Bastırmak nedir, Bastırmak ne demek

"Bastırmak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Heyecanını bir türlü bastıramıyor." - N. Araz
  • "Kış bastırdığında bu sıcağa rahmet okursunuz." - A. Kulin
  • "Köyün ihtiyarları da Feyziye'nin babasına bastırmışlar, onları bağışlatmışlar." - E. Bener
  • "Cevabı bastırdı."
  • "Çok güçlüydü, bastırdı, omuzlarını yatağa yapıştırdı âdeta." - T. Dursun K
  • "Ama bir evi tek başına çeviren, o evin düzeninden sorumlu kadınlar ansızın bastıran konuktan her zaman tedirgin olurlar." - O. Rifat
  • "İsyanı bastırmak."
  • "Yangını bastırmak."
  • "Şişman, kısa boylu bir yüzbaşı usulsüzlükte, şarlatanlıkta, inatta hepimizi bastırıyor." - Ö. Seyfettin

Yerel Türkçe anlamı:

Bastırmak, gafil avlamak

Kümes hayvanlarını kuluçkaya yatırmak.

Kuru bir tarlayı rutubetlenmesi için baştan başa sulamak: Bahçe tarlasını bastırdıktan sonra içine yazlık ekeceğim.

Dişi hayvanı erkekle çiftleştirmek.

Kapının bastırağını indirip kapatmak.

 

Bir şeyin üzerini kapatmak, örtmek.

Ateşi yavaş yanacak şekilde korlatmak

Patlıcan, kabak gibi sebzeleri etle veya kıyma ile tavaya döşeyip pişirmek.

Yemeği pişirilebilecek hale getirmek, hazırlayıp ateşe koymak.

Ocağa yemek koymak.

Kaynak suyunu taş ve toprakla örterek ark içinde götürmek.

Sökülen veya eskiyen yamayı dikmek.

Kız ya da kadınla güç kullanarak cinsel ilişkide bulunmak.

Diğer sözlük anlamları:

Mağlubettirmek, alt ettirmek.

Bastırmak tanımı, anlamı:

Bastırma : Bastırmak işi.

Açlığını bastırmak : Açlık duygusunu yatıştırmak.

Hırs bastırmak : Aşırı ölçüde açgözlü duruma gelmek.

Kenar bastırmak : Bir kumaşın kenarlarını kıvırıp elle veya makine ile dikmek.

Mandepsiye bastırmak : Aldatmak, tuzağa düşürmek.

Mideyi bastırmak : Hafif şeyler yiyerek açlığını gidermek.

Safra bastırmak : Açlığını yatıştıracak kadar az bir şey yemek.

Basma : Yerin alçalmasıyla bu yeri örten deniz sularının yükselmesi, çekilme karşıtı. Basmak işi. Basılmış, matbu. Gübre, tezek. İskambil kâğıdı ile oynanan bir oyun. Bu kumaştan yapılan. Gazete, dergi, kitap vb. bası ile hazırlanmış yazılı şeyler, matbua. Üzerinde bası ile yapılmış renkli biçimler bulunan pamuklu kumaş.

 

Yaptırmak : Yapmasını sağlamak, yapmasına imkân vermek. Satın almak.

Zararlı : Zarar veren, zararı dokunan, dokuncalı, muzır, tahripkâr.

Olay : Önemli tarihsel olgu, fenomen. Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka.

Önlemek : Bir şeyin olmasına veya yapılmasına engel olmak. Ortaya çıkan veya çıkacağı düşünülen bir tehlikeyi durdurmak, önüne geçmek.

Durdurmak : Durmasını sağlamak.

Üstün : Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik. Arap harfli metinlerde bir ünsüzün a, e seslerinden biriyle okunacağını gösteren işaret, fetha. Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan.

Bir : Aynı, benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Tek. Bir kez. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bu sayı kadar olan. Beraber. Sadece. Ancak, yalnız. Eş, aynı, bir boyda. Sayıların ilki.

Göstermek : Sert bir biçimde karşılık vermek. Belirtmek, anlatmak. Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak. Yapmasını söylemek, görevlendirmek. Etmek. Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek. Öğretmek, açıklamak. Bir şeyin etkisi altında tutulmak. Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak. Kanıtla inandırmak. Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek. Görünmek, benzemek.

Dikmek : Top vb.ni oyun alanında belirli bir yere koymak. Top, taş vb.ni dikine havaya atmak. Biçilmiş veya yırtılmış kumaş, deri, yara vb.ni iğneye geçirilmiş iplikle tutturmak. Yapı kurmak, inşa etmek. Beklemek için birini bir şeyin başına getirmek. Bir cismi dik olarak durdurmak. Yetiştirmek için bir bitkiyi toprağa yerleştirmek. Bardak, kadeh, testi vb. kapların içindekini bir çırpıda, bir solukta içmek.

Gidermek : Ortadan kaldırmak, yok etmek. Dindirmek.

Hemen : Aşağı yukarı. Çok. Yalnız, sadece. Çabucak.

Söylemek : Haber vermek. Türkü, şarkı vb. okumak. Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak. Yazmak, düzmek. Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak. Yapılmasını istemek. Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak. Önceden bildirmek, tahmin etmek. Sipariş etmek.

Ansızın : Hatıra gelmeyen bir sırada, ani, anide, aniden, ansız, apansız, apansızın, birden, birdenbire, dangadak, defaten, durup dururken, fücceten, gürpedek, larp, larpadak, patadak, pattadak, rappadak, şakkadak, şapadanak, şappadak, şırakkadak, bedaheten, fücceten, nagehan, vehleten.

Gitmek : Makine, işlemek, çalışmak. Tüketilmek, harcanmak. Değerlendirmek, saymak, karşılamak. Dayanmak. Çıkmak, ulaşmak. Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak. Yakışmak, yaraşmak. Bir şey zarar görmüş olmak. Bir yerden veya bir işten ayrılmak. Herhangi bir durumda olmak. Geçmek. Bir yere doğru yönelmek. Yapmak. Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak. Yürümek, yol almak. Yeter olmak, yetmek, yetişmek. Yok olmak, elden çıkmak. Satılmak. Başvurmak, yapmak. Ölmek. Götürülmek, gönderilmek. Sürmek, devam etmek.

Baskı : Giysinin içine kıvrılıp dikilen kenarı. Hak ve özgürlükleri kısıtlayarak zor altında bulundurma durumu, tahakküm. Belirli ruhsal etkinlik ve süreçleri, kişinin isteği dışında bilinçaltına itmesi veya bu itilenlerin bilince çıkmasını önleme durumu. Bir maddeyi sıkıp ezen alet, pres. Bir eserin basılış biçimi veya durumu. Bir eserin tekrarlanarak yapılmış olan baskı işlemlerinden her biri, edisyon. Bası sayısı. Top oyunlarında karşı takım oyuncusunun hareketini ve sonuç almasını engellemek amacıyla uygulanan yakın savunma durumu, pres.

Yapmak : Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Gerçekleştirmek. Edinmek, sahip olmak. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Olmak. Düzenli bir duruma getirmek. Bir durum yaratmak. Yol almak. Onarmak, tamir etmek. Davranmak, hareket etmek. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Üretmek. Evlendirmek. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Salgılamak, çıkarmak. Dışkı çıkarmak. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Olmasına yol açmak.

Üzerine : Üstüne. -den daha üstün. -den sonra. -den dolayı. Hakkında.

İyice : (iyi'ce) Tamamen. İyiye yakın. (iyi'ce) Gereği gibi, derinlemesine, ayrıntılarıyla. Çok, adamakıllı.

Düşmek : Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak. Vakti gelmeden ölü doğmak. Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek. Isı, basınç, ateş vb. eksilmek, azalmak. Bayağılaşmak. Yağmak. Düşkünleşmek. Olmak, olumsuz bir duruma girmek. Eksilmek. Yakışmak, uygun gelmek. Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek. Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak. Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak. Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılan bir fiil. Fırsat çıkmak. Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak. Hızı, gücü, değeri azalmak. Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek. Belirli zamana rastlamak. Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak. Bulunmak. Alışmak, müptela olmak. Yakışık almak. Vurmak, değmek, rastlamak. Telefon, sanal ağ vb. alanlarda bağlantı kurmak. Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak. Uğramak, kapılmak. Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak. Yere devrilmek, yere serilmek. Aşırı ilgi veya sevgi göstermek. Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak. İşbaşından uzaklaşmak. Kötü yola girmek.

Kümes : Tavuk, hindi vb. evcil hayvanların barınmasına yarayan kapalı yer. Ufak ev.

Yatırmak : Uyutmak. Eğmek, yatık duruma getirmek. Harcamak. Parayı ödemek amacıyla bir kuruluşa vermek, teslim etmek. Başarısızlığa uğramasına yol açmak. Konuk etmek. Bir kimsenin bir yere yatmasını sağlamak. Düzeltmek, bastırmak, yassıltmak. Parayı, işletmek amacıyla bir yere vermek. Bir yiyeceği korumak veya tatlandırmak amacıyla tuz, soğan, yağ vb.nde bir süre bekletmek.

Bastırmak ile ilgili Cümleler

  • Ayaklanmayı bastırmak uzun sürecek.
  • Tom, tekinsiz olduğu söylenen evde, karanlıkta yalnız başınayken, korkusunu bastırmak için ıslık çalıyordu.
  • Onun önünde öfkemi bastırmak zorunda kaldım.

Diğer dillerde Bastırmak anlamı nedir?

İngilizce'de Bastırmak ne demek? : v. press down on, depress, push down, compress, weigh down, weigh, allay, alleviate, appease, assuage, bear against, beat down, bottle up, burke, choke, crucify, drown, extinguish, flow, gulp, gulp down, hold down, keep down, keep in, keep under

Fransızca'da Bastırmak : abattre, appuyer sur, comprimer, maîtriser, réprimer, surprendre, éteindre

Almanca'da Bastırmak : v. einsäumen, niederschlagen, niederwerfen, unterdrücken, zügeln, zurückdrängen

Rusça'da Bastırmak : v. наступить: заставлять наступить, сжать: позволять сжать, давить, прижимать, прикладывать, печатать, усмирять, заглушать, превосходить, вымачивать, упираться, обрубать, подшивать, обставлять, нагрянуть, ввалиться, задавить, прижать, усмирить, заглушить, превзойти, вымочить, упереться, обрубить