Arka nedir, Arka ne demek

"Arka" ile ilgili cümleler

  • "Otomobile bindiğimiz zaman başını arkaya yaslamış, gözlerini yummuştu." - T. Buğra
  • "Memur olmak için büyük bir arka gerek." - H. R. Gürpınar
  • "Çocuğun arkası ağrıyormuş."
  • "Evin arkasında dekorlar boyarlardı." - A. Ağaoğlu
  • "Arkasında beli kemerli, dar, şık bir pardösü vardı." - R. H. Karay
  • "Bütün gözler arkaya, maziye çevrilmişti." - Y. K. Beyatlı
  • "Masalın arkası. Yazının arkası."

Yerel Türkçe anlamı:

Kabak, hıyar gibi bitkilerin kol salması için tarlada boş bırakılan yer: Kabağın arkasını güzel çapala.

Köy evlerinin bahçeye bakan yönündeki dar balkon.

Arka, peş

Sırta alınan yük: Benim arkayı iyi sarmamışsınız.

Biyoloji'deki anlamı:

Bir organizmanın arka kısmı; bir organ veya yapının arka kısmı. Posteriyor, art.

Diğer sözlük anlamları:

Zahîr, hâmi, yardımcı.

Bilimsel terim anlamı:

Vücudun ortasından geçen çizginin sırt tarafında gösterdiği yön ve sırt yüzeyi.

İngilizce'de Arka ne demek? Arka ingilizcesi nedir?:

 

posterior, backward

Osmanlıca Arka ne demek? Arka Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

half, zahr

Arka kısaca anlamı, tanımı:

Arka arkaya vermek : Birbirini korumak için birleşmek, destek olmak, dayanışmak.

Arka bulmak : Bir koruyucu, kayırıcı bulmak.

Arka çevirmek : Sırt çevirmek.

Arka çıkmak : Bir kimseyi başkalarına karşı korumak, kayırmak.

Arka kapıdan çıkmak : Okuldan başarısızlık nedeniyle ayrılmak.

Arka olmak : Maddi veya manevi yönden destek olmak.

Arka vermek : Desteklemek. dayamak.

Arkada bırakmak : Zaman veya düşünce bakımından geçmişte bırakmak. birinden daha ileri gitmek.

Arkada kalanlar : Bir kimsenin, öldüğünde veya bir yere gittiğinde geride bıraktığı yakınları.

Arkada kalmak : Değerce ileride olanların arkasında kalmak, ileri gidememek. geriden gelmek, geride kalmak.

Arkadan söylemek : Kendisi bulunmadığı bir yerde bir kimseyi çekiştirmek, dedikodusunu yapmak.

Arkadan vurmak : Bir kimse kendisine güvenen ve inanan birine gizlice kötülük etmek.

Arkası alınmak : Sona erdirilmek, bitirilmek, bir yerde durdurulmak.

Arkası gelmek : Devamlı olmak, süreklilik göstermek.

Arkası kesilmek : Tükenmek, son bulmak.

Arkası olmamak : Kayıracak kimsesi olmamak.

Arkası yere gelmemek : Sırtı yere gelmemek.

 

Arkasına almak : Sırtına yüklemek, taşımak. desteğini sağlamak.

Arkasına bakmadan gitmek : Arkada kalanlarla ilgilenmeden bir yerden hızlıca ayrılmak.

Arkasına düşmek : Birini gözden ayırmayarak arkasından gitmek. bir işi sona erdirmek için sıkı çalışmak.

Arkasında dolaşmak : Bir işi yaptırmak için ilgili veya yetkili bir kimsenin uğradığı yerlere giderek görüşme fırsatı aramak.

Arkasında yumurta küfesi yok ya : Sırtında yumurta küfesi yok ya!.

Arkasından atlı kovalamak : Bir işi gereksiz bir telaş içinde yapmak.

Arkasından atmak : Dedikodusunu yapmak.

Arkasından koşmak : Birine çok ilgi duymak. iş yaptırmak için birinin arzusunu kollamak, görüşme fırsatı aramak.

Arkasından sürüklemek : Arkasından gelmesini sağlamak.

Arkasından teneke çalmak : Tenekeye sopa vb. ile vurarak giden bir kişiye hakaret etmek.

Arkasından zil takıp oynamak : Birinin bir yerden ayrılmasına veya bir işte başarısızlığa uğramasına çok sevinmek.

Arkasını almak : Bir işi tamamlamak.

Arkasını bırakmak : Peşini bırakmak.

Arkasını dayamak : Birinin koruyuculuğuna güvenmek.

Arkasını getirememek : Başladığı bir işi sürdürüp sona erdirememek.

Arkasını sağlama almak : Bir işe başlarken çok güçlü bir destek bulmuş olmak.

Arkasını sıvamak : Birini övmek, iltifat etmek.

Arkasını vermek : Birinin koruyuculuğuna güvenmek.

Arkaya bırakmak : Sonraya, başka zamana bırakmak, ertelemek.

Arkaya kalmak : Geride kalmak, sonraya kalmak, geriden gelmek.

Arka arka : Geri geri.

Arka arkaya : Birbirinin arkasından, peş peşe, art arda.

Arka ayak : Hayvanlarda vücudun gerisinde bulunan ayaklardan her biri.

Arkabahçe : Etkileme alanı, hinterlant. Bir bölgeyi çevreleyen ve onunla ekonomik ve toplumsal etkileşim içinde bulunan bölge, hinterlant.

Arka müziği : Bir oyunda hareket ve sözlerin yanı sıra etkiyi artırmak için hafifçe çalınan müzik.

Arka plan : Bir şeyin gerisindeki görünüm, geri plan. Önemsiz, değersiz.

Arka sokak : Ana yola açılan ikinci derecedeki sokak.

Arka teker : Araçların arka düzeninde yer alan tekerlek.

Arkaüstü : Arkası yere gelecek bir biçimde.

Arka yüz : Bir şeyin arkada kalan yüzü.

Arkadan arkaya : Gizli gizli, el altından, gizlice, belli etmeden.

Arkası pek : Güçlü birine veya sağlam bir şeye güvenen (kimse).

Arkası sıra : Ardından, peşinden.

Arkası yarın : Tamamı daha sonra konuşulmak üzere yarım bırakılan.

Arkası yufka : Soğuğa karşı gereği gibi giyinmemiş (kimse).

Perde arkası : Bir şeyin görünürde olmayan gizli yanı.

Arka plana itilmek : Önemini yitirmek, değersizleşmek. gözden düşmek.

Arka plana kaymak : Arka planda kalmak.

Arka planda : Geride. Önemsiz.

Arka planda kalmak : Gözden düşmek. önemini yitirmek, değersizleşmek.

Arkaç : Ağıl. Dağ sırtlarında davarların yatırıldığı düz, rüzgâr almayan kuytu yer.

Arkadaş : Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri, bacanak, eş, yâren, yoldaş. Bir ortamda birlikte bulunanlardan her biri, hempa, refik.

Arkadaş canlısı : Arkadaşlığa değer veren, arkadaşlarına çok düşkün (kimse), dost canlısı.

Arkadaş değil arka taşı : "sözüm ona arkadaş ama çok zarar veriyor" anlamında kullanılan bir söz.

Arkadaş olmak : Bir kimseyle yakın ilişki kurmak.

Arkadaşça : Arkadaş olarak. İçtenlikle, dostça.

Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim : "kişi kendisine uygun kimselerle arkadaşlık kuracağı için arkadaşını tanıdığımızda o kişinin de kimliğini öğrenmiş oluruz" anlamında kullanılan bir söz.

Arkadaşlık : Arkadaş olma durumu, arkadaşa yakışır davranış, omuzdaşlık, ünsiyet.

Arkadaşlık etmek : Bir işte birlikte bulunmak. huyları ve düşünceleri birbirine uymak. bir süre beraber bulunmak, birlikte gitmek, eşlik etmek, refakat etmek.

Arkaik : Konuşulan ve yazılan dilde, kullanımdan düşmüş olan (eski söz veya deyim). Güzel sanatlarda klasik çağ öncesinden kalan.

Arkaizm : Kullanıldığı çağdan daha eski bir çağa ait biçimin, yapının özelliği.

Arkalama : Arkalamak işi, müzaheret.

Arkalamak : Bir kimseye güven vererek yardım etmek, destek olmak, korumak, müzaheret etmek. Arkasına almak, yüklenmek.

Arkalanma : Arkalanmak durumu.

Arkalanmak : Kendisine yardım edilmek, destek olunmak.

Arkalı : Arkası olan. Koruyanı, dayanağı olan, pistonlu, iltimaslı.

Arkalıç : Arkalık.

Arkalık : Ev içinde giyilen kolsuz, kalınca bir kısa hırka türü. Sırt dayamaya yarayan yer. Sırtında yük taşıyan hamalların, yük taşırken kullandıkları arka yastığı, semer, hamal semeri, arkalıç.

Arkalıklı : Arkalığı, sırt dayayacak yeri olan.

Arkasız : Arkası olmayan. Adamsız.

Can arkadaşı : Can dostu.

Çat orada çat burada çat kapı arkasında : Çok çabuk yer değiştiren birinin durumunu anlatan bir söz.

Dava arkadaşı : Aynı ülküyü benimseyenlerden her biri.

Gözü arkada kalmak : Bırakılan bir şey veya kimse ile ilgili tedirginliği sürmek.

Hayat arkadaşı : Eş.

İslim arkadan gelsin : "önce istenilen iş yapılsın, gereken şartlar sonradan yerine getirilsin" anlamında kullanılan bir söz.

İstim arkadan gelsin : İslim arkadan gelsin.

Kadeh arkadaşı : Birlikte içki içilen kimse.

Kadeh arkadaşlığı : Birlikte içki içilen kimseyle oluşan dostluk.

Kişi arkadaşından bellidir : "bir kimsenin nasıl bir kişi olduğunu öğrenmek isteyen, arkadaşının kimliğine bakmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Kulak arkası etmek : Dikkate almamak, göz önünde tutmamak.

Mahalle arkadaşı : Aynı mahallede oturan komşu veya dost.

Şeytanın arka bacağı : Çok akıllı ve yaramaz (çocuk).

Silah arkadaşı : Aynı ülküyü benimseyen kimseler. Birlikte savaşanlardan her biri.

Temel : Bu bölümleri yapmak için kazılan çukur. Bir şeyin gelişimi için gereken ilk ögeler. Bir yapının toprak altında kalan ve yapıya dayanak olan duvar, taban vb. bölümlerinin tümü. En önemli, belli başlı, ana, taban, esas, asıl, baz.

Ters : Kesici bir aletin kesmeyen yanı. Hayvan pisliği. Bir şeyin içe gelen yanı, arkası. Bir şeyin aksi, karşıtı. Gönül ve cesaret kırıcı, huysuz, sert. Uygun olmayan, elverişsiz, münasebetsiz. Gerekli olan duruma karşıt, zıt.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Sırt : Bir şeyin üstü, üst bölümü. İnsanın üstü. Dağların veya tepelerin üst bölümü. İnsanlarda boyundan bele kadar uzanan üst bölüm, göğüs karşıtı. Kesici araçların kesmeyen kenarı. Omurgalı veya omurgasız hayvanlarda boyundan kuyruk sokumuna kadar uzanan üst bölüm. Dikilmiş veya ciltlenmiş kitaplarda dikişin bulunduğu bölüm.

Durum : Duruş biçimi, konum, tavır. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

Yüzey : Bir cismi uzaydan ayıran dış ve yaygın bölüm, satıh, yüz.

Kalan : Artan, mütebaki. Kalma işini yapan. Bir çıkarmanın sonucu. Bölme işleminde bölünenden artan sayı.

Geri : Arka, bir şeyin sonra gelen bölümü, art, alt taraf, ileri karşıtı. Benzerlerine ayak uydurup ilerleyememiş, gelişememiş. Geçmiş, mazi. Aptal, anlayışsız. Bir şeyin sona kalan bölümü. Eksik gösteren (saat). Son, sonuç. "Geri dön, geri git!" anlamında bir söz. Geriye doğru. Araba üzerine gerilerek kenarları arabanın korkuluğuna tutturulan ve içine saman veya tahıl doldurulan büyük kıl çuval. Hayvanda boşaltım organının dışı.

Bölüm : Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Çağ, devir.

Art : Arka, geri. Arkada bulunan. Bir şeyin öbür yüzü.

Peş : Yenilgiyi kabul ettiğini belirtmek için veya birinin şaşkınlık veren davranışlarına karşılık olarak kullanılan bir söz. Hafif, yavaş sesle söylenen, pest, ince karşıtı.

Yer : Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Önem. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Yerküre. Durum, konum, vaziyet. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Görev, makam. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. İz. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Durum, konum. Ülke. Gezinilen, ayakla basılan taban.

Geçmiş : Arkada kalan hayat. Bugüne göre geride kalmış olan zaman, mazi. Çürümeye yüz tutmuş. Zaman bakımından geride kalmış, esbak. Geçme işini yapmış. Birinin ölmüş ana, baba ve yakınları.

Zaman : Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Dönem, devir. Belirlenmiş olan an. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Çağ, mevsim.

Arka açı : Kürek kemiğinin üst kenarıyla arka kenarı arasındaki açı, angulus kaudalis.

Arka ameli : Arka bacakların yokluğu, ameli posteriyör, apodi.

Arka ayak bilek kemikleri : Üst sırasında aşık ve topuk kemiği, orta sırasında os tarsi centrale ve alt sırasında hayvan türlerine göre değişen sayıda bulunan kemikler, ossa tarsi.

Arka ayak parmak kemikleri : Arka ayak tarak kemiklerinden sonra gelen kemikler, ossa digitorum pedis.

Arka ayak tarak kemikleri : Arka ayak bilek kemikleriyle parmak kemikleri arasında yer alan ve sayıları evcil memeli hayvanlarda değişen kemikler, metatarsus, ossa metatarsaliya I-V.

Arka bacağın askıya alınması : Köpeklerde uyluk ve kaval kemiği kırıklarının operatif tedavilerinden sonra hayvanın bu bacağını kullanmasına ve döndürmesine imkân vermeyen bir sargı biçimi.

Arka bacak kemeri : Arka bacağın os coxae aracılığıya gövdeye bağlanması, singulum membri pelvini.

Arka bacak topallığı : Arka bacaktaki kas, eklem, kemik ve sinirlerdeki bozukluklara bağlı olarak şekillenen ve anormal kalça yüksekliği ile dikkati çeken topallık.

Arka bir etmek : Birbirine muzaharet etmek.

Arka bir olmak : Birbirine zahir olmak.

Arka ile ilgili Cümleler

  • ''Vefa nedir, bilir misin? Vefâ arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefâ; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Vefâ; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.'' Mevlânâ Celâleddîn-î Belhî Rûmî
  • Köpeğimin adı Belysh. Bu yaz ona pençesini çıkarmasını öğrettim. Her sabah erkenden kalkıp onu besliyorum. Sonra yürüyüşe çıkarız. O beni diğer köpeklerden korur. Ben bisiklet sürmeye gittiğimde, o yanımda koşuyor. Onun bir arkadaşı var, adı Chernyshka. O onunla oynamaktan hoşlanıyor. Belysh çok kibar ve zeki bir köpek.
  • Kız arkadaşlarım benimle ahbaplık etmeyi ve fikirlerimi kabul etmeyi zevklerine ve rahatlarına aykırı buldular. Hoş tutulan bir oyuncak olmak onlara insan olmaktan daha kolay ve cazip geliyordu.
  • Oda arkadaşım yirmi yaşında ve ben bir hafta öncesine kadar bir klitorisin ne olduğunu bilmiyordum. O, onun bilgi eksikliğinin onun bir gey olmasından dolayı aşikar olduğunu düşünüyor, fakat bana sökmez. Sanırım bu burada halk eğitim sisteminin ne kadar boktan olduğunu göstermeye yeter.
  • Dünyadan beklentim kitap okumak bilgi dağarcığımı genişletmek, insanları anlayabilmek ve onlarla arkadaş olabilmek fakat bunlar olmazsa da çok üzülmem çünkü yalnızlığı da seviyorum.
  • Onun arkadaşlarının hepsi vücut yastığıydılar,ve onunkilerinin hepsi oyuncak bebektiler;böylece bir ölüyü canlandırmaya olan düşkünlüklerine yapıştılar.Fakat onların cansız nesne olmamalarından fakat kompleks duyguları olan insanlardan dolayı onların ilişkileri bazen gergindi.
  • Eski bir arkadaşıma bir e-posta gönderdim. Son kez karşılaşmamız iki yıl önce olduğu için bir süre görüşmedik ve o zamandan beri birbirimizle temas kurmadık.Ondan henüz bir cevap yok. Endişelenmeye başlıyorum.
  • Askerler onu tutukladı, gözlerini bağladı, sonra onu araçlarının arkasına götürdüler ve askerlerden biri onun dizine nişan aldı ve onu vurdu. Bu sahne filme çekildi ve dünyanın her yerinden milyonlarca insan bunu gördü.
  • İlk olarak bir C kursu aldığım zaman sınıfta açıklanan tek bir şeyi anlayamadım. Allah'a şükür ki bütün topluluğun nasıl çalıştığını bana açıklamak için bir programcı olan bir arkadaşım var.
  • Onları birbirinden nasıl ayırdığımı anlatayım; civcivleri dişi ve erkek diye nasıl ayırırlar bilir misin? Usta hangi civcivin dişi hanginin erkek olduğunu bilir başlar ayırmaya arkada da çırak onu seyrederek olayı öğrenir ama hiçbir zaman nasıl ayırabildiklerinin tam açıklamasını onlar bile yapamaz.

Diğer dillerde Arka anlamı nedir?

İngilizce'de Arka ne demek? : adj. back, rear, tail, situated in the tail or rear section, hind, rearward; stern

n. back, rear, posterior, support, backing; continuation; breech; supporter, backer

pref. dors, dorso

Fransızca'da Arka : postérieur/e

Almanca'da Arka : n. Buckel, Fürsprecher, Rücken, Rückhalt

adj. achter

Rusça'da Arka : n. зад (M), спина (F), спинка (F), тыл (M), задник (M), блат (M)

adj. задний, тыльный, черный