Bel altı nedir, Bel altı ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Uçurumların, yarların ve bazı dağların altında görülen oyuk, barınak yer.

Bel altı ile ilgili Cümleler

  • Başlamışsın yine bel altı vuruşlara, sinirlenme hayatım.
  • Ne o kardeş kadın gibi bel altı vuran sen oldun, sırlarımı döken sen oldun, biraz daha düşünün belki bulursunuz çözümü.
  • Bel altı vuran siz olmadınız mı?
  • Senin ekibin var benim geçmişimi biliyorsun ve bel altı vuruyorsun buna meydan okuma mı diyorsun?
  • Neden kardeş bel altı vuruyorsun, neden beni kıskanıyorsun?

Bel altı anlamı, kısaca tanımı

Altı : Beşten sonra gelen sayının adı. Bu sayıyı gösteren 6 ve VI rakamlarının adı. Beşten bir artık

Bel : İşaret. İnsan bedeninde göğüsle karın, sırtla kalçalar arasında daralmış bölüm. Bardak, şişe, vazo vb.nin ortasındaki dar bölüm. Hayvanlarda omuz başı ile sağrı arası. Toprağı aktarmaya veya işlemeye yarayan, uzun saplı, ayakla basılacak yeri tahta, ucu sivri kürek veya çatal biçiminde bir tarım aracı. Dağ sırtlarında geçit veren çukur yer. Bu bölümün, sırtın altına rastlayan bölgesi. Ses şiddetiyle ilgili birim. Geminin orta bölümü. Meni.

Altında : Sahnenin seyirciye yakın kesimi. bk. sahne aşağısı.

Barınak : Barınılacak yer, melce.

Uçurum : Deniz, göl, ırmak vb. su kıyılarında veya karada dik yer, yar. Büyük fark, ayrılık. Felaketli sonuç.

 

Altın : Atom sayısı 79, atom ağırlığı 196,9 olan, 1064 °C'de eriyen, kolay işlenen, yüksek değerli, paslanmaz element, zer (simgesi Au). Altından yapılmış sikke. Üstün nitelikli, değerli. Bu elementten yapılmış.

Barın : Göğüs: Barnıma bir yumruk vardu. Öküzleri otlatma, doyurma. Çekinlerin çarpışma olaylarında gösterdikleri kesit alanlar için kullanılan ölçü birimi. Bütün, hep. Güç, kuvvet. Göğüs. Diyarbakır şehrinde, Kulp belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Uçur : Vakit, an. Fırsat. Mevsim.

Barı : Çit. Bari, keşke, hiç olmazsa, öyle ise. Bahçe duvarı, çit, avlu duvarları üzerine konulan çalı çırpı, harçsız yapılan duvar, tarla sınırı, tarlaların alt yanına çekilen taş set, siper. [Bakınız: ber, bér]. Bağ çubuğu. Yokuş. Pirinç tarlarındaki parsel: Ahmet'in on beş barı pirinçliği var. 6.Köy evlerinde bulunan ocak bacası. Davar sağılan yer, ağıl. Yük. Bahçe ya da avlu duvarı. (Ağıl Eğridir Isparta; Erenköy, İnönü Eskişehir; Yurtbeyi Çankaya, Çağa Güdül Ankara).

Bazı : Birtakım, kimi. Bazen.

Görü : Görme yetisi. Bir yerin çevreyi görme özelliği, nezaret. Dolaysız kavrama, birden kavrama.

Oyuk : Oyulmuş, içi boş ve çukur olan yer.

Yer : Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Yerküre. Gezinilen, ayakla basılan taban. Önem. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Görev, makam. Durum, konum, vaziyet. Ülke. Durum, konum. İz. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal.

Ve : Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu. İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz.

Diğer dillerde Bektaşi yazını anlamı nedir?

Osmanlıca Bektaşi yazını : bektaşî edebiyatı