Ball game türkçesi Ball game nedir

  • Eski meksika yerlilerinin dikdörtgen biçimindeki özel alanlarda, topa elle dokunmadan dinsel amaçla oynadıkları oyun.
  • Top oyunu.
  • İş.
  • Durum.
  • Beysbol.
  • Basketbol veya beysbol veya amerikan futbolu (us).
  • Vaziyet.
  • Top ile oynan oyunun (uk).

Ball game ile ilgili cümleler

English: I hope today's ball game won't be canceled.
Turkish: Bugünkü top oyununun iptal edilmeyeceğini umuyorum.

English: Ali enjoys watching baseball games on TV with his grandfather.
Turkish: Ali dedesiyle TV'de beyzbol maçları izlemekten hoşlanır.

English: It was decided that the ball game be put off.
Turkish: Top oyununun ertelenmesine karar verildi.

English: Do you want to go to a ball game?
Turkish: Bir top oyununa gitmek ister misin?

English: We'll likely go to the ball game tomorrow.
Turkish: Yarın muhtemelen top oyununa gideceğiz.

Ball game ingilizcede ne demek, Ball game nerede nasıl kullanılır?

Ball : Gülle. Yuvarcık. Misket. Tenis, masa tenisi, basketbol alanlarında kullanılır. Balo yapmak. Yumak yapmak. Top. Alantopu oyununa özgü, çapı 6,67 cm. ile 6,35 cm. arasında, ağırlığı 56,70 g. ile 58,47 g. arasında, üzeri yünlü bezle kaplı lastik yuvarlak. Devinimli iki yüzey arasındaki sürtünmeyi azaltmak için kullanılan küçük top. Yuvar.

Game : Av eti. Topal. Şikar. Kumar oynamak. Dolap. Hazır. Karşılaşma. Eğlenme. Oyun. Hevesli.

 

Ball ammunition : Normal cephane. Küçük çaplı cephane. Yuvarlak çekirdek yapısı.

Ball and chain : Ayak bağı. Pranga. Eş veya kız arkadaş. Bir adamın karısı. Kaşık düşmanı. Ayak kösteği.

Ball and socket : Küresel mafsal. Bilyalı mafsal.

Ball and socket clamping screw : Bilya başlı mafsal sıkıştırma vidası.

İngilizce Ball game Türkçe anlamı, Ball game eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Ball game ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Conjunctures : Ekonomik hayatın gelişmesi. Belli bir zaman dilimi içinde belli bir olayı. Eylem ya da etkinliği çevreleyen şartların tümü. Kriz. Buhran. Şartlar. Konjonktür. Kritit durum.

Baseballs : Beysbol topu. Beyzbol.

Postures : Tutum. Kurulmak. Tavır. Yapmacık tavır takınmak. Poz vermek. Kasım kasım kasılmak. Taslamak. Dik durmak.

Contexts : Kaynak. Genel durum. İçerik. Kontekst. Bağlam. Ortam. Sözün gelişi. Şartlar.

Attitude : Duruş. Fikir. Tutum. Bireyin insanlar, olaylar ve cansız varlıklar karşısında takındığı davranış biçimi. Davranış. Yöneliş. Görüş. Tüm gövdenin uyumlu bir biçimdeki duruşu. dansçının bir bacağı üzerinde dururken, öteki bacağını doksan derecelik açıyla kaldırarak ve dizden bükerek arkaya götürmesi. çeşitli biçimleri vardır. Düşünce.

 

Appointment : Görev. Atanılan makam. Randevu. Memuriyet. Atama. Buluşma. Tayin. Emir.

Conjuncture : Kriz. Şartlar. Buhran. Belli bir zaman dilimi içinde belli bir olayı. Kritik durum. Eylem ya da etkinliği çevreleyen şartların tümü. Kritit durum. Ekonomik hayatın gelişmesi. Konjonktür.

Calling : Ticari ünvan. Davet. Ticari unvan. Tutku. Görev aşkı. Heves. Telefon etme. Çağrı. Seslenme.

Avocation : Meşguliyet. Merak. Meslek. Uğraş. Birinin asıl işi dışında yaptığı bir iş. Hobi.

Baseball : Beysbol topu. Beyzbol.

Ball game synonyms : assignment, condition, circumstance, estates, businesses, business, configuration, conditions, biz, stances, things, context, postured, cases, setup, avocations, state of affairs, asgmt, estate, state, station, posture, activity, position, assignments, commerce, action, capacity, attitudes, stance, case, ball, affair.