Bırakmak nedir, Bırakmak ne demek

"Bırakmak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bizim komşu bütün malını Kızılay'a bırakmış."
  • "Gerçekten sigarayı bıraktı, bıraktı ama huzuru da sükûnu da kalmadı." - H. E. Adıvar
  • "Bırak, burasını benim defterimden okuyayım." - Ö. Seyfettin
  • "Telgrafhanede bir zabit bırakarak işinin başına gitmesini rica ettim." - Atatürk
  • "İz bırakmak. Leke bırakmak."
  • "Cemal Paşa'da anlamadığı işi ehline bırakmak meziyeti vardı." - F. R. Atay
  • "Hayata gözlerini kaparken ardında yedi yaşında bir oğul, on iki yaşında bir kız bırakıyordu." - C. Uçuk
  • "Eşyamı size bırakacağım."
  • "Saçlarını omzuna bırakmış."
  • "Mahalle arasındaki küçük dükkânını bırakarak karısını, şehrin başka bir tarafında bir eve yerleştirdi." - P. Safa
  • "Öğretmen üç tembel çocuğu bıraktı."
  • "Acaba eldivenlerimi nerede bıraktım?"
  • "Mermer masaya bir yirmi beşlik bıraktı." - T. Buğra
  • "Gezmeyi haftaya bıraktık."
  • "Bıraksam acaba beyaz bir çift güvercin gibi uçarlar mı?" - R. H. Karay
  • "Bu yazarın bir de Fransızca kitabını almıştım ama sıkılmış bırakıvermiştim." - R. H. Karay
  • "Başkalarına on ikiye veriyoruz ama sana onar kuruştan bırakayım." - M. Ş. Esendal
  • "Paranın bir kısmını bırakırsan rahat edersin."
  • "Bıraktıkları zevcelerini yine canları isterse tekrar alabilirler." - Ö. Seyfettin
 

Yerel Türkçe anlamı:

Ekmeği, eti pişmek üzere fırına, ateşe koymak.

Yavrusunu vakitsiz doğurmak, düşürmek (hayvanlar hakkında).

Gebe hayvan, yavrusunu düşürmek.

Bilişim alanındaki terim anlamı:

Yürürlükteki bir görevin kullanmak üzere tuttuğu bir çevre biriminin ya da bir bellek alanının, izlencedeki bir komut, işletmen'in karışması ya da işletim dizgesince uygulanan herhangi bir komut nedeniyle görevle ilişkisini kesmek, bunları herhangi bir başka görev için kullanıma açık duruma getirmek,

Diğer sözlük anlamları:

Atmak, koymak.

Çıkarmak, salmak.

İngilizce'de Bırakmak ne demek? Bırakmak ingilizcesi nedir?:

release

Bırakmak tanımı, anlamı:

Bırak ki : Varsay ki.

Bıraktığı yerde otlamak : Uzun süredir hiçbir ilerleme veya değişim gösterememek.

 

Bırakma : Bırakmak işi.

Aç bırakmak : Yiyecek vermeyerek karnını doyurmasına engel olmak.

Açık kapı bırakmak : Gereğinde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak.

Açıkta bırakmak : Yersiz yurtsuz bırakmak. birkaç kişiye sağlanması gereken olanaktan bir kişiyi yararlandırmamak. iş ve görev vermemek.

Adres bırakmak : Arandığında bulunabileceği, oturduğu yeri bildirmek.

Akarına bırakmak : İşin sonucunu sabırla beklemek, doğal gelişmeyi beklemek.

Arkada bırakmak : Birinden daha ileri gitmek. zaman veya düşünce bakımından geçmişte bırakmak.

Arkasını bırakmak : Peşini bırakmak.

Arkaya bırakmak : Sonraya, başka zamana bırakmak, ertelemek.

Askıda bırakmak : Sonuca vardırmamak.

Ayakaltında bırakmak : Ezilmesine, yok olmasına göz yummak, korumamak.

Baş başa bırakmak : Birinin, bir şeyle veya bir kimseyle yalnız kalmasını sağlamak.

Başıboş bırakmak : Üstünde hiçbir baskı veya denetim bulundurmamak, kendi havasına bırakmak.

Başsız bırakmak : Büyüğünü yitirmesine sebep olmak. yöneticisiz bırakmak.

Bir tarafa bırakmak : Önemsememek, benimsememek, ertelemek.

Bıyık bırakmak : Bıyık uzatmak.

Boş bırakmak : Bir yerde kimse oturmamak, boş kalmak.

Cevapsız bırakmak : Karşılığında herhangi bir cevap vermemek, bir tepki göstermemek.

Dalgalanmaya bırakmak : Paranın gerçek değerini bulması için girişimde bulunmadan beklemek. bir konu için girişimde bulunmadan beklemek.

Dımdızlak ortalıkta bırakmak : Her türlü varlıktan, olanaktan mahrum kılmak, yokluğa mecbur etmek.

Dışında bırakmak : Hariç tutmak.

Dudak payı bırakmak : Bardak, fincan vb. kapları, ağzına kadar doldurmayıp dudağın yanaşabileceği kadar boş bir yer bırakmak.

Emanet bırakmak : Bir şeyi veya bir kimseyi birine veya bir yere bir süreliğine bırakmak.

Etki bırakmak : Kuvvetli bir biçimde etkilemek.

Geriye bırakmak : Tehir etmek.

Gölgede bırakmak : Ondan daha üstün bir düzeye yükselmek, ondan çok daha başarılı olmak.

Hasret bırakmak : Gerektiği anda bir şeyin yokluğunu hissettirmek.

Hayrette bırakmak : Şaşmasına sebep olmak.

İkmale bırakmak : Bütünlemeye kalmasına sebep olmak.

İş bırakmak : Çalışanlar toplu hâlde işlerini terk etmek, çalışmayı durdurmak.

İşi gücü bırakmak : Yaptığı işten uzaklaşmak.

İz bırakmak : Etkisini kalıcı duruma getirmek.

İzlenim bırakmak : Etki bırakmak.

Kararında bırakmak : Ölçüyü aşmamak.

Kazaya bırakmak : Orucu vaktinde tutmayarak daha sonra tutmak için ertelemek. namazı vaktinde kılmayarak daha sonra kılmak için ertelemek.

Kendi halinde bırakmak : Üzerinde çalışmayarak geliştirmemek veya bakımsız bırakmak, işlememek.

Kendi haline bırakmak : İlgilenmemek, karışmamak.

Kendini bırakmak : Gevşek, rahat bir biçimde kalmak. çevre ile ilgisini keserek yalnız bir konuyla uğraşmak. kendine özen göstermemek.

Lafı ağzında bırakmak : Birinin konuşmasını kesmek, sözlerini bitirmesine fırsat vermemek.

Maruz bırakmak : Bir olayın veya bir durumun etkisinde bırakmak.

Merakta bırakmak : Kaygı içinde bırakmak.

Mesafe bırakmak : İlişkilerde samimi olmamak.

Mesaj bırakmak : Yazı veya sözle bilgi vermek.

Meydanda bırakmak : Açıkta, evsiz barksız bırakmak. ortada, herkesin gözü önünde bırakmak.

Meydanı bırakmak : Yarışmadan çekilmek. savunduğu şeyden vazgeçmek.

Muhayyer bırakmak : Seçmeli bırakmak, seçmeye izin vermek.

Mülahazat hanesini açık bırakmak : Bir kimse hakkında kesin bir kanıya varamayarak zamanla ortaya çıkacak gelişmeleri beklemek.

Nadasa bırakmak : Bir tarlayı sürüp herhangi bir şey ekmeden dinlenmeye bırakmak.

Namerde muhtaç bırakmak : Güvenilmeyecek kimselerden yardım istemek zorunda bırakmak.

Oluruna bırakmak : Sonucu önemsemeyerek bir işin yapılabildiği, olabildiği kadarıyla yetinmek. işi belli bir amaca göre değil de, kendi akışı içinde yürütmek.

Pay bırakmak : Bir ilişkide fazla samimi olmamak, mesafe bırakmak. kesme, biçme, yapma sırasında, bir şeyde daha sonra kullanılmak için fazlalık bırakmak.

Rahat bırakmak : İşine karışmamak.

Sakal bırakmak : Sakalını tıraş etmeyip büyütmek.

Sallantıda bırakmak : Bir şeyi sonuca bağlamamak, savsaklamak.

Şansa bırakmak : Oluruna bırakmak.

Serbest bırakmak : Kendi düşüncesi ve iradesine göre davranmasına izin vermek. tutuklu veya gözaltında bulunan birini serbest, özgür duruma getirmek, tahliye etmek.

Sınavda bırakmak : Sınavda başarısız saymak.

Sınıfta bırakmak : Sınıf geçmesine engel olmak.

Sözü ağzında bırakmak : Lafı ağzında bırakmak.

Sürüncemede bırakmak : Bir işi sonuçlanıncaya kadar boş yere geciktirmek, uzatmak.

Tadında bırakmak : Aşırılığa kaçmamak. güzel giden bir şeyi tatsız bir duruma sokacak ölçüsüzlüğe vardırmamak.

Tatlı yerinde bırakmak : Bir işi can sıkıcı bir duruma sokmadan sona erdirmek.

Tesir bırakmak : Etki bırakmak.

Tezkere bırakmak : Askerlik görevini bitirdiği hâlde orduda çalışmasını sürdürmek, orduda kalmak.

Tutuya bırakmak : Bir taşınmazı borcun ödeneceğine güvence olarak ödenince geri alınmak şartıyla borçlu alacaklıya vermek, ipotek vermek.

Ümit bırakmak : Umut bırakmak.

Umut bırakmak : Bir kimsede umut uyandırmak, umut vermek.

Üzerinde tesir bırakmak : Kişilik.

Yarı yolda bırakmak : Yapılan yardımı sonuna kadar sürdürmemek.

Yaya bırakmak : Yarışma söz konusu olan durumlarda geride bırakmak. yarı yolda bırakmak.

Yoksun bırakmak : Yoksun duruma getirmek, bir şeyin yokluğunu çektirmek.

Yüzüstü bırakmak : Bir işi zamanında yapmayıp savsaklamak, olduğu gibi bırakmak, ihmal etmek. birini yapayalnız, kimsesiz, kötü bir durumda bırakmak.

Zaman bırakmak : Bir iş için süre ayırmak.

Zorunda bırakmak : Yapmaya mecbur etmek.

Tutma : Yanaşma. Destekleme. Bazı takım oyunlarında ayakla veya vücutla karşı takım oyuncusunun hareketine engel olma, markaj. Tutmak işi.

Koymak : Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek. Katmak, eklemek. Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak. Bırakmak, terk etmek. İmza, tarih, adres yazmak. Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak. Etkilemek, dokunmak. Bırakmak.

Zaman : Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Dönem, devir. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Çağ, mevsim. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Belirlenmiş olan an. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit.

Ertelemek : Sonraya bırakmak, tehir etmek, tecil etmek, talik etmek.

Unutmak : Aklında kalmamak, hatırlamamak. Bir şeyi dalgınlıkla bir yerde bırakmak. Bağışlamak. Bir şeyi yapamaz duruma gelmek. Hatırdan, gönülden çıkarmak. Gereken önemi vermemek, üstünde durmamak.

Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.

Değiştirme : Değiştirmek işi, tebdil, tahrif.

Bir : Sadece. Beraber. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Aynı, benzer. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bu sayı kadar olan. Ancak, yalnız. Eş, aynı, bir boyda. Tek. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bir kez. Sayıların ilki. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer.

Başka : Nitelik yönünden alışılmışın dışında bir üstünlüğü olan. Bilinenden ayrı, değişik, farklı, özge. "Ayrıca, üstelik, bir yana" anlamlarında -den başka biçiminde kullanılan bir söz.

Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.

Saklamak : Birine vermek için ayırmak. Elinde bulundurmak, tutmak. Korumak, esirgemek. Bozulmadan doğal durumları ile durmasını sağlamak, korumak, muhafaza etmek. Görünmesine engel olmak, ortalıkta bulundurmamak. Kaybolmaması, görünmemesi için gizli bir yere koymak. Gizli tutmak, duyurmamak.

Artırmak : Tutumlu davranıp biriktirmek, tasarruf etmek. Bir malı başka alıcıların verdiği fiyattan daha yüksek bir fiyatla almak istemek. Artmasını sağlamak, çoğaltmak. Herhangi bir davranışta ileri gitmek.

Engel : Kara yollarının kenarlarına yapılmış olan korkuluk, bariyer. Herhangi bir yolu kapamak için konulan nesne, bariyer. Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap. Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden atlaması gereken tahta düzenek, bariyer. Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenliğini sağlamak için kullanılan açılır kapanır düzenek, bariyer.

Sarkıtmak : Bir şeyin sarkmasını sağlamak. Asmak, darağacına çekmek.

Olmak : Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Yitirmek, elinden kaçırmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Yetişmek, olgunlaşmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Herhangi bir durumda bulunmak. Bulunmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Gerçekleşmek veya yapılmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Geçmek, tamamlanmak. Sürdürmek, yürütmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Uymak, tam gelmek. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Sarhoş olmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Yol açmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Hastalığa yakalanmak, tutulmak.

Artık : İçildikten, yenildikten veya kullanıldıktan sonra geriye kalan. (a'rtık) Bundan böyle, bundan sonra. Bir şeyin harcandıktan veya kullanıldıktan sonra artan bölümü. Daha çok, daha fazla. Büyük ve tam aralıkların yarım ses artmış hâli.

Bıyık : Üst dudak üzerinde çıkan kıllar. Asma vb. bitkilerde, sarılıp tutunmaya yarayan sürgün. Balıklarda deri uzantısı.

Sakal : Yetişkin erkeklerde yanak ve alt çenede çıkan kılların tümü. Gemi karinasında oluşan yosun, yapışan midye vb. yabancı madde. Bazı hayvanlarda çene altında bulunan kılların tümü.

Uzatmak : Bir şeyi vermek için birine yöneltmek. Süreyi artırmak, temdit etmek. Konuşmayı, tartışmayı sürdürmek. Uzamasına sebep olmak, uzamasını sağlamak. Germek. Başı, kolları veya bacakları bir yere yöneltmek. Vermek, göndermek.

Özgürlük : Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet. Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî.

Vermek : Yaymak. Herhangi bir duruma yol açmak. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Ayırmak, harcamak. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Sahip olmasını sağlamak. Satmak. Bırakmak veya bağışlamak. Tespit etmek. Dayamak. Doğurmak. Ödemek. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Ondan bilmek, atfetmek. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Kazandırmak, katmak. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur.

Sağlamak : Elde etmek, sahip olmak. Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek. Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek. Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak.

Boşamak : Kanunlara göre eşlerden biri, aile ilişkisini kesmek.

Kötü : Aşırı, çok. İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı. Kaba ve kırıcı. Zararlı, tehlikeli. Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. Korku, endişe veren.

Terk : Bırakma, ayrılma. Vazgeçme. Bakmama, ihmal etme.

Etmek : Eşit değer kazanmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Bulmak, erişmek. Kötülükte bulunmak. Bir işi yapmak. Demek, söylemek. Herhangi bir değerde olmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak.

Ayrılmak : Ayırma işine konu olmak. Bir yerden, bir kimseden, bir şeyden uzaklaşmak. Boşanmak.

Sınıf : Derslik. Öğrencilerin yıllık öğrenime göre ayrıldıkları bölümlerden her biri. Çeşitli amaçlarla oluşmuş kümeler. Belli ortak belirtileri olan tek tek nesneler öbeği. Bir toplumda, aynı görevi yapan, aynı yararı sağlayan, aynı şartlarda yaşayan büyük insan grubu, klas. Takımlardan oluşan birlik, dalların alt bölümü. Önemlerine, niteliklerine göre kişi veya nesnelerin yerleştirildiği kategorilerden her biri.

Döndürmek : ... bir duruma getirmek. Düzene koymak, yönetmek. Çevirmek, bükmek. Dönmesini sağlamak. Başarısız saymak, geri çevirmek.

Bakılmak : Bakma işine konu olmak veya bakma işi yapılmak.

Korunmak : Kendini korumak, sığınmak, sakınmak. Koruma işine konu olmak.

İçin : Özgü, ayrılmış. Oranla, göz önünde tutulursa. Süre belirten bir söz. Neden ve sonuç belirten bir söz. Karşılığında, karşılık olarak. -den dolayı, -den ötürü. Uğruna, yoluna. Hakkında. Ant deyimleri yapan bir söz. Düşüncesince, kendince, göre. Amacıyla, maksadıyla.

Yanında : Bir şeye, bir kimseye göre, nispetle.

Sahiplik : Kendisinin olan bir şeyi yasa çerçevesi içinde dilediği gibi kullanabilme hakkını taşıma durumu, iyelik, mülkiyet. Sahip olma durumu.

Bırakmak ile ilgili Cümleler

  • Bırakmak istemiyorum.
  • Ne yazık ki Tom'u serbest bırakmak zorunda kalacaksın.
  • Doktor sigarayı bırakmak zorunda kalacağımı söyledi.
  • Bırakmak istiyorum.
  • İşimi bırakmak zorundayım.
  • Bunu bırakmak zorundayım. Kötü bir alışkanlık.
  • Bırakmak istiyorsan, sadece öyle söyle.
  • Torunlarımıza temiz ve yeşil bir dünya bırakmak istiyoruz.
  • Arabayı burada bırakmak zorundayım.
  • Bu kutuyu buraya bırakmak istiyorum.
  • Bırakmak zorundasın.

Diğer dillerde Bırakmak anlamı nedir?

İngilizce'de Bırakmak ne demek? : v. leave, let go, let, abandon, release, discontinue, quit, drop, stop, give up, go without, let smb. have it, walk out, allow, chuck, consign, demise, dismiss, dispose of, drop in, drop out, edge out, expose, fail, take one's farewell of, forego

Fransızca'da Bırakmak : laisser, lâcher, livrer, perdre, quitter, abandonner, renoncer à, se départir de, se passer de, céder

Almanca'da Bırakmak : v. ablegen, abtun, aussetzen, fahren lassen, fortlassen, fortsetzen, gewähren, lassen, liegen lassen, loslassen, räumen, sein lassen, überlassen, verlassen, vermachen

Rusça'da Bırakmak : v. завозить, заносить, намывать, выпускать, держать, пускать, ставить, прекращать, покидать, забрасывать, бросать, оставлять, предоставлять, отпускать, уступать, перепоручать, отказывать, завезти, занести, намыть, выпустить, подержать, пустить, поставить, прекратить, покинуть, поб