Bütün nedir, Bütün ne demek

Bütün; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Bütün" ile ilgili cümleler

  • "Bütün para."
  • "Size bütün bir kış için kuru ot temin edecek." - N. Hikmet
  • "Bütün civar köylerde onu sevmeyen yoktu." - Y. K. Karaosmanoğlu
  • "Şiirde bir bütünün lüzumuna inananlar bile mısralar arasında birtakım aralıklar kabul eder." - O. V. Kanık

Bütün tanımı, anlamı:

Bütün bütün : Büsbütün, tamamıyla.

Bütün bütüne : Bütün olarak, tamamıyla.

Bütün çıplaklığıyla : Hiçbir şey saklamaksızın, olduğu gibi.

Başı bütün : Eşi hayatta olan (kadın veya erkek).

Dini bütün : Dinine çok bağlı, inancı sağlam olan, dinin buyruklarını eksiksiz yerine getiren.

Kuruluşlar bütünü : Kompleks.

Bütüncü ekonomi : Belli bir dönemdeki ekonomik etkinlik düzeyini belirleyen ve ekonomik büyüklükler arasındaki ilişkileri açıklayan ekonomi dalı, makroekonomi.

Bütüncül : Totaliter.

Bütüncüllük : Totaliterlik.

Bütünleme : Tamamlama, tam duruma getirme, ikmal. Bütünleme sınavı.

Bütünleme sınavı : Okullarda başarısız olan öğrenciler için yapılmış olan ek sınav, bütünleme, ikmal imtihanı.

Bütünlemek : Ufak, bozuk paraları büyük para durumuna getirmek. Eksiksiz duruma getirmek, tamamlamak.

 

Bütünlemeli : Bütünleme sınavına girmesi gereken (öğrenci).

Bütünlemeye kalmak : Bir öğrenci yarıyıl veya öğretim yılı sonunda derslerinde başarısızlığa uğramak, ikmale kalmak.

Bütünlenmek : Bütünleme işine konu olmak, ikmal edilmek, tamamlanmak.

Bütünler : Bütün durumuna getiren veya bütün durumuna getirmek için eklenen, mütemmim.

Bütünler açı : Ölçülerinin toplamını 180 dereceye çıkaran açılardan her biri, bütey.

Bütünleşme : Bütünleşmek işi, entegrasyon.

Bütünleşmek : Bütün duruma gelmek.

Bütünletmek : Bütün durumuna getirmek, tamamlatmak.

Bütünlük : Bütün olma durumu, tamamiyet.

Bütünsel : Bütün niteliğinde olan, bütünle ilgili, total.

Bütünsellik : Bütünsel olma durumu, totallik.

Dini bütünlük : Dini bütün olma durumu.

Toplumsal bütünleşme : Ortaklaşa amaçların izlenmesinde duygu ve davranışlarda ortak ölçümün geliştirilmesi. Toplumda amaçların izlenmesinde beliren duygu ve davranışlardaki birlikteliğin geliştirilmesi.

Eksik : Az. Mükemmel olmayan, kusurlu, muallel, sakat. İhtiyaç duyulan şey. Bir bölümü olmayan, noksan, natamam.

Varlık : Ömür, hayat. Para, mal, mülk, zenginlik, variyet. Canlı varlıkların sayısal yoğunluğu veya dağılımı, popülasyon. Var olan her şey. Var olma durumu, mevcudiyet. Kalıcı olan, gelip geçici olmayan şey. Önemli, yararlı, değerli şey.

 

Nesnel : Nesne ile ilgili, nesneye ilişkin, öznel karşıtı. Bireyin kişisel görüşünden bağımsız olan, objektif. Gerçeğe varmak amacıyla, taraf tutmadan inceleme yapan, hüküm veren, objektif.

Hepsi : Bütünü, tamamı, tümü, cümlesi.

Bozuk : Madenî para, bozuk para. Kızgın, sıkıntılı. Türk halk müziğinde, bağlamadan biraz büyük ve meydan sazından küçük dokuz telli bir saz. Görevini yapamaz duruma gelmiş (organ). Bozulmuş olan. Kötümser, gergin, huzursuz, karışık.

Parçalanma : Parçalanmak işi.

Birlik : Belli bir topluluğun yararlarını korumak için kurulmuş dernek. Bir arada olma durumu, vahdet. En büyük değerdeki nota, dört dörtlük. Bölük, tabur, alay vb. bir bütün sayılan topluluk. Bölünmezliği içeren yalın bütün. Konunun bir ana düşünce çevresinde toplanması. Tek, bir olma durumu, vahdaniyet. Bağlılık, benzerlik, bağlantı, vahdet. Bir taneden oluşmuş, bir tane alabilen.

Eksiksiz : İyi, namuslu, temiz. Eksiği olmayan, tam, tamam. Tam olarak.

Tam : Eksiksiz, kesintisiz. Ehliyetli, yetkin. Amerikan doları. Bütün, tüm. En elverişli, en uygun. Tıpkı. Gerçek, kusursuz. O sırada, o anda.

Tamlık : Eksik olmama durumu, bütün. Olgunluk.

Bütünleme yasaları : (Biçim ruhbilimi) Davranış ve anlıksal süreçlerin olanaklar açısından bütünlüğe, durulmaya ve tamamlanmaya doğru bir eğilim göstermesi ilkesi.

Bütünlemeye kalma : Bir öğrencinin, yarı-yıl ya da öğretim yılı sonunda bir ya da birden çok dersten bir kez daha sınava girmek üzere başarısızlığa uğraması

Bütünlenebilme : Bütünlenebilmek işi.

Bütünlenebilmek : Bütünlenme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bütünlenme : Bütünlenmek işi veya durumu. Biçim ruhbiliminde biçimin tanımlanması, amacın sağlanması, gerginliğin giderilmesi ve dengenin elde edilmesi.

Bütünler açılar : (matematik)

Bütünler yaylar : (matematik)

Bütünleşebilme : Bütünleşebilmek işi.

Bütünleşebilmek : Bütünleşme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bütünleşik : Birbiriyle bağlantılı duruma getiren, tümleşik.

Bütün ile ilgili Cümleler

  • Bütün aile buğdayı hasat için yardımcı oldu.
  • Bütün acelemiz boşunaydı.
  • Benim evcil kuşum bütün gece boyunca cıvıldadı.
  • Bütün aile akşam yemeklerinde buluşur.
  • Metroda uyuyakaldım ve hattın sonuna kadar bütün yolu gittim.
  • Pazar olduğu için dün bütün gün uyudum.
  • Bütün aile arabadan indi.
  • Bu cümleyi dünyanın bütün dillerinde çevirelim.
  • Bütün adamlar onunla alay ettiler.
  • Ali gecenin ortasında uyandı ve bütün bir torba kurabiyeyi yedi.
  • Ali bütün sabahı sorgulama odasında geçirdi.
  • Milattan önce 384 ve 322 yılları arasında yaşamış olan Aristo, Dünya'nın yuvarlak olduğuna inanıyordu. Dünya'nın evrenin merkezi olduğu; Güneş'in, Ay'ın ve bütün sabit yıldızların da onun çevresinde döndüğü görüşündeydi.
  • Bütün aile bir yürüyüş için dışarıda.
  • Bütün aile bir masa etrafında toplanmıştı.

Diğer dillerde Bütün anlamı nedir?

İngilizce'de Bütün ne demek? : adj. whole, entire, complete, total, all, every, solid, undivided, gross, all out, aggregate, clear, out and out, round, sheer, unbroken, utter

adv. one and only

n. the whole, the total, entire, gross, totality, complement

Fransızca'da Bütün : tout/e, intégral/e, plénier/ière

Almanca'da Bütün : n. Summe

adj. ganz, gänzlich, gesamt, integral, restlos, sämtlich, total, universal, voll, völlig, vollkommen, vollständig

adv. ganzPROn. all

Rusça'da Bütün : n. целое (N)

adj. весь, непочатый, целый, полный