Boğa nedir, Boğa ne demek

Boğa; bir gök bilimi terimidir. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de özel olarak kullanılır.

Boğa hakkında bilgiler

Boğa, bir büyükbaş hayvan olan erkek sığırdır. Kısırlaştırılan erkek sığırlara öküz denirken, boğalar herhangi bir işlemden geçirilmez ve damızlık olarak kullanılırlar. Sinirli ve agresif olmalarının temel sebebi cinsel organlarına işlem uygulanmamış olmasıdır.

Boğa ile ilgili Cümleler

  • Ne zaman yutkunsam boğazım ağrıyor.
  • Birini boğarak öldürdüm.
  • Jale gergin biçimde boğazını temizledi.
  • Boğazım ağrıyor.
  • Tek başıma bir boğayı kesemem. Bana yardım edecek iki kişiye ihtiyacım var.
  • Boğa meydandan kaçtı.
  • Dedektifler Tom'un, kız arkadaşını boğarak öldürdüğünü söylediler.
  • Boğa güreşi nedir?
  • Boğayı boynuzlarıyla satın almalısın.
  • Boğazım ağrıyor ve hafif bir ateşim var.
  • Boğaz ve baş ağrın var mı?
  • Otopsi onun boğarak öldürüldüğünü gösterdi.
  • Boğazım ağrıyor ve burnum akıyor.
  • Hastalığın ilk belirtileri ateş ve boğaz ağrısı.

Boğa anlamı, kısaca tanımı:

Damızlık : Maya. Yalnız dölü alınmak için yetiştirilen yüksek nitelikli (hayvan).

Erkek : Sözüne güvenilir, mert. Sperma oluşturan organizma. Girintili ve çıkıntılı olarak bir çift oluşturan nesnelerden çıkıntılı olanı. İnsan, hayvan ve bitkilerin dişiyi dölleyecek cinsten olanı. Yetişkin adam, bay, er kişi. Koca. Sert, kolay bükülmez.

 

Sığır : Geviş getirenlerden, boynuzlu büyükbaş evcil hayvanların genel adı. Anlayışsız, kaba saba kimse.

Boğa gibi : Çok güçlü görünen, vücudu iyi gelişmiş (delikanlı).

Boğaya çekmek : İneği boğa ile cinsel ilişkide bulundurmak.

Boğaya gelmek : Çiftleşme zamanı gelmek.

Boğa güreşi : Genellikle İspanya ve Meksika'da, özel olarak yetiştirilmiş boğayı yenmek amacıyla yapılmış olan gösteri, korida.

Boğa güreşçisi : Boğa güreşi yapan kimse, matador, toreador, torero.

Boğada : Yıkanmak üzere hazırlanmış çamaşırın üzerine sıcak kül suyu süzme işi. Küllü veya sodalı su ile çamaşır yıkama.

Boğak : Anjin.

Boğalık : Boğa olarak kullanılmak için ayrılan bir yaşından yukarı erkek sığır.

Boğan otu : Düğün çiçeğigillerden, özellikle kökünde akonitin adında bir zehir bulunan bitki, kurtboğan (Acunitum napellus).

Boğanak : Sağanak, bora.

Boğasak : Boğaya gelmiş veya boğa isteyen inek.

Boğasama : Boğasamak durumu.

Boğasamak : İnek boğa istemek veya boğaya gelmek.

 

Boğası : İnce bez.

Boğaz : Yeme içme. Şişe, güğüm vb. kaplarda ağza yakın dar bölüm. İki kara arasındaki dar deniz. Yiyeceği içeceği sağlanan kimse. Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluşturan organlar, imik, kursak. İki dağ arasında dar geçit. Yedirip içirme yükümü, iaşe.

Boğaz açmak : Ağaçların dibini kazarak toprağı kabartmak.

Boğaz boğaza gelmek : Zorlu kavga etmek.

Boğaz derdi : Yemek pişirme, hazırlama sıkıntıları. Geçim için uğraşma.

Boğaz dokuz boğumdur : "bir söz iyice düşünmeden söylenmemelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Boğaz durmaz : Yeme içme gereksiniminin başka ihtiyaçlar gibi geri bırakılamayacağını anlatan bir söz.

Boğaz içinde kavga var : Açlığını aşırı bir biçimde gidermeye çalışanlar için söylenen bir söz.

Boğaz kavgası : Geçim için yapılmış olan didinme.

Boğaz meselesi : Yeme içme gereksinimi.

Boğaz ola : "afiyet olsun, yarasın, bereketli olsun" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü.

Boğaz olmak : Boğazı ağrımak. imrenmekten boğazı şişmek.

Boğaz tokluğuna : Karın tokluğuna.

Boğazı açılmak : İştahı artmak.

Boğazı düğümlenmek : Üzüntüden boğazı tıkanmak.

Boğazı inmek : Bademcikleri şişmek, iltihaplanmak.

Boğazı işlemek : Durmadan bir şeyler yemek.

Boğazı kurumak : Çok susamak.

Boğazına bir yumruk tıkanmak : Konuşamaz olmak, sesi çıkmamak.

Boğazına dikkat etmek : Yiyeceğine, içeceğine özen göstermek.

Boğazına dizilmek : Üzüntü, kaygı vb. sebeplerle isteksiz yemek, iştahı kesilmek.

Boğazına durmak : Yediği şeyi yutamamak.

Boğazına düşkün : Yiyip içmeyi çok seven (kimse), şikemperver.

Boğazına indirmek : Fazla ve gelişigüzel yemek.

Boğazına kadar : Pek çok, gereğinden fazla, aşırı ölçüde.

Boğazına sarılmak : Üstüne yürümek.

Boğazında düğümlenmek : Söylemek istediğini heyecan veya üzüntü yüzünden diyememek.

Boğazında kalmak : Ağzındaki lokmayı üzüntü dolayısıyla yutamaz duruma gelmek.

Boğazından artırmak : Yiyeceğinden kısıp parasını artırmak.

Boğazından geçmemek : Sevdiği bir kimsenin yokluğu veya yoksulluğu dolayısıyla bir yiyeceği yalnız başına yemekten üzüntü duymak.

Boğazından kesmek : Yiyip içmede çok tutumlu davranmak.

Boğazını doyurmak : Karın doyurmak.

Boğazını sevmek : Yiyip içmeye düşkün olmak.

Boğazını sıkmak : Bunaltmak, sıkıntı vermek.

Boğazını yırtmak : Olanca gücüyle bağırmak.

Boğazkale : Çorum iline bağlı ilçelerden biri.

Boğazkesen : Bir boğazı savunmak için deniz kıyısında yapılmış olan hisar.

Boğazlama : Boğazlamak işi.

Boğazlamak : Gaddarca, kan dökerek öldürmek. Hayvan veya insanı boğazından keserek öldürmek.

Boğazlanmak : Boğazlama işine konu olmak veya boğazlama işi yapılmak.

Boğazlaşma : Boğazlaşmak işi.

Boğazlaşmak : Birbirini boğazlamak. Kıyasıya dövüşmek.

Boğazlatmak : Boğazlama işini yaptırmak.

Boğazlı : Boğazı olan. Çok yemek yiyen, yemek isteği çok olan, iştahlı.

Boğazlıyan : Yozgat iline bağlı ilçelerden biri.

Boğazsız : Çok az yemek yiyen, iştahsız (kimse). Boğazı olmayan.

Ağza tat boğaza feryat : "miktarı çok az olan yiyecek" anlamında kullanılan bir söz.

Can boğazdan gelir : "insan yiyeceğine önem vererek güçlenebilir veya yemeden yaşamak mümkün değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Dar boğaz : Kanyon.

Dili boğazına akmak : Konuşamaz olmak, sesi soluğu çıkmamak.

Dümen boğazı : Dümenin, dümen yelpazesinden yukarı kalan bölümü.

Kör boğaz : Doymak bilmez mide.

Malın iyisi boğazdan geçer : "kişinin, yiyemediği malının bir değeri yoktur" anlamında kullanılan bir söz.

On parmağı boğazında olmak : İsteği yapılmadığında sıkıntıya düşmek, düşürmek.

Yüreği boğazına tıkanmak : Sıkılmak, üzülmek, dertlenmek.

Zodyak : Gök küresinde Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık takımyıldızlarının eşit aralıklarla dağıldığı kuşak, Burçlar Kuşağı.

İkizler : Zodyak üzerinde Boğa ile Yengeç arasında bulunan takımyıldızın adı, Cevza.

Takımyıldız : Gök küresinin ayrıldığı seksen sekiz parselden her biri.

Sevir : Boğa.

Büyükbaş : Sığır, manda vb. kasaplık hayvanlara verilen genel ad.

Hayvan : Kızılan bir kimseye söylenen bir söz. Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık. At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık. Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse).

Kısır : Üreme imkânı olmayan, döl vermeyen (insan ve hayvan). Haşlanmış bulgur, taze soğan, maydanoz ve baharatla yapılmış olan bir yemek türü. İçinde hiçbir üreme olayı geçmeyen (canlı hücre, çekirdek vb.), steril. Verimsiz, yararsız, sonuçsuz. Ürün vermeyen (toprak).

Boğanah : Fırtına sırasında görülen hortum.

Boğanak boğanak : Boğuk boğuk. Silik silik, duman duman.

Boğarsak : Bağırsak Boğaya gelmiş, boğa isteyen inek, dana. Obur, pisboğaz.

Boğarsamak : Boğaya gelmek, inekler (çiftleşmek için boğa istemek.)

Boğarsık : Bağırsak

Boğarsımak : Boğaya gelmek, inekler (çiftleşmek için boğa istemek.)

Boğarsuk : Bağırsak [Bakınız: bağarsık]

Boğartlak : Yeni çıkan başak. Güvercine benzer, ondan biraz büyük, gülkurusu ile gri-mavi renkte bir av kuşu.

Boğasa : Kalın çulha bezi.

Boğasaklanmak : Boğaya gelmek, inekler (çiftleşmek için boğa istemek.)

Diğer dillerde Boğa anlamı nedir?

İngilizce'de Boğa ne demek? : [Boga] n. Bull, Taurus, second sign of the zodiac in astrology represented by a bull

v. choke, strangle, strangulate, asphyxiate, burke, smother, smother with, stifle, jugulate, inundate, suffocate, throttle, whelm, glut, drown, overwhelm

adj. bull-like, resembling a bull; taurine

Almanca'da Boğa : n. Brummochse, Bulle, Stier

Rusça'da Boğa : n. бык (M), телец (M)