Anahtar nedir, Anahtar ne demek

Anahtar; kökeni rumca dilinden gelmektedir.

  • Kilidi açıp kapamak için kullanılan araç, açar, açkı, miftah, dil.
  • Kurgu.
  • Şifre yazmak ve çözmek için kararlaştırılmış olan yol.
  • Konserve kutularının kapağını keserek açmaya yarayan alet, açacak.
  • Herhangi bir olayda belirleyici olan.
  • İstenilen yere veya aygıta, isteğe göre elektrik akımının geçmesini sağlamak için kullanılan düzen, çevirici, çevirgeç, şalter, komütatör
  • Somunları veya vidaları çevirerek sıkıştırıp gevşetmek için kullanılan çelik saplı araç.
  • Notaların müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunmasını sağlamak için portenin başına konulan işaret.
  • Vesile, araç, vasıta.

"Anahtar" ile ilgili cümleler

  • "Belinde uzun gümüş halkalarla asılı gümüş anahtarları vardı." - F. R. Atay
  • "Anahtar parti."
  • "Biliyordu ki sabır, cennetin anahtarıdır." - P. Safa
  • "Sardalya kutusunu açmaya yarayan anahtarı çarçabuk temin ederdi."
  • "Sol, do ve fa olmak üzere üç anahtar vardır."

Anahtar hakkında bilgiler

Anahtar, kilit dilini döndürmeye yarayan, genellikle metalden üretilen araç.

Türkçeye Rumca aniχtēri/ανοιχτήρι (anahtar) sözcüğünden geçen sözcüğün kökeni Eski Yunanca anoígō/ανοίγω (açmak) sözcüğüdür.

 

Kilit ve anahtar sistemi Antik Romalılar tarafından icat edilmiştir. Kilidin sadece doğru anahtar tarafından açılabilmesi prensibine dayanan bu icat, yüzlerce yıldır en yaygın olarak kullanılan güvenlik sistemi olmuştur.

Kilidin içerisinde (anahtar deliğinde) küçük çıkıntılar bulunur. Doğru anahtarın ucundaki çentikler bu çıkıntılara tam olarak uyar ve anahtarın kilit içerisinde, kendi ekseni etrafında dönmesine imkan verir. Kilit içerisinde dönen anahtar, kilit dilini içeri veya dışarı doğru iter. Kilit dili, kapı veya kapağın karşısındaki yuvaya girdiğinde kilitli, kilit içine geri çekildiğinde kilit açık konuma gelir.

Anahtar ile ilgili Cümleler

  • Tukçükü Yançek Japon bilimadamıdır, kapıların anahtarlarını tamir eder, sanıyorum.
  • Ali dedi ki ona göre Mary, kaybettiği anahtarı John'un nerede bulduğunu biliyormuş.
  • Sadece Tom'un bir anahtarı olmadığını söylemesinden dolayı, onun doğru olduğu anlamına gelmez.
  • Ben başarının anahtarını bilmiyorum ancak başarısızlığın anahtarı herkesi hoşnut etmeye çabalamaktır.
  • Anahtarlarımı nereye bıraktığımı tam olarak bilmiyorum ama sanırım onlar yemek odası masasındalar.
  • Ali anahtarlarını aramak için üç saatten fazla harcadı ama onları hâlâ bulamadı.
  • Onlar bu adamın şehrin tüm kapılarını açan, usta bir anahtara sahip olduğunu söylüyor.
  • Tom, doğru ebatta alyan anahtarı olmadığı için karyolanın montajını yapamadı.
  • Tom, John'un onun kaybettiği anahtarı nerede bulduğunu Mary'nin bildiğini düşündüğünü söyledi.
  • Ali sadece kendisi ve diğerleri anahtarlarla odaya girebilsinler diye kapıyı kilitledi.
 

Anahtar anlamı, kısaca tanımı:

Araç : Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri. Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne. Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta. Taşıt.

Anahtar uydurmak : Bir kilidi açmak için kendi anahtarından başka bir anahtar kullanmak.

Anahtar vermek : Tuluat tiyatrosunda komiğe nükte yapma kolaylığı vermek.

Anahtarı beline takmak : Evde yönetimi ele almak.

Anahtar ağızlığı : Mobilya kapaklarının ve çekmecelerin yüzlerine açılan anahtar deliklerinin üzerine çivilenen paslanmaz çelik veya dökümden yapılmış ortası anahtara uygun, delikli metal veya plastik gereç.

Anahtar bitkiler : Mera üzerinde çok bulunan ve bunların doğru bir biçimde otlatılmaları ile tüm meranın doğru bir şekilde otlanmış olacağı kabul edilen bitki türleri.

Anahtar kelime : Bir yazıda konuyu en açık bir biçimde yansıtan kelime veya kelime grubu, anahtar sözcük.

Anahtar sözcük : Anahtar kelime.

Anahtar taşı : Kemerlerin en üstündeki taş, kilit taşı.

Erkek anahtar : Dişi yuvaya giren anahtar.

Kovan anahtar : Altı ve sekiz köşe cıvataları sıkmak ve sökmek için kullanılan anahtar.

Lokma anahtar : Altı veya sekiz köşeli, vidaları sökmeye yarayan alet.

Alyan anahtarı : Alyan.

Basınç anahtarı : İçindeki gaz veya sıvının belirli bir basınç değerine ulaştığında değeçlerin konum değişiminin gerçekleştiği anahtar.

Bijon anahtarı : Araba tekerleklerinin somunlarını sökmek için kullanılan alet.

Cevap anahtarı : Sınavlarda sorulan soruların çözülmüş biçimi.

Do anahtarı : Portedeki notaların ince do aralığında olacağını gösteren işaret.

Elektrik anahtarı : Elektrik gücünden ışık, ısı, hareket olarak yararlanırken akımın kesilmesi veya açılması için kullanılan araç.

Fa anahtarı : Bas seslerin porte üzerinde gösterilmesine ve adlandırılmasına olanak sağlayan işaret.

Hırsız anahtarı : Maymuncuk.

İngiliz anahtarı : Somunları gevşetmeye veya sıkıştırmaya yarayan ve çeneleri paralel olarak açılıp kapanan kıskaç.

Kontak anahtarı : Bir taşıtın motorunu çalıştırmak için kullanılan anahtar.

Papağan anahtarı : Sacdan yapılmış küçük çaplı boru ve bağlantı parçalarının sökülüp takılmasında kullanılan anahtar.

Sol anahtarı : Portedeki notaların sol yüksekliğinde olacağını gösteren işaret.

Şifre anahtarı : Şifrede kullanılan işaretleri gösteren liste.

Tavşan anahtarı : Maymuncuk.

Anahtarcı : Anahtar yapan, satan veya onaran kimse, açkıcı. Kapı, kasa vb. yerlere anahtar uydurarak hırsızlık yapan kimse. Kilitli kapıları açan kimse, çilingir.

Anahtarcılık : Anahtarcının yaptığı iş.

Anahtarlık : Anahtarların kaybolmasını önlemek ve kolayca kullanılmasını sağlamak için takıldığı maden, deri vb.nden yapılmış olan halka veya kılıf.

Altın anahtar her kapıyı açar : "para olduğunda her güçlük yenilebilir" anlamında kullanılan bir söz.

Kasavetsiz ağız anahtarsız açılır : "sıkıntısı, kaygısı olmayan kimse, her konuda rahat konuşur" anlamında kullanılan bir söz.

Kapamak : Bir yere sokup dışarı çıkmasına engel olmak, hapsetmek. Çalışamaz, görev ve iş yapamaz duruma getirmek. Tıkamak, içini doldurmak. Hava bulutlarla kaplanmak, sıkıntılı bir hâl almak. Bir şeyin görünmesine engel olmak. Karşılamak, denk gelmek. Ortalıktan alıp saklamak. Bir açıklığı örtmek için bir şeyi, açık yerin üzerine getirmek. Üzerinde durmamak, bir şey üzerinde konuşmayı bırakmak. Geçişi engellemek. Su, elektrik gelişini kesmek.

Açkı : Her türlü açma aracı. Bir cismin yüzeyi üzerinde sert bir madde veya bir araç sürterek onu düzleştirip parlatma, perdah. Demircilikte delik büyütmekte kullanılan araç. Anahtar.

Miftah : Anahtar.

Kurgu : Bir işe hazırlamak için yapılmış olan telkin. Zembereğin kurulmuş olma durumu. Çatı. Uygulamaya geçmeyen, sadece bilmek ve açıklamak amacını güden düşünce, kuramsal araştırma, spekülasyon. Gerçek olmayan olay ve kahramanlardan oluşan eser. Bir filmin değişik süre ve yerlerde çekilen bölümlerini, bir uyum ve anlam bütünlüğü sağlayarak birleştirme, montaj. Bir bütün oluşturmak için parçaları takıp birleştirme işi, montaj. Bir şeyin zembereğini kurmak için kullanılan araç, anahtar.

Şifre : Gizliliği olan kasa, kapı, çanta vb. şeylerin açılması için gereken rakam. Gizli haberleşmeye yarayan işaretlerin tümü, kod.

Yazmak : İnsanın geleceğini belirlemek. Bir göreve almak. Yazı ile bildirmek, haber vermek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek yaklaşma bildiren birleşik fiiller oluşturur. Gelinin yüzünü süslemek. Kaydetmek. Sayaç vb. sayılarla niceliği belirtmek. Yazar olarak görev yapmak. Söz ve düşünceyi özel işaret veya harflerle anlatmak. Bir bilim veya edebiyat eseri oluşturmak. Yaymak, sermek. Açmak. Yazı ile anlatmak, yazıya dökmek.

Çözmek : Çözgü ipini tezgâha yerleştirmek. Düğmeyi iliğinden açmak. Bulmaca, sorun vb.nin bilinmeyen, gizli noktasını bulup açıklamak, sonuca bağlamak. Bir maddeyi çözücüyle çözündürmek, onun çözeltisini yapmak. Düğümlü, bağlı veya sarılı bir şeyi açmak. Bir problemde aranan sonucu, belli ögeler yardımıyla ortaya çıkarmak, halletmek. Saçı açmak.

Kilit : Anahtar, düğme gibi takılıp çıkarılabilen bir parça yardımıyla çalışan kapatma aleti. Atların alnından alt çenesine uzanan beyazlık. Bir yanı değirmi, öbür yanına demir çubuk geçirilmiş olan yarım halka.

Vesile : Sebep, bahane. Elverişli durum, fırsat.

Vasıta : Taşıt. Aracı. Araç. Aracılık.

Herhangi : Belli olmayan, özellikleri iyice bilinmeyen, rastgele.

Bir : Aynı, benzer. Sayıların ilki. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bu sayı kadar olan. Eş, aynı, bir boyda. Tek. Sadece. Beraber. Bir kez. Ancak, yalnız. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).

Anahtar özellik : Teşhis anahtarında kullanılan, o canlıya özel belirleyici bir özellik.

Anahtar para : Hesap birimi, uluslararası ödeme, döviz piyasalarına müdahale ve rezerv aracı olan para.

Anahtar sözcük kataloğu : Anahtar sözcüklerin abecesel olarak düzenlenmesinden oluşan konu kataloğu, bk. anahtar sözcük.

Anahtar teslimi fabrika : Anlaşma gereği sahibine devredilmek üzere, tüm sermaye, teknoloji ve gerekli araç gereç sağlanarak kurulan üretim tesisi.

Anahtar ve kilit modeli : Bir enzim üzerindeki etkin merkezin substratın üç boyutlu yapısına tam olarak uyduğunu ileri süren teori.

Anahtar vermek : Türk doğaçlama tiyatrosunda komiğe nükte yapması için söz açmak.

Anahtar-sözcük : Bilgi erişimde, bir deyim ya da örü içinde yer alan ve konu ya da kavram belirtici nitelik taşıyan sözcük ya da damga dizgisi. İzlenceleme dili tanımında, bir deyim içinde, sözdizimsel öğe olmaktan öte, anlam taşıyan sözcük ya da damga dizgisi.

Anahtarağası : Hasoda örgütünde hasodanın güvenlik işlerinden sorumlu olan görevli.

Anahtarlama : Bir veri iletişim dizgesinde, gönderici ve alıcı uçlar arasında, iletileri gidecekleri yere göre yönlendirme. Bir bilgisayar dizgesindeki kaynakları bir görevden başka bir göreve atama.

Anahtarlı : Burnundaki beyaz leke çene altına kadar inen at.

Diğer dillerde Anahtar anlamı nedir?

İngilizce'de Anahtar ne demek? : n. cipher, clew, clue, cotter, key

Fransızca'da Anahtar : clé [la], commutateur [le], manette [la]

Almanca'da Anahtar : n. Kommutator, Schlüssel, Umschalter, Wechselschalter

Rusça'da Anahtar : n. ключ (M), переключатель (M), рубильник (M), клапан (M)