Asıl nedir, Asıl ne demek

Asıl; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Asıl" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Yazının aslı resimdir."
  • "Asıl jüri üyesi toplantıya gelmediğinden yedek üye çağrıldı."
  • "Bana umut vermeye çalışıyor ama asıl onun teskin edilmeye ihtiyacı var." - A. Ümit
  • "Bu haberin aslı yok."
  • "Bir belgenin aslı."
  • "İnsan, dedi, aslını unutmamalıdır." - S. F. Abasıyanık
  • "Ama benim asıl niyetim eski sevgilisinin adını öğrenmek." - A. Ümit
  • "Asıl sanat budur."

Yerel Türkçe anlamı:

Ekin.

Tarih'teki anlamı:

Yeniçeri ocağından olanların ulufelerini gösteren defterin özgün nüshası.

Asıl tanımı, anlamı:

Aslı çıkmak : Gerçek olduğu anlaşılmak, gerçek olduğu ortaya çıkmak.

Aslına bakarsan : "doğruyu, gerçeği ararsan" anlamında kullanılan bir söz.

Asıl nüsha : Bir yazma eserin veya belgenin özgün biçimi, asli nüsha.

Asıl sayılar : Sıra veya üleştirme eki almamış yalın sayılar, temel sayılar.

Aslı astarı : İçyüzü, gerçek şekli, aslı faslı.

Aslı faslı : Aslı astarı.

 

Aslı nesli : Soyu sopu.

Asıl azmaz bal kokmaz : "bir kimse veya nesne, ne denli biçim değiştirirse değiştirsin aslını yitirmez, soyluluğunu korur" anlamında kullanılan bir söz.

Asılanma : Asılanmak işi, intifa.

Asılanmak : Bir şeyden yarar sağlamak, intifa etmek.

Asılı : Asılmış bir biçimde. Asılmış olan, asma, asık, muallak.

Asılış : Asılma işi.

Asıllı : Bir kökene dayanan, kökenli.

Asılma : Asılmak işi.

Asılmak : Bir yere tutunup sarkmak. Sonuna kadar mücadele etmek. Bir şey isterken karşısındakini tedirgin edecek derecede üstelemek, ısrar etmek, ileri gitmek. Karşı cinsin ilgisini çekmek için rahatsız edici davranışlarda bulunmak. Boynuna ip geçirip sallandırılarak öldürülmek, idam edilmek. Tutup çekmek. Asma işi yapılmak veya asma işine konu olmak. Hızla eline almak.

Asılmışadam : Salepgillerden, çiçekleri asılmış bir insana benzeyen ve köklerinden salep çıkarılan bir bitki.

Asılsız : Doğru olmayan, temelsiz, köksüz, dayanaksız, yalan (haber). Uydurma.

Asılsızlık : Asılsız olma durumu.

Asıltı : Böyle bir sıvı karışımı, süspansiyon. Çözünemeyen madde parçacıklarının dibe çökmeden bir sıvı ortamda kalmış durumu, süspansiyon.

Beraatizimmet asıldır : "tersi kanıtlanmadıkça insanların suçsuz sayılmaları gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

 

Her koyun kendi bacağından asılır : "herkes kendi davranışlarından sorumludur, herkes hatasının cezasını kendisi çeker" anlamında kullanılan bir söz.

İngiliz ipi ile asılmak : İngiliz sicimi ile asılmak.

İngiliz sicimi ile asılmak : Bir işi ustasına yaptırmak.

Kedinin boynuna ciğer asılmaz : "bir kimseye, kullanıp zarar vereceği, kendine mal edip ortadan kaldıracağı şey emanet edilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Suratı bir karış asılmak : Öfkelenmek, kızmak ve somurtmak.

Yakasına asılmak : Hesap sormak veya bir şey istemek için tutup bırakmamak.

Yüzü asılmak : Somurtmak.

Örnek : İncelemek veya denemek üzere insan ve hayvan vücudunun, bitkinin veya nesnenin herhangi bir yerinden alınan doku parçası, numune. En iyi biçimde olan. Bir şeyin benzeri, tıpkısı, kopyası, misil. Bir düşünceyi, kuralı, gözlemi veya savı desteklemek ve açıklamak amacıyla ileri sürülen söz, yapılmış olan davranış, misal. Benzeri yapılacak olan, benzetilmek istenen şey, model. Durum ve niteliği benimsenmeye değer kimse veya şey, model, paradigma.

Kopya : Aynı canlıdan eşeysiz olarak üreyen canlı, klon. Bir sınavda soruları cevaplamak için başka birinden veya yerden gizlice yararlanma. Taklit edilmiş olan. Yazılı sınavda gizlice bakmak için hazırlanmış kâğıt. Suret çıkarma işi. Bir sanat eserinin veya yazılı bir metnin taklidi, asıl karşıtı.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Köken : Kavun, karpuz, kabak vb. bitkilerin toprak üstünde yayılan dalları. Bir şeyin çıktığı, dayandığı temel, biçim, neden veya yer, menşe. Bir malın üretildiği veya yapıldığı, alındığı, getirildiği yer, menşe, orijin. Tulumbacı hortumlarının uç kısmındaki sarı maden sap. Soy, asıl.

Kaynak : Herhangi bir enerjinin oluşup çevreye yayıldığı yer. Bir suyun çıktığı yer, kaynarca, pınar, memba, göz. Bir şeyin çıktığı yer, menşe. Gelir, kazanç, sağlık vb.ni sağlayıcı öge. İki metal veya yapay parçayı ısıl yolla birleştirme yöntemi, kaynaştırıp yapıştırma işi. Araştırma ve incelemede yararlanılan belge, referans. Sırayı beklemeden başkalarının hakkını alarak mevcut sıranın ön taraflarına girme işi. Herhangi bir bilim dalında yazılmış olan yazı veya eserlerin bütünü, literatür.

Gerçeklik : Gerçek olan, var olan şeylerin tümü, hakikat, hakikilik, şeniyet, realite, reellik.

Nesep : Soy, baba soyu.

Kök : Maden kömürünün damıtılmasıyla elde edilen, birleşiminde kömürden çok daha az oranda uçucu madde bulunan katı yakıt, kok kömürü.

Soy : Manzum söz. İyi ve üstün nitelikleri bulunan. Bir atadan gelen kimselerin topluluğu, sülale. Cins, tür, çeşit.

Gerçek : Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici. Temel, başlıca, asıl. Gerçeklik. Yalan olmayan, doğru olan şey, hakikat. Yapay olmayan. Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, özbeöz, hakiki, reel. Yalan olmayan. Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan. Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan. Doğruluk.

Esas : Ana, temel olarak alınan, başlıca, asal, esasi. Bir iş veya sözde doğru biçim. Bir şeyin özünü oluşturan ana öge, temel.

Bir : Bu sayı kadar olan. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Aynı, benzer. Beraber. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Eş, aynı, bir boyda. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bir kez. Ancak, yalnız. Sayıların ilki. Sadece. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Tek.

Ana : Alacağın veya borcun, faizin dışında olan bölümü. Dinî bakımdan aziz tanınan bazı kadınlara verilen saygı unvanı. Yaşlı kadınlara saygılı bir seslenme sözü. Velinimet. Temel, asıl, esas. Çizgilerden herhangi birini anlatan kelimeye sıfat olarak geldiğinde o çizginin, belirli bir kural altında hareket ederek bir yüzey oluşturmaya yaradığını anlatan bir söz. Anne. Yavrusu olan dişi hayvan.

Gerçekten : Gerçek olarak, cidden, hakikaten, sahi, sahiden, filhakika, filvaki.

Asıl anlam : Bir kelimenin karşıladığı ilk kavram, ana kavram: ayak kelimesinin asıl anlamı «insan ve hayvanda yürüme organı»’dır. Bu kelimenin masa ayağı, sandalye ayağı örneklerinde olduğu gibi herhangi bir nesne’nin ayağı, bir ırmağın ayağı veya «halk şiirindeki kafiye» anlamlarını kazanması, anlam dallanması yoluyla sonradan oluşmuş yan anlamlardır. Bunun gibi yol kelimesinin asıl anlamı «üzerinde yürünen veya üzerinden geçilen yer»’dir. «usul, metod» anlamı ise sonradan oluşmuştur. Aynı durum yürek «kalp» kelimesinde de vardır. Bunun «cesaret» anlamı sonradan ortaya çıkmıştır. bk. sözlük anlamı krş. yan anlam. Azerbaycan Türkçesi: äsas mäna; Türkmen Türkçesi: esası maanısı; Gagauz Türkçesi: öz maana; Özbek Türkçesi: boş ma'no ~ asόsiy ma'nό; Uygur Türkçesi: äsli mäna; Tatar Türkçesi: töp mäğnäsi; Başkurt Türkçesi: töpmägänä; Kmk: baş ma'nası ~ aslu ma'nası; Krç.-Malk.: baş magana; Nogay Türkçesi: asıl mäne ~ tüp mäne; Kazak Türkçesi: negizgi magma; Kırgız Türkçesi: negizgi maani; Alt:: tösuçun; Hakas Türkçesi: öön pîldîrîg; Tuva Türkçesi: to'rt u'tka; Şor Türkçesi: *öön uňnam; Rusça: glavnoye znaçeniye ~ osnovnoye znaçeniye; ~

Asıl azmaz, bal kokmaz : “bir kimse veya nesne, ne denli biçim değiştirirse değiştirsin aslını yitirmez, soyluluğunu korur” anlamında kullanılan bir söz.

Asıl belirti : Herhangi bir hastalığın tanısında veteriner hekim tarafından kullanılan en önemli bulgu.

Asıl bulgu belgesi : Bulgu belgeleri kütüğüne ilk olarak yazılmış, bulgu için verilen belge.

Asıl dilekli : Başka dillerde optatif aynı zamanda olanaklı kipin adı olduğundan, asıl dilek kipini anlatmak için kullanılır.

Asıl fiiller : Bak. Fiil.

Asıl kaya : Altı oyulmuş yalı yar çeperi.

Asıl kütük : Bir marka ya da bulgunun ilk kez yazıldığı yer, kütüğe geçirildiği sayfa.

Asıl sayı : Sıra veya üleştirme eki gibi ekler almamış olan yalın anlamlı sayılardan her biri.

Asıl sayı sıfatı : Somut ve soyut adların sayılarını gösteren sıfat. bir (çocuk); iki (cadde); sekiz (kitap); üç (ev) vb. bk. sayı sıfatı.

Asıl ile ilgili Cümleler

  • Asıl çaresizlik derdin devasız olması değil; birini iyi edecek şeyin diğerinin kadehine zehir olmasıdır.
  • Gözlem yetkileri üzerine bir deney sırasında, bu birimde iki yıl yaşamasın rağmen Mustafa oturma odası duvarında asılı resimlerden hiç birini tanımlayamadı.
  • Gözlem gücüyle ilgili bir deneyde, Mustafa evinde iki yıldır oturmasına rağmen, oturma odasının duvarında asılı resimlerin hiçbirini tarif edemedi.
  • Okumaktan asıl maksadın ne olursa olsun, kitaplar sana her zaman memnuniyet ve tatminkârlık duygusu verecektir.
  • Hayatımızın, birtakım ehemmiyetsiz teferruatın oyuncağı olduğunu, çünkü asıl hayatın teferruattan ibaret bulunduğunu görüyordum.
  • ABD gizli servisinin ve ülkeyi yöneten politikacılarının komünizme karşı olumsuz tutumunun asıl nedeni nedir?
  • Dışarıda devam edecek hayattır asıl engel; asıl engel sana geçit vermeyen seni umursamayan seni yutan hayattır asıl engel.
  • Bazı insanlara yakın zamana kadar yalan söyledim çünkü sizin asıl emelinizi bilmiyorum ve sizin tam manasıyla nasıl insanlar olduğunuzu öğrenmek istedim.
  • İnsanlar sadece duymak istediklerimizi yüzümüze söyler, oysa içlerinden geçenler, bizim asıl bilmek istediklerimizdir.
  • Hiçbirinizin özel yaşamına karışamam; bizde bir atasözü var bilir misiniz her koyun kendi bacağından asılır diye.

Diğer dillerde Asıl anlamı nedir?

İngilizce'de Asıl ne demek? : [Asil] n. Achilles, hero of Homer's "Iliad" who was killed when wounded in the heel (Greek Mythology)

adj. noble, royal, superior, well bred, of noble birth, of gentle birth, aristocratic, aristocratical, dignified, gently born, grand, lordly, born in the purple, sublime

n. blue blood, noble, aristocrat

Fransızca'da Asıl : originaire, original/e

Almanca'da Asıl : n. Abstammung, Urbild, Ursprung

adj. eigentlich, höfisch, kardinal, original, originär, ursprünglich, wahr

Rusça'da Asıl : n. суть (F), происхождение (N), оригинал (M), существо (N), подлинник (M)

adj. настоящий, подлинный, главный, сущий

adv. именно conj. же