Düze nedir, Düze ne demek

Düze; bir kimya terimidir.

Fiziksel Kimya alanındaki anlamı:

Kimyasal hız denklemlerinde derişiklik çarpanları sayısı.

Türevsel denklemin en yüksek türevi.

Orta Öğretim alanındaki anlamı:

[Bakınız: doz]

Diğer sözlük anlamları:

Üslûp, tarz

Bilimsel terim anlamı:

kimya: Bir bileşiğe ya da karışıma girecek özdek niceliği.

İngilizce'de Düze ne demek? Düze ingilizcesi nedir?:

order, dose

Fransızca'da Düze ne demek?:

dose

Düze anlamı, kısaca tanımı:

Tekdüze : Değişmeksizin, düzenli, aynı biçimde tekrarlanan, sürüp giden, tek örnek, muttarit, yeknesak, monoton. (te'kdüze) Değişmeyerek, aynı biçimde tekrar edilerek, bitevi, biteviye.

Düze inmek : Eşkıyalıktan vazgeçmek.

Düzeç : Bir yüzeyin eğiklik derecesini anlamaya yarayan araç, tesviye aleti.

Düzeçleme : Bir yerin değişik noktalardaki yükseltisini, deniz yüzeyi göre belirlemek için yapılmış olan işlemlerin bütünü. Aynı düzeye getirme, yüzey ayrımlarını ölçme, tesviye.

Düzelme : Düzelmek durumu.

Düzelmek : Soğuk ve yağış azalmak. Hasta iyileşmek. Kötü, bozulmuş bir durumdayken düzenli duruma gelmek. Düz duruma gelmek, düzleşmek.

Düzelti : Düzeltme işi, tashih. Basılmakta olan bir eserin provaları üzerinde özel düzeltme işaretleriyle yanlışları gösterme, tashih.

 

Düzeltici : Basılmak üzere dizilmekte olan bir eserin provalarını düzeltme ile görevli kimse, düzeltmen, musahhih.

Düzeltici jimnastik : Yaşama ve çalışma şartlarının etkisiyle oluşan vücut bozukluklarını ve aksaklıklarını önlemek veya gidermek için uygulanan özel beden eğitimi türü.

Düzelticilik : Düzelticinin yaptığı iş, musahhihlik.

Düzeltilmek : Düzeltme işine konu olmak veya düzeltme işi yapılmak.

Düzeltim : Düzeltme işi.

Düzeltme : Daha iyi duruma getirmek için yapılmış olan değişiklik, ıslahat, reform. Düzelti. Düzeltmek işi, tashih.

Düzeltme işareti : Yazılışları aynı okunuşları ve anlamları farklı Doğu kökenli sözleri birbirinden ayırt etmek ve bunlardaki g, k ünsüzlerini ince okutmak için kullanılan işaret (^), şapka işareti, inceltme işareti, uzatma işareti, şapka: âdet, âlem, âşık; kâğıt, tezgâh vb.

Düzeltmek : Düzgün duruma getirmek. Bozukluğunu gidermek, onarmak. Yanlıştan kurtarmak, tashih etmek.

Düzeltmen : Düzeltici.

Düzem : Dozaj. Düzey.

Düzeme : Düzemek işi.

Düzemek : Herhangi bir karışımı istenilen orana göre hazırlamak, karışımın dozunu belirlemek.

Düzen : Dolap, hile. Toplumsal bir yapı içinde ögelerin bütüne, bütünün ögelere ve ögelerin birbirlerine göre ilişkileri. Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan, dolap, komplo. Yerleştirme, tertip. Müzik aletlerinde ses ayarı, akort. Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi, rejim. Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanması, konsept. Alet edevat takımı. Bez dokuma tezgâhı. Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, dolap, komplo. Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem.

 

Düzen açıklaması : Bir tiyatro eserinin metninde dekor, giysi vb. ile oyuncuların görünüşleri, davranışları üzerine yapılmış olan açıklama.

Düzen bağı : Disiplin.

Düzen kurmak : Hileye başvurmak. işler duruma getirmek. düzenlemek.

Düzen teker : Makinelerde, hareketin hızını düzgün tutmaya, çalışmayı düzenlemeye yarayan büyük çaplı çark, volan.

Düzen vermek : Düzenlemek, dağınıklıktan kurtarmak. akort etmek.

Düzenbaz : Hile yoluyla aldatan, hile yapan.

Düzence : Disiplin.

Düzenci : Düzen, hile yapan, hileci, oyunbaz, düzenbaz, entrikacı, dessas.

Düzencilik : Düzenci olma durumu.

Düzenek : Mekanizma.

Düzenleme : Belirli sesler, çalgılar veya topluluklar için yazılmış bir eserin, başka sesler, çalgılar veya topluluklar tarafından söylenip çalınabilmesi için o eserde yapılmış olan değişiklik, aranjman. Düzenlemek işi, tertip, organizasyon. Yayımlanan mevzuatın derlenip toplanması ve mevzuatta yapılmış olan değişikliklerin ilgili ana mevzuata işlenmesi, kodifikasyon. Düzene koyma, kodifikasyon, regülasyon. Belirli bir düzene göre bir araya getirilmiş olan nesne, aranjman.

Düzenlemeci : Düzenleme yapan kimse.

Düzenlemecilik : Düzenlemecinin yaptığı iş.

Düzenlemek : Düzenleme yapmak. Müzik aletlerini akort etmek. Düzenli, düzgün duruma getirmek, düzen vermek, tanzim etmek. Yapmak, hazırlamak.

Düzenlenmek : Düzenli, düzgün duruma getirilmek. Yapılmak, tertip edilmek.

Düzenleşik : Düzenleri birbirine uygun. Bir sınıflamada aynı düzen ve aynı sırada bulunan.

Düzenleyici : Herhangi bir işi, kuruluşu gerçekleştirip düzenli sonuç alınmasını üstlenen kimse, organizatör, aranjör. Bir makinenin görevini istenilen ölçüde tutup ayarlayabilen araç, regülatör. Belirli sesler, çalgılar veya topluluklar için yazılmış bir eserin, başka sesler, çalgılar veya topluluklar tarafından söylenip çalınabilmesi için o eserde değişiklikler yapan kimse, aranjör.

Düzenleyicilik : Düzenleyicinin yaptığı iş.

Düzenli : Düzeni olan, yerli yerinde, kararlı, tertipli, muntazam. Sistemli, nizamlı, metodik.

Düzenli ordu : En küçük biriminden en büyük birliğine kadar her türlü donanıma sahip askerî güç.

Düzenlilik : Düzenli olma durumu, sistemlilik.

Düzensiz : Düzeni olmayan veya düzeni bozuk, karışık, tertipsiz, intizamsız, gayrimuntazam, aritmik. Sistemsiz.

Düzensizlik : Düzensiz olma durumu, tertipsizlik, intizamsızlık, nizamsızlık.

Düzey : Bir nesnenin, bir kimsenin başka nesnelere veya kimselere göre olan değer ve yücelik derecesi, seviye. Bir kursun basamaklarından her biri, kur. Bir yüzeyin veya bir noktanın yüksekliğindeki yatay sınır, seviye.

Düzeyli : Düzeyi, değeri olan, seviyeli.

Düzeysiz : Düzeyi, değeri düşük, bayağı olan, seviyesiz.

Düzeysizlik : Düzeyi, değeri düşük, bayağı olma durumu, seviyesizlik.

Arabasını düze çıkarmak : Karşılaştığı güçlükleri yenip işini kolay yürür duruma getirmek.

Ayağı düze basmak : Güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek.

Bozuk düzen : Düzensiz, düzeni bozuk olan.

Deveyi düze çıkarmak : Güçlükleri giderip işleri yoluna koymak.

Dirlik düzenlik : Aile üyeleri veya bir arada çalışan kimseler arasında iyi geçinme durumu.

Durumu düzelmek : Maddi durumu iyileşmek.

Geldik yüze çıktık düze : "kasım ayından sonra gelen yüzüncü günde, 15 Şubat'ta kışın soğuk günleri geride kalır" anlamında kullanılan bir söz.

Gelir düzeyi : Kişinin yaşam düzeyini gösteren maddi durumu.

Hava düzenleyicisi : Kapalı yerlerde sıcaklık yönünden istenilen hava şartlarını sağlayan araç.

Hayat düzeyi : Yaşam düzeyi.

Kaba düzen : Şöyle böyle, üstünkörü yapılmış olan iş. Çalgıları pes seslere akort etme işi.

Kabarcıklı düzeç : Su terazisi.

Kafası düzelmek : Doğruyu ve iyiyi bulmak.

Kamu düzeni : Bütün toplumu ilgilendiren düzen.

Kara düzen : Düzensiz, karışık. Halk müziğinde bağlama çalış türlerinden biri.

Kölelik düzeni : Eski çağlarda kölelerin en önemli üretim gücü olarak kullanıldığı rejim.

Kurulu düzen : Yerleşmiş, içinde bulunulan toplumsal düzen.

Öğrenim düzeyi : Herhangi bir meslek, sanat veya iş için gerekli bilgi, beceri ve alışkanlıkların elde edilmesi amacıyla başarılan öğrenim aşaması.

Öncel düzen : Ruhla beden arasındaki ilişkinin Tanrı tarafından önceden düzenlendiğini ileri süren öğreti.

Ortalık düzelmek : Toplum içindeki karışıklık yok olmak, tedirginlik kalmamak, maddi durum düzelmek.

Savaş düzeni : Savaş alanında birlikler belirli bir düzenleme içinde yerleşme.

Sıkı düzen : Disiplin.

Sosyal düzen : Sosyal yapı içerisinde belli yöntem, ilke veya yasalara göre oluşturulan düzen.

Su düzeyi : Su yüksekliğinin durumu, su seviyesi.

Taban düzeyi : Bir akarsuyun, aşındırma ile erişebileceği en alçak yer.

Tezkiyesini düzeltmek : Ahlakça kötü tanınmışken durumunu düzeltmek.

Toplumsal düzen : Bir toplumda kanun ve kurallara uygun düşen yapı.

Tören düzeni : Tören yapılacak yerde oluşturulan düzen, protokol.

Yağış düzeni : Yıllık ortalama yağış tutarının aylara veya mevsimlere dağılışı.

Yanaşık düzen : Kişi veya araçların birbirinin yanında ve aynı hizada düzenli duruşu, yanaşık nizam.

Yaşam düzeyi : Yaşama ve geçinme düzeyi, hayat düzeyi, hayat seviyesi.

Yeniden düzenleme : Yeniden düzen verme, reorganizasyon.

Yürüyüş düzenlemek : Bir olayı protesto etmek veya bir konuya dikkat çekmek amacıyla toplu yürüyüş tertip etmek.

Doz : Bir ilacın bir defada veya bir günde alınması gereken miktarı, dozaj. Genellikle bir davranış, bir konuşma vb.nde yeterli görülen ölçü, dozaj. Bir maddenin bir birleşiğe, bir karışıma giren veya girmesi gereken belli miktarı, düze, dozaj.

Düzebilme : Düzebilmek işi.

Düzebilmek : Düzme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Düzeç eğrisi : Bir yüzeyin yatay bir düzlemle kesiti.

Düzegi : Yüksek dağların tepelerindeki düzlükler

Düzel : 3. Bir erkek ismi olarak anlamı; Eline ayağına düzgün kimse.

Düzeldek : Tesviye ruhu.

Düzelebilme : Düzelebilmek işi.

Düzelebilmek : Düzelme imânı veya olasılığı bulunmak. İlgili cümle: "“Sonunda biraz kanının alınmasına razı oldu da zavallıcık, bir parça düzelebildi.”" N. Hikmet.

Düzelişmek : Anlaşmak

Düzeltebilme : Düzeltebilmek işi.

Düze ile ilgili Cümleler

  • Düzelt bunu!
  • Onlar şimdi onu düzeltti.
  • O, Slav mitolojisinde Yunan veya Roma mitolojilerindeki gibi böyle tutarlı bir düzen olmadığını söyledi.
  • Düzeltmek için masayı baş aşağı çevirdim.
  • Onların işi makaleleri düzeltmek.
  • Düzeltme için teşekkürler.
  • Düzeltmeler için teşekkür ederim.
  • Bu yıl kaç tane konser düzenlenecek?
  • bu düzeltilecek.
  • Düzeltme yapmak bazen yazmaktan daha zordur.
  • Düzeltme için size teşekkür ederiz.
  • Ben sağlıklı kalmak için düzenli olarak spor yaparım.
  • Nikah nerede düzenlendi?
  • Düzeltmek için elimden gelen her şeyi yapacağım.

Diğer dillerde Düze anlamı nedir?

İngilizce'de Düze ne demek? : [duzen] v. call "du", address someone using the "du" form

n. dose, portion

v. prepare, knock off, fuck [sl.]

Fransızca'da Düze : dose [la]

Almanca'da Düze : n. Dosis, Dose

Rusça'da Düze : n. доза (F)