Düşmek nedir, Düşmek ne demek

"Düşmek" ile ilgili cümle

  • "Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü." - N. Cumalı
  • "Bir kelepir düştü."
  • "Çocuk koşarken yere düştü."
  • "Önüne, peşine, arkasına düşmek."
  • "Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi." - N. Cumalı
  • "Havada uçan kuş, vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor." - R. N. Güntekin
  • "Dağlara kar düştü."
  • "Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar." - H. Taner
  • "Mirastan ona bu ev düştü."
  • "Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer." - M. Ş. Esendal
  • "Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım." - S. F. Abasıyanık
  • "İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi." - R. N. Güntekin
  • "Sen bu işin üstüne çok düştün."
  • "Bir rastlantı sonucu aralarına düşmüştüm." - H. Taner
  • "İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu." - Ö. Seyfettin
  • "Düşmüş kadınları bu dönemin yazarlarının yücelterek duygudaşlıkla çizdiklerini görüyoruz." - M. And
  • "Bu resim buraya iyi düştü."
  • "Medine'nin düştüğünü söylemek istedim." - F. R. Atay
  • "Yorgun düşmek. Zayıf düşmek. Şehit düşmek. Esir düşmek."
  • "O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü." - R. N. Güntekin
  • "Bize düşen, medeniyetin zorlamaları karşısında bir ayıklamayı başarabilmek olmalıdır." - İ. Özel
  • "Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler." - A. Gündüz
  • "Bu yaşta mahkemelere düşmek..." - S. F. Abasıyanık
  • "Kitabın yeni baskısında buradan bir kelime düşmüş."
  • "Babam balıkçı amma vaktiyle zenginmiş efendim. Sonradan düşmüş." - R. N. Güntekin
  • "Kabine düştü."
  • "Arabanın hızı düştü. Paranın değeri düştü."
 

Yerel Türkçe anlamı:

 

İnmek

Bazı fiillerin sonuna eklenerek ivedilik fiili yapılır: Yağmurun şiddetinden ekinler yatadüştü.

Dadanmak: Harmana keklik düşmüş.

Şehit olmak

Dadanmak, alışmak

Hukuki terim anlamı:

sâkıt olmak, sukut etmek.

Tarih'teki anlamı:

Düşman eline geçmek.

İş başından ayrılmak, çekilmek zorunda kalmak.

Diğer sözlük anlamları:

Üzerine yürümek, hücum etmek.

Yıkılmak. 1

Baş vurmak, intisap etmek.

Vâki olmak, olabilmek.

Mağlup olmak.

Girmek, kapanmak, sığınmak. 1

Müstevli olmak.

Şehit olmak, savaşta ölmek.

Âciz, çaresiz kalmak, sefil olmak

Yakışmak, âit olmak. 6.Konmak, inmek, nüzul etmek.

Atlamak, girmek. 1

Osmanlıca Düşmek ne demek? Düşmek Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

sukut

Düşmek tanımı, anlamı:

Düşenin dostu olmaz : "varlıklı kişi yoksullaşınca çevresindeki dostlarından kimse kalmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Düşmez kalkmaz bir allah : "insanların talihsizliklere uğraması olağandır" anlamında kullanılan bir söz.

Düşüp kalkmak : Biriyle çok yakın arkadaşlık etmek. erkek kadınla veya kadın erkekle yasa ve töre dışı yakın ilişki kurmak.

Düşe kalka : Biriyle yakın ilişki kurarak. Güçlükle.

Açık düşmek : Herhangi bir sebeple bir filodan veya istenilen yerden uzakta kalmak. yağlı güreşte yenilgi sebebi olan sırtı veya yanı toprağa değmek. Herhangi bir sebeple bir filodan veya istenilen yerden uzakta kalmak.

İz düşümü : Projeksiyon. İz düşümü düzlemi denilen bir düzlem üzerinde, bazı geometri kurallarına uyularak bir cismin gösterilmesi, irtisam, mürtesem.

Düşme : Düşmek işi.

Açmaza düşmek : İçinden çıkılması güç durumda kalmak.

Acze düşmek : Çaresiz kalmak, elinden bir şey gelmemek.

Ağza düşmek : Dedikodu konusu olmak.

Ağzına düşmek : Dile düşmek.

Aklına düşmek : Kafasında bir düşünce doğmak. hatırlamak.

Alaca düşmek : Meyve olgunlaşmaya başlamak.

Altın yere düşmekle pul olmaz : "üstün nitelikli kişinin değeri, bulunduğu yerden uzaklaştırılmasıyla azalmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Ana rahmine düşmek : Döl yatağında cenin oluşmak.

Anlaşmazlığa düşmek : Anlaşamamak, uyuşamamak.

Ardına düşmek : Arkasından gitmek, peşini bırakmamak.

Arkasına düşmek : Birini gözden ayırmayarak arkasından gitmek. bir işi sona erdirmek için sıkı çalışmak.

Aşağı düşmek : Düzeyi, miktarı, niteliği azalmak.

Aşka düşmek : âşık olmak.

Ateşi düşmek : Hastanın ateşi geçmek veya azalmak.

Ayağa düşmek : İlgisiz ve yetkisiz kimseler karışmak. artık her yerde bulunabilir olmak.

Ayağı düşmek : Yolu düşmek.

Ayağına düşmek : Çok yalvarmak.

Aykırı düşmek : Uygun gelmemek, ters gelmek, ters düşmek.

Ayrı düşmek : Birbirinden uzakta kalmak. uyuşmamak.

Baş aşağı düşmek : Kişiliğinden kaybederek toplum içindeki durumu sarsılmak.

Baygın düşmek : Çok yorulmak.

Bir kıza dünür düşmek : Bir kızı evlenmek üzere başkası için istemek.

Birbirine düşmek : Araları açılmak, aralarında anlaşmazlık çıkmak.

Bitap düşmek : Çok yorulmak, yorgun düşmek.

Boş düşmek : İslam hukukuna göre, kadın kocasından ayrılmak.

Can derdine düşmek : Ölüm korkusuna kapılmak.

Can kaygısına düşmek : Her şeyden vazgeçip sadece kendi hayatını koruma veya kurtarma çabasında olmak.

Canının derdine düşmek : Canından başka bir şey düşünemeyecek kadar sıkıntıda olmak.

Cansız düşmek : Hastalık veya yorgunluk yüzünden bitkin bir duruma gelmek.

Çaptan düşmek : Çalışma gücü, verimi azalmış veya tükenmiş olmak.

Cemre düşmek : Sıcaklık yükselmek.

Çenesi düşmek : Yerli yersiz konuşup gevezelik etmek.

Çığ düşmek : Dağdan aşağı çığ yuvarlanmak.

Çorbaya sinek düşmek : İşin tadı kaçmak, yeteri kadar iyi ve güzel olmadığı anlaşılmak.

Çukura düşmek : Kötü ve uygunsuz bir duruma girmek.

Dağlara düşmek : Büyük bir üzüntü dolayısıyla insanlardan kaçıp ıssız yerlerde yaşamak.

Dalalete düşmek : Doğru yoldan ayrılmak, sapkınlık etmek.

Dalgaya düşmek : Yanılmak, dalgınlıkla unutmak.

Dara düşmek : Para sıkıntısına düşmek.

Darasını düşmek : Kabın ağırlığını hesaba katmamak.

Deke düşmek : Hileye, oyuna gelmek.

Demirbaştan düşmek : Demirbaş listesinden çıkarmak, kaydını silmek.

Denk düşmek : Uygun vakit ve fırsat olmak. rast gelmek.

Derde düşmek : Hastalanmak. sorunla karşılaşmak.

Derdine düşmek : Yapılması gereken bir şeyi gerçekleştirmenin yollarını aramak. biri veya bir şey için tasalanmak.

Derekeye düşmek : Küçülmek.

Dile düşmek : Hakkında dedikodu yapılmak.

Diline düşmek : Yermek veya alay etmek amacıyla birinin kötü veya yanlış davranışını sürekli söylemek.

Dipnot düşmek : Eklemek, açıklama yapmak.

Dört ayak üstüne düşmek : İşi rast gitmek. tehlikeli bir durumdan zarar görmeden kurtulmak.

Döşeğe düşmek : Yatağa düşmek.

Dünür düşmek : Bir kızı evlenmek üzere başkası için istemek.

El kapısına düşmek : Yabancıya muhtaç olmak.

Elden ayaktan düşmek : Yaşlılık sebebiyle veya sağlığı büsbütün bozularak güçsüz, çalışamaz duruma gelmek.

Eline düşmek : Egemenliği, buyruğu altına girmek. birine muhtaç olmak. rastlamak, tesadüf etmek. yakalanmak.

Endişeye düşmek : Tasaya kapılmak, kaygılanmak.

Esir düşmek : Tutsak olmak.

Eteğine düşmek : Yalvarıp yakarmak.

Etten önce çömleğe düşmek : Bir işte bilgisiz veya yetkisiz olmasına rağmen herkesten önce ortaya atılmak.

Fakir düşmek : Yoksullaşmak.

Fırsat düşmek : Bir imkâna kavuşmak.

Formdan düşmek : Güç ve yeteneği yitirmek.

Gaflete düşmek : Gaflet içinde kalmak.

Göbeği düşmek : Göbek deliğinin kapanmamasından fıtık oluşmak.

Gölge düşmek : Bir şey üzerine karaltı inmek, üzerine gölge gelmek.

Gönlü düşmek : âşık olmak.

Gözden düşmek : Bir kişi veya şey değerini yitirmek, rağbet görmemek.

Gradosu düşmek : İtibarı azalmak, derecesi düşmek.

Güçsüz düşmek : Gücü yetmemek.

Gurbete düşmek : Aile ocağından uzak bir yere gitmek.

Harap düşmek : Kötü bir durumla karşı karşıya kalmak.

Hataya düşmek : Yanılmak.

Hayrete düşmek : Şaşakalmak, şaşırmak.

Hesaptan düşmek : Hesaptan, borçtan, alacaktan indirmek, çıkarmak.

Hevesine düşmek : Kuvvetle istemek.

İçeriye düşmek : Hapse girmek.

İçine ateş düşmek : Büyük bir acı ve üzüntünün etkisi altına girmek.

İçine kurt düşmek : Kendisine zararı dokunacak bir durum meydana geleceğinden kuşkulanmak.

İhtilafa düşmek : Anlaşamamak, bozuşmak, uyuşamamak.

İkileme düşmek : Karar verememek.

İkinci plana düşmek : Bir kimsenin veya topluluğun gözünde eski önemini, değerini yitirmek.

İktidardan düşmek : Devlet yönetiminde yetkiyi başka bir partiye bırakmak zorunda kalmak. cinsel gücü azalmak.

İş ayağa düşmek : İş, sorumsuz ve yetkisiz olanların elinde kalmak.

İş başa düşmek : Kendi işini kendi görmek zorunda kalmak.

İş düşmek : Birinin iş yapması gerekmek.

İşi düşmek : Birinin yardımına gereksinim duymak.

İşportaya düşmek : Değerini yitirmek, herkes tarafından kullanılmak.

İtibardan düşmek : Saygınlığını yitirmek.

İzine düşmek : Av hayvanlarının, gittiği yolu izleyerek arkalarından gitmek.

Jeton geç düşmek : Konuşulan veya sözü edilen konuyu geç anlamak, geç intikal etmek.

Kabine düşmek : Bakanlar Kurulu herhangi bir sebeple görevini bırakmak zorunda kalmak.

Kaldırıma düşmek : Ucuz fiyatla sokakta satışa çıkarılmak. önemini, değerini yitirmek.

Kapana düşmek : İçinden çıkılmaz bir duruma düşmek, ele geçmek.

Karaborsaya düşmek : Bir mal gizlice pahalıya alınıp satılır olmak.

Karakola düşmek : Herhangi bir suç dolayısıyla karakolluk olmak.

Karaya düşmek : Deniz içinde bulunan bir şey akıntı veya dalga ile kıyıya atılmak.

Kaydını düşmek : Yazılı olduğu evraktan çıkarmak.

Kayıttan düşmek : Bir yere mal olmaktan çıkararak defterde bu durumu belirtmek.

Kazdığı çukura kendisi düşmek : Başkası için hazırladığı kötülüğe kendi uğramak.

Kedi gibi dört ayak üzerine düşmek : En güç bir durumdan zarar görmeden kurtulmak.

Kendi derdine düşmek : Kendi sorunu sebebiyle başka şeyle ilgilenememek.

Kırağı düşmek : Kırağı oluşmak.

Kolpoya düşmek : Oyuna gelmek.

Korku düşmek : Endişelenmek, korkmak.

Kötü yola düşmek : Kötü kadın olmak.

Kredisi düşmek : Güvenilirliği, saygınlığı yitmek.

Kucağına düşmek : Düşman, felaket, sefalet vb. kötü şeylerin veya durumların içine düşmek, onlarla karşılaşmak.

Küçük düşmek : Değeri veya onuru sarsılmak.

Kümeden düşmek : Takımlar sonraki sezonda bir alt kümeye inmek, ligden düşmek.

Kuşkuya düşmek : Kuşkulanmak.

Kuvvetten düşmek : Gücü azalmak.

Mahkemeye düşmek : Mahkemelik olmak.

Maktul düşmek : Vurulup ölmek, öldürülmek, katledilmek.

Mapusa düşmek : Hapse girmek.

Mapushaneye düşmek : Hapse girmek.

Maskesi düşmek : Gerçek niyeti ve niteliği ortaya çıkmak.

Mecalsiz düşmek : Güçsüzleşmek, takati kalmamak.

Medreseye düşmek : İçinden çıkılmaz boş tartışmaların konusu olmak.

Meraka düşmek : Kaygılanmak. meraklanmak.

Meydana düşmek : Bir iş yapmak için kendini ortaya atmak.

Münasebet düşmek : Uygun bir durum ortaya çıkmak.

Münasebeti düşmek : Sırası gelmek.

Münasip düşmek : Uygun düşmek.

Not düşmek : Not yazmak.

Ocağına düşmek : Birine koruması için sığınmak veya yardım etmesi için yalvarmak.

Ofsayta düşmek : İstemediği hâlde kötü bir durumda kalmak. futbolda hücuma geçen takımın en az bir oyuncusu topla oynandığı anda rakip takımın kale çizgisine, o takımın en yakın oyuncusundan daha yakın bulunmak.

Olmuş armut gibi eline düşmek : Emeksiz ve zahmetsizce eline geçmek.

Oltaya düşmek : Hileyle karşılaşmak, oyun veya düzen içine girmek.

Ortaya düşmek : Kadın orta malı olmak, sokağa düşmek.

Payına düşmek : Bölüşmede hisse ayrılmak, belirli bir bölüm verilmek.

Pençesine düşmek : Yakalanmak.

Pişmiş armut gibi eline düşmek : Olmuş armut gibi eline düşmek.

Piyasaya düşmek : Kadın, kötü kadın olmak. çok bulunur olmak.

Pusuya düşmek : Pusu kuran kimsenin saldırı alanı içine girmek.

Sakalına ak düşmek : Sakalı ağarmaya başlamak, yaşlanmak.

Şehit düşmek : Kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda ölmek.

Şerh düşmek : Alınan karar veya kararlara karşı olumsuz yönde yazılı görüş bildirmek.

Sıkıntıya düşmek : Darlık, yokluk içinde olmak.

Sırası düşmek : Uygun zamanı gelmek.

Soğuk düşmek : Söz, davranış vb. yersiz ve sevimsiz olmak.

Sokağa düşmek : Sükûneti, huzuru evin dışında aramak. kadın kötü yola saparak orta malı olmak. bir şey çoğalıp değerini yitirmek.

Sorumluluk düşmek : Sorumlu sayılmak, sorumlu olarak görülmek.

Söz ayağa düşmek : Bir sorun, karışmaları gerekmeyen veya yetkisiz ve sorumsuz kimselerin görüş bildirdikleri duruma gelmek.

Şüpheye düşmek : Kuşkulanmak.

Suya düşmek : Bir şeyin gerçekleşme olasılığı kalmamak.

Tasasına düşmek : Derdine düşmek.

Telaşa düşmek : Telaşlanmak.

Temerrüde düşmek : Ödenmesi hâlâ mümkün olan borcu ödememekte direnmek.

Tenakuza düşmek : Birbiriyle çelişen sözler söylemek. çelişkiye düşmek.

Tepeüstü düşmek : Başının üzerine düşmek, yuvarlanmak.

Ters düşmek : Aykırı durumda olmak, karşıt olmak.

Tezada düşmek : Bir sözü öbürünü tutmamak.

Toprağa düşmek : Ölüp gömülmek.

Tutsak düşmek : Esir olmak, hükmü altına girmek.

Tuzağa düşmek : Birileri tarafından hazırlanan kötü bir duruma uğramak, oyuna gelmek.

Ümide düşmek : Umuda düşmek.

Ümitsizliğe düşmek : Umutsuzluğa düşmek.

Umuda düşmek : Gerçekleşeceğine inanmak, umut etmek.

Umutsuzluğa düşmek : Umudu kalmamak, güveni sarsılmak, olumsuzluğa sürüklenmek.

Üstüne düşmek : Bir kimseyle veya bir şeyle çok ilgilenmek.

Üyeliği düşmek : Üye olma niteliğini kaybetmek.

Uygun düşmek : Yakışmak, yaraşmak, elverişli olmak.

Uzak düşmek : Uzak olmak, uzak bulunmak.

Üzerine düşmek : Üstüne düşmek.

Vesveseye düşmek : Kuruntuya kapılmak.

Vücuttan düşmek : Zayıflamak.

Yanılgıya düşmek : Bilmeden bir yanlışlık yapmak.

Yatağa düşmek : Yataktan kalkamayacak kadar hasta olmak.

Yenik düşmek : Yenilmek, mağlup olmak.

Yola düşmek : Yola çıkmak, yol almaya başlamak.

Yolu düşmek : Bir yerden geçmesi gerekmek.

Yorgun düşmek : Çok yorulmak, bitkin duruma gelmek.

Yüreğine kurt düşmek : Şüphelenmek, içine kurt düşmek.

Yüreğine od düşmek : Felakete uğramak, çok üzülmek.

Yüzü düşmek : Somurtmak.

Zaafa düşmek : Zaafa kapılmak.

Zannına düşmek : Sanmak.

Zayıf düşmek : Zayıflamak. güçsüzleşmek.

Zillete düşmek : Hor görülmek, aşağılanmak.

Çekim : Çekme işi. Alıcının sürekli olarak çalıştırılmasıyla elde edilen film parçası, plan. Herhangi bir cismin, başka bir cismi kendine doğru çekme gücü, cazibe, traksiyon. Fiillerin çeşitli zaman, kişi ve kiplere, adların da ad durumlarına göre uğradığı biçimleri, tasrif.

Etki : Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim. Bir etken veya bir sebebin sonucu, yardım. Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir.

Boşluk : Oyuk, çukur, kapanmamış yer. Boş olan yer. Eksiklik, yoksunluk duygusu. Boş olma durumu. Boş geçen süre. Kesinti, kopukluk.

İnmek : Uzamak, ulaşmak. Sayısı azalmak. Fiyatı düşürmek. Değeri düşmek. İnme gelmek. Bir taşıt veya binek hayvanından yere basmak. Bir yeri kaplamak, basmak veya bir yerden akmak, kaymak. Alçalıp eski durumuna dönmek. Yıkılmak. Dağ, tepe vb. yüksek bir yerden gelmek. Ağmak. Bir yerden başka bir yere gitmek, varmak. Vurmak. Konaklamak. Yüksekten veya yukarıdan aşağıya doğru gelmek.

Denge : Zihinsel ve duygusal uyum, istikrar. Birbirini ortadan kaldıran güçlerin sonucu olan durma hâli. Siyasi güçlerin, yetkilerin birbirini sınırlayacak biçimde dağıtılması. Bir nesnenin veya bir insanın devrilmeden durma hâli, muvazene, balans. Ekonomik hayatın uyumlu düzeni.

Devrilmek : Yok edilmek, ortadan kaldırılmak. Devirme işi yapılmak. Dönmek.

Serilmek : Serme işi yapılmak. Bir yere uzanıp yatmak.

Yağmak : Yağmur, kar, dolu gökten düşmek. Üst üste ve çok gelmek. Toz, mermi vb. yüksekten çokça düşmek.

Vurmak : Dokunmak, hasta etmek. Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. Olumsuz yönde etkilemek. Hızla değmek, çarpmak. Çıkmak. Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak. Bağlama, ilişkilendirmek. Hızla çarpmak. Takmak, koymak, bağlamak. Uygulamak, basmak, koymak. Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak. Silahla yaralamak, öldürmek. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek. Sırtına, omzuna yerleştirmek. Manevi olarak yaralamak. Etkisi bir yere kadar uzanmak. Desteklemek, dayamak. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak. Çarpma işlemini yapmak. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek. Tavla oyununda pulu kırmak. Olduğundan başka biçimde görünmek. İçki içmek. Kadeh tokuşturmak. Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak. Amaçladığı şeye rast getirmek. Duyulmak, hissedilmek. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak. Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak. Sürmek.

Değmek : Karşılık olmak. Eş değerde olmak. Ulaşmak, erişmek. Herhangi bir nitelikte olmak. Zevk veren şeyler hoşa gitmek. Değerinde olmak. Aralık kalmayıncaya kadar birbirine yaklaşmak, dokunmak, temas etmek. İstenilen yere düşmek, rast gelmek, isabet etmek.

Rastlamak : Bir kimse ile karşı karşıya gelmek, karşılaşmak, rast gelmek, tesadüf etmek. Herhangi bir şeyle karşı karşıya gelmek. Atılan şey hedefi bulmak, rast gelmek.

Ölü : Gücü az, zayıf. Hayatı sona ermiş olan, artık yaşamıyor olan, morto, diri karşıtı. Çok durgun, hareketsiz. Etkileme gücü olmayan, canlılığı olmayan. Hayvan leşi. Ölmüş insan, müteveffa, mevta.

Doğmak : Dünyaya gelmek. Düşünce, hayal vb. zihinde birdenbire oluşmak. Ortaya çıkmak, sonucu olmak. Güneş, ay, yıldız ufuktan yükselerek görünmek.

Atlanmak : Ata binmek. Atlama işi yapılmak. At edinmek.

Çıkmak : Gerçekleşmek. Binaya kat eklemek. Süresi dolduğunda ayrılmak. Giderilmek, yok olmak. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. Ay, Güneş görünmek. Niteliği sonradan anlaşılmak. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. Oluşmak, olmak. Verilmek. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. Sıyrılmak, ayrılmak. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. Yapılmak, yürümek. Yetişecek ölçüde olmak. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. Belirmek, tanınmak. Yayılmak. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. Eksilmek. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. Sesini yükseltmek. Unutmak. Karaya ayak basmak. Bulaşmak. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. Bitmek, büyümek, sürmek. Vermeye katlanmak. Harcamak zorunda kalmak. Büyük abdest bozmak. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. Yerinden oynamak. Olmak, bulunmak, var olmak. Erişmek, görmek. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. Ay veya mevsim geçmek. Flört etmek. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. Yeni yetişip satışa sunulmak. Gelmek. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. İçeriden dışarıya varmak, gitmek. Yayımlanmak. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. Yükselmek, artmak. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak. Artırmak, fiyatı yükseltmek. Bir yere ulaşmak, varmak. Mal olmak. Piyasaya sürülmek. Yayılmak, duyulmak. Meydana gelmek. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek.

Eksik : Mükemmel olmayan, kusurlu, muallel, sakat. Az. Bir bölümü olmayan, noksan, natamam. İhtiyaç duyulan şey.

Kalmak : Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek. Oyalanmak, vakit geçirmek. Herhangi bir durumu sürdürmek. Eğleşmek. İşlemez, yürümez duruma gelmek. Yapamamak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Olmak, herhangi bir durumda bulunmak. Varlığını korumak, sürdürmek. Sınıf geçmemek. Hayatını sürdürmek, yaşamak. Bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek. Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak. İleriye atılmak, ertelenmek. Miras olarak geçmek. Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak. Sınırlanmak. Yetinmek. Konaklamak, konmak. Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak. Oturmak, yaşamak.

Eksilmek : Azalmak, az duruma gelmek. Bulunmamak, var olmamak, rastlanmamak.

Aşırı : Gereğinden fazla olarak, çokça. Bir şeye gereğinden çok fazla bağlanan, önem veren, müfrit, ekstrem. Ötede, ötesinde. Gereğinden fazla, çok. Alışılan veya dayanılabilen dereceden çok daha fazla, taşkın.

İlgi : Belirli bir olay veya etkinliğe yakınlık duyma, ondan hoşlanma ve ona öncelik tanıma. İki şey arasında bulunan herhangi bir bağlılık, ilişki, alaka, taalluk, aidiyet. Kimyasal şartlar eş veya birbirine çok yakın olduğunda ögelerin birbirleriyle birleşmede gösterdiği seçicilik. Dikkati öncelikle belirli bir şey üzerinde toplama eğilimi.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Sevgi : İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu.

Göstermek : Belirtmek, anlatmak. Sert bir biçimde karşılık vermek. Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek. Yapmasını söylemek, görevlendirmek. Görünmek, benzemek. Kanıtla inandırmak. Bir şeyin etkisi altında tutulmak. Öğretmek, açıklamak. Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak. Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak. Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek. Etmek.

Uğramak : Yaklaşmak. Cin, peri çarpmak. Fırlayarak çıkmak, hızla çıkmak. Kötü duruma konu olmak. Yola devam etmek üzere, bir yerde kısa bir süre kalmak. Bir yerin yanından, yakınından, içinden geçmek.

Kapılmak : Bir kimseye tutulmak, bağlanmak, aşırı sevgi duymak. Sürüklenmek. Bir şeyin veya kimsenin güçlü etkisinde kalmak. Birine güvenip boş bulunarak aldanmak. Kapma işine konu olmak.

Yakışmak : Uygun olmak, iyi karşılanmak, münasip olmak. Güzel durmak, iyi gitmek, yaraşmak, uygun gelmek.

Uygun : Orantılı, oranlı. Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip. Elverişli, yarar, müsait, muvafık.

Gelmek : İsabet etmek. Başlamak, ortaya çıkmak. Belli bir zamana ulaşmak. Uygun düşmek. Kazanılmak, sağlanılmak. Görünmek, sanılmak. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Oturmaya, ziyarete gitmek. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Katılmak, eklenmek. Ortaya çıkmak, doğmak. Dayanmak, tahammül etmek. İzlemek, takip etmek. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Herhangi bir sırada bulunmak. Türemek. Belli bir süre dolmak. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Biriyle birlikte gitmek. Çıkmak, yönelmek. Olmak, -e uğramak. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Düşmek, rast gelmek. Sonuç çıkmak. Kadar olmak. Uymak. Mal olmak. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Getirmek. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Akmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Ulaşmak, varmak.

Yakışık : Uygunluk, yaraşma. Yakışıklı delikanlı.

Almak : Örtmek, koymak. Birlikte götürmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. Yer değiştirmek. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. İçeri girmesini sağlamak. Tat veya koku duymak. İçeri sızmak, içine çekmek. Çalmak. Temizlemek. Yutmak, kullanmak. İçecek veya sigara içmek. Göreve, işe başlatmak. Erkek, kadınla evlenmek. Başlamak. Kısaltmak, eksiltmek. Yol gitmek, mesafe katetmek. Kazanç sağlamak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Sürükleyip götürmek. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Satın almak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Bürümek, sarmak, kaplamak. Kazanmak, elde etmek. İçine sığmak. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Gidermek, yok etmek. Soldurmak. Görevden, işten çekmek. Ele geçirmek, fethetmek. Yolmak, koparmak. Kabul etmek.

İçinde : Ortamında. ... ile dolu bir biçimde. Süresince, zarfında.

Bulunmak : Bir yerde olmak. Bulma işine konu olmak. Herhangi bir durumda olmak.

Bir : Bir kez. Sadece. Bu sayı kadar olan. Sayıların ilki. Eş, aynı, bir boyda. Beraber. Ancak, yalnız. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Tek. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Aynı, benzer. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).

Bölüşme : Bölüşmek işi.

Sonunda : En son zamanda, nihayetinde.

Ayrılmak : Ayırma işine konu olmak. Bir yerden, bir kimseden, bir şeyden uzaklaşmak. Boşanmak.

Uzaklaşmak : Bir şeyden, bir yerden veya kimseden ayrılıp uzağa gitmek. Yabancılaşmak, ilgisi azalmak.

Gücü : Bez tezgâhında ipliği ayarlayan tezgâh tarağı.

Azalmak : Az denecek bir miktara inmek. Etkisini yitirmek, hafiflemek. Eskisinden az bir duruma gelmek.

Düşkünleşmek : Düşkün duruma gelmek.

Belirli : Açık ve kesin olarak sınırlanmış veya kararlaştırılmış olan, muayyen.

Fırsat : Herhangi bir şey için en uygun zaman, uygun durum veya şart, vesile, okazyon.

Olmak : Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Sürdürmek, yürütmek. Geçmek, tamamlanmak. Uymak, tam gelmek. Gerçekleşmek veya yapılmak. Yol açmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Sarhoş olmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Bulunmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Herhangi bir durumda bulunmak.

Olumsuz : Yapıcı ve yararlı olmayan, hiçbir sonuca ulaşmayan, gözetilen amaca veya beklenilene uygun olmayan, menfi, negatif. Davranışları beğenilmeyen, yıkıcı düşünceleri olan, zararlı, menfi. Bir şeyi inkâr eden, inkâr veya ret özelliği taşıyan. Onaylamayan, kabul etmeyen, aleyhte olan. Olumsuzluk anlatan (kelime, cümle), menfi.

Girmek : Katılmak. Yüklenmek. Zaman anlamlı kavramlar için gelmek. Bulaşmak. İyice anlamak, iyice bilmek. Erişmek, ulaşmak. Tecavüz etmek, geçmek. Yemek yemek. Sığmak. Bir şeyin yapımında, birleşiminde yer almak. Girişmek, başlamak. Almak, fethetmek. Dışarıdan içeriye geçmek. Kavgaya tutuşmak. Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek. Sulu bir şeyin veya su dolu bir yerin içine batmak veya dalmak. Yazılmak, başlamak. Ağrı, sancı başlamak, saplanmak. İncelemek, ayrıntılara inmek.

Bayağılaşmak : Bayağı bir durum almak, bayağı bir duruma girmek, sıradanlaşmak.

Kötü : Korku, endişe veren. Kaba ve kırıcı. Aşırı, çok. İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı. Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. Zararlı, tehlikeli.

Alışmak : Tutuşmak, yanmaya başlamak. Sürekli ister olmak, bağımlılık kazanmak. Uyar duruma gelmek, intibak etmek. Bir işi tekrarlayarak kolaylıkla yapabilmek. Bağlanmak, ısınmak. Evcilleşmek, ehlîleşmek. Yadırgamaz duruma gelmek.

Müptela : Tutulmuş. Bağımlı. Âşık, vurgun.

Düşmek ile ilgili Cümleler

  • Cehenneme düşmek kolaydır.
  • Neyse ki bir dalı tuttum ve düşmekten kurtuldum.
  • Seninle ters düşmekten nefret ediyorum.
  • Buz üzerinde düşmek incitir.
  • Sence ağacın tepesine çıkabilir miyim yoksa düşmekten korkup çıkmaya çalışmam mı?
  • Ham petrol fiyatı düşmektedir.
  • Ağaç düşmek üzereydi.
  • Düşmekten korkuyorum.

Diğer dillerde Düşmek anlamı nedir?

İngilizce'de Düşmek ne demek? : v. fall, fall down, fall on, fall in a heap, collapse, come down, crash, crumble, crumple, crumple up, decline, decrease, deduct, degrade, dive, droop, drop, drop down, drop off, ebb, end up, fall among, fall from, fall off, fall over, go down, land

Fransızca'da Düşmek : tomber, choir, prendre une bûche, ramasser une pelle, s'amenuiser, s'étaler, se renverser

Almanca'da Düşmek : v. abfallen, auffallen, einfallen, fallen, hinfliegen, hinschlagen, niederfahren, plauzen, purzeln, sinken, stürzen, überkippen

adj. verkommen

Rusça'da Düşmek : n. пристрастность (F)

v. падать, спускаться, выпадать, лететь, слетать, низвергаться, валиться, проваливаться, вываливаться, ослабевать, спадать, попадаться, доставаться, сваливаться, совпадать, приходиться, впадать, оказываться, вычит`ать, выскакивать, нападать, закрадываться, откидывать, обрыв