Basmak nedir, Basmak ne demek

"Basmak" ile ilgili cümle

  • "Şehri akşamüstü sis basmıştı." - S. F. Abasıyanık
  • "Ölen kızın intikamını almak için köyü basıp yakmış." - E. İ. Benice
  • "Şuraya başparmağını bas, dediler, ben de bastım." - S. F. Abasıyanık
  • "On dokuz yaşına yeni basmış, ürkek ve utangaç bir kızdım." - A. Erhat
  • "Yollarını ot basmış, çamları yükselip saçaklarına el atmış olan bu büyük köşk." - M. Ş. Esendal
  • "Yüreğinin acısını duyuyordu. Sıkıntı basmış, terlemeye başlamıştı. İzin istedi." - Y. Z. Bahadınlı
  • "Bastığın yerlerde güller açtı, sarıldı ayaklarına." - C. Külebi
  • "Peyniri küpe basmak."
  • "Pompa bozulmuş, suyu basmıyor. Otomobilin lastiğine hava basmak."
  • "Motor çalıştıktan sonra debriyaja basarsınız." - H. E. Adıvar
 

Basmak anlamı, kısaca tanımı:

Bas : Sesi böyle olan sanatçı. En kalın sesli orkestra çalgısı. En kalın erkek sesi.

Basıp geçmek : Önde gideni geçmek. önem vermeyerek uğramamak.

Basıp gitmek : Birdenbire gitmek, aklına koyduğu şeyi yapmak üzere bulunduğu yerden uzaklaşmak, çekip gitmek.

Bastığı yerde ot bitmez : "gittiği yere uğursuzluk götürür, gittiği yerin bereketini kurutur" anlamında kullanılan bir söz.

Bastığı yere bir daha basmamak : Arı gibi çok hareketli olmak.

Bastığı yeri bilmemek : Çok sevinmek. şaşkınlıktan nerede olduğunu seçememek, durumunu kontrol edememek.

Örtbas : "Bir durumun, bir olayın duyulmamasını, yayılmamasını sağlayan önlemler almak" anlamındaki örtbas etmek ve "bir durum, bir olay duyulmamak, yayılmamak" anlamındaki örtbas olmak deyimlerinde geçer.

Tıka basa : Çok sıkıştırarak, boş kalmayacak biçimde.

Dilbasar : Hekimlerin boğazı görebilmek için dili bastırdıkları araç, abeslang. Ecza karıştırmakta kullanılan yassı araç, abeslang.

Karabasan : Sıkıntılı ve korkulu düş, kâbus. Bir kimsenin içinde bulunduğu karmakarışık, sıkıntılı ruh durumu.

Subasar : Basınç uygulayarak suyu binanın üst katlarına çıkaran düzenek, hidrofor.

 

Albastı : Doğum sırasında temizliğe dikkat edilmemesi yüzünden lohusanın tutulduğu ateşli hastalık, lohusa humması, albasma.

Ayakbastı : Bir yere dışarıdan gelen insan ve eşyadan alınan vergi, toprakbastı.

Dalbastı : Bir tür iri, aşılı kiraz.

Kalburabastı : Beze biçimine getirilmiş hamur parçasının yassılaştırılıp ortasına ceviz içi ve yağ konarak fırında pişirilen ve piştikten sonra üzerine soğuk şeker şerbeti dökülen bir tatlı türü.

Kaşbastı : Başa ve alna bağlanan bağ, çatkı.

Kedibastı : Bütün yüzeye tutkal sürmeyi gerektirmeyen işlerde, fırçayı aralıklı bastırarak tutkal sürme işi.

Kepbastı : Çift katlı büyük dalyan ağı.

Kolbastı : Güreşte ayağı kapılan güreşçinin, rakibinin ayağını tutmasıyla ortaya çıkan geçersizlik durumu. Doğu Karadeniz Bölgesi'ne özgü, halka oyunlarından, hareketli, bireysel özellikleri öne çıkaran bir oyun türü.

Külbastı : Közde veya ızgarada pişirilen kemiksiz et.

Toprakbastı : Ayakbastı.

Elbasan tavası : Önceden haşlanarak hazırlanmış yağsız etin üzerine yoğurt ve çırpılmış yumurta karışımının dökülüp fırında pişirilmesiyle yapılmış olan bir yemek.

Basma : Bu kumaştan yapılan. Basılmış, matbu. Gübre, tezek. İskambil kâğıdı ile oynanan bir oyun. Basmak işi. Yerin alçalmasıyla bu yeri örten deniz sularının yükselmesi, çekilme karşıtı. Üzerinde bası ile yapılmış renkli biçimler bulunan pamuklu kumaş. Gazete, dergi, kitap vb. bası ile hazırlanmış yazılı şeyler, matbua.

Basmakalıp : Özgünlüğü olmayan, değişiklik göstermeyen, bilineni tekrarlayan, harcıâlem, klişe. Özgünlüğü olmayan, değişiklik göstermeyen, bilineni tekrarlayan bir biçimde, sloganvari.

Basmakalıplaşmak : Basmakalıp durumuna gelmek.

Basmakalıplık : Basmakalıp olma durumu.

Acısını bağrına basmak : Bir üzüntüye, sıkıntıya yakınmadan katlanmak.

Ağır basmak : Ağırlık olarak fazla gelmek. bir işte gücü ve etkisi üstün gelmek.

Ağırlık basmak : Gevşeklik ve uyku gelmek. sessizlik oluşmak. ağır bir hava kaplamak.

Ateş basmak : Kızarmak, sıkılıp başına kan yürümek.

Ayağı düze basmak : Güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek.

Ayağını denk basmak : Dikkatli ve uyanık davranmak.

Ayak basmak : Bir yere bağlanmak. girmek, gelmek, uğramak. mesleğe girmek. bir yere varmak, ulaşmak.

Ayaklarının ucuna basmak : Çok yavaş, sessiz, gürültü yapmamaya özen göstererek yürümek.

Bağrına basmak : Biriyle ilgilenerek onu koruyup kayırmak, yetiştirmek. kucaklamak.

Bağrına taş basmak : Sesini çıkarmaksızın her türlü acıya katlanmak.

Bam teline basmak : Birinin çok kızacağı şeyi yapmak veya sözü söylemek.

Can damarına basmak : Bir işin en önemli yönü üzerinde durmak.

Cayırtıyı basmak : Birdenbire bağırıp çağırmaya başlamak.

Cin damarına basmak : Kişiyi çok sinirlendirecek söz söylemek, çileden çıkarmak.

Çürük tahtaya basmak : Tedbirsizlik edip sonu tehlikeli olabilecek bir işe girişmek.

Dalına basmak : Hoşlanmadığı şeyleri yaparak birini kızdırmak.

Dalları basmak : Ağaçta dalları eğecek kadar çok meyve olmak.

Damarına basmak : Birini, duyarlı olduğu bir konuda kızdırmak.

El basmak : Kutsal bir şey üzerine el koyarak yemin etmek.

Faka basmak : Aldatılmak, tuzağa düşmek.

Feryadı basmak : Çığlık koparmak, yüksek sesle haykırmaya başlamak.

Gaflet basmak : Dalgın, dikkatsiz bir durumda bulunmak. uykusu gelmek.

Gariplik basmak : Yalnızlık çökmek.

Gaza basmak : Harekete geçirmek veya hızını artırmak için motorlu taşıtın gaz pedalına basmak. bir işi hızlandırmak.

Geri basmak : Geri geri gitmek.

Gırtlağına basmak : Birine bir şey yaptırmak için dayatmak veya inat etmek.

Hafakanlar basmak : Sıkıntıdan bunalmak.

Hararet basmak : Vücut ısısı artmak. çok susamak.

Hava basmak : Büyüklenmek, gururlanmak. hava vermek.

Hırs basmak : Hırslı duruma gelmek.

İmzayı basmak : İmzalamak, imza etmek.

İzine basmak : Gözden uzaklaştırmayarak ne yaptığını gözetlemek.

Kahkaha basmak : Kendini tutamayıp yüksek sesle gülmek.

Kalayı basmak : Adamakıllı küfretmek.

Kalıbını basmak : Bir şeyi güvenle doğrulamak.

Kama basmak : Oyunda yenmek.

Karanlık basmak : Hava kararmak.

Karaya ayak basmak : Deniz taşıtından karaya çıkmak. deniz, göl vb.nden karaya çıkmak.

Karinaya basmak : Karina etmek.

Kart basmak : İşçiler iş yerine giriş ve çıkışta gelip gittiklerini bir makine aracılığıyla belirtmek.

Kasvet basmak : Çok sıkılmak, içi daralmak.

Kırk basmak : Doğum yapmış annenin ve bebeğin kırk gün dolmadan dışarı çıkarılmasının tehlikeli olacağını geleneksel olarak kabul etmek.

Kış basmak : Kışın şiddetli soğukları başlamak.

Kitaba el basmak : Kutsal kitap üzerine elini koyarak ant içmek.

Küfrü basmak : Küfretmek.

Kuyruğuna basmak : Birini incitip saldırıda bulunmasına yol açmak, tahrik etmek.

Mantara basmak : Birinin hazırladığı oyuna düşmek, oyuna gelmek.

Mühür basmak : Mühürlemek.

Nasırına basmak : Birinin çıkarını engellemek.

Ökseye basmak : Dikkatsizlik ederek zarara uğramak veya yanılmak.

Para basmak : Kumarda ortaya para koymak. darphanede, basımevinde metali veya kâğıdı para durumuna getirmek. çok kazanmak. çok kazandırmak.

Parayı basmak : Para vermek.

Parmağını yaranın üzerine basmak : Asıl derdi veya bir derdin asıl sebebini göstermek.

Parmak basmak : Bir konu üzerine dikkati, ilgiyi çekmek. imza yerine parmağını mürekkebe batırarak bir yere bastırmak.

Sıcak basmak : Hava çok ısınmak.

Sıkı basmak : Güçlü davranmak, direnmek.

Sıkıntı basmak : Çok sıkılmak, can sıkıntısı duymak.

Sırra kadem basmak : Bir kimse ortalıktan yok olmak, kaybolmak, ortalıkta görünmemek.

Su basmak : Bir şey veya yer sular altında kalmak, her yanı suyla dolmak.

Tam üstüne basmak : Kesin olarak belirlemek. doğru olanı, istenileni bulmak.

Ter basmak : Sıkıntı veya heyecandan dolayı çok terlemek.

Tetiğe basmak : Ateş etmek.

Tongaya basmak : Kendisini kötü bir duruma düşürmek için hazırlanan bir düzene uğramak, tuzağa düşmek.

Üstüne basmak : Yerinde bir düşünce ileri sürmek. iyice belirtmek.

Uyku basmak : Çok uykusu gelmek.

Uyuyan yılanın kuyruğuna basmak : Kötü bir kimsenin yeni bir kötülük yapmasına fırsat vermek.

Yağ basmak : Çok yağlanmak, semirmek. büyük bir kaba yağ yerleştirmek.

Yan basmak : Bir işte aldanmak. dürüst davranmamak, kaypaklık etmek.

Yaygarayı basmak : Bağırıp çağırmak.

Yelken basmak : Yola çıkmak, hareket etmek.

Yemini basmak : Çabuk ve kuvvetli olarak yemin etmek.

Yere sağlam basmak : Titiz ve dikkatli davranmak.

Yılanın kuyruğuna basmak : Kötü bir kimseye kötülük yapacak fırsat vermek.

Zıddına basmak : Sinirlendirmek, sinirini bozmak.

Verecek : Birine verilmesi gereken para, borç, alacak karşıtı.

Biçim : Yakışık alan şekil, uygun şekil. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Herhangi bir şeyin benzeri. Tarz. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Biçme işi. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format.

Ayak : Vücudun belden aşağı bölümü. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut. Altılı ganyanda yer alan her bir koşu. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Göl ayağı. Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta. Halk edebiyatında uyak. Bacak. Basamak. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü.

Koymak : Etkilemek, dokunmak. Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak. Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak. İmza, tarih, adres yazmak. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek. Bırakmak, terk etmek. Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak. Bırakmak. Katmak, eklemek.

Küçük : Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Yaşı daha az olan. Değersiz, önemsiz. Niteliği aşağı olan, bayağı. Geri aşamada. Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Niceliği az olan. Kısık, parlak olmayan (ses). Küçük abdest.

Çocuklar : "arkadaşlar!" anlamında kullanılan bir seslenme sözü.

Kuvvet : Durgunluğu harekete veya hareketi durgun bir duruma çeviren etken, direnci kıran veya direnç doğuran özellik. Bir ülkenin silahlı gücü. Şiddet, zor, cebir. Bir niceliğin kendisi ile çarpılarak yükseltildiği derecelerden her biri: 2x2x2=23 denkleminde, 3 sayısı 2'nin kuvvetini gösterir. Yetke, erk, nüfuz. Dayanıklı olma durumu. Güç. Fiziksel güç, takat.

Ayakta : Telaşlı, heyecanlı bir biçimde. Ayağa kalkmış durumda.

Yerleştirmek : Yerine koymak. Tokat, şamar vurmak. Söz veya cevabı tam sırasında söylemek. Yerleşmesini sağlamak.

Bası : Resim klişesi, dökme harf, taş kalıp kullanarak makine yardımı ile kâğıt, bez vb.ne yazı, resim, çıkarma işi, tab, edisyon.

Yapmak : Düzenli bir duruma getirmek. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Dışkı çıkarmak. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Yol almak. Gerçekleştirmek. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Olmak. Üretmek. Olmasına yol açmak. Bir durum yaratmak. Salgılamak, çıkarmak. Edinmek, sahip olmak. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Onarmak, tamir etmek. Evlendirmek. Davranmak, hareket etmek. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek.

Tabetmek : Basmak.

Örtmek : Kaplamak. Kötü bir durumu belli etmemek, gizlemek, saklamak. Korumak, görünmez duruma getirmek veya gizlemek için üstüne bir şey koymak. Kapamak.

Bürümek : Sarmak, kaplamak, örtmek, basmak, istila etmek. Çok, güçlü etkilemek.

Kaplamak : Çepeçevre sarmak, kuşatmak. Kaplama adı verilen ince ağaç levhaları, değişik yöntemlerle hazırlanmış yüzeylere yapıştırmak. Bir kabın, bir kılıfın, bir örtünün içine almak. Bir madeni bir başka madenle kimyasal bir yöntemle örtmek. Doldurmak. Bir kimsenin veya bir şeyin nitelikleri herkesçe bilinir olmak. Bir yüzeyi döşemek, başka bir nesne ile örtmek. Her yanını örtmek, istila etmek. Doldurmak. Yayılıp doldurmak, etkisinde bırakmak.

Baskın yapmak : Ansızın konuk gelmek. suç işlendiği veya suçluların bulunduğu sanılan bir yere ansızın girmek. düşmana ansızın saldırmak.

Baskın : Sertlik, zorluk bakımından üstün. Ansızın çıkagelme. Benzerleri arasında güç ve önem bakımından başta gelen, başat, hâkim, dominant. Kısa süreli, beklenmedik saldırı. Su basması, sel. Suç işlediği veya suçluların bulunduğu sanılan bir yere ansızın girme.

Bir : Bu sayı kadar olan. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Sadece. Eş, aynı, bir boyda. Beraber. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Tek. Ancak, yalnız. Bir kez. Sayıların ilki. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Aynı, benzer.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Yaşa : Bilimde çok sayıda deney ve gözlemden sonra, aynı şartlarda aynı sonuçları verdiği kesin olarak belirlenen durum. Olayların gidişinde olağan dışına yer vermeyen, değişmezlik ve mecburiyet gösteren kural. Düşüncenin mantıksal bir değeri olması için uyulması şart olan temel. Toplumsal hayat içinde kendiliğinden oluşan ve uyulması toplum içinde yaşamanın bir mecburiyeti olan alışkıların bütünü. Devletin yasama organları tarafından konulan ve uyulması gereken kurallar bütünü, kanun.

Girmek : Katılmak. Sulu bir şeyin veya su dolu bir yerin içine batmak veya dalmak. Sığmak. Yazılmak, başlamak. Tecavüz etmek, geçmek. Erişmek, ulaşmak. Zaman anlamlı kavramlar için gelmek. Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek. İyice anlamak, iyice bilmek. Bulaşmak. Kavgaya tutuşmak. Ağrı, sancı başlamak, saplanmak. Girişmek, başlamak. Yemek yemek. İncelemek, ayrıntılara inmek. Dışarıdan içeriye geçmek. Yüklenmek. Bir şeyin yapımında, birleşiminde yer almak. Almak, fethetmek.

Kümes : Tavuk, hindi vb. evcil hayvanların barınmasına yarayan kapalı yer. Ufak ev.

Yatmak : Yatay veya yataya yakın bir duruma gelmek, eğilmek. Boş yere beklemek. Cinsel ilişkide bulunmak. Geceyi geçirmek üzere bir yerde kalmak. Ölü gömülmüş olmak. Bilerek yenilmek, şike yapmak. İşsiz kalmak, çalışmamak. Olumsuz veya başarısız bir sonuç almak. Düz bir duruma gelmek, düzleşmek. Belli bir süreyi cezaevinde geçirmek. İşlemez, çalışmaz durumda kalmak. Heves etmek, eğilmek. Bir özellik kazanmak için bir şeyin içinde beklemek. Bulunmak, var olmak. Uyumak veya dinlenmek için yatağa girmek. Bir yere veya bir şeyin üzerine boylu boyunca uzanmak. Bir düşünceyi veya bir öneriyi benimsemek, razı olmak.

Uygunsuz : Uymayan, yakışık almayan, yaraşmayan, münasebetsiz, namünasip. Kötü davranışlarda bulunan, çirkin hareketleri olan.

Yakalamak : Tutturmak. Bir kimseyi veya bir şeyi elle tutmak. Aynı düzeye gelmek. Bir kimseyi hoşa gitmeyecek bir durumda bulmak, bir kimsenin suçu ortaya çıkmak. Arayarak veya rastlantı sonucu bulup bağlantı kurmak. Birdenbire etkisi altına almak. Kaçan kimseyi ele geçirmek, derdest etmek. Avlamak, tuzakla ele geçirmek. Bir kimsenin gitmesini engellemek, durdurmak. Söz, bakış veya işareti fark etmek.

Basmak ile ilgili Cümleler

  • Tom'un niyeti Mary'nin parmaklarına basmak değildi.
  • Bir resim çekmek için yapmanız gereken bütün şey bu düğmeye basmaktır.
  • Tom'un amacı Mary'nin ayağına basmak değildi.
  • Ben sırayla veya seçimle hepinize basmak istiyorum.
  • Tüm yapmanız gereken düğmeye basmaktır.
  • Basmakalıp kurallar sorgulanmayan hayatlar yaşanmamış yıllar korkutulmaya çalışılmış insanlar benim bir hayatım var mıydı?
  • İki leopar yavrusunun ayrılması hakkındaki hikaye bana oldukça basmakalıp gibi görünüyor.
  • Fotoğraf çekmek için yaptığın tüm şey şu butona basmaktır.
  • Bütün yapman gereken kırmızı butona basmaktır.
  • Yapmanız gereken tek şey bu butona basmaktır.

Diğer dillerde Basmak anlamı nedir?

İngilizce'de Basmak ne demek? : v. step on, print, press, publish, raid, break into, attack suddenly, flood, come upon, weigh, catch, come on, flow, foray, impress, imprint, irrupt, jam, letter, sink, stamp, stencil, step, stomp, tread, tread on

Fransızca'da Basmak : presser; tirer; marcher sur; (paradamga) frapper; imprimer

Almanca'da Basmak : v. abdrucken, abtreten, drucken, drücken, entwickeln, prägen, pressen

Rusça'da Basmak : v. давить, гнести, нажимать, жать, продавливать, надавливать, выбивать, влеплять, отвешивать, нагнетать, тискать, печатать, отпечатывать, издавать, чеканить, набивать, врываться, вламываться, нагрянуть, налетать, наступать, оседать, ступать, одолевать, задавить, нажать, продавить