Dağ nedir, Dağ ne demek

Dağ; kökeni farsça dilinden gelmektedir.

  • Yer kabuğunun çıkıntılı, yüksek, eğimli yamaçlarıyla çevresine hâkim ve oldukça geniş bir alana yayılan bölümü.
  • Büyük üzüntü, acı.
  • Kızgın bir demirle vurulan damga, nişan.
  • İyileştirmek için vücudun hastalıklı bölümüne kızgın bir araçla yapılmış olan yanık

Yerel Türkçe anlamı:

Yanık yarası

Orman.

Oyunda kale

Yanık, yara.

Dert

Coğrafya'daki terim anlamı:

Yerkabuğunun çıkıntılı, yüksek; eğimli yamaçlarıyla çevresine egemen ve oldukça geniş bir alana yayılan bölümlerine verilen ad.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Dokuma tezgâhının en üst kısmı. (Düzenli *Şavşat -Artvin)

Diğer sözlük anlamları:

Yara

Dağ isminin anlamı, Dağ ne demek:

Erkek ismi olarak; Çevresindeki araziye göre çok yüksek olan toprak, kaya

İngilizce'de Dağ ne demek? Dağ ingilizcesi nedir?:

mountain

Osmanlıca Dağ ne demek? Dağ Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

cebel

Dağ hakkında bilgiler

Dağ, çevresindeki karasal alanlardan daha yüksek olan kara kütlelerine verilen addır. "Dağlık" sıfatı, dağlarla ilişkili ve kaplı alanları tanımlamak için kullanılır.

Dünyada birçok dağ olup bunların ortaya çıkış nedeni farklıdır. Bazı dağlar yerin sıkışmasıyla oluşurken bazı dağlar lavların yeryüzüne çıkıp donmasıyla oluşur. Yanardağların lavlarının kaynağı, magma denen çok sıcak kütledir.

 

Asya'nın %54'ü, Kuzey Amerika'nın %36'sı, Avrupa'nın %25'i, Güney Amerika'nın %22'si, Avustralya'nın %17'si ve Afrika'nın %'3'ü dağlarla kaplıdır. Dünya'nın karasal kütlesinin %24'ü bütünüyle dağlıktır. İnsanların %10'u dağlık bölgelerde yaşar. Dünya'nın nehirlerinin çoğu dağlık kaynaklarca beslenir ve insanlığın yarısından fazlası su için dağlara bağımlıdır.

Tüm dağlar yalnızca dünyada değildir. Diğer gezegenlerde de dağlar vardır. Bunlara örnek olarak Venüs'te Gila Dağı (3km) ve Türkiye'nin yarısına yakın bir alan kaplayan, Güneş Sisteminin en yüksek dağı Mars'taki Olympus Mons (25km) örnek verilebilir. Bunların dışıda Ay'da 8 km ve yine Mars'ta 18 km yüksekliğindeki dağlar verilebilir fakat bu dağların yükseliklerinin ölçümü gezegenin yüzeyinden itibaren yapılmaktadır ve Mars'taki dağlar sönmüş birer volkandır. Dünyanın en yüksek dağları olan Himalaya Dağları'ndaki en yüksek tepe Everest Tepesi ise 8850 metre yüksekliktedir.

Dağ ile ilgili Cümleler

  • Dağ deniz seviyesinden 2000 metre yukarıda.
  • Dağ birçok dağcıları cezbediyor.
  • Dağ evine doğru gittik.
  • Parola "Dağ" dır. Birisi "dağ" diyorsa, siz "nehir" diye yanıt verin.
  • Bir dağ yangını başladı ve ormanı yaktı.
  • Japonya'da ikinci en yüksek dağın hangi dağ olduğunu düşünüyorsunuz?
  • Tüm gezilerimde, Everest'ten daha güzel hiç bir dağ görmedim.

Dağ tanımı, anlamı:

Dağ ardında olsun da yer altında olmasın : "yaşasın da uzakta olsun" anlamında kullanılan bir söz.

 

Dağ devirmek : Çok zor işleri başarmak.

Dağ doğura doğura bir fare doğurmuş : Büyük şeyler beklenen bir işten önemsiz bir sonuç alındığında söylenen bir söz.

Dağ gibi : Pek çok. çok büyük, çok iri, çok güçlü.

Dağ ne kadar yüce olsa yol üstünden aşar : "yenilmesi imkânsız gibi görünen zorlukların da üstesinden gelinir" anlamında kullanılan bir söz.

Dağ yürümezse abdal yürür : "büyüklük taslayan birinde bitecek bir işimiz varsa biz onun ayağına gidip işimizi görmeliyiz" anlamında kullanılan bir söz.

Dağa çıkmak : Hükûmete karşı gelmek için dağlara çekilmek. eşkıyalık etmek.

Dağa kaldırmak : Birini, herhangi bir amaçla, zorla dağa veya ıssız bir yere götürüp orada tutmak.

Dağda büyümüş : Kaba ve görgüsüz kimse.

Dağdan gelip bağdakini kovmak : Sonradan geldiği bir yerde, kendinden önce gelen kişinin yerini almaya çalışmak.

Dağlara düşmek : Büyük bir üzüntü dolayısıyla insanlardan kaçıp ıssız yerlerde yaşamak.

Dağlara taşlara : Kötü bir durumdan söz edilirken "hepimizden ırak olsun" anlamında kullanılan bir söz.

Dağların misafir aldığı mevsim : Yaz mevsimi.

Dağların şenliği : Kaba, anlayışsız kimse.

Dağ adamı : Kaba saba, görgüsüz kimse, dağdan inme.

Dağ alası : Eti kırmızı bir tür küçük alabalık (Salmo alpinus).

Dağ anası : Çok iri kadın, dağlar anası.

Dağ armudu : Ahlat.

Dağ aslanı : Puma.

Dağ ayısı : Şehir yaşayışına alışmamış çok kaba kimse. Dağlarda yaşayan yabani ve tehlikeli ayı cinsi.

Dağbaşı : Yasaların veya toplum kurallarının uygulanamadığı yer.

Dağ başı : Issız yer. Dağın zirvesi, doruğu.

Dağ bayır : Kır.

Dağ bilimi : Yeryüzü biçimlerini genellikle de dağların özelliklerini ve dış görünüşlerini inceleyen bilim, orografya.

Dağ birliği : Dağ şartlarına göre eğitilmiş askerî birlik.

Dağ çamı : Dağda yetişen bir tür çam.

Dağ çayı : Ada çayı.

Dağ çayırı : Dağlık bölgelerde derin ve rutubetli toprağa sahip alanlarda gelişen doğal çayır.

Dağ çileği : Dağda yetişen çilek, yaban çileği.

Dağ dalak otu : Yüksekliği 5-10 santimetre olan, yere yatık ve çiçekleri soluk sarı renkli bir tür dalak otu (Teucrium montana).

Dağ elması : Yabani elma.

Dağ eriği : Çakal eriği.

Dağ eteği : Dağ yamacının alt bölümü.

Dağ evi : Şehirlerin kirli havasından uzaklaşmak, tabiat varlıklarından ve güzelliklerinden yararlanmak için dağlık bölgelerde yapılmış ev.

Dağ gölü : Dağlar arasındaki çukur alanlarda, akan suların birikimi ile oluşan göl.

Dağ havası : Yüksek yerlerdeki serin ve temiz hava.

Dağ iklimi : Sert, kuru ve soğuk havanın hâkim olduğu iklim türü.

Dağ isketesi : Fanta.

Dağ ispinozu : Sırtı kara benekli, karnı beyaz, erkeğinin gerdanı portakal renginde, ağaçlık yerlerde yaşayan ispinozgillerden bir kuş (Fringilla Montifringilla).

Dağ kavağı : Titrek kavak.

Dağ keçisi : Boynuzlugiller familyasından, ufak sürüler hâlinde yaşayan, çok çevik bir tür antilop, elik, yağmurca (Rupicapra tragus).

Dağ kestanesi : Bu ağacın meyvesi. Amerika'nın sıcak bölgelerinde yetişen sert yapılı ağaç (Sloane berteriana).

Dağ kırlangıcı : Ebabil.

Dağ kolu : Sıradağlardan her iki yöne doğru uzanan dağ sırtı.

Dağ köyü : Dağlık yerlerde kurulmuş yerleşim yeri.

Dağ lalesi : Düğün çiçeğigillerden, mor renkli, çan biçimli tüylü çiçekleri olan otsu bir bitki, anemon (Anemone vulgaris).

Dağ merası : Dağlar arasında hayvan otlatmaya elverişli bölge, dağ otlağı.

Dağ nanesi : Yüksekliği 20-50 santimetre arasında olan, sık beyaz tüylü, kuvvetli nane kokulu, çok yıllık ve otsu bir bitki (Cyclotrichium niveum).

Dağ oluşu : Yer kabuğunun belli yerlerinde kıvrılma, kırılma ve yükselme olayları sonucu dağların oluşunu inceleyen bilim kolu, orojeni.

Dağ otlağı : Dağ merası.

Dağ reyhanı : Anık.

Dağ serçesi : Serçegillerden, orman ve bahçelerde yaşayan sırtı kahverengi, karnı kül rengi ve beyaz olan bir tür serçe, ağaç serçesi (Passer montanus).

Dağ servisi : Sedir.

Dağ sıçanı : Kemiriciler takımının sincapgiller familyasından, postu beğenilen bir tür memeli (Marmota marmota).

Dağ taş : Her yer, her taraf.

Dağ tavuğu : Çil.

Dağ topu : Katır sırtında taşınan küçük top.

Dağdan inme : Dağ adamı.

Dağlar anası : Dağ anası.

Sıradağ : Ortak özellikler gösteren, aralarında uzunlamasına vadilerin bulunduğu dağlar dizisi.

Yanardağ : Magmanın yer içinden yüzeye çıktığı veya geçmişte çıkmış olduğu, genellikle koni biçiminde, tepesinde bir püskürme ağzı bulunan dağ, volkan.

Buz dağı : Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akıntılarla yer değiştiren büyük buz parçası, aysberg.

Hüt dağı : "Çok şişmek, kabarmak" anlamında kullanılan Hüt Dağı gibi şişmek deyiminde geçen bir söz.

Kafdağı : Genellikle masallarda yer alan, dünyayı çevrelediğine inanılan, arkasında cinlerin, perilerin bulunduğu varsayılan, zümrütten hayalî bir yer.

Gözdağı : Sonradan verilecek bir ceza ile korkutma, yıldırma, tehdit.

Büyük : Büyük abdest. Üstün niteliği olan. Önemli. Niceliği çok olan. Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram).

Üzüntü : Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği, teessür.

Acı : Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı. Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem. Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ızdırap. Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü. Tadı bu nitelikte olan. Keskin, şiddetli. Çarpıcı, göz alıcı (renk).

Dağ açılmak : Yara açılmak

Dağ alabalığı : Büyük lekeli alabalık.

Dağ armıdı : Yabanî armut, ahlat.

Dağ arslanı : Etçiller (Carnivora) takımından, Amerika'da yaşayan, çok hızlı koşan bir memeli türü. Puma.

Dağ aşuru : Dağ arkasında, dağın öbür tarafında

Dağ başına harman yapma, savurursun yel için, sel önüne değirmen yapma, öğütürsün el için : “yapacağın iyi bir işi, sonunu hesaplamadan yapma” anlamında kullanılan bir söz.

Dağ başına kış gelir, insanın başına iş gelir : “dağ başında kışın fırtına eksik olmadığı gibi kişinin yaşamında da yıpratıcı olaylar eksik olmaz” anlamında kullanılan bir söz.

Dağ başından duman eksik olmaz : “büyük adamların, büyük iş yapanların her zaman üzüntüleri, sıkıntıları vardır” anlamında kullanılan bir söz.

Dağ böğrü : Yamaç.

Dağ börüğü : Yamaç

Diğer dillerde Dağ anlamı nedir?

İngilizce'de Dağ ne demek? : [Dag] adj. montane

n. mountain, mount

Fransızca'da Dağ : mont [le], cautère [le]

Almanca'da Dağ : n. Berg, Brandmal, Dom, Erhebung, Erhöhung, Kulm

Rusça'da Dağ : n. гора (F), клеймо (N), тавро (N), отметина (F), пятно (N)

adj. горный