Balance türkçesi Balance nedir

  • Kalan.
  • Kalıntı.
  • Bilanço.
  • Göz önünde bulundurmak.
  • Devimli bir nesneyi etkileyen güçlerin, o nesnenin yörüngesini ve hızını değiştirememeleri durumu.
  • Bir sesin tüm frekans aralıklarının, birisinin diğerine baskın gelmemesi için yakın değerlerde tutulması. stereo bir müzik sistemindeki her bir hoparlörden çıkan ses şiddetinin aynı değerde olması. icra veya kayıt sırasında çalgıların ses şiddetlerinin birinin diğerine baskın gelmeyecek biçimde yakın olması.
  • Sayışımdan sonra görünen kalıntı.
  • Denge.
  • Denkleşme.
  • Bakiye.
  • Sayışım kalıntısı.
  • Ruhsal denge.
  • Düşünmek.
  • Dengelemek.
  • Kütle ya da ağırlık ölçümü için hazırlanmış özel düzenek.
  • Dengeyi sağlamak.
  • Bir sayışımın alacaklı değeri ile borçlu değeri arasındaki fark.
  • Dengeli olmak.
  • Denk olmak.
  • Tartaç.
  • Tartmak.
  • Gövdenin, en küçük dayanak olmadan yüzey ya da yüzeylerinde düşmeden durma yetisi.
  • Tikel ya da tam denge koşulu.
  • Denge kurmak.
  • Bilgisayar, fizik, gitar, jimnastik, kimya, ekonomi alanlarında kullanılır.
  • Son kalıntı.
  • Uyum.
  • Kıyaslamak.
  • Bir sayışımın borçlu ve alacaklı dalları arasındaki fark.
  • Dengede tutmak.
  • Dengede durmak.
  • Bir malın niceliğine ve ederine göre satış değeri bulunmak üzere ağırlık birimleriyle malın karşılıklı dengesini sağlayan araç.
  • En olağandışı durumda bile gövdeyi dengede tutma sanatı. çeşitli denge noktaları vardır: eller, baş, omuzlar, dirsekler, dişler gibi.
  • Balans.
  • Vücudun en küçük dayanak yüzey ya da yüzeylerinde düşmeden durması. bu, vücudun ağırlık merkezinden geçen bir düzey çizgisinin her zaman dayanak yüzeyi içinde kalması, böylece ağırlığın dayanak noktasının iki yanına denk olarak yüklenmesiyle sağlanır.
  • Denk gelmek.
  • Yönetmenin sahne üzerinde tasarladığı düzenin temel öğelerinden biri. göz dengesiz bir görünümü (bilinçsiz de olsa) sezinlediği için sahne üzerindeki oyuncuları dengelemek gerekir. sahne üzerinde denge, iki ana bölümde ele alınır. fiziksel denge : bakışımlı ve bakışımsız olmak üzere iki çeşittir. güzelduyusal denge : sahne üzerinde kalabalığı anlam açısından uyumlu bir duruma getirir.
  • Terazi.
  • Sayışımanlıklarca tüm sayışımların borçlu ve alacaklı tutarlarının toplamını ayrı ayrı olarak toplamyerinde ve bu toplamların borç ve alacak artıklarının toplamlarını da ayrı ayrı artıklar bölümünde gösteren ve çoğunlukla ayda bir düzenlenen çizelge.
  • Denklik.
 

Balance ile ilgili cümleler

English: Ali lost his balance and fell.
Turkish: Ali dengesini kaybetti ve düştü.

English: He lost his balance and fell off his bicycle.
Turkish: Dengesini kaybetti ve bisikletinden düştü.

English: He lost his balance and fell down.
Turkish: Dengesini kaybetti ve düştü.

English: Ali lost his balance and fell down.
Turkish: Ali dengesini kaybetti ve yere düştü.

English: Ali double-checked his bank balance before writing the check.
Turkish: Ali çek yazmadan önce hesap bakiyesini kontrol etti.

 

Balance ingilizcede ne demek, Balance nerede nasıl kullanılır?

Balance a tire : Lastiğin balans ayarını yapmak.

Balance an account : Hesabı kapatmak. Hesabı kesmek. Bir hesabı kapatmak.

Balance arm : Denge kolu. Terazi kolu. Kaldırma kolu. Balans kolu.

Balance at the bank : Banka hesap bakiyesi. Hesap bakiyesi.

Balance beam : Balans kirişi. Denge kalası. Denge aleti.

Balance due : Borç bakiyesi. Bakiye. Vadesi gelmiş bakiye borç. Vadesi gelmiş borç bakiyesi. Zimmet bakiyesi. Vadesi dolmuş borç. Vadesi gelmiş borç. Bakiye borç.

Balance book : Muvazene defteri. Bilanço defteri.

Balance exercises on apparatus : Araçta denge alıştırmaları. Dayanak yüzeyi sınırlı ve yerden yüksek araçlarda yapılan denge.

Balance crane : Karşı ağırlıklı vinç.

Balance coil : Denge bobini. Balans bobini.

İngilizce Balance Türkçe anlamı, Balance eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Balance ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Balance of an account : Hesap bakiyesi.

Equalising : Denkleştirme. Eşdeğerleme. Eşitleme. Birbirine eşit hale getirme. Standartlaştırmak. Dengeleme. Muvazene. Eşit yapmak.

Class with : Benzetme yapmak. Karşılaştırmak.

Gaged : Çaplanmış. Ölçmek. Rehin vermek. Ayarlı. Rehin verilmiş. Kalibresini ölçmek.

Equate : Eşit saymak. Eşit yapmak. Denklem kurmak. Müsavi kılmak. Denklem ile göstermek. Eşit tutmak. Eşit olmak. Aynı kefeye koymak.

Be equivalent to : Eşit olmak. -e eşit olmak.

Librates : Titreşmek. İleri geri hareket etmek. Titremek. Sallanmak.

Equivalences : Eşdeğerlik. Eşitlik. Tekabül. Karşılığı olma. Eşdeğer.

Peering : Üreten tüketicilerce gerçekleştirilen üretim. Bir parça görünmek. Katılıma açık üretim. Trafik değiş tokuşu. Çok sayıda insan tarafından gerçekleştirilen üretim. Belli belirsiz görünmek. Dikkatle bakmak. Kolektif üretim.

Balance synonyms : even off, equilibrise, electrolyte balance, equilibrize, balances, paralleled, equates, check against, cast about, equivalency, balance oneself, parallelling, be in equipoise, compensates, be suitable, remaindered, trim, measures, account, libra, come up to, residual, bear in mind, equalises, match, paralleling, gauge, equilibrates, coinciding, run into, be balanced, bethought, relic.

Balance zıt anlamlı kelimeler, Balance kelime anlamı

Imbalance : Muvazenesizlik. Denksizlik. Oransızlık. Dengesizlik.

Disequilibrium : Denksizlik. Eşitsizlik. Denge durumu yokluğu. Cari fiyat düzeyinde piyasada bir arz kıtlığı veya arz fazlası bulunması durumu. Muvazenesizlik. Dezekilibrium. Disekilibriyum. Dış ödemeler dengesinde dengesizlik durumu. Dengesizlik.

Unbalance : Dengeyi bozmak. Akli dengesizlik. Dengesini bozmak. Dengesizlik. İşlevini bozmak.

Balance ingilizce tanımı, definition of Balance

Balance kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To bring to an equipoise, as the scales of a balance by adjusting the weights. To be in equipoise. As, the scales balance. To have equal weight on each side. To weigh in a balance. An apparatus for weighing.