Atlatmak nedir, Atlatmak ne demek

"Atlatmak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bana sorarsanız işin en güç tarafını atlattık." - T. Buğra
  • "Onları da ara sıra atlatanlar bulunur." - H. R. Gürpınar

Yerel Türkçe anlamı:

Aklını kaybetmek.

Atlatmak anlamı, kısaca tanımı:

Atlatma : Atlatmak işi.

Cahile söz anlatmak deveye hendek atlatmaktan güçtür : "ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın deve hendekten atlatılamaz, cahile söz anlatmak bundan da zor bir şeydir" anlamında kullanılan bir söz.

Deveye hendek atlatmak : Birine yapılması çok zor, hemen hemen imkânsız olan işleri yaptırabilmek.

Fırtına atlatmak : Güç durumdan kurtulmak.

Hafif atlatmak : Kötü bir durumdan çok az bir zararla kurtulmak.

Kaza atlatmak : Kaza tehlikesi geçirmek.

Tehlike atlatmak : Büyük zarar ve sıkıntılara yol açacak bir olayı savuşturmak.

Ucuz atlatmak : Zor veya tehlikeli durumdan az zararla sıyrılmak.

Vartayı atlatmak : Tehlikeli bir durumdan kurtulmak.

Atlama : Bu biçimde en uzağa atlamak veya en yükseği aşmak amacıyla yarışılan atletizm dalı. Belirli bir yerden gerilip hız alarak yapılmış olan sıçrama ile vücudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma veya belli bir yükseklikten aşırma. Atlamak işi.

 

Yaptırmak : Satın almak. Yapmasını sağlamak, yapmasına imkân vermek.

Basın : Gazete, dergi gibi belirli zamanlarda çıkan yazılı yayınların bütünü, matbuat. Bu tür iş yerlerinde görevli kimselerin tümü.

Haber : İletişim veya yayın organlarıyla verilen bilgi. Bilgi. Bir olay, bir olgu üzerine edinilen bilgi, salık. Yüklem.

Yayımlanma : Yayımlanmak işi, neşrolunma.

Sağlamak : Elde etmek, sahip olmak. Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek. Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek.

Durum : Duruş biçimi, konum, tavır. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.

Kötü : Zararlı, tehlikeli. Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı. Kaba ve kırıcı. Aşırı, çok. Korku, endişe veren.

Bir : Sayıların ilki. Eş, aynı, bir boyda. Bir kez. Sadece. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Tek. Ancak, yalnız. Bu sayı kadar olan. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Beraber. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Aynı, benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).

Geçiştirmek : Az bir zararla atlatmak, kurtulmak. Gereken önemi vermemek, üstünde durmadan başından savmak.

 

Savmak : İşleyip geçmek, etki etmek. Sıkıcı bir durumu geçirmek, atlatmak, savuşturmak, defetmek. İstenmeyen birini yanından uzaklaştırmak. Vakti geçmek. Geçirmek.

Görüşmek : Buluşup konuşmak, konuşup sohbet etmek. Dostluk, ahbaplık etmek. Bir iş, bir konu üzerinde karşılıklı görüş ileri sürmek, müzakere etmek.

Kaçmak : Yarışçı diğerlerinden hızla ayrılıp arayı açmak. Bir yana doğru kaymak. Görünmeden gitmek, savuşmak, sıvışmak. Futbol ve basketbolda engelleyen adamdan kurtulmak veya pas alabilmek için boş alana koşmak. Benzemek, andırmak. Kimseye bildirmeden bulunduğu yerden ayrılmak, firar etmek. İpi kopmak. Hızlı koşmak. Rengi ağarmak, uçmak. Kız veya kadın yasalara ve aile isteklerine karşı gelerek evlenmek için evinden ayrılmak. Girmek. Kaçgöçe uymak. Kendini göstermemek, rastlaşmamaya çalışmak. Hızla koşup bir yere saklanmak. Yok olmak. Gaz, sıvı vb. şeyler sızmak. Kaçınmak.

Savsaklamak : Belirli bir sebebi olmaksızın bir işi isteyerek geri bırakmak, geciktirmek, umursamamak, ertelemek, sallamak, ihmal etmek.

Aldatmak : Ayartmak, kötü yola sürüklemek, baştan çıkarmak, iğfal etmek. Karşısındakinin dikkatsizliğinden, ilgisizliğinden yararlanarak onun üzerinden kazanç sağlamak. Bir şeyin görünürdeki durumu, o şeyin niteliği bakımından yanlış bir kanı vermek. Yalan söylemek. Beklenmedik bir davranışla yanıltmak. Karı ve kocadan biri eşine sadakatsizlik etmek, ihanet etmek. Birine verilen sözü tutmamak. Oyalamak, avutmak.

Atlatmak ile ilgili Cümleler

  • Soğuk algınlığımı atlatmak uzun zamanımı alacak.
  • Senden laf almaya çalışmak, deveye hendek atlatmaktan daha zor.
  • Cahile laf anlatmak, deveye hendek atlatmaktan güçtür.
  • Üşütmemi atlatmak bir aydan daha fazla sürdü fakat şimdi iyiyim.
  • Soğuk algınlığımı atlatmak bir haftamı aldı.
  • Sadece onu atlatmak istiyorum.
  • Ona laf anlatmak, deveye hendek atlatmaktan daha zor.

Diğer dillerde Atlatmak anlamı nedir?

İngilizce'de Atlatmak ne demek? : v. beat smb. to it, overcome, put off, get over, come through, bypass, circumvent, dish, dodge, escape, jump, let down, outwit, parry, pull through, shake, skip, slip, stall off, take, throw off, tide over, turn, ward off

Fransızca'da Atlatmak : faire faux bond, poser un lapin, reprendre le dessus, réchapper de (à), se remettre de

Almanca'da Atlatmak : v. überstehen

Rusça'da Atlatmak : v. перебарывать, избегать, перебороть, избежать