Deli nedir, Deli ne demek

Deli; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Deli" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bu deli öfkeyi kime veya nelere, bir namlu gibi çevireceğini bilemiyordu." - T. Buğra
  • "Gören bizi sanır deli / Usludan yeğdir delimiz" - Anonim şiir
  • "Ben delinin biriyim, ateşe girerim." - F. R. Atay

Yerel Türkçe anlamı:

Akli muvazeneden mahrum, deli // deli toli: kabına sığmayan, deli dolu

Bir bitkinin kılçıklı olan tohumu, delice

Tarih'teki anlamı:

Önceleri Rumeli'de bulunan, genişledikten sonra Anadolu'da da vezir ve beylerbeylerine bağlı olarak görev yapan hafif süvari örgütünün askeri.

Diğer sözlük anlamları:

Zorlu, azgın, korkunç surette

Bilimsel terim anlamı:

[Bakınız: cephastalığı]

Fransızca'da Deli ne demek?:

aliéné, fol, folle, fou, abaliéné

Deli anlamı, kısaca tanımı:

Deli bayrağı açmak : âşık olmak.

Deli çıkmak : Çıldırmak. çok sinirlenmek.

Deli dana gibi dönmek : Ne yapacağını bilemeyerek şaşkınca davranmak.

Deli deliyi görünce çomağını saklar : "saldırgan kimse, kendisi gibi birine saldırmaktan çekinir" anlamında kullanılan bir söz.

Deli etmek : Sinirlendirmek. çılgına çevirmek. sağlıklı düşünemeyecek duruma getirmek.

 

Deli gibi : Deliye yaraşır davranışta, delicesine.

Deli kızın çeyizi gibi : Bir arada sergilenen ve birbirine yakışmayan (eşya).

Deli olmak : Çok sinirlenmek. birini çok sevmek. delirmek.

Deli olmak işten değil : Densiz davranışlar, güç durumlar veya duyulan öfke karşısında düşülen çaresizliği anlatan bir söz.

Deli pösteki sayar gibi : Çok karışık, çok ayrıntılı, sıkıcı bir işle uğraşma.

Deli raziye gibi : Delice davranışlarda bulunan (kız veya kadın).

Deli saraylı gibi : Acayip biçimde giyinen, takıp takıştıran (kimse).

Deliden al uslu haberi : "deli, sır saklamasını bilmediği için haberin doğrusu ondan alınır" anlamında kullanılan bir söz.

Delinin eline değnek vermek : Kötülük yapabilecek bir kimsenin davranışlarını kolaylaştırmak.

Deliye dönmek : Çok üzülmek. çok sevinmek. çok kızmak.

Deliye her gün bayram : Her fırsattan yararlanarak bayrammış gibi davrananlara ve her şeyi eğlenceli yönden alanlara söylenen bir söz.

Deli alacası : Birbirini tutmayan parlak renklerden oluşan.

Deli bal : Arıların zehirli çiçeklerden topladıkları bal, acı bal.

Deli balta : Acımasız, gaddar, zalim (kimse).

Delibaş : Koyunlarda ve danalarda görülen tehlikeli bir hastalık. Huysuzluk yapan hayvan.

 

Deliboynuz : Erguvan.

Deli bozuk : Günü gününe, sözü sözüne uymayan, dengesiz (kimse).

Deli dana hastalığı : Büyükbaş hayvanlarda görülen, bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık.

Deli divane : Çılgın, aşırı deli (kimse).

Deli dolu : Çok hareketli, aktif, enerjik. İlerisini gerisini düşünmeden davranan, rastgele konuşan, patavatsız. İlerisini gerisini düşünmeden, rastgele, patavatsız bir biçimde.

Deli fişek : Delişmen ve atak (kimse).

Deli gömleği : Tehlikeli ve saldırgan delilere giydirilen kolsuz gömlek.

Deli güllabicisi : Güllabi.

Deli ırmak : Akıntısı çok hızlı olan ırmak.

Deli orman : Çok sık ve gür orman.

Deli otu : Turpgillerden, bahçelere süs olarak dikilen bir bitki, kuduz otu (Alyssum).

Deli saçması : Anlamsız, tutarsız, delice söylenmiş söz.

Fermanlı deli : Deli olduğu herkesçe bilinen kişi.

Ayran delisi : Hevesli. Bön, safdil.

Mahallenin delisi : Hiç kimseden çekinip korkmadan düşündüğü her şeyi söyleyen kimse.

Deli arlanmaz soyu arlanır : "densizce, delice iş yapanlar yaptıklarından utanacak durumda değillerdir ama ailesi, yakınları onların davranışlarından üzüntü duyarlar, utanırlar" anlamında kullanılan bir söz.

Deli baltalık : Deli balta olma durumu.

Deli bozukluk : Deli bozuk olma durumu.

Deli deli akanı bura bura tıkarlar : "aşırı ve ölçüsüz davrananlara karşı önleyici, sert tedbirler alınır" anlamında kullanılan bir söz.

Deli deliden hoşlanır imam ölüden : "kişi, kendisine benzeyen veya yarar sağlayacağı kimseden hoşlanır" anlamında kullanılan bir söz.

Deli divane aşık olmak : Aşırı derecede sevmek.

Deli divane olmak : Aşırı derecede ilgi göstermek.

Deli ile çıkma yola başına getirir bela : "deli, kendisiyle arkadaşlık edenin başına çeşit çeşit dert açar" anlamında kullanılan bir söz.

Delice : Kırıkkale iline bağlı ilçelerden biri. Aşılanmamış zeytin ağacı, yabani ağaç. Atmaca, şahin. Buğdaygillerden, genellikle buğday tarlalarında yetişen, tohumu zehirli, yabani bir bitki (Lolium temulentum). (deli'ce) Delicesine. Davranışları aşırı, deli gibi olan.

Delice bakla : Termiye.

Delice doğan : Kartallar takımının kartalgiller familyasından bir tür kuş (Falco subbuteo).

Delicesine : Aşırı bir biçimde, delice.

Delici : Çok etkili, etkileyici. Delen, delme işini yapan kimse veya nesne.

Delici kılıç : Eskrimde kullanılan delici özelliğe sahip bir kılıç türü, epe.

Delicilik : Delici olma durumu.

Deliğe tıkmak : Tutuklamak, hapsetmek.

Delik : Küçük hayvan yuvası. Dar, küçük açıklık. Dar, küçük çukur. Delinmiş olan. Cezaevi.

Delik büyük yama küçük : "eldeki imkânlar gerekenden çok az" anlamında kullanılan bir söz.

Delik deşik : Her yanı deliklerle dolu.

Delik deşik etmek : Bir şeyin her yanında delikler açmak. bir canlının vücudunda bir araçla birçok yara, kesik açmak.

Delik deşik olmak : Bir canlının vücudunda bir araçla birçok yara, kesik oluşmak. bir şeyin her yanı delinmek.

Delik eğirmek : Hapse girmek, tutuklanmak.

Delikanlı : Gençlere bir seslenme sözü. Sözünün eri, dürüst, namuslu (kimse). Çocukluk çağından çıkmış genç erkek.

Delikanlılık : Delikanlı olma durumu.

Delikli : Kevgir. Deliklerle kaplı esnek doku şeridi. Deliği veya delikleri olan. Bir tür olta iğnesi.

Delikli boncuk yerde kalmaz : "az çok işe yarayan her şeyin isteklisi bulunur" anlamında kullanılan bir söz.

Delikli demir : Tüfek.

Deliksiz : Deliği olmayan.

Deliksiz uyku : Derin uyku.

Delil : (deli:li) Kılavuz, rehber. Kanıt. İnsanı aradığı gerçeğe ulaştırabilecek iz, emare.

Delilenme : Delilenmek işi.

Delilenmek : Deli gibi davranmak.

Deliliğe vurmak : Kendini deli gibi göstermek.

Deliliği tutmak : Delice davranmak.

Delilik : Deli olma durumu, cinnet.

Delimsirek : Delice.

Delinme : Delinmek işi.

Delinmek : Bir şeyde delik oluşmak. Çiğnenmek, uyulmamak, aykırı davranılmak. Delme işi yapılmak.

Deliriş : Delirme işi.

Delirme : Delirmek işi.

Delirmek : Deli olmak, aklını yitirmek, çıldırmak.

Delirtme : Delirtmek işi.

Delirtmek : Deli etmek, çıldırtmak.

Delişmen : Çılgın, hercai. Zıpır. Güçlü, hareketli, sağlam yapılı.

Delişmence : Zıpırca.

Delişmenlik : Zıpırlık.

Delişmenlik etmek : Delişmence davranmak.

Deliye bal tattırmışlar çarşıda katran bırakmamış : "aklı kıt olan kimse, bir kez hoşuna gitmiş olan şeye benzettiği nesneyi, gerçekten ona benzemese de elde etmeye çalışır" anlamında kullanılan bir söz.

Deliye taş atma başını yarar : "davranışlarında çılgınlık bulunan kimseye dokunma yoksa sana öyle çılgınca saldırır ki yaptığına pişman olursun" anlamında kullanılan bir söz.

Adı deliye çıkmak : Deli olmadığı hâlde deli olarak tanınmak.

Ağlama ölü için ağla deli için : "yakınlarından biri ölenin acısı zamanla küllenir ancak bir yakını deli olanın acısı hiçbir zaman dinmez" anlamında kullanılan bir söz.

Ağzı açık ayran delisi : Saf, bön. yeni gördüğü her şeye şaşkınlıkla bakan.

Akıllı düşününceye kadar deli çocuğunu everir : "kendilerini akıllı sananlar çok kez akılsız diye tanınanlardan daha az başarı gösterir" anlamında kullanılan bir söz.

Akıllı köprü arayıncaya dek deli suyu geçer : "atak kişi tehlikeyi göze alarak işe girişir ve çabuk sonuç alır" anlamında kullanılan bir söz.

Aslan kocayınca sıçan deliği gözetir : "güçlü olduğunda ağır ve büyük işler yapan, büyük kazançlar elde eden kimse, güçten düşünce pek küçük işlerle uğraşır, azla yetinir" anlamında kullanılan bir söz.

Atın dorusu yiğidin delisi : "atın doru renkli olanı, kişinin ise gözünü budaktan esirgemeyeni makbuldür" anlamında kullanılan bir söz.

Bir deli kuyuya bir taş atar kırk akıllı çıkaramazmış : "bir insan bazen akla ve mantığa sığmayan bir iş yapar; yapılmış olan iş, hiçbir kurala uymadığı için pek çok akıllı insan bunu düzeltmeye çalışır, fakat başaramaz" anlamında kullanılan bir söz.

Budak deliği : Tahtalardaki budak yerinin çıkarılmasından sonra ortaya çıkan boşluk.

Burun deliği : Burnun iki boşluğundan her biri.

Cebi delik : Tutumlu olmayan (kimse), savurgan.

Demir ıslanmaz deli uslanmaz : "her nesnenin, her kişinin değiştirilemeyen bir özelliği vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Düğün olur iki kişiye kaygısı düşer deli komşuya : "akılsız kişi, başkalarının eğlence programlarında bir aksama olmasın diye çabalar" anlamında kullanılan bir söz.

Eldeki yara yarasıza duvar deliği : "bir kimsenin acı ve sıkıntısı başkasına dert gibi görünmez" anlamında kullanılan bir söz.

Fare çıktığı deliği bilir : "bir kabahate, suça veya gizli işe kalkışan kişi, yakalanacağını anladığında nereye sığınacağını bilir" anlamında kullanılan bir söz.

Fare deliğe sığmamış bir de kuyruğuna kabak bağlamış : "yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş" anlamında kullanılan bir söz. "kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış" anlamında kullanılan bir söz.

Fare deliği : Gizlenecek yer. Küçük barınak. Evlerde farenin yaşadığı küçük yer.

Fare deliği bin altın : "herkesin kaçıp saklanacak bir yer aradığı durumlarda, saklanılacak bir yer bulmak çok güçtür ve o yer çok değerlidir" anlamında kullanılan bir söz.

Girecek delik aramak : Saklanmak istemek.

Gök delinmek : Birdenbire çok ve hızlı yağmur yağmak.

Gön yufka yerinden delinir : "her iş en çürük yerinden patlak verir" anlamında kullanılan bir söz.

Gördün deli savul geri : "dengesiz kimselerden uzak durmak gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Gözetleme deliği : Kapının dışındakileri görmeye yarayan ve kapı ortasında açılmış mercekli delik, dikizlik.

Hava deliği : Bir şeyin içindeki havanın yenilenmesine yarayan delik.

Her deliğe elini sokma ya yılan çıkar ya çıyan : "sonunu düşünmeden sana zararı dokunma olasılığı bulunan davranışlarda bulunma" anlamında kullanılan bir söz.

İğne deliği : İğnenin arkasında iplik geçirilen delik.

İğne deliği gibi : Küçücük.

İğne deliğinden geçmek : Herhangi bir işte, durumda zorlu bir süreçten geçmek. aşırı derecede zayıflamak.

İğne deliğine girmek : Kimsenin bulamayacağı bir biçimde gizlenmek, saklanmak.

İhtiyar delikanlı : Yaşlı olmasına karşın dinç, canlı, hareketli ve etkin bir hayat süren kimse.

İki deliye bir uslu koymuşlar : "birbirleriyle anlaşamayan, kavga eden iki kişinin arasını bulacak bir akıllının olması gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Kaçacak delik aramak : Korku ile saklanacak yer aramak.

Kara delik : Parasal açıdan kapatılamayan açık. Yakınındaki nesnelerin kaçıp kurtulmasına izin vermeyecek kadar yüksek çekim kuvvetine sahip, çok yoğun bir kütlenin oluşturduğu uzay bölgesi.

Karaya sabun deliye öğüt neylesin : "özü bozuk olan şey, düzeltme çabalarıyla iyi duruma getirilemez" anlamında kullanılan bir söz.

Kubbeli delik : Trakeit gözelerinin uçlarında bulunan ve besin suyunun düşey yönde ilerlemesini sağlayan geçiş yolu.

Kulağı delik : Olup bitenleri çabuk haber alan (kimse).

Ne oldum delisi olmak : Ummadığı bir duruma beklemediği bir anda ulaşan kimse çok şımarmak.

Noktalı delik : Trakeit hücreleri ile öz ışınların kesişme noktalarında bulunan ve yatay yönde besin suyu iletimini sağlayan geçiş yolu.

Sıçan deliğe sığmamış bir de kuyruğuna kabak bağlamış : "bir işi başaramayacak durumdayken bir iş daha yükleniyor" anlamında kullanılan bir söz. "kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış" anlamında kullanılan bir söz.

Sıçan deliği aramak : Saklanacak bir yer aramak.

Sıçan deliği bin akçe : "kaçıp saklanacak yer yok" anlamında kullanılan bir söz.

Sıçan deliğine paha biçilmez olmak : "güç bir durumda sığınacak bir yer bulmakta güçlük çekmek" anlamında kullanılan bir söz.

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır : "gönül alıcı, okşayıcı sözlerle karşımızdakinin inadı yenilebilir" anlamında kullanılan bir söz.

Tek delikliler : Kuşlar gibi yumurtlayarak üreyen, dışkılığı olan memeliler takımı.

Yama küçük delik büyük : "eldeki imkânlar sorunu çözmek için yeterli değil" anlamında kullanılan bir söz.

Yüreği delik : Dertli (kimse).

Denge : Birbirini ortadan kaldıran güçlerin sonucu olan durma hâli. Bir nesnenin veya bir insanın devrilmeden durma hâli, muvazene, balans. Ekonomik hayatın uyumlu düzeni. Siyasi güçlerin, yetkilerin birbirini sınırlayacak biçimde dağıtılması. Zihinsel ve duygusal uyum, istikrar.

Mecnun : Çılgın, deli. Sevdadan ötürü kendini kaybetmiş.

Coşkun : Coşmuş olan. Coşkulu.

Azgın : Cinsel istekleri aşırı olan. Çok yaramaz (çocuk). Azmış olan, azılı. Çabuk iltihaplanan, yarası hemen kapanmayan (ten). Coşmuş, taşmış. Gözü hiçbir şeyden yılmayan.

Duygu : Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim. Önsezi. Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği. Duyularla algılama, his. Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik.

Davranış : Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin bütünü. Davranma işi, tutum, davranım, muamele, hareket. Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı.

Taşkın : Taşmış bir durumda olan. Aşırı. Su baskını, seylap, feyezan.

Deli arlanmaz, soyu arlanır : “densizce, delice iş yapanlar yaptıklarından utanacak durumda değillerdir ama ailesi, yakınları onların davranışlarından üzüntü duyarlar, utanırlar” anlamında kullanılan bir söz.

Deli avu : Bir yaşındaki av köpeklerinin ilk avı.

Deli baş hastalığı : Genellikle geviş getiren hayvanlarda, ara sıra insanlarda Coenurus türlerinin neden olduğu merkezî sinir siteminde kist oluşumu, serebrospinal sıvı akışının engellenmesi ve ölümcül olabilen kafa içi basınç artışıyla belirgin hastalık, sönurozis, hlk. dönek. İnsan ve hayvanlarda kendi etrafında dönme hareketleriyle belirgindir.

Deli civciv hastalığı : İki-dört haftalık genç piliçlerde E vitamini yetersizliğine bağlı olarak oluşan, beyinde kanama ve nekrozlarla belirgin, eş güdüm bozukluğu, opistotonus, çırpınmalar ve ölümle belirgin hastalık, civciv ensefalomalazisi.

Deli debilden konuşmak : Delice konuşmak: Aman deli debilden konuşma.

Deli dedirgen : Perişan, bunalmış.

Deli deli akanı, bura bura tıkarlar : “aşırı ve ölçüsüz davrananlara karşı önleyici, sert tedbirler alınır” anlamında kullanılan bir söz.

Deli deliden hoşlanır, imam ölüden : “kişi, kendisine benzeyen veya yarar sağlayacağı kimseden hoşlanır” anlamında kullanılan bir söz.

Deli deliyi görünce çomağını saklar : “saldırgan kimse, kendisi gibi birine saldırmaktan çekinir” anlamında kullanılan bir söz.

Deli dembesek : Saçma sapan: Deli dembesek ne konuşup duruyorsun.

Deli ile ilgili Cümleler

  • O, delili çarpıttı.
  • Ali bir delikanlı iken çok iyi bir kayakçıydı.
  • Ali bir delikanlı iken gazeteler dağıtarak para kazandı.
  • Tek bir parça delil yoktu.
  • Deli değil.
  • Deli gibi âşık.
  • Deli görünüyordun.
  • Deli değilim.
  • Yeterli delil olmadan, Dan'ı cinayetle suçlamak zordu.
  • Deli değildim.
  • Belize set resifi, kuzey yarımküredeki en büyük set resifidir ve aynı zamanda popüler bir dalış noktası olan Büyük Mavi Delikle de ünlüdür.
  • Deli değilsiniz.
  • Onun köpeği deli gibi havlamaya başladı.

Diğer dillerde Deli anlamı nedir?

İngilizce'de Deli ne demek? : [deli (delicatessen) ] n. store which sells cheeses and cooked meats as well as prepared salads; products sold in this store

v. undo, efface

n. deli, delicatessen, store which sells cheeses and cooked meats as well as prepared salads; products sold in this store

Fransızca'da Deli : fou/folle, cintré/e, sonné/e

Almanca'da Deli : n. Irre

adj. klapsig, plemplem, überkandidelt, unvernünftig, verrückt, wahnsinnig

Rusça'da Deli : n. безумец (M), чокнутый (M)

adj. сумасшедший, помешанный, умалишенный, безумный, дурной, шалый, шальной, безрассудный, буйный, одержимый