Deni nedir, Deni ne demek

Deni; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır. kökeni arapça dilinden gelmektedir.

Yerel Türkçe anlamı:

Tane

Bağ, bahçe kazmaya yarayan bel.

Kadar

Deni tanımı, anlamı:

Denilme : Denilmek işi.

Denilmek : Söylenmek, sözü edilmek. Sayılmak, kabul edilmek. Ad verilmek.

Denim : Kot vb. yapımında kullanılan bir tür pamuklu kumaş.

Deniz : Geniş alan. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi. Aydaki düzlükler. Çokluk, yoğunluk. Bu su kütlesinin belirli bir parçası.

Deniz akıntısı : Deniz suyunun bazı etkilerle belirli bir yönde yer değiştirmesi.

Deniz alası : Kemikli balıklar takımının alabalıkgiller familyasından denizlerde yaşayan bir tür alabalık (Salmo trutta marina).

Deniz altı : Deniz altında bulunan. Deniz altında yapılan. Dalgalara karşı açık.

Deniz ataşesi : Büyükelçiliklerde görev yapan, deniz kuvvetlerine bağlı askerî üst düzey görevlisi.

Deniz aynası : Denizin dibini açık ve seçik görebilmek için özel olarak yapılmış cam alet.

Deniz basması : Çöken bir kara parçasına deniz sularının dolması.

Deniz bilimci : Deniz bilimi ile uğraşan kimse.

Deniz bilimi : Okyanus ve denizlerin fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri üzerine deneysel araştırmalar yapan bilim kolu, ana deniz bilimi, oşinografi.

 

Deniz bindirmek : Denizde birden fırtına çıkmak.

Deniz boyu : Kıyıda, sahilde. Kıyı, sahil.

Deniz buzu : Kutuplara yakın yerlerde soğuk havanın etkisiyle denizlerin üstünde oluşan buz.

Deniz çıkmak : Denizde fırtına olmak.

Deniz çulluğu : Kıyı bölgelerinde yaşayan bir tür çulluk.

Deniz dalgasız olmaz gönül sevdasız olmaz : "her denizde az çok dalga bulunduğu gibi her gönülde de bir sevda vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Deniz dalgasız olmaz kapı halkasız : "her nesnenin kendisine özgü nitelikleri, kendisinden ayrılmayan özellikleri vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Deniz depremi : Merkezi denizin dibinde odaklaşan bir tür yer sarsıntısı.

Deniz durmak : Denizdeki fırtına geçmek.

Deniz feneri : Kıyıların tehlikeli yerlerinde, bazı kaya ve adacıkların üzerinde geceleri deniz taşıtlarına yol gösteren, tepesinde güçlü bir ışık kaynağı olan fener.

Deniz geçişi : Denizden geçen gaz boru hattının deniz altında kalan kısmı.

Deniz hamamı : Kumsal.

Deniz haritası : Denizlerin oluşum ve konumlarını değişik renk ve çizgilerle gösteren harita.

Deniz hırsızı : Korsan.

Deniz hukuku : Devletler hukukunda denizin türlü bölümlerinin durumunu düzenleyen ve devletlerin bu bölümler üzerindeki yetkilerini belirten antlaşma, gelenek vb. niteliğindeki kuralların bütünü.

 

Deniz iklimi : Denizlerde, adalarda, yüksek enlemlerde görülen ve sıcaklık oynamaları az olan iklim.

Deniz kabuğu : İstiridye gibi çenetli deniz canlılarının kabuğu. Bu kabuklarla yapılmış olan süslemeler.

Deniz kaplumbağaları : Denizde yaşayan, ayakları yüzgeç biçimindeki kaplumbağalar.

Deniz kaplumbağası : Denizlerde yaşayan ve ayaklarını yüzgeç gibi kullanan bir deniz hayvanı.

Deniz kazı : Akbaş.

Deniz kenarında dalga eksik olmaz : "içinde çeşitli olayların geçmesi doğal olan bir ortamda zaman zaman sert çatışmaların, fırtınaların çıkması da olasıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Deniz kırlangıcı : Balıkçın.

Deniz kızı : Denize yakın kayalıklar üzerinde şarkı söyleyen, başı ve göğsü kadın biçiminde, belden aşağısı balık kuyruklu olduğu varsayılan doğaüstü yaratık.

Deniz kulağı : Açık denizden bir kum setiyle ayrılan veya kıyı dilinin gelişmesiyle göl biçimini alan sığ koy veya körfez, lagün.

Deniz kurdu : Deneyimli, eski denizci, usta denizci.

Deniz kuvvetleri : Bir ülkeyi denizden gelecek saldırılara karşı korumak için oluşturulan askerî kuruluşlar.

Deniz marulu : Sığ sularda bulunan, ince levhaya benzeyen yaprakları olan yeşil su yosunu (Ulva lactuca).

Deniz mavisi : Bu renkte olan. Deniz renginde koyuca mavi.

Deniz menekşesi : Bir tür çan çiçeği.

Deniz mili : 1852 metrelik bir uzunluk ölçüsü birimi.

Deniz motoru : Deniz yollarında yolcu taşımaya yarayan pervaneli ve patenli motorlu gemi.

Deniz ördeği : Fırtına kuşu.

Deniz otobüsü : Feribottan daha hızlı giden, yolcularla birlikte araçları da kapalı mekânda taşıyan bir deniz taşıtı.

Deniz piyadesi : Çıkarma harekâtında kıyıya ulaşacak tarzda eğitilen deniz kuvvetlerine özgü sınıf.

Deniz rezenesi : Maydanozgillerden, deniz kumsallarında bol olarak yetişen, güzel kokulu bir bitki, denizibiği (Crithmum maritimum).

Deniz sarmaşığı : Çok yıllık, sürünücü, beyaz sütlü ve otsu bir bitki (Convolvulus soldanella).

Deniz seviyesi : Kara ile denizin birleştiği ve yüksekliğin sıfır olarak kabul edildiği nokta.

Deniz suyu : Bileşiminde değişik tuzlar ve gazlar bulunan su.

Deniz tavşancılı : Balık kartalı.

Deniz tutmak : Deniz taşıtlarında sallantıdan etkilenmek.

Deniz tutması : Dalgaların etkisiyle sallantıların insanda yarattığı baş dönmesi ve kusma biçiminde kendini gösteren rahatsızlık.

Deniz uçağı : Su üzerinden havalanabilecek ve uçuştan sonra yine su üzerine inebilecek biçimde düzenlenmiş hava taşıtı.

Deniz üssü : Stratejik bölgelerde deniz kuvvetlerinin harekâtları yönettiği ve birimlerini konuşlandırdığı askerî merkez.

Deniz yeli : İmbat.

Deniz yılanı : Yılanlar takımından, çok zehirli, kürek biçiminde yassı kuyruklu, Hint ve Pasifik okyanuslarında yaşayan bir hayvan (Hydrophis).

Deniz yolu : Deniz taşıtlarının izlemek zorunda oldukları yol.

Deniz yolu ile : Vapur vb. taşıtlar ile.

Deniz yolu ulaşımı : Liman ve iskeleler arasında deniz taşıtlarıyla yapılmış olan taşıma işi.

Deniz yosunu : Denizlerde biten ve genellikle kıyılarda ve kayalıklarda yoğun olarak görülen bir tür bitki.

Deniz yüksekliği : Yeryüzünün bir noktasının deniz yüzeyine olan dikine uzaklığı.

Denizaltı : Deniz yüzeyinin altında ve üstünde yol alabilen savaş veya araştırma gemisi, tahtelbahir.

Denizaltıcı : Denizaltılarda görevli kimse.

Denizaltıcılık : Denizaltıcının yaptığı iş.

Denizanası : Sölenterlerden, yassı bir diske benzeyen, saydam, serbestçe yüzebilen deniz hayvanı, medüz.

Denizaşırı : Deniz ötesine yapılan. Denizlerin ötesinde bulunan.

Denizaslanı : Amerika'nın kuzeybatı kıyılarında yaşayan ve sık renk değiştiren etçil bir tür memeli.

Denizatı : Başı at başına benzeyen, suda dik duran, kuyruk yüzgeci olmayan, 10-15 santimetre boyunda bir deniz hayvanı (Hippocampus hippocampus).

Denizaygırı : Denizlerde yaşayan bir tür vahşi hayvan.

Denizayısı : Boyu 1,5-2 metre olan, uzun ve yumuşak tüylü postu beğenilen, bitkiyle beslenen bir deniz memelisi (Arctocephalus ursinus).

Denizçakısı : Süline.

Denizci : Deniz kuvvetlerine bağlı subay, astsubay veya er. Denizle ilgili işlerde çalışan kimse. Deniz sporlarıyla uğraşan kimse.

Denizcilik : Denizcinin yaptığı iş.

Denizde kum onda para : "parası çok kimse, zengin" anlamında kullanılan bir söz.

Denizdeki balığın karada komisyonculuğunu yapmak : Gerçekte bulunmayan bir konu üzerinde varmış gibi savunuculuğunu yapmak, hayalî konularda gereksiz söz söylemek.

Denizdeki balığın pazarlığı olmaz : "henüz elde olmayan bir nesnenin alımı, satımı üzerinde konuşulmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Denizden çıkmış balığa dönmek : Sudan çıkmış balığa dönmek.

Denizden geçip çayda boğulmak : Bir işte büyük güçlükleri yendikten sonra önemsiz bir sebeple başarısızlığa uğramak.

Denize açılmak : Kıyıdan çok uzaklaşmak.

Denize çıkmak : Gezi veya av için kıyıdan ayrılmak.

Denize düşen yılana sarılır : "güç bir duruma düşenlerin bundan kurtulmak için her türlü çareye başvurmaları olağandır" anlamında kullanılan bir söz.

Denize indirmek : Genellikle yeni yapılmış olan bir aracı kızaklar yardımıyla karadan suya salıvermek.

Denizgergedanı : Balinagillerden, 8-10 metre boyunda, erkeğinin üst çenesinde iki uzun diş bulunan bir deniz memelisi (Monodon monoceros).

Denizgülü : Mercanlar sınıfından dokunaçları kısa bir tür hayvan (Actinia).

Denizgüzeli : Sarıağız.

Denizhıyarı : Denizhıyarlarından, boyu santimetre kadar olabilen, yuvarlak ve yumuşak vücutlu, derisi dikenli bir hayvan (Holothurion).

Denizhıyarları : Örnek hayvanı denizhıyarı olan derisi dikenliler sınıfı, holotüritler (Holothurion).

Denizibiği : Deniz rezenesi.

Deniziğnesi : Yuvarlak somaklı, vücudu ince ve uzun bir deniz balığı (Syngnathus acus).

Denizineği : Amerika ve Afrika'nın tropikal kıyı sularında yaşayan, 2-3 metre boyunda deniz memelisi (Hydrodamalis gigas).

Denizısırganları : Salgıladıkları sıvılarla insan derisinde ısırgan etkisi uyandıran, iri medüzleri içine alan sölenterler sınıfı.

Denizkadayıfı : Esmer su yosunlarından bir deniz bitkisi (Alaria esculenta).

Denizkedisi : Tüm başlılar takımından, vücudu ince uzun, büyük başlı, derin ve büyük denizlerde yaşayan bir balık, denizmaymunu (Chimaera monstrosa).

Denizkestanesi : Hareket edebilen dikenlerle örtülü, yuvarlak kalker kabuklu, derisi dikenlilerden bir yumuşakça (Echinus esculentus).

Denizkızı : Solunumunu hem akciğer hem de solungaçlarıyla yapan, arka üyeleri olmayan, otçul amfibyumlar sınıfından bir hayvan.

Denizköpüğü : Lüle taşı.

Denizkozalağı : Konik biçimli kabuğunda bir yarık bulunan, karından bacaklı yumuşakça (Conus).

Denizkulağı : Yassı kabuklu, içi sedefli, 10 santimetre uzunluğunda bir deniz yumuşakçası (Haliotis).

Denizlaleleri : Vücutları bir sapla deniz dibine bağlı veya serbest olabilen, beş veya daha fazla kollu, toplu durumda yaşayan derisi dikenlilerden bir sınıf.

Denizli : Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Denizlik : Denize girerken kullanılan kadın mayosu. Pencerelerin altında, içte ve dışta yapılarak suların duvar içine sızmasını veya duvar yüzeyinde yayılmasını önleyen eğik bölüm. Kayıklarda bordayı aşan dalgaların içeriye girmesine engel olan eğik tahta.

Denizmaymunu : Denizkedisi.

Denizörümceği : Bir tür büyük yengeç (Maja squinado).

Denizpalamudu : Kıyı kayalarının üzerinde yapışık olarak yaşayan, beyaz kalkerli plakalarla çevrili, koni biçiminde, küçük, kabuklu bir böcek (Balanus).

Denizpelidi : Bir tür deniz böceği.

Denizpırasası : Denizlerde yetişen bir tür yosun.

Denizşakayığı : Kayalıklara yapışık olarak yaşayan, dokunaçları çok ve uzun, güzel renkli bir tür polip (Anemonia actinia).

Denizşakayıkları : Denizşakayığını içine alan sölenterler alt sınıfı.

Deniztarağı : İki çenetli kabuklu bir tür yumuşakça (Pecten).

Deniztavşanı : Ağız dokunaçları geniş ve etli, uzun, çıplak vücutlu deniz yumuşakçası (Cyclopterus lumpus).

Deniztilkisi : Saban balığı.

Denizüzümü : Yüksekliği 1-2 metre olan, dik dallı, dalları yeşil renkli, yaprakları pulsu ve kın biçiminde dalları sarmış, çalı görünüşünde, meyvesi bezelye büyüklüğünde, kırmızı ve nadiren sarı renkli, çok yıllık bir bitki (Ephedromajor).

Denizyıldızı : Denizyıldızlarından, yıldız biçiminde beş kolu olan, kayalıklar üzerinde yaşayan, derisi dikenli bir hayvan (Aster).

Denizyıldızları : Örnek hayvanı denizyıldızı olan derisi dikenliler sınıfı.

Açık deniz : Denizin kıyıdan çok uzaklarda bulunan geniş bölümü, engin. Denizin, kara sularının dışında kalan bölümü.

Ana deniz : Okyanus.

Ana deniz bilimi : Deniz bilimi.

Ara deniz : Okyanuslardan dar ve az derin boğazlarla ayrılan, karaların arasına sokulmuş deniz.

Bulaşık deniz : Mayın tehlikesi olan deniz.

Dört yanı deniz kesilmek : Çaresiz ve umutsuz kalmak.

Düşmanı denize dökmek : Düşmanı denize kadar sürüp yok etmek.

Gel denilen yere gitmeye ar eyleme gelme denilen yere gidip yerini dar eyleme : "çağrıldığın yere gitmekten çekinme, gelme denilen yere de gitme, orada sana ilgi göstermezler" anlamında kullanılan bir söz.

Gelene git denilmez : "kendiliğinden gelen bir konuk geri çevrilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Göğe direk denize kapak olmaz : "hem gereksiz hem de gerçekleştirilmesi hayale bile sığmayan şeylerle uğraşılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

İç deniz : Boğazlarla ana denize bağlı olan deniz, dâhilî deniz.

İnik deniz : Gelgit sırasında sular çekildiğinde denizin durumu.

İt değmekle deniz pis olmaz : "doğruluğuna, dürüstlüğüne herkesin inandığı bir kimse, aşağılık kimselerin atmak istedikleri çamurla kirletilemez" anlamında kullanılan bir söz.

İyilik et denize at balık bilmezse halik bilir : "karşılık beklemeden iyilik yap" anlamında kullanılan bir söz.

Kabarık deniz : Gelgit olayında, sular yükseldiğinde denizin durumu.

Karpuz kabuğunu görmeden denize girme : "bir işi en uygun zamanı gelmeden yapma" anlamında kullanılan bir söz.

Ne denir : Bir konuda söyleyecek söz kalmadığını anlatan bir söz.

Ölü deniz : Dalgasız, açık denizden etkilenmeyen deniz. Fırtınadan sonra tamamıyla sakin duruma gelmiş deniz.

Parayı denize atmak : Parayı boşuna harcamak, israf etmek.

Alçak : Aşağıda olan, yüksek olmayan (yer). Kısa (boy). Bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan, aşağılık, soysuz, namert, rezil, hain. Yerden uzaklığı az olan, yüksek karşıtı.

Kişiliksiz : Kişiliği olmayan, şahsiyetsiz.

Kötü : Aşırı, çok. İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı. Kaba ve kırıcı. Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. Korku, endişe veren. Zararlı, tehlikeli.

Denilebilme : Denilebilmek işi.

Denilebilmek : Denilme imkânı veya olasılığı bulunmak. İlgili cümle: "“Denilebilir ki onların hep meydanda olan ve bazen beterleşen bir tek yüzleri vardır.”" A. Ş. Hisar.

Deniş : İş yardımlaşması: Bugün bize denişe gelirsen, yarın ben size varırım. Manisa ili, Soma ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Deniş doğuş : Değiş tokuş, mübadele, alışveriş

Denişçi : Denizci.

Denişdir : Değiştirmek

Denişik : Değişik farklı

Denişmek : Bir yerde gerekli işleri ve hareketleri yapabilmek, her bakımdan idare etmek: Daracik yerde denişiyoruz. Büyüyüp serpilmek: Küçük çocuk iyi denişti. Değişmek. Değişmek (Çayağzı), krş. deişmek, deyişmek

Deniştirmek : Değiştirmek.

Denitrifikasyon : Biyosferde nitrat iyonunun bakteri faaliyeti ile canlılar için kullanılamaz şekli olan moleküler azota indirgenmesi olayı. Havadan azot alarak nitratların, nitrite ve nitritin moleküler azota dönüştürülmesi olayı olup birkaç anaerobik bakteri türü tarafından yapılır. Bazı anaerobik bakterilerin havadan azot alarak nitratları, nitrite ve nitriti de moleküler azota dönüştürmesi olayı. Nitratın veya nitritin biyolojik veya kimyasal olarak atmosferik azota, moleküler azota (N2) veya nitrik oksit (N2O) formlarına indirgenmesi.

Deni ile ilgili Cümleler

  • Ben deniztarağı yemeyi severim.
  • Deniyorum.
  • Denis, Wilson'un yuvarlak suratına gülüyor.
  • Denis sırt üstü toprakta uzanıyordu.
  • Deniz beyaz köpüklüydü.
  • Eflatun rengine başlangıçta "Tyrian moru" denirdi.
  • Kılıcın kılıfına kın denir.
  • Kudüs'e İbranicede "Yerushalayim" denir.
  • Cyprus'a Türkçede "Kıbrıs" denir.
  • Fas'a Berberi dilinde "Meṛṛuk" denilir.
  • Deniyorum, yine de seni unutamıyorum.
  • Çek dilinde Çek Cumhuriyetine "Česká republika" denilir.
  • Deniz benim kardeşim.
  • Deniyoruz.

Diğer dillerde Deni anlamı nedir?

İngilizce'de Deni ne demek? : [Deni language] adj. denial, refusal

Almanca'da Deni : adj. niederträchtig, niedrig, gemein, schuftig, schurkisch, schändlich

Rusça'da Deni : adj. низкий, подлый, мерзкий