Anlam nedir, Anlam ne demek

  • Bir kelimeden, bir sözden, bir davranış veya olgudan anlaşılan şey, bunların hatırlattığı düşünce veya nesne, mana, meal, fehva, deme, mazmun, medlul, valör.
  • Bir önermenin, bir tasarının, bir düşüncenin veya eserin anlatmak istediği şey

Yerel Türkçe anlamı:

Anlayış, duygu.

Dil bilgisi olarak anlamı:

Sözcüklerin veya davranışların zihinde uyandırdığı izlenim.

Felsefi anlamı:

Bir sözcüğün belirttiği, düşündürdüğü (şey).

Bir önermenin, bir tasarımın, bir düşüncenin ya da yapıtın anlatmak istediği (şey).

Gramer anlamı:

Kelimenin tek başına veya söz içindeki öteki ögeler ile bağlantılı olarak zihinde yarattığı kavramlardan her biri: kestirmek

birazcık uyumak: Bir saat kadar kestirirsem kendimi toplayabilirim ve benzeri

ağaç kestirmek, kumaş kestirmek,

bir şeyi tahmin edebilmek: işin sonunda nereye varacağını kestiremiyorum;

Edebi terim anlamı:

Bir kelimenin, veya kelimelerden meydana gelmesi dolayısıyla, bir cümle veya sözün anlattığı fikir. (HARFİ HARFİNE ANLAM, Sens littéral; ÖZ ANLAM, Sens propre).

Sosyoloji'deki anlamı:

Bir toplum ya da toplumsal küme üyelerinin türlü ekin öğeleriyle ilgili olarak yaptıkları düşünsel çağrışım.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

 

Tek iplikli nükleik asidin polaritesi.

Bilimsel terim anlamı:

Bir kelimenin veya bir sözün anlattığı fikir. Anlam türlü bakımlardan sınıflara ayrılır: GEÇER ANLAM (S. usuel) ve UĞRAMA ANLAM (S. occasionnel) ; YALIN ve KARMAŞIK ANLAM (S. Simple, S. complexe) ; TEMEL VE KATKIN ANLAM (S. fondamental, S. accessoire) ; İLKEL ve TÜREME ANLAM (S. primitif, S. dérivé) ; SOMUT VE SOYUT ANLAM (S. Concret, S. abstrait) ; ÖZ VE MECAZ ANLAM (S. propre, S. figuré).

Dizimsel anlam.

Bir deyimin belli bir yorumda karşılık olarak kazandığı nesne. ||Anl. yorumsal anlam. Krş. kaplamsal anlam, içlemsel anlam.

Kullanımsal anlam.

Azerbaycan Türkçesi: mäna ~ anlam; Türkmen Türkçesi: maanı; Gagauz Türkçesi: maana; Özbek Türkçesi: ma'nό;Uygur Türkçesi: mäna; Tat: mégné; Başkurt Türkçesi: mägänä; Kmk: ma'na; Krç.-Malk.: magana;Nogay Türkçesi: mäne;Kazak Türkçesi: magma;Kırgız Türkçesi: maani;Alt:: uçurı;Hakas Türkçesi: pîldîrîg ~ tuza; Tuva Türkçesi: u'tka; Şor Türkçesi: *uňnam; Rusça: znaçeniye

Bir simge, kavram ya da bir ölçümün belli bir dizgeye göre taşıdığı içlem ya da içerim.

Sözcüklerin, dizelerin, tümcelerin ve benzerleri söz örneklerinin anlattıkları duygu, düşünce, yargı.

İngilizce'de Anlam ne demek? Anlam ingilizcesi nedir?:

 

sense, meaning, signification, significance

Fransızca'da Anlam ne demek?:

entendement

Osmanlıca Anlam ne demek? Anlam Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

mâna, mana

Anlam tanımı, anlamı:

Anlam çıkarmak : Yersiz ve gereksiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek; bir söze, söyleyenin aklından geçmeyen bir anlam vermek. bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam yakalamak.

Anlamına gelmek : Bir anlam bildirmek.

Anlam vermek : Kendince bir yargıya varmak, yorumlamak.

Anlam aykırılığı : Karşıt anlamlı kelimelerin, sözlerin bir araya gelmesi.

Anlam bayağılaşması : Anlam kötüleşmesi.

Anlam bilimi : Dili anlam açısından inceleyen bilim dalı, semantik.

Anlam bilimsel : Anlam bilimi ile ilgili, semantik.

Anlam daralması : Geniş kavramları olan bir kelimenin, bu kavramlar içinden tek bir anlam bildirmesi durumu, genel bir anlamdan özel bir anlama geçiş.

Anlam değişmesi : Anlamın daralması, genişlemesi, kayması veya bayağılaşması.

Anlam genişlemesi : Dar bir anlamda kullanılan bazı kelimelerdeki anlamın ilgili kavramlara yayılması.

Anlam iyileşmesi : Kötü ve olumsuz anlamı olan bir kelimenin zamanla iyi anlam kazanması.

Anlam kayması : Yeni bir anlam vermek üzere kelimelerin gerçek anlamlarından kayarak kalıplaşmaları.

Anlam kötüleşmesi : Anlamı iyi ve olumlu olan bir kelimenin zamanla kötü veya kötüye doğru giden bir anlam kazanması, anlam bayağılaşması.

Bağlamsal anlam : Bir sözün kullanılan veya amaçlanan bağlama göre anlam kazanması.

Eş anlam : Sözler arasında anlam birliği olması durumu.

İkiz anlam : Bir anlatımın, iki türlü anlam verecek biçimde kurulmuş olması.

Bir anlamda : Başka bir deyişle, diğer bir söyleyişle.

Anlam bilimci : Anlam bilimi ile uğraşan kimse.

Anlama : Bir olay veya önermenin daha önce bilinen bir kanunun veya formülün sonucu olduğunu görme. Anlamak işi, anlamaklık, derk, fehim, intikal, tefehhüm, vukuf.

Anlamak : Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek. Bir şey hakkında bilgisi bulunmak. Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak. Sorup öğrenmek. Yarar sağlamak. Doğru ve yerinde bulmak. Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek.

Anlamamazlık : Anlamazlık.

Anlamazlık : Bir şeyi anlamamış, kavrayamamış gibi davranma.

Anlamazlıktan gelmek : Bir şeyi anladığı hâlde anlamamış gibi davranmak.

Anlamdaş : Eş anlamlı.

Anlamdaşlık : Eş anlamlılık.

Anlamlandırma : Anlamlandırmak işi.

Anlamlandırmak : Anlamını açıklamak. Anlam vermek, anlam kazandırmak.

Anlamlı : Anlamı olan, manalı. İçeriği olan. Gizli bir anlamı olan, düşündürücü, manidar.

Anlamlılık : Anlamlı olma durumu, manidarlık.

Anlamsal : Anlamla ilgili, semantik.

Anlamsız : Anlamı olmayan, önemli bir şey anlatmayan, manasız, beyhude, boş, içsiz, yersiz, gıcırı bükme, ipsiz sapsız.

Anlamsızlaşma : Anlamsızlaşmak durumu.

Anlamsızlaşmak : Anlamsız duruma gelmek.

Anlamsızlaştırma : Anlamsızlaştırmak durumu.

Anlamsızlaştırmak : Anlamsız duruma getirmek.

Anlamsızlık : Anlamsız olma durumu, manasızlık.

Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az : "anlayışlı kimseleri en küçük bir söz bile etkiler oysa anlayışsız kimselere ne söylense yararsızdır" anlamında kullanılan bir söz.

Bayram haftasını mangal tahtası anlamak : Sözü, konu ile hiçbir ilgisi olmayacak bir biçimde ters anlamak.

Bir şey anlamamak : Yiyeceğin tadına varamamak. içeriğini tam olarak çözememek.

Çok anlamlı : Birden çok anlama sahip olan (kelime).

Çok anlamlılık : Bir kelimenin birçok anlam bildirme niteliği.

Dilinden anlamak : Söz konusu olan şeyin özelliğini bilmek. bir canlının çıkardığı seslerden veya onun davranışlarından ne anlatmak istediğini anlamak.

Dünyayı anlamak : Dünyada neler olduğunu öğrenmek, deneyimi artmak.

Eş anlamlı : Anlamları aynı veya birbirine çok yakın olan (kelimeler), anlamdaş, müradif, müteradif, sinonim.

Eş anlamlılık : Eş anlamlı olma durumu, anlamdaşlık.

İki anlamlı : İkircil. İki anlama gelen.

İki anlamlılık : İki anlama yorumlanabilme durumu. İki anlama gelme durumu.

İkiz anlamlı : İkizli.

İşi anlamak : Gizli bir şeyi, bir sorunu anlamak.

Kadrini anlamak : Değerinin farkına varmak.

Karine ile anlamak : Sözün gelişinden çıkarmak.

Karşıt anlamlı : Anlamları birbirinin karşıtı olan (söz), zıt anlamlı: Aşağı yukarı, ileri geri, siyah beyaz, dar geniş, büyük küçük gibi.

Karşıt anlamlılık : Karşıt anlamlı olma durumu, zıt anlamlılık.

Kazı koz anlamak : Söylenen şeyi çok yanlış anlamak.

Kelimenin tam anlamıyla : Bir durumu anlatmak için kullanılan sözün kapsadığı anlamın tamamıyla.

Laf anlamaz : Kaba, aptal (kimse). söz dinlemeyip kendi bildiğinde inat eden.

Lafı kıçından anlamak : Konuşulan konuyu yanlış, ters anlamak.

Laftan anlamak : Söyleneni dinleyip uymak veya uygulamak.

Söz anlamaz : Laf anlamaz.

Sözden anlamak : Laftan anlamak.

Tam anlamıyla : Bütünüyle kapsayıcı bir biçimde, tam manasıyla.

Tek anlamlı : Tek anlamı olan (kelime veya kavram).

Tek anlamlılık : Tek anlamlı olma durumu.

Ters anlamak : Yanlış yorumlamak, doğru anlam vermemek.

Yakın anlamlı : Anlamları arasındaki ayrım çok az olan (kelimeler).

Yakın anlamlılık : Yakın anlamlı olma durumu.

Zıt anlamlı : Karşıt anlamlı.

Zıt anlamlılık : Karşıt anlamlılık.

Kelime : Anlamlı ses veya ses birliği, söz, sözcük.

Davranış : Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı. Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin bütünü. Davranma işi, tutum, davranım, muamele, hareket.

Olgu : Birtakım olayların dayandığı sebep veya bu sebeplerin yol açtığı sonuç, vakıa. Edebî eserlerde olayı geliştiren davranış, iş. Varlığı deneyle kanıtlanmış şey.

Bunlar : Bu zamirinin çokluk biçimi.

Hatır : Durum, keyif, hâl. Düşünme, akılda tutma, hafıza, zihin, akıl, yâd. Gönül, kalp. Birine karşı duyulan saygı, sevgi.

Düşünce : Dış dünyanın insan zihnine yansıması. Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik, mütalaa, fikir, ide, idea. Niyet, tasarı. Tasa, kaygı, sıkıntı. İlke, yönetici sav.

Nesne : Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık, şey, obje. Geçişli fiili bütünleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç. Öznenin dışında kalan her konu, obje.

Anlam alanı : Zihinde aynı veya birbirine yakın kavramlar oluşturan kelimelerin meydana getirdikleri ortak alan: ülkü, hedef, gaye, maksat, ideal; kırılmak, incinmek, gücenmek, darılmak, küsmek; kesmek, koparmak, biçmek, üzmek, yolmak vb.

Anlam benzerliği : Markaların anlamca birbirine benzer olma özelliği (manda-dombay gibi).

Anlam birimi : Bir dilin anlam taşıyan en küçük birimi: ev+in kapı+sı, diş+çi+lik sözlerini oluşturan birimler gibi.

Anlam çokluğu : (Derleme.. çokanlamlılık) Sözcüğün birden çok anlam vermesi: Yüz, ayak, el, dil, kara vb. (bk. eş sesli sözcükler) . [Bakınız: çok anlamlılık]

Anlam çözümlemesi : Anlamlı birimlerin taşıdıkları ve yüklendikleri anlam inceliklerini ortaya koyma.

Anlam dereceleri : Bir niteliği anlatan kelime ya ufak, büyük gibi YALIN (Positif) bir şekilde kullanılır, veya derece belirten az ufak (AZLIK DERECESİ, Détraetif , ufarak, ufakça (OLDUKÇALIK DERECESİ, Comparatif absolu), ufacık, fek ufak, çok ufak (OBARTMA DERECESİ, Superlatif absolu, Ampliatif, Elatif ou Fanx-su-perlatif), aşın ufak, fazla ufak (AŞIRILIK DERECESİ, (Excessif) gibi şekiller alabilir. Bunlarda açık bir ölçüştürme yoktur. Açık Ölçüştürme (GÖRELİ ÖLÇÜŞTÜRME, Comparaison relative) şu gibi ÖLÇUŞTÜRMELI (Comparatif) şekillerde vardır: Bundan az ufak (EKSİKLİK DERECESİ, Comparatif d'infériorité), bunun kadar ufak (EŞİTLİK DERECESİ, Equatif), bundan (daha) ufak, bundan (daha) çok ufak (ÜSTÜNLÜK DERECESİ, Comparatif relatif), en ufak (EN ÜSTÜNLÜK DERECESİ, Superlatif relatif ou superlatif proprement dit), Yukardan beri bütün saydığımız şekillere ANLAM veya ÖLÇÜŞTÜRME DERECELERİ (Degrés de signification ou de comparaison) denir.

Anlam ekseni : Anlam bakımından birbiriyle ilişkili bulunan kelimelerde, bu ilişkiyi doğuran ortak özellik: kısa ile uzun arasındaki anlam ekseni «uzaklık, mesafe»; mavi ile kırmızı’nın anlam ekseni «renk»tir.

Anlam eşili : Aynı kökten olup şekilleri birbirine yakın, anlamları bir veya az farklı kelimelere denir: Süzgü ile süzgeç gibi. ANLAM EVRİMİ Evolution sémantique t Anlamda zamanla olan gelişme.

Anlam iyilemesi : Bayağı bir anlama gelen bir, kelimenin zamanla az çok yüksek bir anlam kazanması: asıl anlamı domuz yavrusu olan çocuk gibi.

Anlam karşıtlığı : Karşıt anlamlı sözcüklerin bilerek bir araya getirilmesi

Anlam ile ilgili Cümleler

  • Senin geçmiş deneyimini bilmeyen biri senin bir yerli konuşmacı gibi konuştuğunu söylerse, bu senin bir yerli konuşmacı olmadığını onlara fark ettiren konuşman hakkında muhtemelen bir şey fark ettiği anlamına gelir.Yani, senin gerçekten yerli konuşmacı gibi konuşmadığını.
  • İnsanın gerçekten yapmak istemediği bir sürü istekleri vardır, ve aksini düşünmek bir yanlış anlama olurdu.O onların istekler kalmasını ister, onların sadece onun hayalinde değeri vardır; Onların yapılması ona karşı daha şiddetli bir hayal kırıklığı olurdu. Böyle bir istek sonsuz hayat için istektir.Eğer onlar yerine getirilse, insan sonsuza kadar yaşamaktan tamamen usanırdı ve ölümü isterdi.
  • Tatoeba ilkeleri altında, üyelerin sadece kendi anadillerinde cümleler eklemeleri ve/veya anlayabilecekleri bir dilden anadillerine tercüme yapmaları önerilir. Bunun sebebi de kişinin, anadilinde doğal olan cümle kurmasının çok daha kolay olmasıdır. Anadilimiz dışında bir dilde yazdığımızda ise kulağa tuhaf gelen cümleler oluşturmamız çok kolaydır. Lütfen cümleyi sadece ne anlama geldiğini bildiğinizden eminken tercüme ettiğinizden emin olunuz.
  • Diğer insanlar tarafından nefret edilmekten korktuğunu söylüyorsun fakat bizzat senin de hoşlanmadığın bazı insanlar vardır, değil mi? Rakamsal olarak konuşursak, senin hoşlanmadığın ve senden hoşlanmayan eşit sayıda insan vardır. Birisiyle ilgili nefretinden vazgeçsen, başka biri de senden nefret etmekten vazgeçecektir demiyorum; bu sadece sen birinden nefret edersen, o zaman başka biri de senden nefret eder gerçeğini değiştiremezsin anlamına gelir. Sadece vazgeçip ve o gerçeği kabul edersen hayat çok daha kolay olacaktır.
  • "Yakında soğuk olacak." dedi anne yarasa. "Daha ılık bir yere uçacağız ve bütün kış orada kalacağız. Göçün anlamı budur. Diğer yarasalarla buluşacağımız mağaraya yolculuk edeceğiz. Bu bizim için harika bir zaman."
  • Küçük kedi yavruları süt üretmeye teşvik etmek için annelerinin karnını ovarlar, bu yüzden yetişkin kediler seni ovduklarında bu seninle mutlu ve rahat oldukları anlamına gelir- tıpkı sen onların anneleriymişsin gibi.
  • Bir kelime başka dilden ödünç alındığı zaman, sık sık aynı anlama sahip olarak başlar; ancak her iki dilde de sürekli kullanımı ile, şimdi ayrı kelimeler farklı çağrışımları artırabilir.
  • O doğru. Japonca'daki ウエートレス, İngilizce'deki hem "waitress" hem de "weightless" sözcüklerinin karşılığıdır. Ancak "waitress" daha yaygın bir anlamdır.
  • Deniz seviyesinin altında olan toprakları su basacak. Bu, insanların evsiz kalması ve ürünlerinin tuzlu su tarafından tahrip edileceği anlamına gelir.
  • Yeni bir grip salgını var. (Moda mod çeviri böyle ancak bug going around salgın anlamında değilde bir çok insanın hasta olduğu anlamında kullanılır)

Diğer dillerde Anlam anlamı nedir?

İngilizce'de Anlam ne demek? : n. meaning, sense, point, explanation, acceptation, construction, content, denotation, effect, hang, import, inference, purport, purview, significance, significancy, signification, sound, strain, tenor

Fransızca'da Anlam : sens [le], signification [la], acception [la]

Almanca'da Anlam : n. Bedeutung, Geist

Rusça'da Anlam : n. значение (N), смысл (M), толк (M), семантика (F), звучание (N)

adj. смысловой, семантический