynı düşüncede olduğunu göstermek.

Altına imza koymak : Konuyu veya anlaşmayı kabul ettiğini belirtmek.

Altıncı : Altın alıp satan kimse. Altı sayısının sıra sıfatı, sırada beşinciden sonra gelen.

Altıncı ayak : Altılı ganyanda yer alan altıncı koşu.

Altıncı duyu : Önsezi.

Altıncı his : Önsezi.

Altıncılık : Altıncının yaptığı iş.

Altında kalmak : Karşılığını verememek. ezilmek.

Altında kalmamak : Karşılığını vermek, gördüğü iyilik veya kötülüğü karşılıksız bırakmamak.

Altındağ : Ankara iline bağlı ilçelerden biri.

Altından çapanoğlu çıkmak : Bir işte gizli niyet, hile bulunmak. bir işin gizli kalmış kötü ve aksak yanıyla, kuşkulu bir durumuyla karşılaşmak.

Altından girip üstünden çıkmak : Malı, parayı düşüncesizce harcayıp tüketmek. karıştırmak. halletmek. ne yapıp edip istediğini yaptırmak.

Altından kalkamamak : Bir işi başaramamak, becerememek, üstesinden gelememek. kendini savunamamak.

Altınekin : Konya iline bağlı ilçelerden biri.

Altını çizmek : Bir sözün önemini belirtmek, üzerine dikkati çekmek, vurgulamak.

Altını değiştirmek : Bebeğin çiş veya dışkı ile kirlenen bezini yenilemek.

Altını ıslatmak : Altına etmek.

Altını kapatmak : Ocağın alevini kapatmak.

Altını kısmak : Ocağın alevini azaltmak.

Altını üstüne getirmek : Bir şey bulmak için aramadık yer bırakmamak. söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düşürmek, karmakarışık etmek.

Altınımsı : Altınsı.

Altınlaşmak : Altın durumu veya görünümü almak.

Altınova : Yalova iline bağlı ilçelerden biri.

Altınözü : Hatay iline bağlı ilçelerden biri.

Altıntaş : Kütahya iline bağlı ilçelerden biri.

Altınyayla : Sivas iline bağlı ilçelerden biri. Burdur iline bağlı ilçelerden biri.

Aba altında er yatar : "bir insanın değeri giyimiyle kuşamıyla ölçülemez" anlamında kullanılan bir söz.

Aba altından sopa göstermek : Birini imalı bir biçimde tehdit etmek.

Abluka altında tutmak : Kuşatmayı sürdürmek.

Ağırlığınca altın etmek : Çok değerli olmak.

Ağzına bir zeytin verir altına tulum tutar : "yaptığı küçük iyiliklere karşılık büyük çıkar bekler" anlamında kullanılan bir söz.

Ayağını altına almak : Tek bacağını (veya bacaklarını) kıvırıp üzerine oturmak.

Ayağının altına almak : Tekme ile dövmek.

Ayağının altına karpuz kabuğu koymak : Bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle işinden uzaklaştırmak.

Ayağının altında : Yüksek bir yerden geniş bir alanı görür durumda.

Ayağının altını öpeyim : "yalvarırım" anlamında kullanılan bir söz.

Ayaklar altına almak : Önem verilmesi gereken şeyleri hiçe saymak, çiğnemek.

Ayıyı fırına atmışlar yavrusunu ayağının altına almış : "duygusuz insanlar, kendilerini kurtarmak için gerekiyorsa çocuklarını bile tehlikeye atmaktan çekinmezler" anlamında kullanılan bir söz.

Baskı altında tutmak : Özgürlüğünü engellemek, kısıtlamak.

Baskıdaki altından askıdaki salkım yeğdir : "kullanılan, işe yarayan değersiz şey, saklanan ve kullanılmayan çok değerli şeyden daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz.

Bıçak altına yatmak : Ameliyat olmak.

Bileğinde altın bileziği olmak : Kolunda altın bileziği olmak.

Bir avuç altının olacağına bir avuç toprağın olsun : "altın harcanıp gider, toprak ise sürekli ürün veren, para getiren bir maldır" anlamında kullanılan bir söz.

Bir çatı altında : Aynı yapı, kurum, kuruluş vb. içinde (olmak).

Bıyık altından gülmek : Birinin durumuna belli etmemeye çalışarak gülümsemek.

Borç altına girmek : Gereğinden fazla borç yapmak.

Boynu altında kalsın : "ölsün, gebersin!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

Boyunduruk altına girmek : Başkasının baskısı altında kalmak.

Buyruğu altına girmek : Bir kimse başka bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak.

Dağ ardında olsun da yer altında olmasın : "yaşasın da uzakta olsun" anlamında kullanılan bir söz.

Değirmen taşının altından diri çıkar : "en ağır şartlarda bütün güçlükleri yener" anlamında kullanılan bir söz.

Dilinin altında bir şey olmak : Birinin açıkça söylemediği sözler olmak.

Dilinin altındaki baklayı çıkarmak : Söyleyemediği şeyi artık söylemek.

El altında : Kolayca alınabilecek yerde, hazırda.

El altından : Gizlice.

Eli altında olmak : Bir şey buyruğunda olmak, istediği anda o şeyden yararlanabilmek.

Elini taşın altına koymak : Bir konuda sorumluluk üstlenmek.

Elinin altında : Her zaman kolayca alınıp yararlanılabilecek yerde ve yakınlıkta (olmak). hazırda bulundurmak.

Emir altına almak : Denetimi altına almak.

Emniyet altına almak : Korumak.

Eşeğe altın semer vursalar yine eşektir : "insanlık değerinden yoksun kişi, kılık kıyafetle, makam ve mevkiyle değer kazanmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Fare deliği bin altın : "herkesin kaçıp saklanacak bir yer aradığı durumlarda, saklanılacak bir yer bulmak çok güçtür ve o yer çok değerlidir" anlamında kullanılan bir söz.

Fırsat sakal altından geçer : "fırsatı yakalayabilmek için uygun zamanı kollamak gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Garanti altına almak : Güvence altına almak.

Garibe bir selam bin altın değer : "yabancı yerde tek başına kalan kimseye karşı gösterilecek küçük bir ilgi, en büyük iyilik yerine geçer" anlamında kullanılan bir söz.

Gelin altın taht getirmiş çıkmış kendisi oturmuş : "toplum içine giren bir kimsenin kendi kullanacağı eşyasının değerli olup olmaması başkalarını ilgilendirmez" anlamında kullanılan bir söz.

Gözetim altında tutmak : Göz önünden ayırmamak.

Gözlem altına almak : Bir nesneyi, olayı veya bir gerçeği, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alıp incelemek. hastanın hastalığını izlemek, denetim altında bulundurmak.

Gümüş sağ olsun altın gidekosun : "Elde bulunan değersiz bir şey, elde edilmesi güç olan daha değerli bir şeyden üstün tutulmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Güvence altına almak : Koruma sorumluluğunu üstlenmek.

Hacir altına almak : Medeni Kanun'a göre çeşitli haklarını kullanmaya yetkili olan kişinin bu haklarını mahkeme kararı ile elinden almak, haklarını kullanma bakımından kısıtlamak. kısıtlamak. hastalık, bunama vb. sebeplerden dolayı davranışlarının nasıl sonuç vereceğini bilemeyen bir kişiyi mahkeme aracılığıyla mal ve mülk yönetimi bakımından kısıtlamak.

Halı altına süpürmek : Çözümlenemeyen sorunların görüşülmesini ertelemek, gözden uzak etmek.

Hangi taşı kaldırsan altından çıkar : "her işe karışır" anlamında kullanılan bir söz. "her işten anlar veya anladığı iddiasında bulunur" anlamında kullanılan bir söz.

Her lafın altından kalkmak : Genellikle yerme veya hakaret sözlerinin altında kalmayıp cevap verebilmek.

Huy canın altındadır : "doğuştan gelen özellikler değiştirilemez" anlamında kullanılan bir söz.

İpotek altında tutmak : Baskı altına almak. tutuda tutmak.

Işığı altında : "bir durum veya düşüncenin konuyu aydınlatmasından yararlanarak, onu göz önünde tutarak" anlamında kullanılan bir söz.

Kanadı altına almak : Korumak, himayesine almak.

Karar altına almak : Karar vermek, kararlaştırmak.

Kayıt altına girmek : Davranışları sınırlandırılmak. bir şey yapmaya zorlanmak.

Kelleyi koltuğun altına almak : Kellesini koltuğuna almak.

Kepenek altında er yatar : "insanları giydiğine bakarak değerlendirmek yanlışlara yol açar, değerli kişiler de bazen eski giymiş olabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Kilit altına almak : Kilitlemek.

Kilit kürek altına almak : Her tarafı kiltlemek.

Kısıt altına almak : Kısıtlamak.

Koltuğunun altına sığınmak : Birinin koruyuculuğuna sığınmak.

Kolunda altın bileziği olmak : Kazanç sağlayan bir mesleği, zanaatı olmak.

Kontrol altına almak : Bir olayı denetim altına almak.

Kontrol altında olmak : Denetlenmek.

Kontrol altında tutmak : Denetlemek.

Köprünün altından çok su aktı : "zamanla şartlar çok değişti, eski durum kalmadı" anlamında kullanılan bir söz.

Kordon altına almak : Bir yere giriş çıkışı önlemek için o yeri görevlilerce korumak.

Korkusundan altına etmek : Çok korktuğunda idrarını veya dışkısını kaçırmak.

Laf altında kalmamak : Söz altında kalmamak.

Mercek altına almak : Çok titizlikle ve etraflıca incelemek.

Mikroskop altına koymak : En ince noktasına kadar araştırmak, didik didik edip incelemek.

Minnet altında kalmamak : Birinin iyiliğine karşı kendini borçlu durumdan kurtarmak için karşılık olarak bir iyilikte bulunmak.

Muhafaza altına almak : Korumak, saklamak, bir yerde tutmak, kapatmak.

Muhasara altına almak : Kuşatmak.

Müşahede altına almak : Sürekli gözlem altında bulundurmak.

Nüfuzu altında tutmak : Söz geçirme gücünü üstün kılmak, egemenliği altında bulundurmak.

Okkanın altına gitmek : Haksız yere ezilmek, bir zarar veya ceza görmek.

Öküzün altında buzağı aramak : Olmayacak sebeplerle suç ve suçlu bulma çabasında olmak.

Patentinin altına almak : Egemenliği altına almak.

Şaibe altında kalmak : Kusurlu, ayıplı, lekeli sayılmak.

Sakalının altına girmek : Yakınlık kurarak ona düşüncesini aşılamak.

Saman altından su yürütmek : Belli etmeden iş çevirmek, ortalığı karıştırmak.

Sopanın altına yatırmak : Dövmek.

Söz altında kalmamak : Kendisini inciten, itham eden veya rahatsız bir duruma düşüren söze gereken karşılığı verip durumu düzeltmek. bir kimsenin kendisine dokunan sözüne gereken cevabı vermek.

Söz gümüşse sükut altındır : "susmak bazen konuşmaktan daha iyi sonuç verir" anlamında kullanılan bir söz.

Teminat altına almak : Güvence altına almak.

Töhmet altında kalmak : Suçu işlediği düşünülmek.

Tuttuğu altın olsun : "her işin olumlu gitsin, refah içinde yaşa" anlamında kullanılan bir söz.

Vebal altında kalmak : Manevi sorumluluk yüklenmek.

Yük altına girmek : Ağır bir görevi üzerine almak.

Zan altında bulunmak : Bir şeyle suçlanmak, sanık durumunda olmak.

Zapturapt altına almak : Düzeni ve disiplini sağlamak.

Atom : Yaprakları üst üste sarılı topak marul. Birkaç türü birleştiğinde çeşitli molekülleri, bir tek türü ise bir kimyasal ögeyi oluşturan parçacık. Eski Yunan filozoflarına göre gerçeğin son, artık bölünemez, bozulamaz diye tasarlanan temel ögeleri.

Değerli : Değeri olan veya değeri yüksek olan, kıymetli, kıymettar.

Sikke : Madenî para. Madenî paralara vurulan damga. Hayvanları bağlamak için yere çakılan demir veya ağaç kazık. Mevlevi dervişlerinin giydikleri yüksek ve tepesi düz keçe külah.

Üstün : Arap harfli metinlerde bir ünsüzün a, e seslerinden biriyle okunacağını gösteren işaret, fetha. Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik.

Nitelikli : Bir şeye ayırt edici özellik veren, vasıflı. Bir şeyi yapabilme niteliğini ve ustalığını kazanmış olan, kalifiye. Bir şeye nitelik bakımından üstünlük kazandıran, kaliteli.

Kimya : Uyum. Üstün özellikler taşıyan çok değerli şey. Maddelerin temel yapılarını, birleşimlerini, dönüşümlerini, çözümleme, birleşim ve üretim yöntemlerini inceleyen bilim.

Sembol : Simge.

Bu : Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz. En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz.

Altın adı pul oldu, kız adı dul oldu : “uygunsuz davranışları yüzünden temiz tanınan kişiliği lekelendi” anlamında kullanılan bir söz.

Altın amarat : Mücevher, ziynet: Para ne ki, altın amaratın var mı onu söyle?

Altın askı : Külliyat.

Altın ateşte, insan mihnette belli olur : “altına benzeyen maddenin altın olup olmadığı ateşe dayanıklılık derecesi ile anlaşıldığı gibi bir kişinin değeri de sıkıntılara katlanma, zorlukları yenme ve benliğini koruma gücü ile ölçülür” anlamında kullanılan bir söz.

Altın avcı köpeği : İngiltere’den köken alan, muhtemelen sarı düz tüylü Ritrivır, kısa tüylü Tweed Water Spanyel, diğer Spanyeller ve hatta Newfoundland birleştirilerek İngiliz adalarında geliştirilen, kremden altın rengine kadar değişebilen renklerde, güzel ve sağlam yapılı, dış tüyleri su geçirmeyen, iç tüyleri sık, dünyanın en rağbetli aile köpeklerinden biri olan, itaat yarışmalarının çoğunun birincisi, karada ve suda iyi bir kuş avcısı, mükemmel koku alma duyusuyla yalnızca avda değil narkotik masası için uyuşturucu bulunmasında da kullanılan, insanı memnun etme eğilimi ve öğrenmeye açık oluşu nedeniyle hastalar için terapi ve körler için rehber amaçlı da kullanılan köpek ırkı, altın ritrivır.

Altın balık : [Bakınız: havuz balığı] Havuz balığı.

Altın barbus : Kiraz barbus.

Altın beşik : Bir elleriyle kendi bileklerini kavrayan iki kişinin, öteki elleriyle karşılıklı olarak birbirlerinin bileklerini tutmaları.

Altın bilezikli balık : Doğal olarak Hindistan’da küçük akarsu, kanal ve çukurlarda yaşayan, boyları 4 cm olabilen, bal sarısı ton üzerinde değişken bir desende siyah enine bant ve lekeler bulunan akvaryum balığı.

Altın bloku : Altın para standardının yıkılmasından sonra paralarının değerini korumak amacıyla Belçika, Fransa, Hollanda ve İsviçre tarafından 1934 yılında oluşturulmuş ve ertesi yıl dağılan birlik.

Diğer dillerde Altın anlamı nedir?

İngilizce'de Altın ne demek? : adj. golden

n. gold, malleable precious yellow metal, coins made of gold

Fransızca'da Altın : or [le]

Almanca'da Altın : n. Gold

adj. golden

Rusça'da Altın : n. золото (N)

adj. золотой