Bucak nedir, Bucak ne demek

Bucak; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de özel olarak kullanılır.

"Bucak" ile ilgili cümle

  • "Bunlardan sonra köşede, bucakta, kendi âleminde yaşayan Türkler vardı." - Y. K. Beyatlı

Yerel Türkçe anlamı:

Çay, ırmak kıyılarındaki tarla ile su arasındaki çayır, sazlık, çalılık yer.

Dağ tepesi, doruğu.

Köy evlerinde, ocağın her iki tarafındaki oturulacak yerler, ocak yanı.

Dolap.

Yörüklerin, sıcaktan korumak için yoğurt, yağ tuluklarını koydukları yer.

Taraf, öte, uzak.

Köşe, bucak, uç, açı.

[Bakınız: bucaklık]

Odun dolabı.

Irmak kenarı, sahil.

Bıçak.

Raf.

Dağ eteği.

Çakı.

Yan, kıyı, yaka: Irmân öte bucâna geçtim.

Semt, mahalle.

Kenar, yakın yer.

Memleket.

Tarih'teki anlamı:

Sarayda padişah çocuklarının oturmaları için ayrılmış bölüm.

Türkiye'nin yönetim örgütünde en küçük yönetim bölgesi.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Halı köşelerindeki motifler. (Yenikent *Aksaray -Niğde)

Evlerde oda, salon ve ahırın köşe kısmı. (Yenikent *Aksaray -Niğde)

Diğer sözlük anlamları:

Köşe.

Bucak isminin anlamı, Bucak ne demek:

Erkek ismi olarak; Gizli veya uzak bir köşe, kuytu yer. Irmak kıyılarındaki kumluk, çalılık yerler. Dağ tepesi.

 

Fransızca'da Bucak ne demek?:

coin

Osmanlıca Bucak ne demek? Bucak Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

nahiye

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Adana şehri, Karaisalı belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge. Denizli ilinde, Işıklı bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Rize ilinde, Pazar ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. İzmir ili, Birgi bucağına bağlı bir yer. Sinop şehrinde, Dikmen ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Bucak kısaca anlamı, tanımı:

Bucak bucak : Her yerde, her yanda, her tarafta.

Dip bucak : Ayrıntılı bir biçimde.

Dört bucak : Her taraf, her yer.

Kıyı bucak : Göze çarpmayan yer.

Köşe bucak : Her taraf.

Kıyıda bucakta : Kıyıda köşede.

Baba bucağı : Baba ocağı.

Buca : İzmir iline bağlı ilçelerden biri.

Bucak bucak aramak : Her yerde aramak.

Bucak bucak kaçmak : Bir olay, bir durum veya bir kimseyle karşılaşmamaya çalışmak.

Bucaksız : Bucağı olmayan.

Dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek : Dünyada ne gibi güçlükler olduğunu bildirmek (veya anlamak), insanın başına neler gelebileceğini öğretmek veya öğrenmek.

Köşe bucak kaçmak : Kimseye görünmek istememek.

Köşede bucakta kalmak : İlgisizlikten, önemli veya değerli görülmemek yüzünden gözden uzakta bulunmak.

 

Uçsuz bucaksız : Çok fazla, pek çok. Sonu görülmeyecek kadar geniş olan.

Yedi iklim dört bucak : Her yer.

Kenar : Bir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka. Pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri. Bir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri. Yan. Bir şeyi çevreleyen çizgi. Merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer.

İlçe : Yönetim bakımından yurt bölümlemesinde ilden sonra gelen bölüm, kaymakamlık, kaza.

Müdür : Başöğretmen. Yönetmen. İdare eden, yöneten.

Bölüm : Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Çağ, devir. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon.

Nahiye : Bölge. Bucak.

Burdur : Türkiye'nin Akdeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Köşe : Bıyığı, sakalı çıkmayan (erkek). Gümüşhane iline bağlı ilçelerden biri.

Yer : Önem. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Görev, makam. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Gezinilen, ayakla basılan taban. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. İz. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Durum, konum, vaziyet. Durum, konum. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Yerküre. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Ülke.

Bağlı : Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan. Bir bağ ile tutturulmuş olan. Sınırlanmış, sınırlı. Kapatılmış olan, kapalı. Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanan, sadık, tutkun. Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste. Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek).

Biri : Bilinmeyen bir kimse. Bir tanesi.

Bucak damı : Kiler.

Bucak dibi : Odanın arkası.

Bucak merkezi ilköğretim kurulu : Mahalle ihtiyar kurulu, belediye meclisi, okul-aile birliği gibi kuruluşların temsilcileri ile öğretmenlerin, okul yönetmenlerinin, muhtarların aralarından seçecekleri birer temsilciden ve belediye başkanından oluşan ve bucak müdürünün başkanlığında toplanarak ilköğretimle ilgili işlerin düzenli bir biçimde yürütülmesine bakan kurul.

Bucak üstü : Ocağın yan veya üst tarafına yapılan lamba, kibrit v.b. şeyleri koymaya yarayan raf.

Bucakalan : Antalya şehri, Akseki belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Bucakdere : Isparta ili, Kasımlar nahiyesine bağlı bir yer.

Diğer dillerde Bucak anlamı nedir?

İngilizce'de Bucak ne demek? : [Bucak] n. district, township, burg; corner

Fransızca'da Bucak : coin [le]; commune [la]

Almanca'da Bucak : Bezirk

Rusça'da Bucak : n. закоулок (M)