Dünya nedir, Dünya ne demek

Dünya; bir gök bilimi terimidir. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de özel olarak kullanılır. kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Dünya" ile ilgili cümleler

  • "Biz dünyadan ayrı yaşarken dünya epey değişmiş." - H. C. Yalçın
  • "Ressamlar dünyasında onun yeri ayrıdır."
  • "Batı dünyası. Doğu dünyası."
  • "Köprüye kadar kendi dünyaları içinde ne tatlı, ne özlü konuşurlardı." - Y. Z. Ortaç

Yerel Türkçe anlamı:

Dünya, âlem, herkes, başkaları

Felsefi anlamı:

Bilincin bağlılaşık kavramı; bilincin dışında kalan nesnelerin oluşturduğu bütün (nesneler dünyası).

a. Birbiriyle yasal bağlantısı olan, bir düzenle belirlenmiş tek tek şeylerin ve olayların bütünü. (Ör. öbür dünya-bu dünya, duyulur dünya-düşünülür dünya, dışdünya-içdünya, görüngüler dünyası - kendinde şeyler dünyası; gelip geçici dünya- ideler dünyası.) b. Aynı yasalara ve aynı düzene bağlı olan nesnelerin, varlıkların oluşturduğu bütün. (Ör. Bitkiler dünyası, hayvanlar dünyası ve benzeri)

 

Üzerinde yaşadığımız yeryüzü gezegeni.

İnsan varoluşunun içinde yer aldığı çevre.

Coğrafya'daki terim anlamı:

[Bakınız: yeryuvarlağı]

İngilizce'de Dünya ne demek? Dünya ingilizcesi nedir?:

world

Fransızca'da Dünya ne demek?:

monde

Dünya anlamı, kısaca tanımı:

Acun : Dünya.

Dünya ahret kardeşim : Bir kişiye kardeşlik duygusundan başka bir gözle bakılmadığını anlatan bir söz.

Dünya başına dar olmak : Çok sıkılmak, büyük bir çaresizlik içinde kalmak.

Dünya başına yıkılmak : Çok sıkılmak, umutlarını yitirmek.

Dünya bir araya gelse : "dünyadaki bütün insanlar bir araya toplansa bile" anlamında kullanılan bir söz. "dünyadaki bütün insanlar engel olmaya kalksa bile" anlamında kullanılan bir söz.

Dünya birinin olmak : Çok sevinmek.

Dünya durdukça durasın : "çok yaşa, Tanrı sana sonsuz bir ömür versin!" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü.

Dünya gözü ile görmek : Ölmeden önce görmek.

Dünya gözüne zindan olmak : Büyük bir karamsarlık ve umutsuzluk içinde olmak.

Dünya kadar : Pek çok.

Dünya kelamı etmek : Konuşmak. konuşulmaması gereken yerde konuşmak.

Dünya malı dünyada kalır : "insan öldüğü zaman malını öbür dünyaya götüremez, bu nedenle gerek kendisi için gerekse hayırlı işler için para harcamaktan kaçınmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

 

Dünya varmış : Sıkıntılı bir durumdan kurtulan kimsenin söylediği söz.

Dünya yıkılsa umurunda değil : "hiçbir şeyle ilgilenmez, sorumsuz, kaygısız" anlamında kullanılan bir söz.

Dünya yüzü görmemek : Kapalı bir yerde sürekli kalmak.

Dünyada tasasız baş bostan korkuluğunda bulunur : "bu dünyada tasasız olan insan yoktur" anlamında kullanılan bir söz.

Dünyadan el etek çekmek : Bir kenara çekilip çevresiyle ilgisini kesmek, toplumun yaşayışına karışmamak, dünya işleriyle ilgilenmez olmak.

Dünyadan geçmek : Bir kenara çekilip toplum yaşamına karışmamak.

Dünyadan haberi olmamak : Çevresinde olup bitenleri bilmemek.

Dünyanın dört bucağı : Dünyanın her yanı, her yönü.

Dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek : Dünyada ne gibi güçlükler olduğunu bildirmek (veya anlamak), insanın başına neler gelebileceğini öğretmek veya öğrenmek.

Dünyanın öbür ucu : Çok uzak yer.

Dünyanın sonu değil : "her şey daha bitmedi, umut var" anlamında bir söz.

Dünyanın sonu : Ölüm zamanı. bütün olanakların sona erdiği, her şeyin bittiği an.

Dünyanın ucu uzundur : İnsanın yaşadıkça türlü durumlarla, çeşitli olaylarla karşılaşabileceğini anlatan bir söz.

Dünyanın tadını çıkarmak : Bütün zevklerden yararlanmak, mutlu ve rahat yaşamak.

Dünyasından geçmek : Her şeye karşı ilgisiz duruma gelmek.

Dünyaya gelmek : İnsan, doğmak.

Dünyaya getirmek : Doğurmak.

Dünyaya gözlerini kapamak : Ölmek.

Dünyaya kazık çakmak : Çok uzun ömürlü olmak, çok yaşamak.

Dünyaya yuf borusu öttürmek : Ölmek.

Dünyalara değişmemek : Her şeyden daha fazla sevmek.

Dünyayı anlamak : Dünyada neler olduğunu öğrenmek, deneyimi artmak.

Dünyayı ben yarattım demek : Aşırı mağrur olmak, büyüklenmek.

Dünyayı görmemek : Bir konuya veya bir işe aşırı odaklanıp çevre ile ilgilenmemek.

Dünyayı haram etmek : Bir yeri yaşanılmaz duruma getirmek.

Dünyayı sel bassa ördeğe vız gelir : "birçok kimse için felakete yol açan bir olay, bazı insanları ilgilendirmez" anlamında kullanılan bir söz.

Dünyayı tozpembe görmek : Üzücü durumlara bile iyimser gözle bakmak.

Dünyayı tutmak : Çok yayılmak, her yere dağılmak.

Dünyayı zindan etmek : Bir kimseyi çok sıkıntılı bir duruma sokmak.

Dünya alem : Herkes, bütün insanlar.

Dünyaevi : Evlilik.

Dünya görmüş : Çok gezmiş, çok yer görmüş. Deneyimli.

Dünya görüşlü : Dünya görüşü olan.

Dünya görüşü : Evrenin ve hayatın anlamını, amacını, değerini, insan varlığını ve davranışlarını bütünüyle kavramaya çalışan genel düşünce.

Dünya güzeli : Çok güzel (kimse).

Dünya kelamı : Tanrı sözünden başka söz.

Dünya malı : İnsanın hoşuna gidecek, huzur verecek durum ve şartların bütünü. Varlık, servet.

Dünya nimeti : İnsanların dünyada yiyeceği, içeceği, kullanacağı imkânların tümü.

Dünya penceresi : Göz.

Darıdünya : Dünya, yeryüzü.

Dış dünya : Bilinçten bağımsız olan, bilincin dışında var olanların hepsi. Ülke dışı.

Eski dünya : Avrupa, Asya ve Afrika'ya topluca verilen ad.

Fani dünya : Ölümlü, kalımsız dünya.

İç dünya : Bireyin ruhsal yaşamının bütünü.

Öbür dünya : Ahiret.

Ölümlü dünya : Üzerinde ölümün var olduğu dünya, fâni dünya.

Öteki dünya : Ahiret.

Üçüncü dünya ülkeleri : Hemen hepsi eski sömürgeler olan, ulusal bağımsızlıklarını kazanmış veya bu uğurda mücadele veren Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkeleri.

Yalancı dünya : Yalan dünya.

Yalan dünya : Geçici, ölümlü hayat, yalancı dünya.

Yenidünya : Orta oyununda ev dekoru olarak kullanılan kafes biçiminde paravan. Gülgillerden, Akdeniz çevresinde yetişen, büyük, pürüzsüz ve sert yapraklı bir ağaç (Eriobotrya Japonica). Bu ağacın erik büyüklüğünde, iri çekirdekli, sarı renkli, sulu ve mayhoş meyvesi, Malta eriği. Renkli veya sırlı sırçadan yapılan, süs olarak asılan top.

Yeni dünya : Amerika ana karası.

Basın dünyası : Görsel ve yazılı basın organları ile burada görevlilerin tümü, medya camiası.

Geçim dünyası : Kişinin yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan şeyler bütünü.

Magazin dünyası : Genellikle eğlence ve spor dünyasında tanınmış kişilerin içinde bulunduğu çevre veya ortam.

Sanat dünyası : Sanat çevresinin oluşturduğu atmosfer.

Umut dünyası : Gerçekleşmesi çok zor olan şeyleri ummanın hoş görülmesi gerektiğini belirten bir söz, ümit dünyası.

Ümit dünyası : Umut dünyası.

Yeraltı dünyası : Yasal olmayan, kirli ve karanlık işlerin gerçekleştirildiği ortam.

Dünya bir işi bin : "bu dünyada insanın hatır ve hayaline gelmeyen türlü türlü durumlar ortaya çıkar" anlamında kullanılan bir söz.

Dünya ölümlü gün akşamlı : "hiçbir durum sürekli değildir, her iyi durumun bir sonu vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Dünya tükenir yalan tükenmez : "dünyada çok sayıda yalancı vardır, bunları huylarından vazgeçirmek de imkânsızdır" anlamında kullanılan bir söz.

Dünyada : Hiçbir zaman, hiçbir biçimde.

Dünyaevine girmek : Evlenmek.

Dünyalı : Dünyaya ait olan.

Dünyalığı doğrultmak : Yaşamı süresince yetecek parayı kazanmak.

Dünyalık : Mal, mülk, servet, para.

Ar dünyası değil kar dünyası : "kişi para kazanmak için namusuna dokunmadıktan sonra şu veya bu işi yapmaktan utanmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Bir yana dünya bir yana : Bir varlığa çok değer verildiğini anlatmak için kullanılan bir söz.

Çocuk dünyaya getirmek : Çocuk doğurmak.

Etme bulma dünyası : "kötülük eden kötülük bulur" anlamında kullanılan bir söz.

Gözü dünyayı görmemek : Hiç kimseye, hiçbir şeye önem, değer vermemek.

Kafası bir dünya : Çok sarhoş.

Kavanoz dipli dünya : Üzülmemeyi, biraz boş vermeyi, rahat bir biçimde yaşamayı anlatan söz.

Öbür dünyayı boylamak : Ahireti boylamak.

Şöhreti dünyayı tutmak : Çok tanınmak.

Yeni dünya aslanı : Puma.

Toprak : Yer kabuğunun bu bölümünden yapılmış. Arazi, tarla. Yer kabuğunun, toz durumuna gelmiş türlü kütle kırıntılarıyla, çürümüş organik cisimlerden oluşan ve canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü. Memleketli. Ülke. Kara.

Deniz : Aydaki düzlükler. Geniş alan. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi. Bu su kütlesinin belirli bir parçası. Çokluk, yoğunluk.

Yeryüzü : Yer kabuğu. Dünya.

Çevre : Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi. Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar, muhit. Yağlık. Bir şeyin yakını, dolayı, etraf, periferi. Hayatın gelişmesinde etkili olan doğal, toplumsal, kültürel dış faktörlerin bütünlüğü. Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam. Aynı konu ile ilgisi bulunan kimselerin tümü, muhit. Bir birimden önce veya sonra gelen aynı türden birimlerin tümü, bunların oluşturduğu küçük grup, kontekst.

Ortam : Canlı bir varlığın içinde bulunduğu doğal veya maddi şartların bütünü. Nesnel ve toplumsal yönlerle bazen kişinin iç dünyasını da kapsayan yakın çevre, vasat. Bir topluluğun veya toplulukların hareket alanı, platform. Bir kimsenin veya bir insan topluluğunun yaşayışını etkileyen ruhsal, toplumsal ve kültürel etkilerin bütünü.

İnanç : Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma. İnanılan şey, görüş, öğreti. Birine duyulan güven, inanma duygusu. Tanrı'ya, bir dine inanma, akide, iman, itikat.

Ülke : Devlet. Bir devletin egemenliği altında bulunan toprakların tümü, diyar, memleket. Bir özelliği ön plana çıkarılarak düşünülen bölge.

Dış : Görülen, içte bulunmayan yüzey. Bir kimsenin görünüşü, durum ve davranışları. Bireyin ötesinde bir varlığı olan. Açık havada geçen sahneleri içine alan çekim. Bazı top oyunlarında karşı takım oyuncularının vuruşuyla topun kalenin bulunduğu taraftan dışarı çıkması, aut. Yabancı ülkelerle ilgili. Bir konunun kapsamına girmeyen şey. Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha uzak olan. Herhangi bir cisim veya alanın sınırları içinde bulunmayan yer, hariç, iç karşıtı.

Herkes : İnsanların bütünü, cümle âlem.

Duygu : Duyularla algılama, his. Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim. Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği. Önsezi. Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik.

Düşünce : İlke, yönetici sav. Tasa, kaygı, sıkıntı. Dış dünyanın insan zihnine yansıması. Niyet, tasarı. Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik, mütalaa, fikir, ide, idea.

Ve : Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu. İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz.

Hayal : Görüntü. Aydınlatılan bir perde arkasında deri veya kartondan yapılmış, hareket edebilen resimler ve bunlarla oynatılan oyun. İmge. Belli belirsiz görülen şey, gölge. Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, imge, hülya.

Dünya ağacı : İnsanın ve evrenin sürekli olarak yenilenmesiyle ölümsüzlük tasarımına bağlı olan; yeryüzüyle gökyüzü arasında merdiven gibi kullanılan; kökleri yeraltına uzanan, dallarında çocuk ruhlarının eğleştiklerine inanılan efsane ağacı. a. bk. yaşam ağacı.

Dünya ahret kardeşim : bir kişiye kardeşlik duygusundan başka bir gözle bakılmadığını anlatan bir söz.

Dünya altın konseyi : Kâr amacı olmaksızın altın konusunda araştırmalar yapmak, yayımlamak; yeni kullanım alanları oluşturmak, altının süs, yatırım ve sanayi amaçlı kullanımlarını teşvik etmek ve geliştirmek üzere dünyanın önde gelen altın madeni şirketlerince finanse edilen ve 1987 yılında İsviçre yasalarına göre kurulmuş olan bir konsey.

Dünya amatör boks kurumu : Dünyada amatör yumrukoyununu yöneten kurum.

Dünya bankalararası finansal iletişim topluluğu : Üyeleri iki yüzden fazla ülkedeki bankalar ve finans kurumları olan ve üyelerine ölçünleştirilmiş bir haberleşme ortamı sağlayarak finansal işlemleri ölçünlü hale getirmek ve kolaylaştırmak, maliyetleri düşürmek, işlem risklerini azaltmak, ayrıca yeni iş fırsatları ve gelir akımları yaratmak amacıyla 1973 yılında kurulan ve merkezi Belçika’da bulunan bilgi ve iletişim ağı.

Dünya bankası grubu : Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası, Uluslararası Kalkınma Birliği, Uluslararası Finansman Kurumu, Çok Yanlı Yatırım Garantisi Ajansı ve Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi’nden oluşan finansal örgüt.

Dünya başına dar olmak : çok sıkılmak, büyük bir çaresizlik içinde kalmak.

Dünya bir, işi bin : “bu dünyada insanın hatır ve hayaline gelmeyen türlü türlü durumlar ortaya çıkar” anlamında kullanılan bir söz.

Dünya birincileri onur listesi : Her yıl yapılmakta olan dünya çifteker birinciliklerini kazanan koşucuları gösteren liste. Bu yarışmayı kazananlara, gökkuşağı renginde bir mayo verildiği için, liste "gökkuşağı liste" diye de adlandırılır.

Dünya birinciliği : Her dört yılda bir, bütün dünya ulusal takımlarının katılmalarıyla düzenlenen, ayaktopu dünyasının en büyük kupa karşılaşmaları.

Dünya ile ilgili Cümleler

  • Dünya; ABD ve İsrail'in nükleer güçleri hakkında endişelidir.
  • Dünya aptallarla dolu.
  • Dünya ile diğer gezegenler arasındaki fark Dünya'da suyun var olmasıdır.
  • Dünya Ay'dan çok daha büyüktür.
  • Bu cümleyi dünyanın bütün dillerinde çevirelim.
  • Dünya acımasız.
  • Milattan önce 384 ve 322 yılları arasında yaşamış olan Aristo, Dünya'nın yuvarlak olduğuna inanıyordu. Dünya'nın evrenin merkezi olduğu; Güneş'in, Ay'ın ve bütün sabit yıldızların da onun çevresinde döndüğü görüşündeydi.
  • Dünya aptal insanlarla dolu.
  • Ah, kadın, dünyadaki en iyi büyücü sensin!
  • O kendini dünyanın kurtarıcısı olarak gördü.
  • Fiziksel dünya olayların karmaşık ağıdır ve hiçbir şey tek bir sebeple gerçekleşmez.
  • Galileo ilk önce Ay'da Dünya'daki gibi dağlar bulunduğunu keşfetti.
  • Dünya ayın etrafında değil güneşin etrafında döner.
  • Dünya 23.4 derecelik bir açıyla eğilimlidir.

Diğer dillerde Dünya anlamı nedir?

İngilizce'de Dünya ne demek? : [Dunya] n. Earth

adj. world, planetary, terrene

n. world, globe, monde, terrestrial globe, nature, Vale of Tears

Almanca'da Dünya : n. Erde, Erdkugel

npr. Erde

Rusça'da Dünya : n. мир (M), вселенная (F), свет (M), жизнь (F)

adj. земной, мировой, всемирный, мирской

npr. Земля {астр.} (F)