Ayak nedir, Ayak ne demek

Ayak; bir anatomi terimidir.

  • Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü.
  • Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek ya da bunlardan her biri.
  • Göl ayağı.
  • Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler.
  • Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut.
  • Altılı ganyanda yer alan her bir koşu.
  • Bacak.
  • Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri.
  • Vücudun belden aşağı bölümü
  • Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste.
  • Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri.
  • Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta.
  • Futun küpü alınarak hesaplanan değer.
  • Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi.
  • Basamak.
  • Halk edebiyatında uyak.

"Ayak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Ayağına bir pantolon çekti."
  • "Dikme ayağı."
  • "İskemlenin bir ayağı kırık. Bu köprünün dört ayağı var."
  • "Mânicilerin kafa yormadan buldukları ayaklar Cenap'ı şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükler." - S. Birsel
  • "Senin ayağınla köye akşama kadar varamayız."

Yerel Türkçe anlamı:

Bardak, çay bardağı.

Küçük çay masası, sehpa.

Tas, maşraba.

Sıcak su kaynağı.

Koyun sürüsü satışlarında hesap dışı bırakılıp cabadan verilen zayıf hayvan.

 

Kadeh.

Yağlı ve yağsız güreşte desteden önceki bölüm, başlangıç.

Değirmen taşını kaldırıp indirmeye yarıyan ayar odunu.

[Bakınız: ayak çalı]

Bozuk ahlaklı, fahişe.

1/4 hisse.

Asıl söze başlamadan önce yapılmış olan giriş, başlangıç.

Değirmeni çalıştırma ve durdurma aleti

Su kanalı

Kavşak, ağız.

Sacayak.

Maden ocaklarında sarmaların altında açılan boşluk.

Biyoloji'deki anlamı:

Yer değiştirmeyi sağlayan ve çeşitli hayvanlarda çok değişik şekiller gösteren yapılar.

Coğrafya'daki terim anlamı:

[Bakınız: gölayağı]

Güreş terimi olarak anlamı:

Yağlı güreşte ve karakucakta en küçük boy.

Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:

(Mimarlık) Kemer ve kubbe ağırlığının üzerine bindirildiği sütun ya da köşeli dayanaklar. Taş, ağaç ya da tuğladan yapılmış taşıyıcı ayak.

Matematik terimi olarak kelime anlamı:

Bir doğrunun bir düzlemle ya da öteki bir doğruyla kesiştiği nokta.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

(Türkiye'de) Bir ya da daha çok yapımcının, dağıtımcının yalnız kendi filmlerini oynatmak amacıyla bir mevsim boyunca kapattığı sinema ya da sinemalar topluluğu.

İngiliz uzunluk birimi (30, 48 cm). (Özellikle 35 mm'lik filmlerle ilgili ilk ölçüler ABD'de saptandığı için sinema alanında çok kullanılır. 35 mm'lik bir filmin 1 ayağında 16 resim, 64 delik vardır. 16 mm'lik 1 ayağında 40 resim bulunur.).

 

Edebi terim anlamı:

Yedekli nazımlarda üstündeki dize ile uyaklı olan yedek.

Uyak.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Kağnı dururken inek ya da öküzlerin yorulmaması için boyunduruğun altına dayatılan uzun ağaç kazık. (Boğaköy-Amasya)

Kağnı tekerleğinde lobutu göbeğe bağlayan ağaç parmaklar. (Ortayazı *Senirkent -Isparta; *Mudurnu -Bolu)

Üst değirmen-taşını aşağı yukarı hareket ettirmek yoluyla iyi un üretimini sağlayan demir mil. (Ziyere -Amasya; Beyceli *Fatsa-Ordu)

Kilim ve halıların kenarlarındaki süsler. Yeşilova *Aksaray -Niğde)

Halı göbeğinin çevresindeki süsler. (Taşpınar *Aksaray -Niğde)

Zooloji alanındaki anlamı:

Yer değiştirmeyi sağlayan ve çeşitli hayvanlarda çok değişik biçimler gösteren yapılar.

Diğer sözlük anlamları:

[Bakınız: ayağ]

Saçak, sarkaç (lı) .

Toplanmış olan suyun alttan akıp gittiği yer.

Gök bilimleri ve Uzay alanındaki anlamı:

(Bori) Oriyon'un ß yıldızı.

Bilimsel terim anlamı:

Bacakların, bilekten sonraki bölümü.

Yazmalarda bir sayfayı ötekine bağlayan; bir sayfanın sonunda ve ikinci sayfanın başında yinelenen sözcük ya da harf. a. bk. murakıp.

Artıklı ya da yedekli olan koşuklarda kısa dizelere verilen ad. bk. ayaklı mani.

Halk yazınında "uyak" a verilen ad.

İngilizce'de Ayak ne demek? Ayak ingilizcesi nedir?:

pous, foot, pillar, pier, rigel

Fransızca'da Ayak ne demek?:

pied

Osmanlıca Ayak ne demek? Ayak Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

kadem, müfriz su

Ayak hakkında bilgiler

Ayak çoğu hayvanda bulunan ve hareket için kullanılan bir biyolojik yapıdır.

Ayak anlamı, tanımı:

Ayak açmak : âşıklar arasındaki tartışmalarda veya sıralı söyleyişlerde söze başlamak amacıyla kelime, kelimeler takımı, dize, beyit ile konuyu belirtmek.

Ayak almak : Ayak, çalınan çalgıya uymak.

Ayak atmak : Girmek. ilk kez gitmek.

Ayak atmamak : Bir yere hiç gitmemek, uğramamak.

Ayak ayak üstüne atmak : Otururken bir bacağını ötekinin üstüne almak.

Ayak basmak : Bir yere bağlanmak. bir yere varmak, ulaşmak. mesleğe girmek. girmek, gelmek, uğramak.

Ayak basmamak : Bir yere hiç uğramamak.

Ayak çekmek : Kandırmaya çalışmak, avutmak.

Ayak değiştirmek : Talim yürüyüşünde kısa bir adım atmak yolu ile adımlarını başkalarınınkine uydurmak. yeni bir uyak ile söyleyişi sürdürmek.

Ayak diremek : Bir düşünceyi, bir davranışı sonuna kadar sürdürmek, kendi tutumundan şaşmamak.

Ayak sürümek : Gönderilen yere isteği ile gitmemek. verilen bir işi ağırdan almak.

Ayak tutmak : Öncülük etmek. söz açmak. mâni yarışmalarında karşısındakine uyması gereken uyağı vermek. ileride söylenecek bir söze önceden zemin hazırlamak.

Ayak uydurmak : Kendi gidiş ve davranışını başkasınınkine benzetmek. ayak açmak. yürüyüşte adım atışını başkalarınınkine uydurmak.

Ayak üstünde olmak : İş görür durumda olmak. dinç olmak, canlı olmak.

Ayak vermek : âşık atışmalarında dinleyicilerden biri uyak belirtmek.

Ayak yapmak : Birini aldatmak, kandırmak için dalavere çevirmek.

Ayağa düşmek : Artık her yerde bulunabilir olmak. ilgisiz ve yetkisiz kimseler karışmak.

Ayağa fırlamak : Hızla ayağa kalkmak.

Ayağa kaldırmak : Telaş ve heyecana düşürmek.

Ayağa kalkmak : Saygı göstermek için oturma durumundan ayaküzeri durumuna geçmek. ayakları üzerinde durmak, dikilmek. harekete geçmek. isyan etmek. telaşlanmak, telaşa kapılmak, heyecanlanmak. hasta iyi olmak, iyileşmek.

Ayağı alışmak : Bir yere sürekli gitmek.

Ayağı almak : Halay oyunlarında ayağı tempoya uydurmak.

Ayağı dolaşmak : Yürürken telaştan ayakları birbirine takılmak.

Ayağı düşmek : Yolu düşmek.

Ayağı düze basmak : Güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek.

Ayağı gitmemek : Oynarken çalınan oyun havasının ritmine uygun hareket edememek. gitmek istememek.

Ayağı ile gelmek : Emek çekilmeden elde edilmek. kendi isteğiyle gelmek.

Ayağı suya ermek : Bir gerçeği anlayarak aklı başına gelmek.

Ayağı yerden kesilmek : Çok mutlu olmak. bir taşıta binip yaya yürümekten kurtulmak. ayağı yere değmez olmak.

Ayağı yürüten baştır : "halkın düzen içinde çalışmasını baştakiler sağlar" anlamında kullanılan bir söz.

Ayağına bağ olmak : Birinin bulunduğu yerden ayrılmasına veya yaptığı işi sürdürmesine engel olmak.

Ayağına bağ vurmak : Önüne bir engel çıkarmak.

Ayağına çağırmak : Yanına gelmesini istemek.

Ayağına çelme takmak : Biri yürürken ayakları arasına ayak uzatıp düşürmek. birinin işinde yükselmesine engel olmak.

Ayağına dolanmak : Başkasına yapmayı tasarladığı kötülük kendi başına gelmek. iş yapmakta olan birine engel olmak, yürümesine engel olmak.

Ayağına düşmek : Çok yalvarmak.

Ayağına geçirmek : Bir şeyi aceleyle giymek.

Ayağına gelmek : Alçak gönüllülük göstererek birinin yanına gelmek. emek çekilmeden elde edilmek.

Ayağına getirmek : Sıra, saygı gözetmeksizin birinin yanına gelmesini sağlamak.

Ayağına gitmek : Alçak gönüllülük ederek veya saygı göstererek birinin yanına varmak.

Ayağına ip takmak : Bir kimseyi çekiştirmek.

Ayağına kapanmak : Bağışlanmak için yalvarmak. alçalırcasına yalvarmak.

Ayağına kira istemek : Gelmeye nazlanmak, üşenmek.

Ayağına sağlık : "gelmen çok memnun etti" anlamında kullanılan bir söz.

Ayağına sıkmak : Ayağına ateş ederek tehdit amacıyla gözdağı vermek.

Ayağına üşenmemek : Hamarat olmak, ayak işlerini bıkmadan, yorulmadan yapmak.

Ayağını alamamak : Alışılan bir yere gitmekten kendini alamamak. ağrı veya uyuşma dolayısıyla ayağını oynatamamak.

Ayağını altına almak : Tek bacağını (veya bacaklarını) kıvırıp üzerine oturmak.

Ayağını bağlamak : Engel olmak.

Ayağını çekmek : Sık sık gittiği bir yere artık uğramaz olmak, ilgiyi kesmek.

Ayağını denk almak : Dikkat etmek. başkalarının kendisine yapma ihtimali bulunan kötülüklere karşı uyanık davranmak.

Ayağını denk basmak : Dikkatli ve uyanık davranmak.

Ayağını giymek : Ayakkabısını giymek.

Ayağını kaydırmak : Bir yolunu bulup birini işinden veya görevinden uzaklaştırmak.

Ayağını kesmek : Başkasını bir yere artık uğramaz duruma getirmek. bir yere gitmez olmak, uğramamak.

Ayağını öpeyim : "yalvarırım" anlamında kullanılan bir söz.

Ayağını sürümek : Ölmek üzere olmak. verilen bir işi ağırdan almak. bir yerden uzaklaşmak üzere bulunmak. halk inanışına göre bir kimse gelirken ardından başkalarının da gelmesine yol açmak.

Ayağını tek almak : Bir işte iyi düşünüp dikkatli davranmak.

Ayağını vurmak : Ayakkabı ayağını yara etmek.

Ayağını yorganına göre uzat : "giderini mutlaka gelirine uydurmalısın" anlamında kullanılan bir söz.

Ayağının altına almak : Tekme ile dövmek.

Ayağının altına karpuz kabuğu koymak : Bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle işinden uzaklaştırmak.

Ayağının altında : Yüksek bir yerden geniş bir alanı görür durumda.

Ayağının altını öpeyim : "yalvarırım" anlamında kullanılan bir söz.

Ayağının bağını çözmek : Sıkıntılı bir durumdan kurtulmak. karısını boşamak.

Ayağının bastığı yerde ot bitmez : "uğradığı yere bereketsizlik, uğursuzluk getirir" anlamında kullanılan bir söz.

Ayağının pabucu olamamak : Değerce ondan çok aşağı olmak.

Ayağının pabucunu başına giymek : Dengi olmayan bir kimseyle evlenmek. değersiz bir kimseyi üstün bir yere geçirmek.

Ayağının tozu ile : Yoldan gelir gelmez, henüz dinlenmeden.

Ayağının tozunu silmeden : Ayağının tozu ile.

Ayağının türabı olmak : Bir kimse başka bir kimseye kul gibi bağlanıp onun her emrini yerine getirmek.

Ayaklar altına almak : Önem verilmesi gereken şeyleri hiçe saymak, çiğnemek.

Ayakları geri geri gitmek : Bir yere gönülsüz, istemeye istemeye gitmek.

Ayakları üstünde durmak : Başkasının yardımına ihtiyaç duymadan güçlü bir biçimde sorunları çözebilecek durumda olmak.

Ayakları yere değmemek : Çok sevinmek.

Ayaklarına kara su inmek : Çok yorulmak, güçsüz, dermansız kalmak.

Ayaklarını yerden kesmek : Bir taşıta binerek yürümekten kurtulmak.

Ayaklarının ucuna basmak : Çok yavaş, sessiz, gürültü yapmamaya özen göstererek yürümek.

Ayakaltı : Gelip geçenlerin çok olduğu yer. Ortalık.

Ayak atışı : Oyuncu çocukların iki takıma ayrılmasını sağlama amacıyla iki kaptan çocuğun ayaklarını boylamasına veya enlemesine karşılıklı yere koyarak eş seçmeleri.

Ayak bağı : Bir yere gidilmesine veya bir işin yapılmasına engel olan şey.

Ayakbastı : Bir yere dışarıdan gelen insan ve eşyadan alınan vergi, toprakbastı.

Ayak bileği : Baldır kemikleriyle tarak kemikleri arasında bulunan ve yedi kemikten oluşan ayağın arka bölümü.

Ayak divanı : Ayakta yapılmış olan sohbet. Olağanüstü durumlarda o anda bulunulan yerde padişahın katılmasıyla bir konuyu görüşmek ve karara bağlamak için yapılmış olan toplantı, ayakta toplanan meclis.

Ayak hatası : Hentbolda top sürerken veya taç atışında yanlış adım atmak.

Ayak havlusu : Ayağı yıkadıktan sonra kurulamak için kullanılan havlu.

Ayak işi : Birtakım getir götür işleri.

Ayak izi : Herhangi bir zemin üzerinde ayağın bıraktığı iz. Bebeklerin kimliklerini belirlemek ve düztaban olup olmadıklarını anlamak için doğar doğmaz alınan iz.

Ayakkabı : Genellikle sokakta giyilen ve altı kösele, lastik vb. dayanıklı maddelerden yapılmış olan giyecek, başmak, pabuç.

Ayak keseri : Ayakta durarak ağaç yontmaya elverişli uzun saplı keser.

Ayak kirası : Ayak teri.

Ayak oyunu : Hile.

Ayak perde : Âşık sazındaki sap üzerinde olan en sonuncu perde.

Ayak satıcısı : Gezgin satıcı.

Ayak tabanı : Aya.

Ayaktakımı : Görgüsüzlükleri veya bilgisizlikleri dolayısıyla toplum içinde aşağı durumda olan kişiler, lümpen, parya.

Ayak tarağı : Tarak.

Ayak tedavisi : Ayakta oluşan bir hastalığın veya rahatsızlığın tedavisi.

Ayak tenisi : Tekler, çiftler ve üçlüler biçiminde kategorileri bulunan, file bölünmüş sahada, ayakla atılan servisle başlayan ve servisin karşılanması dışında topun yere değmeden ayakla vurularak karşı sahaya gönderilmesi esasına dayanan bir oyun türü, futbol tenisi.

Ayak teri : Ayak parmakları arasından çıkan pis kokulu salgı. Hizmet için bir yere gönderilen kimseye verilen ücret, ayak kirası. Bir haber veya eşya getirene emeğine karşılık verilen para, ayak kirası.

Ayak topu : Futbol.

Ayakucu : Yeryüzünde bir noktada çekülün gösterdiği doğrultunun Dünya merkezine doğru olan yönü.

Ayak ucu : Yatılan bir yerin ayak uzatılan yeri. Ayak parmak uçlarının oluşturduğu dar dayanak yüzeyi.

Ayaküstü : Kısa sürede, acele olarak, ayaküzeri. Oturmadan, ayakta durarak.

Ayaküzeri : Ayaküstü.

Ayakyolu : Tuvalet.

Ayağı bağlı : Serbest hareket edemeyen.

Ayağı uğurlu : Geldiği yere uğur getirdiğine inanılan (kimse).

Ayağı üzengide : Hemen yola çıkmak üzere olan.

Ayağına çabuk : Bir yere alışılandan daha kısa sürede gidip gelen.

Ağırayak : Doğurması yakın (kadın).

Altıncı ayak : Altılı ganyanda yer alan altıncı koşu.

Arka ayak : Hayvanlarda vücudun gerisinde bulunan ayaklardan her biri.

Beşinci ayak : Altılı ganyanda yer alan beşinci koşu.

Bir ayak evvel : Bir an önce.

Birinci ayak : Altılı ganyanda yer alan ilk koşu.

Çatal ayak : Ateşli bir silahın namlusuna destek olan, genellikle ters V biçiminde yere kurulan iki ayaklı parça.

Dördüncü ayak : Altılı ganyanda yer alan dördüncü koşu.

Dört ayak : Elleri de ayak gibi kullanarak. Dört ayaklı hayvan.

Düzayak : Özellikle Orta Anadolu'da oynanan bir halay türü. İçinde merdiven veya inilip çıkılacak bölüm bulunmayan (ev, yol).

Giderayak : Gitme anında, gitmek üzereyken. Son anda. Herhangi bir sürecin sonuna doğru.

Gömme ayak : Yarım ayak.

İkinci ayak : Altılı ganyanda yer alan ikinci koşu.

Kırkayak : Eklem bacaklıların çok ayaklılar sınıfına giren, taşların altında yaşayan, vücudu yuvarlak ve uzun bir böcek (Julus terrestris). Kasık biti.

Önayak : "Diğerlerine örnek olmak üzere bir işe ilk önce başlamak" anlamındaki önayak olmak deyiminde geçer.

Ön ayak : Hayvanlarda vücudun önünde bulunan ayaklardan her biri.

Sacayak : Sacayağı.

Takma ayak : Kesilen, kopan bir ayağın yerine takılmak üzere ağaç, plastik vb. bir maddeden özel olarak yapılmış ayak, takma bacak.

Üçayak : Sacayağı. Fotoğraf makinesi, televizyon kameraları vb. aletlerin üzerine oturduğu üç ayaklı düzen. Bir halay türü.

Üçüncü ayak : Altılı ganyanda yer alan üçüncü koşu.

Yalancı ayak : Bir hücreli hayvanlarda hareket ve beslenmeye yarayan protoplazma uzantısı.

Yalın ayak : Ayakları çıplak. Çıplak ayakla.

Yarım ayak : Çocuk oyunlarındaki takım seçiminde ayak atışması sırasında ayağın yere enlemesine konma durumu. Üzerinde yukarıdan aşağı yivler bulunan, duvara yarısı gömük gibi duran, hiçbir taşıyıcı görevi olmayan süs ögesi, gömme ayak.

Tepeden ayağa : Tepeden tırnağa.

Danaayağı : Yılanyastığıgillerden, yaprakları lekeli bir bitki (Arum).

Domuzayağı : Tüfek namlusundan sıkıyı çıkarmaya yarar çengelli çubuk.

Duvar ayağı : Yapılarda süs ögesinin dışında görevi olmayan, duvara yapışık, üzerinde yukarıdan aşağıya yivler bulunan yarım ayak.

Eli ayağı düzgün : Bedence kusursuz olan, sakat olmayan (kimse). İffetli, namuslu (kimse).

Göl ayağı : Bir gölün artarak akan suları, ayak, gideğen.

Horozayağı : Tüfekten boş kovanı çıkarmaya yarayan alet.

İtayağı : Çintemani.

Kazayağı : İki ayrı yolun birleşip tek yol hâline geldiği kavşak. Açık turuncu renk. Bu renkte olan. Çaprazlama yapılmış olan teyel, Hristo teyeli. Çok kollu çengel. Ispanakgillerden, yaprakları kaz ayağına benzeyen bir bitki (Chenopodium). İki ucundan herhangi bir yere bağlanmış bir halatın, başka bir halatla ortasından terazilenmiş durumu.

Kediayağı : Birleşikgillerden, süs bitkisi olarak da yetiştirilen, beyazımsı, yumuşak, sık tüylü bir bitki (Antennaria dioica).

Kurtayağı : Damarlı çiçeksizlerden, küçük yapraklarla örtülü ince bir sap görünüşünde olan bir bitki (Lycopodium clavatum).

Sacayağı : Her zaman dayanışma içinde olan kimseler, sacayak. Üzerine tencere, tava vb. koymaya yarayan, ateş üzerine oturtulan, üç ayaklı çember veya üçgen biçiminde demir destek, sacayak.

Tavşanayağı : Demir yollarında iki rayın kesişme noktasında bulunan parçalardan her biri.

Tavukayağı : Bir tür maymuncuk.

Turnaayağı : Düğün çiçeği.

Eline ayağına çabuk : Hamarat, titiz, çalışkan (kimse).

Ayak almadık taş olmaz başa gelmedik iş olmaz : "insan, yaşamı boyunca çeşitli engellerle ve güçlüklerle karşılaşır" anlamında kullanılan bir söz.

Ayak bağı olmak : Bir yere gidilmesine veya bir işin yapılmasına engel olmak.

Ayak oyununa gelmek : Kandırılmak.

Ayakaltına almak : Hakir görmek, gözden çıkarmak.

Ayakaltında bırakmak : Ezilmesine, yok olmasına göz yummak, korumamak.

Ayakaltında dolaşmak : Bir işe yaramadığı hâlde herkesin işine engel olacak bir biçimde ortalıkta dolaşmak.

Ayakçak : Merdiven, merdiven basamağı. Çocukların, cambazların ayaklarına takıp yürüdükleri çifte sırık. Dokuma tezgâhı ayaklığı, ayaklık.

Ayakçı : Otobüs terminallerinde yolcuyu kendi şirketinden bilet almaya yönlendiren kimse. Ayak işlerinde kullanılan kimse. Gezici satıcı, çerçi. Bir iş süresince tutulan hizmetçi.

Ayakçılık : Ayakçının yaptığı iş.

Ayakçın : Dokuma tezgâhlarında atkı ipliklerini hareket ettirmek için ayakla basılan tahta ayaklık.

Ayakkabı vurmak : Ayakkabı ayağı zedelemek, ayağı rahatsız etmek.

Ayakkabıcı : Ayakkabı yapan veya satan kimse, başmakçı, pabuççu. Ayakkabı satılan yer.

Ayakkabıcılık : Ayakkabıcının yaptığı iş, pabuççuluk.

Ayakkabılarını çevirmek : Bazı davranışlarla konuğu gitmeye zorlamak. konuk ayakkabılarını gidiş yönüne doğru düzgün bir biçimde sıralamak.

Ayakkabılık : Ayakkabı yapmaya elverişli olan (deri, kösele vb.). Ayakkabı konulan yer, ayakkabı dolabı.

Ayaklama : Ayaklamak işi.

Ayaklamak : Ayakla ölçmek.

Ayaklandırma : Ayaklandırmak işi.

Ayaklandırmak : Ayaklanmasına yol açmak.

Ayaklanma : Başkaldırı. Ayaklanmak işi.

Ayaklanmak : Toplu bir biçimde zor ve şiddet kullanarak devlet güçlerine karşı gelmek, başkaldırmak, isyan etmek. Hasta iyileşip yürüyebilir duruma gelmek. Çocuk yürümeye başlamak. Ayağa kalkıp gitmeye davranmak. Uyanmak, uyanıp kalkmak.

Ayaklar baş başlar ayak olmak : Değersiz kimseler başa geçip değerli kimseler ise en geride bırakılmak.

Ayaklı : Ayakla işletilen. Ayağı olan. Bir destekle yere dayanan.

Ayaklı ansiklopedi : Ayaklı kütüphane.

Ayaklı canavar : Çok hareketli, yaramaz, cin gibi çocuk.

Ayaklı gazete : Olaylardan herkesten önce haberi olup yayan kimse.

Ayaklı koşma : Halk şiirinde müstezat tarzında söylenen deyiş.

Ayaklı kütüphane : Pek çok konuda bilgisi olan, çok şey okumuş ve öğrenmiş olan, sorulan her soruya cevap verebilen kimse, ayaklı ansiklopedi.

Ayaklı mani : Cinaslı ayaklarla söylenen bir mâni türü.

Ayaklık : Ayak basacak yer. Küçük teknelerde kürekçinin oturduğu yeri destekleyen, kaplamaların iç tarafına çakılan kiriş. Ayakçak. Kaide. Bir makinede, bir araçta ayak yardımıyla dönmeyi veya hareketi sağlayan düzen, pedal.

Ayaklılık : Ayaklı olma durumu.

Ayaksız : Ayağı olmayan.

Ayaksızlar : Omurgalı hayvanlarda amfibyumlar sınıfının en ilkel yapılı türlerini içine alan bir takım.

Ayakta : Ayağa kalkmış durumda. Telaşlı, heyecanlı bir biçimde.

Ayakta kalmak : Değerini yitirmemek, önemini korumak. oturacak yer bulamamak. yıkılmamak, çökmemek.

Ayakta tedavi : Hastanın yatağa yatırılması gerekli görülmeyerek kendisine ayakta yapılmış olan tedavi.

Ayakta tutmak : Oturtmak gerekirken oturtmamak. o şeyin sürekliliğini sağlamak. bir kuruluşun yaşamasını sağlamak. bozulmasına, yıkılmasına, çökmesine engel olmak. oyalamak.

Ayakta uyumak : Aşırı dalgın, şaşkın veya yorgun olmak.

Ayaktaş : Omuzdaş.

Akılsız başın cezasını ayaklar çeker : "bir işte düşüncesizce davranan kişi her türlü olumsuz sonuca katlanır" anlamında kullanılan bir söz.

Atlar nallanırken kurbağalar ayak uzatmaz : "küçükler büyüklerin yanında hadlerini bilmelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Ay ayakta çoban yatakta ay yatakta çoban ayakta : "çobanların akşam erken yatması, sabahleyin erken kalkması gerekir" anlamında kullanılan bir söz. "genel düzene yardımcı olan araçlar varsa yönetici rahat eder yoksa çok uyanık olması gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Binbir ayak bir ayak üstüne : "herkesin ayakta olduğu kalabalık" anlamında kullanılan bir söz.

Bir ayak önce : Bir an önce.

Bir ayak üstünde bin yalan söylemek : Çok kısa sürede pek çok yalan söylemek.

Bir ayak üstünde kırk yalanın belini bükmek : Çok kısa sürede pek çok yalan söylemek.

Boş çuval ayakta durmaz : "karnı doymayan kimse çalışamaz" anlamında kullanılan bir söz. "bilgisiz ve yeteneksiz bir kişi, kendisine verilen görevlerde tutunamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Çift ayaklılar : Duyargaları sekiz eklemli, vücut halkalarında ikişer çift ayak bulunan, ıslak ve karanlık yerleri seven çok ayaklılar topluluğu.

Çok ayaklılar : Eklem bacaklı böceklerin, çıyan gibi her ekleminde bir veya iki çift ayağı olan takımı.

Dimdik ayakta durmak : Karşılaşılan her zorluğa rağmen yıkılmamak, sorunların üstesinden gelebilmek.

Dört ayak üstüne düşmek : İşi rast gitmek. tehlikeli bir durumdan zarar görmeden kurtulmak.

Dört ayaklılar : Sürüngenleri ve memelileri içine alan bir sınıf.

El ayak çekilmek : Ortalıkta hiç kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek.

El ayak çekmek : Uzaklaşmak, kaybolmak.

Elden ayaktan düşmek : Yaşlılık sebebiyle veya sağlığı büsbütün bozularak güçsüz, çalışamaz duruma gelmek.

Gururunu ayakaltına almak : Her türlü fedakârlığı göze alıp ödün vermek, ilkelerden vazgeçmek.

İki ayaklı : İki ayağı olan (hayvan veya eşya).

İnsan ayaktan at tırnaktan kapar : "birçok hastalık insana ayağını üşütmesi, ata da tırnağı yoluyla gelir" anlamında kullanılan bir söz.

Kan ayaklı : Yoksul. Çaresiz, zavallı. Kanı ayaklı.

Kanı ayaklı : Genç kız, kan ayaklı. Yeni evlenmiş kadın, kan ayaklı.

Karaya ayak basmak : Deniz taşıtından karaya çıkmak. deniz, göl vb.nden karaya çıkmak.

Karından ayaklılar : Karından bacaklılar.

Kedi gibi dört ayak üzerine düşmek : En güç bir durumdan zarar görmeden kurtulmak.

Kolsu ayaklılar : Erginken genellikle bir yere tutunarak yaşayan ve gövdeleri iki çenetli kabuk içinde olan deniz hayvanları.

Kürek ayaklılar : Pelikanları, karabatakgilleri içine alan kuşlar takımı.

On ayaklılar : Çeşitli ıstakoz, yengeç ve karides türlerini içine alan eklem bacaklı kabuklular takımı.

Ortama ayak uydurmak : Çevreye uyum sağlamak.

Perde ayaklılar : Kaz, ördek, martı gibi suda yüzen ve parmakları arasında perde bulunan kuşlar takımı.

Sütçü beygiri gibi ayakta uyumak : Çok tembel ve miskin olmak.

Yalın ayak başı kabak : Çok perişan bir kılıkta.

Yüzgeç ayaklılar : Omurgalı hayvanlardan memeliler sınıfına giren, morslar ve foklar gibi denizde yaşayan, karada yüzgeçlerini ayak gibi kullanan alt takım.

Bacak : Bazı şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri, ayak. Vücudun kasıktan tabana kadar olan bölümü. İskambil kâğıtlarında genç erkek resimli kâğıt, oğlan, vale. Hayvanlarda yürümeye veya atlamaya yarayan organ.

Bilek : Güç, kuvvet. Elle kolun, ayakla bacağın birleştiği bölüm.

Bölüm : Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Çağ, devir. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı.

Durma : Durmak işi.

Dayak : Bir şeyin yıkılmaması için dayanan ağaç, destek, payanda. Bir insanı veya bir hayvanı dövme işi, sopa, patak, kötek. Evlerin kapısının açılmaması için kapının arkasına konulan kol, destek, sürgü.

Destek : Bir vektörü taşıyan sonsuz doğru. Üzerine bir şey oturtmaya, tutturmaya, koymaya yarar araç, bindi, hamil. Kredi işlemlerinde her an sarf edilebilecek kredi. Maddi ve manevi yardımcı, dayanak. Bir şeyin yıkılmaması için konulan eğik veya düz dayak, payanda. Yardım. Bir birlik için sağlanan yardım veya koruma.

Bunlar : Bu zamirinin çokluk biçimi.

Hayvan : At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık. Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse). Kızılan bir kimseye söylenen bir söz. Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık.

Aşağı : Niteliği düşük, kötü. Aşağıya, yere doğru. Daha küçük, daha az. Bir şeyin alt bölümü, zir, yukarı karşıtı. Bayağı, adi. Eğimli bir yerin daha alçak olan yeri. Bir yere göre daha alçak yerde bulunan. Değeri daha az.

Ağırlık : Sıkıntı. Değerli olma durumu. Takı. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Yük, külfet. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Ağır olma durumu. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Etki, baskı, güçlük. Ağırbaşlılık. Sorumluluk. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri.

Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.

Çabukluk : Çabuk olma durumu, hız, sürat.

Basamak : Bir amaca ulaşmak için yararlanılan kişi, durum veya yer. Ondalık sayı sisteminde bir sayının sağdan sola doğru rakamlarının derecelerine göre her birinin bulunduğu yer, hane. Bir yere çıkarken veya bir yerden inerken basılan ve art arda gelen, birbirine belirli aralıkları olan düz yüzeylerden her biri. Bir tam denklemde bulunan bilinmeyenin en yüksek kuvveti. Derece, aşama, kerte, evre.

Değer : Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse. Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet. Üstün nitelik, meziyet, kıymet. Bir ulusun sahip olduğu sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel değerlerini kapsayan maddi ve manevi ögelerin bütünü. Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, bedel, kıymet, paha, valör. Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı. Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey.

Göl : Futbol, hentbol, hokey ve buz hokeyi maçlarında topun kaleye sokulmasıyla kazanılan sayı.

Halk : Belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü, ahali. Yaratma. Bir ülkedeki yurttaşların bütünü, kamu. Bir ülke içerisinde yaşayan değişik soylardan insan topluluklarının her biri. Aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu. Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu, folk.

Uyak : Şiirde dizelerin sonunda tekrarlanan ve aynı ahengi veren heceler veya aynı görevde olmayan ancak benzeşen sesler, kafiye.

Kömür : Karbonlu maddelerin kapalı ve havasız yerlerde için için yanmasından veya çok uzun süre derin toprak katmanları altında kalıp birtakım kimyasal değişmelere uğramasından oluşan, siyah renkli, bitkisel kaynaklı, içinde yüksek oranda karbon bulunan katı yakıt. Siyah renkli.

Galeri : Sanat eserlerinin veya herhangi bir malın sergilendiği salon. Otomobil alınıp satılan yer. Bir yapının birçok bölümünü aynı katta birbirine bağlayan içten veya dıştan yapılmış geniş geçit. Maden ocaklarında açılan yer altı yolu.

Ayak açmak : âşıklar arasındaki tartışmalarda veya sıralı söyleyişlerde söze başlamak amacıyla kelime, kelimeler takımı, dize, beyit ile konuyu belirtmek.

Ayak alışverişi : Çerçilik, gezilerek yapılan satış.

Ayak almadık taş olmaz, başa gelmedik iş olmaz : “insan, yaşamı boyunca çeşitli engellerle ve güçlüklerle karşılaşır” anlamında kullanılan bir söz.

Ayak altı : Kapı önü.

Ayak anahtarı : Eller gitar çalmakla meşgul iken, normalde yükselteç üzerinden elle yapılabilecek ses sinyalindeki değişikliklerin, kutusu üzerinde bulunan pedal veya düğme biçimindeki bir anahtar yoluyla ayakla yapılabilmesine olanak tanıyan devre.

Ayak artmak : Bir kişiye manen yüklenmek, kötülüğüne çalışmak.

Ayak ayak : Derece derece, basamak basamak, adım adım, yavaş yavaş.

Ayak bacı : Satılan canlı hayvanlardan alman vergi, resim.

Ayak bağı kesmek : Yürüme çağındaki yürüyemiyen çocukların ayaklarına ip bağlayıp kesmek.

Ayak bağlamak : Bir yere sık sık gitmeye alışmak.

Ayak ile ilgili Cümleler

  • Bir karbon ayakizi bizim faaliyetlerimizin bir sonucu olarak ürettiğimiz karbondioksit kirlenmesinin miktarıdır. Bazı insanlar iklim değişikliğinden endişeli olduğu için karbon ayakizlerini azaltmaya çalışıyorlar.
  • Oyunu oynayanlar yuvarlak oluşturacak şekilde (bacak ve ayakların konumu ters v seklinde) oturur ve sıkıca kenetlenirler. Ortaya bir ebe geçer. Eller bacakların altında olur ve bir havlu (ucu bağlanarak topuz haline getirilmiş) elden ele bacakların altında gezdirilir. Ebe olan bacakların arasından o havluyu almaya (bulmaya) çalışır. Tabi bu arada herkes sallanmakta ve pisi pisi demekte ve çeşitli şekillerde bağırmaktadırlar. Havluyu, uygun konumu bulan, ebenin sırtına hızlıca vurur ve tekrar alta verir ve havlu gezdirilir. Havluyu ebe kimin altında yakalarsa o kişi ebe olur ve ortaya geçer.
  • Bir bebek olarak dört ayak üzerinde emekler, sonra iki bacak üstünde yürümeyi öğrenir, sonunda yaşlılıkta bir değneye ihtiyacı olur.
  • Bütün bu yürüme ayaklarımın tabanlarını ve ayak parmaklarımı mahvediyor. Doğru ölçüde ayakkabılar alıp almadığımı merak ediyorum.
  • Eğer beni tüm ön yargılarınızdan tüm eşitsizliklerden muaf tutarak yargıladıysanız ve benim ayakkabı ve kıyafetlerimi giyip olaylara benim açımdan baktıysanız siz haklısınız demektir.
  • Norveç'te yaşanan katliam ve son günlerde İngiltere'deki ayaklanma ve yağma, dünyanın içine sürüklendiği durum itibarı ile dehşet vericidir.
  • Hala affedemeyen varsa beni affetsin hala kendi geçmişini sorgulamadan benim ayakkabılarımı giymeden geçmişimi sorgulayan varsa hata yapıyor demektir.
  • Aranızdan ve arkadaşlarımdan bana ihanet edenler çıkacak ve dünyadaki hiç ayak basılmamış yerde saklanıyor olsa bile bunu ödeteceğim.
  • Bir çalışma ile ulaşılan sonuç "ayaklarının pis koktuğunu düşünen insanların kötü kokan ayakları vardır; ayaklarının kötü kokmadığını düşünen insanların yoktur."
  • Büyük anlaşmazlıklara karşı zorlu bir mücadeleden sonra, onlar nihayet şirketi tekrar kendi ayakları üzerinde durdurdular.

Diğer dillerde Ayak anlamı nedir?

İngilizce'de Ayak ne demek? : [Ku Klux Klan] n. foot, body part located at the end of the leg; hoof; footsy, footsie; stand, stillage, buttress; plates

Fransızca'da Ayak : pied [le]; (hayvan) patte [la]; (yap

Almanca'da Ayak : n. Bein, Fuß, Huf, Pfeiler, Pfötchen, Pfote

Rusça'da Ayak : n. нога (F), ступня (F), стопа (F), конечность (F), лапа (F), ножка (F), опора (F), ферма (F), устой (M), ступень (F), приток (M)