Bozuk nedir, Bozuk ne demek

Bozuk; bir müzik terimidir. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Bozuk" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Daracık ve bozuk kaldırımlardan çamurlu sular akıyordu." - T. Buğra
  • "Ağzındaki birkaç bozuk dişten şüphe ettim." - R. N. Güntekin
  • "Süleyman'ı adada yüzü o kadar bozuk ve korkunç buldu ki." - H. E. Adıvar
  • "Hiç olmazsa birkaç kuruş bozuk ver!" - M. Ş. Esendal
  • "Bozgun sırasında Ankara'da meclisin havası pek bozuktu." - F. R. Atay

Yerel Türkçe anlamı:

Bakire olmayan kız.

Eski tip av tüfeği.

Ekin ya da ürün kalktıktan sonraki tarla.

Uzun hava.

Ekini biçilip alınmış tarla.

Kötü kadın.

Ekin kaldırma, ürün alma zamanı, sonbahar.

Bağlamanın bir çeşidi.

Armut.

Edebi terim anlamı:

(Halk edebiyatı terimi) Türkü çeşitlerinden biri.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Tambur benzeri, uzun saplı bağlama. (Seydömer -Kütahya)

Diğer sözlük anlamları:

Tanburaya benzer bir çeşit saz.

Bilimsel terim anlamı:

Bozulmaya uğramış olan.

Halk yazınında bağlamadan biraz büyük, meydan sazından küçük, en çoğu üçer üçer çekilmiş dokuz telli bir saz.

 

Biçimsel ve dilsel yanlışlıkları bulunan (anlatım).

İngilizce'de Bozuk ne demek? Bozuk ingilizcesi nedir?:

down, distorted

Fransızca'da Bozuk ne demek?:

peccant, abaliéné, incorrect

Bozuk anlamı, tanımı:

Bozuk çalmak : Canı sıkılmış, yüzü asılmış olmak.

Bozuk plak gibi : Sürekli tekrarlanarak.

Bozuk düzen : Düzensiz, düzeni bozuk olan.

Bozuk para : Ufak birimlere ayrılmış para, ufaklık, ufak para, bozuk, bozukluk.

Ağzı bozuk : Küfürbaz.

Akidesi bozuk : İnancı bozulmuş olan (kimse).

Akordu bozuk : Akortsuz. Uyumsuz davranışlarda bulunan.

Aksanı bozuk : Bir dildeki kelimeleri doğru söyleyemeyen (kimse).

Ayarı bozuk : Ahlak, karakter veya aklı yerinde olmayan. Belli bir ayarı olmayan.

Başıbozuk : Askerlerin arasına katılmış sivil savaşçı. Karışık, içinden çıkılamayan. Düzensiz topluluk.

Damarı bozuk : Huysuz, sinirli, aksi, geçimsiz (kimse), damarsız.

Deli bozuk : Günü gününe, sözü sözüne uymayan, dengesiz (kimse).

Dili bozuk : Küfürlü sözler söyleyen. Bir dili doğru ve düzgün konuşamayan (kimse).

Fiili bozuk : Ahlakça düşük (kimse).

Kanı bozuk : Soysuz (kimse).

Künyesi bozuk : Kötü durumları görülmüş olan, sabıkalı (kimse).

 

Mayası bozuk : Kötü yaradılışlı, karaktersiz (kimse). Hain.

Niyeti bozuk : Kötü bir davranışta bulunması beklenen (kimse).

Sütü bozuk : Aşağılık, soysuz. Kötü soydan gelen (kimse).

Şirazesi bozuk : Akli dengesi yerinde olmayan (kimse).

Tezkiyesi bozuk : Doğruluğuna güvenilmez (kimse).

Tüyü bozuk : Sarışın veya saçı sakalı seyrek (kimse).

Çiçek bozuğu : Çiçek hastalığından yüzü delik deşik olmuş.

Bozuk para gibi harcamak : Değerini düşürecek biçimde bir kimseden yararlanmaya kalkışmak.

Bozukça : Biraz bozuk, bozuk gibi.

Bozukluk : Bozuk para. Bozuk olma durumu.

Ağzı bozukluk : Ağzı bozuk olma durumu.

Beslenme bozukluğu : Bazı organ ve dokularda veya organizmanın bütününde şekil veya çalışma düzensizliği meydana getiren, bir veya birkaç beslenme görevinin bozulması.

Davranış bozukluğu : İnsan davranışlarının ruhsal dengesizlik nedeniyle normal seyrinin dışına çıkması.

Deli bozukluk : Deli bozuk olma durumu.

Doku bozukluğu : Yara, darbe, iltihap, ur vb. sebeplerle bir organda ortaya çıkan bozukluk, yıpranma, lezyon.

Gönlünün dümeni bozuk : İsteklerinde, özellikle gönül işlerinde tutarlılık göstermeyen, sık sık istek değiştiren.

Kanı bozukluk : Kanı bozuk olma durumu.

Konuşma bozukluğu : Bazı sesleri gereği gibi çıkaramamaktan ileri gelen söyleyiş, kötü telaffuz etme.

Niyeti bozukluk : Niyeti bozuk olma durumu.

Sütü bozukluk : Sütü bozuk olma durumu.

Tüyü bozukluk : Tüyü bozuk olma durumu.

Görev : Bir organ veya hücrenin yaptığı iş. Bir değerin başka değerlerle olan ilişkisi. İşlev. Bir nesne veya bir kimsenin yaptığı iş. Resmî iş, vazife. Bir kimseye veya bir kurula verilen özel amaçlı iş, misyon. Bir cümlede bir dil biriminin öbür birimlerle ilişkisi aracılığıyla yerine getirdiği iş.

Durum : Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon.

Maden : Yer kabuğunun bazı bölgelerinde çeşitli iç ve dış doğal etkenlerle oluşan, ekonomik yönden değer taşıyan mineral. Kolay ve iyi kazanç sağlayan iş veya parası elinden kolaylıkla alınan kimse. Çok değerli şeyleri kapsayan kaynak. Uyuşturucu, esrar, eroin. Metal. Elâzığ iline bağlı ilçelerden biri. Bu mineralden yapılmış. Maden ocağı veya maden işletmesi.

Para : Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit. Kuruşun kırkta biri. Kazanç.

Kötümser : Her şeyi kötü yanıyla ele alan, hep en kötüyü bekleyen, kötüye yorumlayan, karamsar, bedbin, pesimist, iyimser karşıtı.

Gergin : Bozulacak duruma gelmiş olan (ilişki). Buruşuğu, kırışığı olmayan (cilt). Huzursuz, sinirli. Gerilmiş durumda olan.

Huzursuz : Huzuru olmayan, tedirgin, rahatsız. Tedirgin, rahatsız bir biçimde.

Bozuk : Türk halk müziğinde, bağlamadan biraz büyük ve meydan sazından küçük dokuz telli bir saz. Görevini yapamaz duruma gelmiş (organ). Bozulmuş olan. Kötümser, gergin, huzursuz, karışık. Kızgın, sıkıntılı. Madenî para, bozuk para.

Karışık : Düzensiz, dağınık, intizamsız. Halk inancına göre cin ve perilerle ilişkisi olan. Ayrı nitelikteki şeylerden oluşmuş. Dolu. Anlaşılması güç olan, açık seçik olmayan, çapraşık. Saf olmayan. Karışmış. Çalkantı, kargaşa, gerginlik içinde olan.

Kızgın : Kızışık, zorlu, sert, şiddetli. Çok ısınmış, ısıtılmış veya kızdırılmış. Kızmış olan, öfkeli, mütehevvir. Eş arayan (hayvan).

Sıkıntılı : Sıkıntısı olan. Sıkıntı veren, çileli, kasvetli, meşakkatli, mukassi.

Bozuk başı kavgası : Harman sonunda fazla ürün için yapılan kavga.

Bozuk duruş : Vücudun, ağırlık etkisine karşı koyacak dengeli bir kas gücü tüketmeden aşırı eğrilikle duruşu.

Bozuk plak konuşması : Konuşma içinde sözcük ve cümle parçalarını durmaksızın yineleme.

Bozuk söyleyiş : Eksik anlatış yüzünden, istenen anlamı veremeyiş.

Bozuk uzatım : Gereğinden çok sözcük kullanmaktan ötürü istenen anlamı veremeyiş.

Bozuk yayım : Bir yapıtın düzeninin bozulması ve böylece yayımlanması.

Bozukluk uyarı çevirgeci : Dizgede bir aksaklık olduğunda, uyarı amacı ile sesli ya da ışıklı bir imleci devindiren çevirgeç.

Bozuk ile ilgili Cümleler

  • Bozuk bir saat bile günde iki defa doğruyu gösterir.
  • Bozuk değilse, tamir etmeyin.
  • O psikiyatrist yeme bozuklukları konusunda uzmanlaşmış.
  • Biraz bozuk para ayırabilir misin?
  • Moralim yemek yiyemeyecek kadar çok bozuk.
  • Tom'a bipolar bozukluk tanısı konuldu.
  • Bozuk araba trafiğin akışını engelliyor.
  • Tom'un akli dengesi bozuktur.
  • Bozuk paralar metalden yapılmıştır.
  • Bozuk İngilizce dünyanın en yaygın dilidir.
  • Asansör bozuktu ve biz beşinci kata yürümek zorunda kaldık.
  • Bozuk değilse tamir etme.
  • O bir bozuk para yuttu.
  • Bozuk mu istersiniz bütün mü?

Diğer dillerde Bozuk anlamı nedir?

İngilizce'de Bozuk ne demek? : adj. broken, broken down, dished, out of action, damaged, disordered, distorted, wrong, imperfect, in bad order, upset, disappointed, bad, bum, dead, deranged, dirty, Doric, embroiled, faulty, flyblown, foul, on the fritz, gone, hard set, haywire

Fransızca'da Bozuk : gâté/e, délabré/e, dépravé/e, détraqué/e, hors service, malade, pervers/e, taré/e, tourné/e, vicié/e

Almanca'da Bozuk : n. Verwesung

adj. Betrieb: außer Betrieb, defekt, kapores, kaputt, matsch, ruiniert, schlecht

adv. hin

Rusça'da Bozuk : adj. дефектный, неисправный, сломанный, испорченный, негодный, плохой, гнилой, тухлый, дегенеративный, искаженный, расстроенный, коррумпированный, падший