Baş nedir, Baş ne demek

Baş; Anatomi, Biyoloji, Jimnastik, Aerobik, Güreş, Hukuk, Metalürji, Sosyoloji, Veteriner, Yazın, Zooloji alanlarında kullanılan bir terimdir. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de isim olarak kullanılır.

  • İnsan ve hayvanlarda beyin, göz, kulak, burun, ağız ve benzerleri organları kapsayan, vücudun üst veya önünde bulunan bölüm, kafa, ser
  • Bir topluluğu yöneten kimse.
  • Başlangıç.
  • Temel, esas.
  • Arazide en yüksek nokta.
  • Bir şeyin genellikle toparlakça ucu.
  • Bir şeyin uçlarından biri.
  • Kasaplık hayvanlarda ve bazı yiyeceklerde adet.
  • Para değiştirirken verilen veya alınan üstelik, sarrafiye. 1.
  • Bir şeyin yakını veya çevresi.
  • “Önem veya yönetim bakımından ileride olan, en önemli, en üstün” anlamlarında birleşik kelimeler yapan bir söz.
  • Güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş derecenin en yükseği.
  • Çıban.

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Reis.

Tane.

Dilim: Bi baş pendir ver.

İyi, güzel: Benim toklularım hep baştır.

Pazartesi.

[Bakınız: baş başı].

Ölçüde, tartıda tahminin üstünde çıkan kısım.

Çıban, yara.

Derilere tatbik edilen bir işlem (tabaklıkta).

Köselecilikte bir derinin baş tarafı.

Bulgur, buğday ve benzerleri kalburlandığı zaman kalburun üstünde kalan in kısım.

Baş, başlangıç.

Baş, reis.

Baş.

Üzeri, kendi.

Tepe, zirve.

Uç. sınır.

 

Nezt, baş ucu.

Ön taraf, ön yol.

Bağış, hediye.

Biyoloji'deki anlamı:

İnsan vücudunun ağız, duygu organları ve beyni içine alan en ön bölgesi.

Herhangi bir hayvanın bu bölgeye karşılık olan yapısı. Sefal, kafa. 3.Bakteriyofajlarda ikozahedral şekilli, DNA içeren kısmı. 4.Miyozinin bir parçası. Fosfolipitlerin yağ asitleri içermeyen kısmı.

Spermlerde haploit çekirdeğin bulunduğu kısmı.

Spor'daki anlamı:

Beyni ve duyu organlarını taşıyan vücut parçası.

Güreş terimi olarak kelime anlamı:

Yağlı güreşte ve karakucakta en büyük boy.

Hukuk terimi olarak sözlük anlamı:

reis (bk. başkan.).

Metalürji'deki terim anlamı:

Dövme ya da darçıkım işleminde, dövme ya da itme işini gören kolun ucu.

Sosyoloji'deki terim anlamı:

İlkel topluluklarda görülen, çok az kurumlaşmış olan ve gücü kimi kez aşırı bir başına -buyruk- yönetimin gücü biçimini alan önder tipi.

Veterinerlikte sözlük anlamı:

İnsan vücudunun üst, hayvan vücudunun ön ucu, sefalika.

Zooloji'deki anlamı:

İnsan vücudunun ağız, duygu organları ve beyni içine alan üst bölgesi; herhangi bir hayvanın bu kesime karşıt oları bölgesi.

Teknik terim anlamı:

Deyiş'in konu ve uyağının ne olduğunu belirten, "doğuş" un halk edebiyatındaki adı.

 

Başlangıç.

Başkan, topluluğu yöneten, komutan.

(İnsan ve hayvan sayımında) Tane.

Başak.

Yara.

Baş ile ilgili Cümleler

  • Baş ağrım olmasaydı giderdim.
  • “Eğer bu patırtıdan, ikindi uykusu başına sıçrayan imam aşağı koşmasa iki kadın, avluda saç saça baş başa dövüşeceklerdi.”
  • Başbakan, başçavuş, başhekim, başkent, başöğretmen, başpehlivan, başrol, başsavcı.
  • Yirmi baş koyun. On baş sığır. Üç baş soğan.
  • Baş yargıç usta Yoda biraz yaşlanmış mı görüşünde şaşırtmalar yapabiliyorum.
  • “Ordu karargâhına giriş, artık bir mabede çıkılıyor gibi baş döndürür.”
  • “Gecenin karanlığında bütün bir mahalle donanma fişekleri gibi ateş almış. Sokaklarda herkes can cana, baş başa... Tulumbacı naraları, çığlıklar, borular.”
  • Baş ol da ne başı olursan ol.
  • “Gittikçe yükselen başı Allah'a kalkıyor / Asrın baş eğdi sandığı at şaha kalkıyor”
  • Ali üç yaşına kadar baş parmağını emdi.
  • “Neydi onunla böyle sıkı fıkı baş başa vermen, gizli planlar kuracak tenha köşelere çekilmen?”
  • “Öyle ya kardaşlar her yanımız asker kaçağı dolu, arslanın adı çıkmış, çakallar baş keser, denilmiş.”
  • “Düşünceleriyle, iç sesiyle baş başa kalmayı tercih ederdi.”
  • “Keyfimizce yaşamamıza mâni olur, baş başa olmamızı tercih ederim.”
  • “Komün üyeleri arasında sorunlar baş göstermeye başladı.”
  • “Benim hilem hurdam yoktur, canı isteyen baktırmasın, zaten bu sanattan memnun değilim. Lakin baş alamıyorum ki.”
  • Bir baş ağrısı ile uyandım.
  • “Güzel bir sonbahar havasında şair, havuz başına uzanır gibi oturmuş, güneşleniyordu.”
  • Hafta başı. Ay başı. Yılbaşı. Satır başı.
  • Baş nereye giderse, ayak oraya gider.
  • “Nahiye müdürü, mebus ve belediye reisi ile baş başa vererek bir şeyler konuşuyor.”
  • Bununla baş edemedim.
  • “Ara sıra işten baş aldıkça Semiha'yı özlüyordum.”
  • “Uzun boyu, kumral saçları, sevimli çehresiyle birçok kadınlara sokakta baş çevirtiyordu.”
  • Bu fiyata verirsem baş bulmaz.
  • “Ulema, şeyhler, yerden selam verdiler, baş eğip el öptüler.”
  • Baş ağrım tamamen geçti.
  • “Benim bir köpeğim vardır. Başımın belası!”
  • “Hacı Reşit'in dükkânında post kuran orta yolcular arasında Muallim Naci başı çeker.”
  • Tom'un hala baş ağrısı var.
  • Hiç kimse resmin baş aşağı asılı olduğunu fark etmedi.
  • Dağın başı. Tepenin başı.
  • “Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı.”
  • “Cumhurbaşkanı devletin başıdır.”
  • “Balya'da beş on lira kazanmıştı. Onları da yedik, el elde baş başta.”
  • “Gücün, erdemliğin, bilimin, her şeyin başı paradır, para.”
  • Kötü haberle baş edebilirim.
  • “Avucumuzun içinde sakladığımız sigaraların yanmış ucu ile fitillerin başını yaktık.”
  • “İçten içe bu duruma memnun olarak onları kavgalarıyla baş başa bıraktım.”
  • Ali ve ailesi bu haftanın başlarında 20 baş sığır sattı.
  • Baş eğdim yine aşka ama bu son saygı duruşu.
  • Başa güreşmek.
  • “Merdiven başında beni çağırdı.”
  • “Onun için hayatın bütün kanunu, bütün manası bu baş aşağı düşüşteydi.”
  • “Hep baş olmaya bakarız ve olduktan sonra nasihat veririz.”

Baş ile ilgili Atasözü veya Deyim

ağaran baş, ağlayan göz gizlenmez : “belirtileri meydanda olan yaşlılık ve izleri ortada duran üzüntü ne yapılsa gizlenemez” anlamında kullanılan bir söz.

arslanın adı çıkmış, çakallar baş keser : “haksızlık veya kötülük yapacağı düşünülen kişi yerine bu konuda adı ön plana çıkan kişiler asıl haksızlığı ve kötülüğü yaparlar” anlamında kullanılan bir söz.

ayrı baş çekmek : Karşı koymak, muhalefet etmek, tersine gitmek, istediği gibi hareket etmek.

baş ağır gerek, kulak sağır : “kişi ağırbaşlı olmalı ve dedikoduları dinlememelidir” anlamında kullanılan bir söz.

baş ağrıtmak : tedirgin etmek, bıkkınlık vermek, can sıkmak.

baş alamamak : çok uğraştıran bir konu yüzünden vakit ve fırsat bulamamak.

baş aşağı düşmek : kişiliğinden kaybederek toplum içindeki durumu sarsılmak.

baş aşağı etmek : tersine çevirmek.

baş aşağı gelmek : tepesi üstü düşmek.

baş aşağı gitmek : işleri ters gitmek, sürekli zarar etmek.

baş bağlamak : Nişanlamak.

baş başa bırakmak : birinin, bir şeyle veya bir kimseyle yalnız kalmasını sağlamak.

baş başa kalmak : biriyle veya bir şeyle yalnız kalmak.

baş başa olmak : birlikte bulunmak, beraber yaşamak.

baş başa vermek : iki veya daha çok kimse bir kenara çekilip konuşmak dayanışmak.

baş bulmak : kazanç bırakmak.

baş çevirtmek : başı arkaya doğru döndürtmek Mecaz anlamı birinin arkasından hayranlıkla baktırmak.

baş dille tartılır : “kişinin aklı, söylediği sözlerle ölçülür” anlamında kullanılan bir söz.

baş döndürmek : başarıdan, gururdan, sevinçten çok mutlu duruma getirmek, aşırı heyecanlandırmak.

baş edememek : gücü yetmemek engel olamamak.

baş eğmek : saygı göstermek için baş eğerek selamlamak direnmekten vazgeçip buyruk altına girmek, inkıyat etmek.

baş eldeyken : ölmeden, yaşarken, sağken.

baş etmek : Reis yapmak, komutan tayin etmek.

baş gelmek : Bir şeye gücü yetmek, başa çıkmak.

baş göstermek : belirmek, ortaya çıkmak, zuhur etmek, vuku bulmak.

baş kes, yaş kesme : “ağaç kesmek, insan öldürmek kadar büyük bir suçtur” anlamında kullanılan bir söz.

baş kesmek : Baş eğerek saygı selâmı vermek, alçak gönüllü davranmak.

baş kırılır (veya yarılır) fes (veya börk) içinde, kol kırılır yen (veya kürk) içinde : “aile içindeki, arkadaşlar arasındaki uyuşmazlıklar yabancılara duyurulmamalıdır” anlamında kullanılan bir söz.

baş koşmak : Baş başa vermek, fikir birliği yapmak Canla başla bir işin üzerine düşmek Serdar tayin etmek Yarış etmek.

baş nereye giderse ayak da oraya gider : “küçükler büyüklerin izinde gider, her işte onları örnek tutarlar” anlamında kullanılan bir söz.

baş ol da istersen soğan başı ol : “küçük bir işte de olsa başta olmak önemlidir” anlamında kullanılan bir söz.

baş olan boş olmaz : “bir yerde baş olan kimse taşıdığı değer dolayısıyla o yere gelmiştir” anlamında kullanılan bir söz “işbaşındaki kişinin işi çoktur” anlamında kullanılan bir söz.

baş olmak : küçük bir işte de olsa başta olmak, sözü dinlenir bir kimse olmak önde gelmek, lider olmak.

baş sağlığı, dünya varlığı : “en büyük zenginlik, beden sağlığıdır” anlamında kullanılan bir söz.

baş tacı etmek : çok sevmek ve saymak, el üstünde tutmak.

baş üstünde tutmak : çok iyi ağırlamak.

baş üstünde yeri var : “büyük bir saygı ve ilgi ile karşılanır veya ağırlanır” anlamında kullanılan bir söz.

baş vermek : Canından olmak, ölmek - ust baş: giyim kuşam.

baş (veya başı) çekmek : herhangi bir konuda önde gitmek, önayak olmak.

baş yakmak : kötü duruma düşürmek.

baş yapmak : Gelin başı süslemek: Acele etmen gızla gelinin başı hinci yapılcek.

baş yastığı baş derdini bilmez : “insanın derdi içindedir, en yakını bile onu anlamaz” anlamında kullanılan bir söz.

baş yemek : birinin ölümüne veya yok olmasına sebep olmak birinin güç duruma düşmesine yol açmak.

başa baş gelmek (veya kalmak) : eşit olmak, denk olmak berabere kalmak.

(bir şeyden) baş almak : fırsat bulmak.

(birinin) baş (veya başının) belası olmak : sıkıntı, üzüntü, eziyet vermek.

can baş üstüne : istenilen şeyin büyük bir memnunlukla yapılacağını anlatan bir söz.

can cana, baş başa : bir tehlike anında herkesin kendi canının, kendi başının kaygısına düştüğünü anlatan bir söz birbirini seven iki kişi bir arada yalnız olarak.

dostun attığı taş baş yarmaz : “dostun acı sözü veya sert davranışı insana ağır gelmez” anlamında kullanılan bir söz.

dünyada tasasız baş bostan korkuluğunda bulunur : “bu dünyada tasasız olan insan yoktur” anlamında kullanılan bir söz.

ecel geldi cihana, baş ağrısı bahane : “herkesin ölümü için bir sebep vardır” anlamında kullanılan bir söz.

eğilen baş kesilmez : “kusurunu anlayıp özür dileyen kişi bağışlanmalıdır” anlamında kullanılan bir söz.

el elde baş başta : elde bulunan her şeyin tükendiğini anlatan bir söz.

faydasız baş mezara yaraşır : “yaşayan kimse bir işe yaramalıdır, bir işe yaramayan kimsenin ölüden farkı yoktur” anlamında kullanılan bir söz.

(gemi) baş tutamamak : rüzgâr, fırtına yüzünden, yapılışındaki veya yükselişindeki bir bozukluk sebebiyle gemi dümene uymamak, rotadan çıkmak.

gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır ya baş : “istenmeyerek yapılan işlerden kötü sonuçlar ortaya çıkar” anlamında kullanılan bir söz.

(her şeye) baş sallamak : karşısındakinin her sözünü uygun bulur görünmek.

her taş baş yarmaz : “korkulan her şey tehlikeli değildir” anlamında kullanılan bir söz.

iki baş bir kazanda kaynamaz : iki at bir kazığa bağlanmaz.

iki el bir baş için : “ancak kendi geçimini sağlayabilenler, başkalarına yardım edecek bir durumda değildir” anlamında kullanılan bir söz.

iş anlatılıncaya kadar baş elden gider : “kızışmış bir kavgada veya herhangi bir olayda meram anlatmaya fırsat kalmadan olacak olur” anlamında kullanılan bir söz.

kesilen baş yerine konmaz : “kesin olarak yapılıp sonuçlandırılan iş, eski durumuna getirilemez” anlamında kullanılan bir söz.

kurdun adı yaman çıkmış, tilki vardır baş keser : “öylesine sinsi ve kurnaz kimseler vardır ki adı zalime, haine ve kötüye çıkmış kimselerden daha tehlikelidirler” anlamında kullanılan bir söz.

saç saça baş başa : kadınlar, birbirlerini kıyasıya hırpalayacak biçimde.

saç saça baş başa gelmek (veya dövüşmek) : kadınlar, birbirlerini kıyasıya hırpalayacak biçimde kapışmak.

söz var, iş bitirir söz var, baş yitirir : “sözün insanlar üzerinde etkisi büyüktür; yerinde söylenen sözler işlerin yoluna girmesini sağlar, ölçüsüz ve sert söylenen sözler ise karşıdakini öfkelendirir, söyleyenin öldürülmesine bile yol açabilir” anlamında kullanılan bir söz.

ummadığın taş baş yarar : “küçük veya önemsiz şeyler de çoğu kez büyük etkiler yapabilir” anlamında kullanılan bir söz “elinden bir şey gelmez sanılan kişi kendisinden beklenilmeyen önemli işler yapabilir” anlamında kullanılan bir söz.

yoluna baş koymak : bir amaca, bir gayeye yönelmek, bütün varlığıyla kendini vermek.

Baş tanımı, anlamı

Ak baş maymun : (Pithecia leucocephale), Maymunlar (Primates) takımının Yeni-dünya-maymunugiller (Cebidae) familyasından bir memeli türü. Orta boyludur. Sarılmaya yaramayan çalı gibi bir kuyruğu, yüzünün çevresinde yakalık biçiminde ve çenesinin altında sakal biçiminde uzun tüyleri vardır. Güney Amerikada yaşar

Altın baş kefal : (Mugil auratus) Kemikli-balıklar (Teleostei) takımının kefalgiller (Mugilidae) familyasından bir balık türü. Eti lezzetlidir. Solungaç kapaklarının üzerinde birer sarı leke bulunur. Uzunluğu 30 cm. Akdeniz ve Karadenizde yaşar.

Altun baş : Eskiden kadınların başlarına giydikleri altm dizili veya altm işlemeli taç.

Atlı baş ağa : Düğün davetlilerinin başkanı.

Ayağına baş urmak : Ayağına kapanmak.

Bağrını baş eylemek : Yüreğini yaralamak.

Baş açuk : Korkusuz, pervasız.

Baş ağacı : Kağnılarda boyunduruğun çıkmaması için arabanın okundaki deliğe sokulan ağaç.

Baş akca : Sermaye: Kâr kudurdu, baş akcayı götürdü.

Baş akça : Sermâye (bk. ana-akça).

Baş alıştırmaları : Başa uygulanan bükme, döndürme ya da çevirme türünden alıştırmalar.

Baş almak : Çamaşır yıkamak: Çamaşır çok kirlenmiş, dört baş almayınca ağarmadı. Kurtulmak, onmak, felah bulmak.

Baş alti : Deniz araçlarında baş tarafta bulunan korunaklı bölme.

Baş alup baş vermek : Öldürmek, ölmek.

Baş asmak : Başım kaldırıp düşünmek.

Baş aşağı çekim : Herhangi özel bir durumu yansıtmak amacıyla, alıcının, yatay ekseni üzerinde tersine döndürülerek baş aşağı çalıştırılması sonucu, görüntülerin çerçeve içinde baş aşağı göründükleri çekim.

Baş aşağı çevirim : Baş aşağı çekimin sağlanması için alıcının baş aşağı biçimde çalıştırılması.

Baş aşşağı : Yokuş aşağı, mis.

Baş ba : Sığırların başlarından ahıra bağlamaya yarayan bağ, ip.

Baş bağı : [Bakınız: baş gölgesi]. Baş Örtüsü.

Baş bağlama : Zifaftan sonra kadınların gelini ziyarete gidip yaptıkları merasim ki, burada yatak çarşafı tetkik olunur. Başı ve alnı, yas, din adamlığı, şeflik belirtisi olarak bez, örtü, kumaş parçası, yaprak, ot ile sarma.

Baş bağu : Başa ve alna bağlanan bez.

Baş bart : Yara, çıban, sivilce, yara bere.

Baş baş : Çocukların “Allah'a ısmarladık” anlamında ellerini başlarına götürmelerini sağlamak için söylenen bir söz. Teker teker.2, Baş başa.

Baş başa gelmek : Birbirinden üstün olmamak.

Baş beşir etmek : Becermek: Bu işi de baş beşir edemedik doğrusu.

Baş bıca : Ustura.

Baş bıcak : Ustura.

Baş biçağı : Ustura.

Baş bilmemek : Hizmette kullanılan hayvan talimsiz olmak.

Baş biti : 1-3 mm. boyunda olup, saç aralarında yaşayan ve yerleştiği saçın rengine göre, kirli sarı ya da esmerimsi bir görünüşü bulunan insan biti. Böcekler (Insecta) sınıfının, bitier (Siphunculata) takımından, insan başının derisi üzerinde yaşayan, sirke denilen yumurtalarını saçların üzerine dizen bir eklem bacaklı türü. İnsanlarda baş bölgesine yerleşen bit türü, Pediculus humanus capitis. (Pediculus capitis) Böcekler (İnsecta) sınıfının bitler (Siphunculata) takımindan bir eklembacaklı türü. İnsan başının derisi üzerinde yaşar. Yumurtalarını saçların üzerine dizer.

Baş boğum : Kerestelik için kesilen ağacın ana gövdesi.

Baş bozgunu : Karı ile kocanın ölüm veya başka sebeplerle ayrılması: Beni ihtiyarlatan dört defa baş bozgunudur.

Baş buçağı : Ustura.

Baş bunluğu : Baş darlığı, sıkıntı.

Baş bürümcüğü : Renkli hotoz.

Baş cauluk : Baş örtüsü.

Baş çadırcı : Çadırların hazırlanmasından sorumlu olan baş yükümlü.

Baş çadırı : Şemsiye.

Baş çanağı : Kafa tası.

Baş çatırı : Şemsiye.

Baş çatmak : Baş başa vermek5 ülfet etmek.

Baş çatması : Hamam günü gelin yıkanırken yapılan tören.

Baş çekimi : Bir insanın yalnız başını çerçeveleyen çekim çeşidi.

Baş çekişmek : Bahis tutuşmak.

Baş çekmek : Ayrılmak, vazgeçmek. Karşı gelmek, isyan etmek, itaatsizlik etmek, serkeşlik etmek.

Baş çenberi : Baş örtüsü.

Baş çevirme : Başa boyun omurlarının verdiği olanak oranında bileşik eksende (öne-yana-arkaya bükmelerin sürekliliğiyle) daireler çizdirme.

Baş çevresi : Nişan takılırken davetliler tarafından kızın başında döndürülerek verilen hediye: Ayşe, Fatma'ya küpesini baş çevresi olarak verdi. Küçük kız çocuklarının başlarına örttükleri bir örtü.

Baş çıhmah : Başa çıkmak: O azılı ile ancak Hasan baş çıhdı.

Baş çıkarmak : Görünmek, zuhur etmek.

Baş çivisi : Sabanın ökçesi ile okunu birleştiren parçaya çakılan ağaç çivi.

Baş damarı : Dirseğin iç tarafında hacamet yapılan üç damardan en aşağıda olanı ki akciğer damarı ve baslık da denir.

Baş darda galmak : Sıkıntıya düşmek, bunalmak: Başı darda galmadıkça bizi anmaz.

Baş dastarı : Kadınların başlarına örttükleri, genellikle beyaz olan yazma.

Baş daşı : Mezar başına konan taş.

Baş dermek : Evlendirmek. Gelin getirmeye gitmeden önce sağdıçla güvey bir arada olarak halkla beraber tören yapmak. Gelini getirmeye gitmeden önce güveyi giydirip kuşatmak. Gelinin başını süslemek: Kendi başını deremeyen, gelin başı dermeye kalkar. Geçinip gitmek.

Baş dikmek : Reis tâyin etmek.

Baş diz köprüsü : Vücudun, sırt yere dönük olarak baş ve dizler üstünde dayalı ve gerili bulunduğu durum.

Baş donanma : Güveyinin gerdekten bir gece önce yaptırdığı şenlik.

Baş donatımcı : Donatımlık işini yürüten baş sorumlu.

Baş döndürücülük : Baş döndürücü olma durumu.

Baş döşürmek : Bir takım renkli bez ve basmalarla gelinin başını sarıp düğümlemek.

Baş dutmak : İşin önünde olmak, işi yürütmek.

Baş düzmek : Gelin başı süslemek. [Bakınız: başşak düzmek]. Meyve olgunlaşmak. Bitki olgunlaşmak. Ekin başak vermeye başlamak. Kendi aklım başkasının aklına uydurmak.

Baş ekim : Başhekim.

Baş ele gelmek : Kendine gelmek, başı yerine gelmek.

Baş elektrikçi : Elektriğe ilişkin bütün işlerin yürütülmesinden sorumlu olan kişi. Sirkin elektrik işlerini yürüten baş sorumlu.

Baş elektrikçi yardımcısı : Baş elektrikçinin yardımcısı.

Baş elemek : [Bakınız: baş etmek]. Bir işi bitirmek. Başa çıkmak, gücü yetmek, hak kından gelmek, yenmek üstün gelmek.

Baş eri : Komutan.

Baş erkek dansçı : Başrolde dans eden erkek sanatçı. Baş rolde oynayan erkek dansçı.

Baş ermek : Aldırış etmemek, bir meselenin üzerinde durmamak, boş vermek (argo).

Baş ev : Misafir odası.

Baş figüran : Bir oyunun kalabalık sahnelerini dolduran kişileri yöneten oyuncu.

Baş film : Çift filmli izlencelerde en önemli film.

Baş gelememek : Dayanamamak: Bu adamın bağırmasına baş gelemedim.

Baş giysici : Bir filmin, televizyon oyununun giysiyle ilgili bütün işlerini yöneten kimse. Bir oyunun giysilerini, giysi örneklerini çizen ve bu alanda her çeşit çalışmayı yöneten sanatçı ya da uzman.

Baş giysici yardımcısı : Çalışmalarında baş giysiciye yardımcı olan kimse.

Baş goşmak : İşe koyulmak. “Baş goşarıh.

Baş gösterimci : Gösterim odacığının ve gösterimin yönetiminden sorumlu kimse.

Baş götürmek : Gemi azıya almak: Benim at yaman baş götürüyor, onun için binmek çok tehlikeli. Başını kaldırmak, başını yukarı kaldırmak. Baş göstermek, meydana gelmek.

Baş göz etmek : Evlendirmek. Evlendirmek.

Baş göz olmak : Evlenmek.

Baş gözü : Kalb gözü değil, vücut gözü.

Baş hakıncı : Başa kakma vesilesi: Baş kakıncı yapacak olduktan sonra hiç iyilik itme.

Baş hapı : Aspirin.

Baş ışıkçı : Bir görünçlüğün aydınlatılması için gerekli ışık düzenlemesini yöneten kimse. Aynı işi televizyon yayınlarında gerçekleştiren kimse.

Baş ışıkçı yardımcısı : Çalışmalarında baş ışıkçıya yardımcı olan kimse.

Baş idmek : Bir işi bitirmek.

Baş indirmek : İtaat etmek, serfürû etmek.

Baş ip : Çözgülük, tezgâha gerilen direzilik ip.

Baş ipi : Araba çeken öküzleri yedmek için başlarına takılan ip.

Baş itmek : Bir işi bitirmek. Başa çıkmak, gücü yetmek, hak kından gelmek, yenmek üstün gelmek. [Bakınız: baş etmek].

Baş kadın şarkıcı : Opera'da başrolde oynayan kadın sanatçı.

Baş kakıncı : Başa kakmak işini anlatan zarf.

Baş kaldırma : Binicinin at üstündeki kontrolünü azaltan, atın binicinin komutlarına uymayarak başını binicinin el düzeyinin üstüne yükseltmesi.

Baş kaldırmak : Belirgin durum göstermek.

Baş katsayı : Bir polinomda en yüksek dereceli değişkenin katsayısı.

Baş katta dansçı : Balede başrolde dans eden kadın sanatçı.

Baş kayusu : Baş derdi, baş gailesi, can baş kaygısı.

Baş kemancı : Bir orkestrada, orkestra yöneticisi bulunmadığı zamanlarda orkestrayı yöneten sanatçı.

Baş kıç olmak : Yelkenli yavaşlayıp kendi çevresinde bir tur atmak.

Baş kıç vurmak : Baştan gelen dalgalarla gemi, başı ve kıçı üzerinde inip kalkmak.

Baş kılı : Saç.

Baş kipesi : El-başüstü duruştan devrik yatışa geçerken bacakların havayı, ellerin o sırada yeri itişiyle ayağa kalkma.

Baş komak : Can feda etmeğe razı olmak. Saygı ile baş eğmek.

Baş koparmak : Baş kesmek: Ali kıran, baş koparan.

Baş költürmek : Baş kaldırmak, itiraz etmek, isyan etmek.

Baş maksium : Değişen yıldızların ışık eğrisindeki iki maksimumdan en yüksek olanı.

Baş minimum : Değişen yıldızlardaki iki minimumdan en derin olanı.

Baş miyazisi : Hayvanların baş bölgesindeki yaraların çevresinde veya deri kıvrımlarında görülen miyazis.

Baş oda : Misafir odası.

Baş ogul : Arının verdiği ilk oğul.

Baş oğul : Arının verdiği ilk oğul.

Baş olmamak : Bir işi bir sonuca bağlayamamak. Bitirememek, bitmemek, (iş için).

Baş oynamak : Hayatını tehlikeye koymak, canını feda etmekten çekinmemek.

Baş oyun kişisi : Bir oyunun belkemiğini kuran oyun kişisi.

Baş öğrenmek : Binit hayvanı talimli olmak.

Baş öğretmek : Hayvan terbiye etmek, alıştırmak.

Baş örtüsü : Kadınların saçlarını örtmek için kullandıkları örtü, başörtü, eşarp. Çarşaf. Taç.

Baş övmek : Geline, oğlan evinde çalgıcılar ve yenge tarafından öğütlü sözler söyleme töreni.

Baş özeti : Bir sahne eserinin baş tarafına geçirilen özeti.

Baş parası : Alış verişte üste alınan para. Hayvan satışında alıcının çoban veya ip tutana verdiği bahşiş. Hayvan satışında belediyenin veya muhtarın aldığı yüzde.

Baş pekliği : Baş sertliği, sert başlılık.

Baş rol : Bir oyunda birinci derecedeki rol.

Baş sayfa : Kitaplarda metnin ilk sayfası. (Yazmalarda ve kimi basma kitaplarda çoğunlukla tezhipli olur.) bk. tezhip.

Baş sedir : Ocak başı, baş köşe.

Baş sineği : Kuzey Avrupa’da bulunan Muscidae ailesinde yer alan, hayvanların salya, gözyaşı akıntısı, kan ve ter gibi çıkartılarıyla bulaşık bölgelerine konarak beslenen sinek türü, Hydrotaea irritans.

Baş sinir düğümü : (karşılık: serebral gangliyon),Sölomlu olan omurgasız hayvanlarda başta bulunan bir çift sinir düğümü (beyin gangliyomu).

Baş şeker : Kelle şeker.

Baş tapmah : Anlamak, akıl erdirmek.

Baş tapmak : Bir kimsenin aleyhinde konuşmak, dedikodusunu yapmak.

Baş tartmak : Baş kaldırmak, isyan etmek.

Baş terim : Bir polinomda en yüksek dereceli değişkeni içeren terim.

Baş terketmek : Can feda etmek.

Baş toplamak : Soğan gibi bitkilerin baş kısmı büyümek.

Baş tutmak : Aracılık etmek. Baş çıkarmak, başlanmak.

Baş u can oynatmak : Hayatını feda etmeye hazır olmak.

Baş ucu yastığı : Baş yastığı.

Baş urmak : Baş eğmek, saygı ile eğilmek.

Baş utmak : Baş almak, kelle kesmek.

Baş uyuzböceği : Koyunlarda baş uyuzunu yapan akar. Konakçı olarak insanı ve başka hayvanları seçen soydaş birçok türü daha vardır.

Baş uyuzu : Koyunlarda baş uyuzböceğinden ileri gelen ve başın yapağısız bölgelerinde görülen uyuz; kel, kellik, kelbaş. Başta görülen herhangi bir akar enfestasyonu, özellikle koyunlarda Sarcoptes cinsi uyuz etkenlerinin neden olduğu enfestasyon. Suluca denilen sivilceler.

Baş üstü : Geminin ön bölümünde çıpanın bulunduğu yer.

Baş üstünden iletme : Bir oyuncunun topu yakınındaki takım arkadaşına başının üzerinden geçirerek aktarması.

Baş üzre gelmek : Serfuru etmek, saygı ile eğilmek.

Baş varmak : Baş elden gitmek, ölmek.

Baş ve omuzlar : Hisse senedi piyasasında uygulanan teknik analizde kullanılan fiyatların insan omuzu gibi düz bir seyir izlerken aniden yükselip tekrar omuz hizasına düştüğünü gösteren şekil.

Baş vektör : Bir M yüzeyinin şekil operatörünün sıfırdan farklı karakteristik vektörlerinden biri, eğrilik vektörü, asli vektör.

Baş vemek : Ekin başak vermeye başlamak. [Bakınız: başşak düzmek]. Çıban, olgunlaşmak.

Baş vergisi : Kişi başına eşit miktarda ayni veya nakdi olarak alınan eski bir vergi türü.

Baş virmek : [Bakınız: baş vermek]. Artmak, üstüne koymak, çoğalmak: Yapağının aslı kilo idi, 5 kilo baş virdi.

Baş vurmağ : Birinin halini, hatırını sormak, ziyaretine gitmek.

Baş vurmak : Fazla gelmek (ölçüde): Korkma, benim ölçtüğüm çok başvurur. Yüksek bir yerden balıklama denize atlamak. Akıl danışmak.

Baş vuruşu : Başa takılan tel başlığın alın ya da daha üst bölümüne kesici kılıçlı yapılan vuruş.

Baş yapıt : Bir oyun yazarının yazdığı oyunların en değerlisi.

Baş yarışçı : Takımca yapılan yarışlarda, yarışı en önde sürdüren çiftekerci.

Baş yazmak : Saç taramak: Başımı yazayım da geleyim.

Baş yeli : Havailik.

Baş yenge : Düğünde yemeği idare eden kadın.

Baş yere komak : Yere yüz sürmek.

Baş yere salmak : Başım yere eğmek.

Baş yimek : Ölümüne sebep olmak.

Baş yinelemesi : Bak. Yinelemek. -(Söz sanatı terimi) Bir cümlenin parçalarına veya arka arkaya gelen cümlelere aynı kelime yahut kelimelerle başlama. Hâlâ hurafeler yaşatır her çürük kafes, Hâlâ beşik gıcırtısı, hâlâ o tozlu ses. (BAŞ YİNELEMELİ, Anaphorique).

Baş yokarı : Yokuş yukarı.

Baş yokluğu : Asefali.

Baş yukari : Yukarı, yukarı doğru.

Baş yüksekliği : Ayarlanabilen cimnastik araçlarında, baş doğrultusunda yükseklik için kullanılan kavram.

Çelik baş alabalık : (Salmo irideus) Kemikli-balıklar (Teleostei) takımının alabalıkgiller (Salmonidae) familyasından bir balık türü. Uzunluğu 25 cm. Kaliforniyada yaşar.

Deli baş hastalığı : Genellikle geviş getiren hayvanlarda, ara sıra insanlarda Coenurus türlerinin neden olduğu merkezi sinir siteminde kist oluşumu, serebrospinal sıvı akışının engellenmesi ve ölümcül olabilen kafa içi basınç artışıyla belirgin hastalık, sönurozis, hlk. dönek. İnsan ve hayvanlarda kendi etrafında dönme hareketleriyle belirgindir.

Diklim baş : Baş aşağı.

Emelli baş : İyi, doğru dürüst, sağlam işe yarar.

Ende baş : Sersem, akılsız baş.

Etek baş : Aşağı taraf.

Ev baş olmak : Yapılmakta olan ev tümden bitmek.

Garametli baş : Üzüntülü, mutsuz (kimse için): Benim başım çok garametlidir.

Gemi baş vurmak : Önden gelen dalgalarla gemi başı kalkıp kalkıp inmek.

Gendü baş gelmek gendü baş getmek : Kendi başına gelip, kendi başına gitmek.

Havaya baş koşmak : Boyun eğmek.

Işıklama baş uzmanı : Oyun yorumuna uygun olarak güzelduyusal ve işlevsel açıdan ışıkları tasarlayan, gerçekleştiren ve denetleyen baş uzman. bk. elektrikçi.

Kara baş : Dertli baş. Akılsız.

Kara baş yılanı : (Oligodon melanocephalus septentrionalis), Pullu-sürüngenler (Squamata) takımının az-dişligiller (Oligodontidae) familyasından bir sürüngen türü. Doğu Akdeniz bölgesi memleketlerinde yaşar.

Maden baş : Ciritin koni, biçiminde madensel ucu.

Önünde baş komak : Yere kapanmak.

Sendika baş sözcüsü : İş yerinde sendika adına konuşmağa ve işverenle sendika arasında aracılık etmeğe yetkili kişilerin başı.

Sente baş : Başı sersem, hezeyan halinde.

Son baş yinelemesi : (Söz sanatı terimi) Bir cümlenin veya bir dizenin sonunu, arkadan gelen cümlenin veya dizenin başında tekrarlama.

Şişkin baş sendromu : Özellikle 4-6 haftalık etlik piliçlerde olmak üzere damızlık ve yumurtacı tavuklarda da görülen, göz içi sinüslerinde şişkinlik, çene altı ödemi, başın bükülmesi, kasların kasılması ve inkoordinasyonlarla belirgin akut seyirli viral hastalık.

Tokmak baş kaya : (Gobius ophiocephalus) Kemikli-balıklar (Teleostei) takımının kayabalığıgiller (Gobiidae) familyasından bir balık türü.

Yarış baş yönetmeni : Yarışın yönetim işlerine bakan baş görevli.

Yaş baş : Hayatı boyunca kazanılan deneyimlerin tümü.

Yavuz baş : Dik kafa, hırçın, serkeş.

Yeşil baş ördek : Kuşlar (Aves) sınıfının, kazlar (Anseriformes) takımının, ördekgiller (Anatidae) familyasından, 52 cm kadar uzunlukta, mavi, beyaz, kara, kahverengi karışık tüylü, erkekleri yeşil başlı, yurdumuzun her tarafında, Palearktik bölge ve Kuzey Amerika'da sazlı, durgun sularda yaşayan yerli bir kuş türü. Yaban ördeği.

Yinür baş : Gittikçe oyulup derinleşen yara, yenirce, âkile.

Yüz yerde baş komak : Yüzükoyun yere kapanmak.

Baş ağrısı : Başın ağrıması, başta oluşan rahatsızlık.

Baş altı : Yağlı güreşte pehlivanların ayrıldığı beş derecenin ikincisi.

Baş aşağı : İniş. Başı aşağı gelecek bir biçimde.

Baş başa : Birlikte, beraberce.

Baş belası : Sıkıntı, üzüntü, eziyet veren.

Baş bezi : Mendil.

Baş bıçağı : Ustura.

Baş bodoslaması : Gemi omurgasının baş tarafta yükselmesi ile oluşan eğik veya dikey bölüm.

Baş döndürücü : Şaşkına, serseme çevirici. Baygınlık verici. Çabuklukta olağanüstü, aşırı.

Baş dönmesi : Gözün kararmasıyla düşecek gibi olma durumu.

Baş dümeni : İyi manevra yapmalarını sağlamak amacıyla gemi veya teknelerin başına yerleştirilen dümen.

Baş halatı : Teknenin, başından ileriye doğru verilerek geri gitmesini engelleyen halat.

Baş havlusu : Banyodan sonra saçı kurulamak için kullanılan havlu.

Baş tacı : Çok sevilen kimse. Çok beğenilen şey.

Baş ucu : Yatılan bir yerin baş konulan yönü veya yakını.

Baş ucu kitabı : Sık sık yararlanılan, ana bilgileri veren, değerini yitirmeyen eser.

Baş üstü dolabı : Uçaklarda, otobüslerde el bagajını koymaya yarayan kapaklı dolap.

Baş yastığı : Yatakta başın altına konulan yastık.

Başa baş : Eşit durumda, dengeli olarak. Birine üstünlük sağlamadan.

Başa baş noktası : Bir yabancı paranın veya değerli kâğıdın piyasa değeri ile üstünde yazılı değerin aynı olması durumu.

Sıkma baş : Kadınların ince bir kumaşla saçlarını sararak yaptıkları bir saç bağlama biçimi. Bu biçimde taranan saçın bir örtüyle tamamen kapatılmış hâli.

Üst baş : Giyecekler, giysiler, giyim kuşam.

Yarım baş ağrısı : Kusma, mide bulantısı ile görülen, sempatik sinir sistemi dengesinin bozulmasından ileri gelen baş ağrısı, yarımca, migren.

Diğer dillerde Baş anlamı nedir?

İngilizce'de Baş ne demek ? : head, ram, chief, cephalica