Boya nedir, Boya ne demek

"Boya" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Tırnaklarının boyasını beğenmiyorum." - F. R. Atay

Yerel Türkçe anlamı:

Bir çeşit ağaç.

Boya:

Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:

(Resim) Başka cisimlerin yüzeyinde renkli bir katman oluşturmada kullanılan özdek. a. bk. boyayıcı boyalar.

Kimya'daki anlamı:

Gerektiğinde içerisine çeşitli boyar maddelerin ilave edildiği, bezir yağı, vernik, terebentin ve organik bileşikler ile hazırlanan, ışıklı boya, su boyası gibi tipleri olan çinko oksit, kurşun oksit, titanyum dioksit veya kaolin gibi çok iyi öğütülmüş beyaz madde.

Bilimsel terim anlamı:

Nesnelere renk vermek ya da onları dış etkilerden korumak için kullanılan renkli özdek.

Metal yüzeyleri, yenime karşı dayançlı kılmak ve renklendirmek için, üzerlerine sürülen özdek.

İngilizce'de Boya ne demek? Boya ingilizcesi nedir?:

paint, colour

Fransızca'da Boya ne demek?:

teinture

Boya hakkında bilgiler

Boya, herhangi bir nesnenin renk vermek için veya koruma amaçlı olarak uygulanan kaplamaya denir. Boya hemen hemen tüm malzemelere uygulanabilir. En çok kullanıldığı alanlar sanat, tasarım, endüstriyel kaplamalar, ulaşım (şerit çizgileri) ve korumadır (su veya hava temasını kesme amacıyla). Boya kimyasal özelliği bakımından ana olarak yaş boya ve toz boya olmak üzere ikiye ayrılır.

 

Boyaları temel olarak dört bileşen oluşturur: Bağlayıcı, çözücü, pigmentler ve diğer katkı maddeleri. Bağlayıcının kullanımı zorunludur çünkü içerisindeki katı dolgu maddelerini bağlayarak kurumuş boya filminin oluşmasını sağlayan ve yüzeye yapıştıran, bağlayıcı maddedir. Bağlayıcının cinsi ve miktarı boyanın silinebilirlik, (sadece plastik boya için geçerli olmak üzere) sertlik, yapışma, renk dayanıklılığı gibi özelliklerini belirler. Çözücü, boyanın viskozitesini ayarlamak için kullanılır. Uçucu olup film tabakasının oluşumuna katkıda bulunmaz, fakat yüzey yayılımını gerçekleştirir. Pigmentler boyaya renk ve örtücülük özelliği verir. Bunun dışında katılan her madde film tabakasıyla birleşerek boyaya fiziksel ve kimyasal özellik verir. Boyalar bağlayıcının cinsine bağlı olarak su bazlı ve solvent bazlı olarak ikiye ayrılırlar.

Uygulandığı yüzeyde film tabakası oluşturarak fiziksel ve kimyasal etkilere karşı koruyan,aynı zamanda dekoratif bir görüntü sağlayan kimyasal bileşenlerdir.

 

Bu malzeme belli prensipler dahilinde, formüle edilen ve bünyesinde dört esas unsur bulunan kimyevî bir karışımdır

Boya ile ilgili Cümleler

  • Garaj boyamak bizim için tüm hafta sonu sürdü.
  • En sevdiğiniz boyama araçları nelerdir?
  • Boya hala yaş.
  • Boyanması gereken bir evim var.
  • Boya henüz kurumadı.
  • Boyadığı odur.
  • Ben suluboyayı pastel boyadan daha fazla seviyorum.
  • Boya yoktur.
  • Ona saçımı boyadığımı söyle.
  • Boya duvardan aşağıya dökülüyordu.
  • O evleri nasıl boyayacağını biliyor.
  • O odayı boyamak birkaç saatimi aldı.
  • Evi boyamayı bitirmenin kaç saat süreceğini merak ediyorum.
  • Boya için bir odayı hazırlama süreçte en önemli adımdır.

Boya kısaca anlamı, tanımı:

Renk : Çeşitlilik. Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum. Nitelik.

Vermek : Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Tespit etmek. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Dayamak. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Ayırmak, harcamak. Satmak. Ödemek. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Yaymak. Kazandırmak, katmak. Sahip olmasını sağlamak. Doğurmak. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Ondan bilmek, atfetmek. Herhangi bir duruma yol açmak. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Bırakmak veya bağışlamak.

Etki : Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim. Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir. Bir etken veya bir sebebin sonucu, yardım.

Madde : Duyularla algılanabilen nesne. Para, mal vb. ile ilgili şey. Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm. Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri. Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım. Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek. Bir cismi oluşturan öge, öz. Molekül.

Boya kullanmak : Boyanmak, makyaj yapmak.

Boya tutmak : Bir şey iyi boyanır olmak.

Boya vurmak : Boyamak.

Boyası atmak : Boyası solmak.

Boya fırçası : Boya sürmek veya resim yapmak için kullanılan değişik tür ve ölçülerde fırça.

Boya filmi : Reçine, dolgu malzemesi ve pigmentten oluşan, boyanın uygulandığı yüzeye yapışan, onu dış etkenlerden ve korozyondan koruyan tabaka.

Boyahane : Boya işleri yapılmış olan yer.

Boya kalemi : Resim yapmak için kullanılan değişik renkli kalem.

Boya kutusu : İçine çeşitli renkli kalemleri ve fırçaları koymaya yarayan kutu.

Boya tabakası : Şablonların sulu kenar kapatıcısı ile kaplanması.

Boya tabancası : Sıvı boyayı püskürtmek için kullanılan alet.

Çimento boya : Suyla karıştırılarak hemen kullanılabilen çimento esaslı toz boya.

Fırın boya : Kuruma ve sertleşmesi genellikle 80 derecenin üzerinde olan boya türü.

Çürük boya : Doğal olmayan ve basit kimyasal yollarla elde edilen boya.

Ezme boya : Yağ veya başka bir maddeyle ezilerek hamur durumuna getirilmiş boya.

Hamur boya : Ressamın boya tablası üzerinde, resmine sürmek için hazırladığı hamur kıvamındaki yağlı boya.

Kara boya : Sülfürik asit.

Kızılboya : Kökboyası.

Kuru boya : Resim yapmaya yarayan çeşitli renklerde olan kalem.

Metalik boya : Bakır, alüminyum, bronz vb. metalik tozların eklenmesiyle parlak görünüş veren özel boya türü.

Pastel boya : Pastel.

Sulu boya : Su ile karıştırılarak kullanılan bir boya. Bu tür boya ile yapılmış olan (resim).

Toprak boya : İçinde demir oksidi bulunan renk, kiremit kırmızısı. Minerallerden elde edilen boyar madde.

Toz boya : Sulandırılarak kullanılan, çeşitli renkte toz durumundaki boya.

Yağlı boya : Eşyaya renk vermek veya onu dış etkilerden korumak için sürülen, boyanın bazı özel sıvılarla karıştırılmasıyla yapılmış olan kimyasal madde. Bu boya ile yapılmış (resim).

Anilin boyalar : Taş kömürü eterinden elde edilen, fotoğrafçılıkta, basım işlerinde, boya sanayisinde kullanılan organik boya cevheri.

Astar boyası : Boyacılıkta asıl boyadan önce sürülen, kiri kapatmak ve sürülecek boyanın dayanıklılığını artırmak için kullanılan boya. Üzerine resim yapılacak bezin veya duvarın yağlı boyayı emmesi için resim yapılmadan önce sürülen boya.

Aşı boyası : İçine karışan demir hidroksit miktarına göre pas sarısı, kızıl veya koyu esmer renk almış gevrek kil.

Çiçek boyası : Kırmız.

Dudak boyası : Dudakları boyamak için kullanılan kokulu, renkli madde, ruj.

Kökboyası : Kökboyasıgillerden, 1-2 metre uzunluğunda, çalı görünüşünde, gövdesi sert dikenli, kök sapları boyacılıkta kullanılan, çok yıllık bir bitki, kızılboya, kızılkök, yumurtakökü (Flubia tinctorum).

Kök boyası : Kökboyasının köklerinden elde edilen kırmızımsı sarı bir boya, kök kırmızısı, alizarin.

Lük boyası : Kırmızı boya.

Mum boyası : Mum, terebentin, su ve toprak boyalarla hazırlanan boya.

Su boyası : Su ile eriyebilen ağaç boyası.

Şekerciboyası : Şekerciboyasıgillerden, kökü iç sürdürücü olarak kullanılan, 2-3 metre yüksekliğinde, üzümsü meyvesinden şarapları boyamak için kırmızı boya çıkarılan çok yıllık bir bitki, Amerikan üzümü (Phytolacca americana).

Tabanca boyası : Tabanca ile yapılmış olan boya.

Turnusol boyası : Bazların etkisiyle maviye, asitlerin etkisiyle kırmızıya dönüşen, bir tür yosundan elde edilen mavi boya.

Boya çekmek : Boyca uzamak.

Boyabat : Sinop iline bağlı ilçelerden biri.

Boyacı : Boya satan kimse. Boyama işini, boyacılığı meslek edinen kimse. Boya satılan dükkân.

Boyacı küpü : "Makyajı fazla olan" anlamında boyacı küpüne girmiş gibi; bir işin kolaylıkla ve çabucak yapılamayacağını anlatan boyacı küpü mü bu? boyacı küpü değil ki vb. deyimlerde kullanılan bir söz.

Boyacı sandığı : Ayakkabı boyacılarının boya, fırça, cila vb. gereçlerini koydukları ve müşterinin ayağını basıp ayakkabısını boyattığı, omza asılarak taşınabilir bir tür küçük sandık.

Boyacılık : Boyacının yaptığı iş.

Boyalama : Boyalamak işi.

Boyalamak : Gelişigüzel boya sürmek.

Boyalanma : Boyalanmak durumu.

Boyalanmak : Boya sürülmek.

Boyalı : Boya sürülmüş, boyanmış veya boyaya batırılmış. Yüzünü çok boyamış olan, makyajlı (kadın).

Boyalı basın : Okuyucunun ilgisini çekmek için renkli fotoğrafa yazı ve haberden çok yer veren, kupon veya çekilişlerle armağan dağıtan basın, renkli basın.

Boyama : Renkli yazma veya mendil. Rengi boya ile sonradan verilmiş olan. Boyamak işi, pentür.

Boyama kazanı : Örgü yünlerinin veya ipliklerin boyanma işleminin yapıldığı büyük tekne.

Boyama kitabı : Küçükleri eğitici nitelikte içinde boyanacak resimler bulunan kitap.

Boyamak : Ağır söz söylemek, aşağılamak. Boya sürerek veya boyaya batırarak renk vermek. Azarlamak.

Boyana : Boyna.

Boyanma : Boyanmak işi.

Boyanmak : Kendi kendini boyamak, yüzüne boya sürmek, makyaj yapmak. Boyama işi yapılmak.

Boyar : Tuna bölgesinde, Transilvanya'da, Rusya'da soylulara verilen unvan. Boyar madde.

Boyar madde : Hücre öz suyu içinde eriyik durumunda bulunan renkli madde, pigment. Bazı ortamlarda çözünerek ortama belli renk veren, doğal veya yapay renkli madde, boyar.

Boyasız : Boya sürülmemiş. Yüzünü boyamamış olan, makyajsız (kadın). Renksiz.

Boyasızlık : Boyasız olma durumu.

Boyatılma : Boyatılmak işi.

Boyatılmak : Boyama işi yaptırılmak, boya sürdürülmek.

Boyatma : Boyatmak işi.

Boyatmak : Boyama işini yaptırmak, boya sürdürmek.

Al kanlara boyanmak : Yaralanmak. vurularak ölmek. şehit olmak.

Aşı boyalı : Aşı boyası renginde boyanmış.

Bir boydan bir boya : Bir yerin bir ucundan öbür ucuna kadar, baştan başa.

Boydan boya : Bir uçtan öbür uca kadar.

Değmesin yağlı boya : Genellikle bir şey taşınırken kalabalıktan yol istemek için "açılın, çekilin, yol verin!" anlamında kullanılan bir söz.

Gaz boyaması : En son işlem olarak gaz yağına sokularak boyaları sabitleştirilmiş olan başlık, başörtüsü.

Göz boyamak : Kandırmak, yanıltmak, gösterişle aldatmak.

Her boyaya girip çıkmak : Çeşitli işlerde kısa süre de olsa çalışmış olmak.

Her boyayı boyadı bir fıstıki yeşil kaldı : Yapılması gereken bir şey varken, önemsiz, zorunlu olmayan şeylerle ilgilenildiğinde söylenen bir söz.

Kana boyamak : Kan içinde bırakmak.

Yağlı boyacı : Binalarda yağlı boya işleri yapan kimse.

Korumak : Karşılamak, denk gelmek. Bir kimseyi veya bir şeyi dış etkilerden, tehlikeden, zor bir durumdan uzak tutmak, esirgemek, muhafaza etmek, vikaye etmek, sıyanet etmek. Tehlikeye karşı denetimi altında bulundurmak, savunmak, müdafaa etmek. Tehlikeli, zararlı durumları önlemek. Güçlü bir kimse veya kuruluş, güçsüz birini veya bir şeyi desteklemek, himaye etmek. Süregelen bir durumun değişikliğe uğramasını önlemek. Bir şeyin eskimesini, yıpranmasını önlemek için gereken dikkat ve özeni göstermek.

Eşya : Türlü amaçlarla kullanılan, insan yapısı, taşınabilir cansız nesneler.

Renkli : Doğadaki renkleri olduğu gibi görüntüye aktarmayı gözeten film. Beyaz dışında başka rengi veya renkleri olan. Neşeli, canlı, ilgi çekici. Kendine özgü, ilginç, çarpıcı nitelikleri olan (kimse).

Resim : Açık gösterge, kesin sonuç. Tören. Bunu yapmak için gerekli yöntemleri öğreten sanat. Fotoğraf. Bazı eşyadan ve işlerden alınan vergi veya harç. Varlıkların, doğadaki görünüşlerinin kalem, fırça gibi araçlarla kâğıt, bez vb. üzerinde yapılmış olan biçimleri.

Yapmak : Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Salgılamak, çıkarmak. Bir durum yaratmak. Olmasına yol açmak. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Üretmek. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Evlendirmek. Onarmak, tamir etmek. Dışkı çıkarmak. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Edinmek, sahip olmak. Yol almak. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Düzenli bir duruma getirmek. Davranmak, hareket etmek. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Olmak. Gerçekleştirmek.

Yağlı : Yağla yapılmış. Yağdan kirlenmiş veya lekelenmiş olan. Besili, semiz. Bol ve kolay kazanç sağlayan. Yağı çok olan. Üzerinde veya içinde yağı olan.

Görünüş : Gerçeğe uymayan dış görüntü, zevahir. Görünme işi. Fiillerin belirttiği oluşların süresi, gelişmesi ve bitmesiyle ilgili bütün biçimleri kapsayan dil bilgisi kategorisi. Gözün ilk bakışta veya zihnin dolaysız olarak algıladığı şey. Bulunulan bir yerden görülebilen alan, görünüm, manzara.

Nesne : Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık, şey, obje. Geçişli fiili bütünleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç. Öznenin dışında kalan her konu, obje.

Yazmak : İnsanın geleceğini belirlemek. Yazı ile anlatmak, yazıya dökmek. Bir bilim veya edebiyat eseri oluşturmak. Yazı ile bildirmek, haber vermek. Sayaç vb. sayılarla niceliği belirtmek. Yazar olarak görev yapmak. Açmak. Yaymak, sermek. Bir göreve almak. Gelinin yüzünü süslemek. Kaydetmek. Söz ve düşünceyi özel işaret veya harflerle anlatmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek yaklaşma bildiren birleşik fiiller oluşturur.

İçin : Süre belirten bir söz. Hakkında. Ant deyimleri yapan bir söz. Oranla, göz önünde tutulursa. Karşılığında, karşılık olarak. -den dolayı, -den ötürü. Neden ve sonuç belirten bir söz. Düşüncesince, kendince, göre. Amacıyla, maksadıyla. Uğruna, yoluna. Özgü, ayrılmış.

Mürekkep : -den oluşmuş. Birleşmiş, birleşik. Yazı yazmak, desen çizmek veya basmak için kullanılan, türlü renklerde sıvı madde.

Boya çıkarıcı : Boyalı ağacın rengini doğal hale getirmede kullanılan, kimyasal etkili sıvı gereç.

Boya değirmeni : 2000 meş’e kadar öğütebilen değirmen.

Boya gecesi : Kız evinde gelinin saçları boyanırken yapılan eğlence.

Boya günü : Kına gecesinden iki gün önce mazı, düz, rastık taşından geline boya hazırlamak için yapılan toplantı.

Boya incelticisi : Terebentin (neft) ve bileşikleri.

Boya işliği : Dekorların, bezlerin ve çeşitli donatımlığın boyandığı yer.

Boya kabı : İçinde boya eritilen, karılan pişmiş toprak, emaye, porselen ya da cam kap.

Boya kökü : Bitki köklerinden elde edilen doğal boya. Kökünden boya yapılan bir çeşit ot

Boya otu : Kökünden boya yapılan bir çeşit ot

Boya tablası : (Resim) Ressamların boyalarını üzerinde karıştırdıkları ince, dikdörtgen biçimindeki tahta.

Diğer dillerde Boya anlamı nedir?

İngilizce'de Boya ne demek? : [Boya, Western Australia] n. buoy, anchored float used as a guide to navigators

v. float

n. height, length, linear measurement, size, bulk, stature; clan, tribe

Fransızca'da Boya : colorant [le], teinture [la]

Almanca'da Boya : n. Anstrich, Druckfarbe, Farbe, Farbstoff, Tinktur

Rusça'da Boya : n. краситель (M), краска (F), вакса (F)

adj. красочный