Düzen nedir, Düzen ne demek

  • Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem.
  • Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan, dolap, komplo.
  • Dolap, hile.
  • Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanması, konsept.
  • Bez dokuma tezgâhı.
  • Toplumsal bir yapı içinde ögelerin bütüne, bütünün ögelere ve ögelerin birbirlerine göre ilişkileri.
  • Yerleştirme, tertip.
  • Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi, rejim.
  • Müzik aletlerinde ses ayarı, akort
  • Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, dolap, komplo.
  • Alet edevat takımı.

"Düzen" ile ilgili cümle

  • "Orta hâlli ailelerin kurduğu bu düzende herkesin bacası tüten, kapısı çalınan bir evi var." - N. Meriç
  • "Hile, düzen dağarcığından elbette yeni bir şey bulup çıkaracak." - E. E. Talu
  • "Bilhassa toprak ve silah meselelerinin bir düzene konmasını, hem de tezelden istediler." - F. Otyam
  • "Evin en bozuk düzeninde bile hastalığa mahsus birtakım aletler vardır." - R. N. Güntekin

Yerel Türkçe anlamı:

Dalyanlarda kullanılan sırma tel.

Eşya, ev eşyası

Düzen, düzgünlük

İki tepe arasındaki düz yerler, vadi. 4.bk. düz.

Elbise.

Süs.

Tahıl yeşerdikten sonra hafifçe sulama.

Ova, kır, düzlük yer

 

Bez dokuma tezgâhı.

Gelin giysisi.

Geçim, uyuşma

Dalavere, oyun

Taştan duvar örülürken, düzgün olması için en üst sıraya konulan çok yassı taşlar.

Düzen, tertip, nizam; düzene binmek

Çeyiz. 4.bk. düzgün.

Küllü su.

Alış veriş.

Yüksek dağların tepelerindeki düzlükler.

Ev bark.

Giyiniş.

Atölye.

Dağların az meyilli olan yüzeyleri.

Ufak tefek öte beri.

Gelin elbisesi

Alet edevat takımı.

1.bk. düzen takan-ı.

Tezgâh.

Plan, tasarı

Bilişim alanındaki terim anlamı:

Öğelerin, belirlenmiş kurallara göre yerleşim durumu. Sıra kavramının tersine, her düzen doğrusal olmak zorunda değildir.

Bilgisayar Terimi olarak kelime anlamı:

[Bakınız: yerleşim]

Felsefi anlamı:

(Toplumsal alanda) Yurttaşların uyması gereken kurallar toplamı; yurttaşların bu kurallara uyması durumu.

Bir çokluğun bir ereğe, bir amaca göre sıraya konuluşu.

Bir çok öğenin, içinde her birinin belli bir yeri bulunan bir birlik kurmak üzere az ya da çok sağlam bir biçimde bir araya konuluşu.

(Siyasada) Toplumsal yaşama ilişkilerinin bir halkın özniteliğine uygun olarak hukuk temelleri üzerine kurulması.

Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:

Yunan mimarlığında Dor, İyon ve Korent tapınak üslûpları için kullanılan sözcük.

Sanat yapıtında öğelerin dengeli kompozisyonu.

 

Hukuki terim anlamı:

nizâm. ~ kuralı: nizâmî hüküm.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Peşkir dokuma tezgâhı. (*Gerze -Sinop)

Diğer sözlük anlamları:

Tertip, nizam, intizam.

Ev bark. Tıynet, yaradılış,

Takım

Akort.

Tedbir.

Bilimsel terim anlamı:

Bir özdeği ya da dizgeyi oluşturan atomlar, moleküller gibi altkümelerin belli koşullar altında, doğa yasalarına uygun olarak birbirlerine göre dizilişlerine verilen genel ad.

yapıcılık:

Bir yapının bölümlerinin uyumlu, düzgün bir bütün oluşturacak biçimde bağdaştırılması

Çıkıntılı kısımların, özellikle sütunlarla saçaklığın değişik yapı biçemlerini belirleyen yerleştirme biçimi.

Soru ya da sınarlardan oluşan bir gözlem aracında belli kural ya da nicelemelere göre elde edilen dizim.

Yazılacak, söylenecek düşünlerin, aralarındaki ilişkilerin gerektirdiği biçimde sıraya konulması; bu sıralama sonunda sağlanan durum.

İngilizce'de Düzen ne demek? Düzen ingilizcesi nedir?:

order, disposition

Almanca'da Düzen ne demek?:

ordnung

Fransızca'da Düzen ne demek?:

appareil, instrument

Osmanlıca Düzen ne demek? Düzen Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

intizam

Düzen anlamı, tanımı:

Düzen kurmak : Hileye başvurmak. işler duruma getirmek. düzenlemek.

Düzen vermek : Düzenlemek, dağınıklıktan kurtarmak. akort etmek.

Düzen açıklaması : Bir tiyatro eserinin metninde dekor, giysi vb. ile oyuncuların görünüşleri, davranışları üzerine yapılmış olan açıklama.

Düzen bağı : Disiplin.

Düzen teker : Makinelerde, hareketin hızını düzgün tutmaya, çalışmayı düzenlemeye yarayan büyük çaplı çark, volan.

Bozuk düzen : Düzensiz, düzeni bozuk olan.

Çekidüzen : Toplumca kabul gören ölçü. Düzenli olma durumu.

Kaba düzen : Şöyle böyle, üstünkörü yapılmış olan iş. Çalgıları pes seslere akort etme işi.

Kara düzen : Düzensiz, karışık. Halk müziğinde bağlama çalış türlerinden biri.

Kurulu düzen : Yerleşmiş, içinde bulunulan toplumsal düzen.

Öncel düzen : Ruhla beden arasındaki ilişkinin Tanrı tarafından önceden düzenlendiğini ileri süren öğreti.

Sıkı düzen : Disiplin.

Sosyal düzen : Sosyal yapı içerisinde belli yöntem, ilke veya yasalara göre oluşturulan düzen.

Yanaşık düzen : Kişi veya araçların birbirinin yanında ve aynı hizada düzenli duruşu, yanaşık nizam.

Kamu düzeni : Bütün toplumu ilgilendiren düzen.

Kölelik düzeni : Eski çağlarda kölelerin en önemli üretim gücü olarak kullanıldığı rejim.

Savaş düzeni : Savaş alanında birlikler belirli bir düzenleme içinde yerleşme.

Toplumsal düzen : Bir toplumda kanun ve kurallara uygun düşen yapı.

Tören düzeni : Tören yapılacak yerde oluşturulan düzen, protokol.

Yağış düzeni : Yıllık ortalama yağış tutarının aylara veya mevsimlere dağılışı.

Düzenbaz : Hile yoluyla aldatan, hile yapan.

Düzence : Disiplin.

Düzenci : Düzen, hile yapan, hileci, oyunbaz, düzenbaz, entrikacı, dessas.

Düzencilik : Düzenci olma durumu.

Düzenek : Mekanizma.

Düzenleme : Yayımlanan mevzuatın derlenip toplanması ve mevzuatta yapılmış olan değişikliklerin ilgili ana mevzuata işlenmesi, kodifikasyon. Düzene koyma, kodifikasyon, regülasyon. Düzenlemek işi, tertip, organizasyon. Belirli bir düzene göre bir araya getirilmiş olan nesne, aranjman. Belirli sesler, çalgılar veya topluluklar için yazılmış bir eserin, başka sesler, çalgılar veya topluluklar tarafından söylenip çalınabilmesi için o eserde yapılmış olan değişiklik, aranjman.

Düzenlemeci : Düzenleme yapan kimse.

Düzenlemecilik : Düzenlemecinin yaptığı iş.

Düzenlemek : Müzik aletlerini akort etmek. Düzenli, düzgün duruma getirmek, düzen vermek, tanzim etmek. Yapmak, hazırlamak. Düzenleme yapmak.

Düzenlenmek : Düzenli, düzgün duruma getirilmek. Yapılmak, tertip edilmek.

Düzenleşik : Düzenleri birbirine uygun. Bir sınıflamada aynı düzen ve aynı sırada bulunan.

Düzenleyici : Bir makinenin görevini istenilen ölçüde tutup ayarlayabilen araç, regülatör. Belirli sesler, çalgılar veya topluluklar için yazılmış bir eserin, başka sesler, çalgılar veya topluluklar tarafından söylenip çalınabilmesi için o eserde değişiklikler yapan kimse, aranjör. Herhangi bir işi, kuruluşu gerçekleştirip düzenli sonuç alınmasını üstlenen kimse, organizatör, aranjör.

Düzenleyicilik : Düzenleyicinin yaptığı iş.

Düzenli : Düzeni olan, yerli yerinde, kararlı, tertipli, muntazam. Sistemli, nizamlı, metodik.

Düzenli ordu : En küçük biriminden en büyük birliğine kadar her türlü donanıma sahip askerî güç.

Düzenlilik : Düzenli olma durumu, sistemlilik.

Düzensiz : Sistemsiz. Düzeni olmayan veya düzeni bozuk, karışık, tertipsiz, intizamsız, gayrimuntazam, aritmik.

Düzensizlik : Düzensiz olma durumu, tertipsizlik, intizamsızlık, nizamsızlık.

Dirlik düzenlik : Aile üyeleri veya bir arada çalışan kimseler arasında iyi geçinme durumu.

Hava düzenleyicisi : Kapalı yerlerde sıcaklık yönünden istenilen hava şartlarını sağlayan araç.

Yeniden düzenleme : Yeniden düzen verme, reorganizasyon.

Yürüyüş düzenlemek : Bir olayı protesto etmek veya bir konuya dikkat çekmek amacıyla toplu yürüyüş tertip etmek.

Yöntem : Bilimde belli bir sonuca erişmek için bir plana göre izlenen yol, metot. Bir amaca erişmek için izlenen, tutulan yol, usul, sistem, prosedür, politika.

İlke : Davranış kuralı. Her türlü tartışmanın dışında sayılan öncül, mebde, umde, prensip. Temel bilgi. Temel düşünce, temel inanç, umde, prensip. Öge, unsur.

Yasal : Yasanın, dinin ve kamu vicdanının doğru bulduğu, yasalara uygun, kanuni, meşru, legal.

Kurul : Bir işi yapmak, yönetmek veya bir kurum ve kuruluşu temsil etmek için görevlendirilmiş kişilerden oluşmuş topluluk, heyet, konsey, asamble.

Durum : Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon.

Uyum : Toplumsal çevreye veya bir duruma uyma, uyum sağlama, intibak, entegrasyon. Bir cismin görüntüsünü tam ağ tabaka üzerine düşürebilmek için göz merceğinin dışbükeylik derecesini çoğaltıp azaltması olayı, mutabakat. Ortak özellikleri açısından sesler arasındaki uygunluk, harmoni. Bir bütünün parçaları arasında bulunan uygunluk, ahenk.

Nizam : Düzen. Kural.

Yerleştirme : Yerleştirmek işi. Yurtlandırma, iskân.

Tertip : Düzenleme. Askere alınma dönemi. Hile, düzen, komplo. Uygun bir sıraya, düzene koyma, sıralama. Düzenleniş, sıralanış biçimi, kombinasyon. Dizgi. Doktorun hastaya verdiği ilaç düzeni.

Dolap : Su dolabı. Orta oyununda sahnede dükkân veya ev olarak kullanılan dekor. Düzen. Dönme dolap. İstanbul bedesteninde dükkân. Genellikle tahtadan yapılmış, bölme veya çekmelerine eşya konulan kapaklı mobilya.

Hile : Birini aldatmak, yanıltmak için yapılmış olan düzen, dolap, oyun, ayak oyunu, alavere dalavere, desise, entrika. Çıkar sağlamak için bir şeye değersiz bir şey katma.

Müzik : Birtakım duygu ve düşünceleri belli kurallar çerçevesinde uyumlu seslerle anlatma sanatı, musiki. Bu biçimde düzenlenmiş seslerden oluşan eserlerin okunması veya çalınması.

Ses : Akciğerlerden gelen havanın ses yolunda oluşturduğu titreşim. Kulağın duyabildiği titreşim, seda, ün. Herhangi bir davranış, tutum karşısında uyanan ruhsal tepki. Duygu ve düşünce. Aralarında uyum bulunan titreşimler.

Akort : Bir çalgıda doğru ses vermesi için yapılmış olan ayar, düzen. Armoniyi sağlayan seslerin birleşmesi. Uyum, uyumluluk.

Alet : Bir sanatı yapmaya, uygulamaya yarayan özel araç. Bir el işini veya mekanik bir işi gerçekleştirmek için özel olarak yapılmış nesne. Maşa. Bir makineyi oluşturan ve işlemesine yardım eden parçalardan her biri.

Edevat : Bir iş için gerekli olan malzemelerin, parçaların tümü.

Bez : Herhangi bir iş için kullanılan dokuma. İçinden geçen kandan veya öz sudan bazı maddeler ayırarak salgı oluşturan organ. Pamuktan, düz dokuma. Pamuk veya keten ipliğinden yapılmış olan dokuma, çaput. Herhangi bir cins kumaş. Kumaş veya dokumadan yapılmış.

Dokuma : Dokumak işi, tekstil. Yapı, oluşum. Minder örtüsü, yatak kılıfı vb. için kullanılan ve boyalı pamuk ipliğinden dokunan bez. Kumaş olabilen, kumaş yapılabilen. Tezgâhta dokunarak elde edilen (kumaş).

Düzen ağacı : Arabaya yüklenen ekin saplarının, otların tekere değmemesi için tekerin üzerine konulan ağaç.

Düzen akçesi : Yeniçeri ocağına katılan acemi oğlanlara verilen para.

Düzen alıştırmaları : Diziliş, açılış, dönüş, çark gibi birlikte düzenli devinim yeteneğini geliştiren alıştırmalar.

Düzen bağlamak : İntizam vermek, tertibe koymak

Düzen dakan : Eşya, ev eşyası

Düzen dutmak : Geçinmek, uyuşmak. Müzik aletleri arasında ahengi sağlamak. Düzene girmek. Bir sanatla ilgili aygıtları tamamlayarak bir yere kurup işlemeye başlamak.

Düzen düzmek : Tertibat almak, iş tanzim etmek. Ev bark yapmak, kurmak

Düzen etkisi : Bir deneyde uygulanan türlü işlemlerin sıra düzeninin aynı denekler üzerindeki etkisi.

Düzen hakkı : Gelini süsleyen kadına verilen para.

Düzen idinmek : Ev bark sahibi olmak

Düzen ile ilgili Cümleler

  • Hiçbir düzen mükemmel değildir.
  • Ali etkinliği düzenledi.
  • Düzenleme korunmalı.
  • Düzeni değiştirmemiz gerekiyor.
  • Seçmeler önümüzdeki pazartesi günü düzenlenecektir.
  • Düzeni yeniden kuramazsan seni istifaya davet edeceğim.
  • Ben sağlıklı kalmak için düzenli olarak spor yaparım.
  • Düzenlemeler üzerinde çalışıyoruz.
  • Düzenleme kaldırıldı ama sonra yeniden yürürlüğe kondu.
  • O, Slav mitolojisinde Yunan veya Roma mitolojilerindeki gibi böyle tutarlı bir düzen olmadığını söyledi.
  • Düzenleme ile ilgili biraz bilgisi var.
  • Düzeni değiştirmek için çalışalım.
  • Bu yıl kaç tane konser düzenlenecek?
  • Nikah nerede düzenlendi?

Diğer dillerde Düzen anlamı nedir?

İngilizce'de Düzen ne demek? : [duzen] v. call "du", address someone using the "du" form

n. dose, portion

n. order, regularity, regulation, formation, arrangement, coordination, harmony, system, orderliness, array, contexture, convention, cosmos, disposal, disposition, get up, layout, make up, method, regime, right, scheme, trim

Fransızca'da Düzen : ordre [le], harmonief, accord [le], ruse [la], artifice [le], brigue [la], diablerie [la], organisme [le], stratagème [le], supercherie [la], tripotage [le], intrigue [la]

Almanca'da Düzen : n. Gelege, Gesetzmäßigkeit, Gleichmäßigkeit, Intrige, Ordnung, Plan, Stellung

Rusça'da Düzen : n. порядок (M), упорядоченность (F), строй (M), уклад (M), дисциплина (F), гармония (F), увертка (F)