Birinci nedir, Birinci ne demek

Birinci; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sifat sıfat olarak kullanılır.

"Birinci" ile ilgili cümleler

  • "Sınıfın birincisi olduğundan imtihanlara girişinde..." - Ö. Seyfettin
  • "Birincisi ne kadar mağrur ise öbürü o kadar yılışık." - Y. Z. Ortaç
  • "Bütün grubu hiç olmazsa ilk ineceğimiz iskeleye kadar birincide götürmek istemişti." - R. N. Güntekin

Birinci anlamı, tanımı:

Birinci gelmek : Birçokları arasında en iyi olarak seçilmek.

Birinci olmak : Başta gelmek, önde gelmek.

Birinci ayak : Altılı ganyanda yer alan ilk koşu.

Birinci çağ : En eski fosillerin oluşturduğu jeolojik zaman, paleozoik.

Birinci el : Kaynaktan çıkma, aslından çıkma.

Birinci kemancı : Bir işte en önemli görevi üstlenen kimse. Orkestrada keman çalan, şeften sonraki ikinci kişi.

Birinci mevki : Ulaşım araçlarında normal tarifeden daha pahalı olan ve daha iyi hizmet verilen mevki, lüks mevki.

Birinci sınıf : Öğretim kurumlarında ilk yıl. Kaliteli, mükemmel, kusursuz.

Birinci zabit : Gemilerde kaptandan sonra gelen, en büyük rütbeye sahip olan kaptan, ikinci kaptan.

 

Birinci zar : Yemişlerin derisi, dış kabuk, meyve dışı.

Birinci elden kaynağa gitmek : Bilimsel çalışmalarda kaynakların aslına, özgününe dayanmak.

Birinci zabitlik : Birinci zabitin işi.

Birincil : Sırada, önemde ilk yeri alan. Asli.

Birincil enerji : Enerjinin herhangi bir değişim veya dönüşüm uygulanmamış biçimi.

Birincil grup : İçten, samimi, yüz yüze ilişkilere dayanan iki veya daha çok insandan meydana gelen topluluk.

Birincilik : Birinci olma durumu. Şampiyonluk için yapılmış olan yarışmalar.

Sıfat : Yüz, kılık ve dış görünüş. Bir kimsenin görev, ödev, toplumsal veya hukuki bakımdan yeri ve özelliği. Bir adı, nitelik, nicelik, yer, sıra vb. bakımından niteleyen, belirten kelime, ön ad.

Zaman : Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı. Belirlenmiş olan an. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Çağ, mevsim. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Dönem, devir.

 

Bakım : Bir şeyin iyi gelişmesi, iyi bir durumda kalması için verilen emek. Bakma işi. Birinin beslenme, giyinme vb. gereksinimlerini üstlenme ve sağlama işi.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Üstün : Arap harfli metinlerde bir ünsüzün a, e seslerinden biriyle okunacağını gösteren işaret, fetha. Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik.

Ulaşım : Köyler, şehirler, ülkeler arasında bir yerden bir yere gidiş geliş, münakale, muvasala, temas. Ulaşma işi. Bir şeyi bir yerden başka bir yere aktarma.

Araç : Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne. Taşıt. Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta. Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri.

Bir : Ancak, yalnız. Sayıların ilki. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Aynı, benzer. Bu sayı kadar olan. Beraber. Eş, aynı, bir boyda. Bir kez. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Tek. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Sadece. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).

Sıra : Dershane, meclis vb. yerlerde kullanılan ve oturup yazı yazacak biçimde yapılmış olan mobilya. Yan yana, art arda olan şey veya kimselerin tümü, dizi. Nöbet. Düzen. Tahtadan oturak. Bir şeye ayrılan, uygun görülen veya rastlayan zaman. Ardı, arkası, önü ve yanı kelimelerinden sonra gelerek tamlamalar kuran ve "ardından, arkasından, önünden, yanından, beraberinde" anlamlarında kullanılan bir söz. Belirli bir düzene ve niteliğe göre dizilme durumu. Bu biçimdeki topluluğun durumu.

Mevki : Durum. Makam. Bazı ulaşım araçlarında yolculara veya tiyatro, sinema vb. yerlerde seyircilere sağlanan konfora ve bilet ücretlerine göre düzenlenmiş yer. Yer, mahal.

Sınıf : Takımlardan oluşan birlik, dalların alt bölümü. Öğrencilerin yıllık öğrenime göre ayrıldıkları bölümlerden her biri. Önemlerine, niteliklerine göre kişi veya nesnelerin yerleştirildiği kategorilerden her biri. Çeşitli amaçlarla oluşmuş kümeler. Belli ortak belirtileri olan tek tek nesneler öbeği. Bir toplumda, aynı görevi yapan, aynı yararı sağlayan, aynı şartlarda yaşayan büyük insan grubu, klas. Derslik.

Birinci derecede likidite katsayısı : Para ve çekle veya kredi kartlarıyla kullanılabilen hesaplar, seyahat çekleri gibi anında paraya çevrilebilir ödeme kabiliyeti yüksek taşınır değerler toplamının kısa vadeli yükümlülüklere oranı.

Birinci dereceden iki bilinmiyenli denklem : (matematik)

Birinci dereceden likit varlıklar : Para ve çekle veya kredi kartlarıyla kullanılabilen hesaplar, seyahat çekleri gibi anında paraya çevrilebilir ödeme kabiliyeti yüksek ödeme araçları. krş. likiditesi yüksek varlıklar

Birinci dörtte birlik : Bir ölçekte deneklerin yüzde 25'inin üzerinde bulunduğu varsayılan nokta; yüzde 25'lik nokta.

Birinci duruş : Kollar, mide hizasına kadar hafif içe kavisli olarak kaldırılır.

Birinci dünya ülkeleri : Amerika, Japonya, Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya gibi gelişmiş kapitalist ülkeler. krş. ikinci dünya ülkeleri, üçüncü dünya ülkeleri, dördüncü dünya ülkeleri

Birinci el piyasa : (firsthand market) Yeni bir malın ilk kez satıldığı piyasa. bk. birincil piyasa

Birinci elden alınan mal : Doğrudan doğruya yapımcısı, üreticisi, toptancısı ya da yurda getiricisinden alınan mal.

Birinci eniyi kuramı : Devlet müdahalesinin bulunmadığı ve tam rekabet koşullarının geçerli olduğu piyasalarda, özel maliyet-sosyal maliyet veya özel fayda-sosyal faydanının birbirinine eşit olacağını, diğer bir deyişle pareto etkinliğinin gerçekleşeceğini ileri süren kuram. krş. ikinci eniyi kuramı

Birinci enternasyonal : Uluslararası Emekçiler Birliği olarak anılan ve çeşitli işçi örgütlerinin 1864 yılında Londra’da oluşturduğu uluslararası birlik.

Birinci ile ilgili Cümleler

  • Ali yarışmada birinci geldi.
  • Ali birinci dereceden cinayetten suçlu bulundu.
  • Birinci dersimiz matematiktir.
  • Birinci aşama bitti.
  • Birinci dersin ne zaman?
  • Birinci Dünya Savaşı 1914 ile 1918 yılları arasında gerçekleşti.
  • Harvard'da birinci sınıf öğrencisiyim.
  • O, yarışmada birinci geldi.
  • Birinci Dünya Savaşı 1914 yılında başladı ve 1918 yılında sona erdi.
  • Ali birincilik ödülü kazandı.
  • Birinci aşama tamamlandı.
  • O birinci katta.
  • Tom, Harvard'da birinci sınıf öğrencisidir.
  • Birinci Dünya Savaşı, 1914'ten 1918'e kadar sürdü.

Diğer dillerde Birinci anlamı nedir?

İngilizce'de Birinci ne demek? : adj. first, primary, premier, uppermost

n. winner, victor

Fransızca'da Birinci : premier/ière

Almanca'da Birinci : n. Champion

adj. Erz-

adv. erst, erstensnum. erste

Rusça'da Birinci : adj. первый, первичный, первосортный