Denk nedir, Denk ne demek

Denk; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Denk" ile ilgili cümle

  • "Yükün bir dengi fasulye, bir dengi nohut."
  • "Denklerin üstünde zayıf bir delikanlı hazin bir ayrılık türküsü çağırıyor." - Y. Z. Ortaç
  • "Çok aradım bulamadım dengimi / Elvan çiçeklerden aldım rengimi" - Halk türküsü

Yerel Türkçe anlamı:

Denk, müsavi, layık.

Eşit ağırlıkta yük, eşya

Tepe, uç, doruk

Sarılmış yük

Aynı yaş ve ayarda olanlar.

Sersem, dengesiz, akılsız, dalgın

Denkleştirilmiş yük, eşya

Tahılın kabuğunu yumuşatmaya ve ayırmaya yarayan değirmen

Tarih'teki anlamı:

4,875 gram ağırlığındaki miskal'in dörtte birine denk olan eski bir ağırlık ölçüsü.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Balya.

Diğer sözlük anlamları:

[Bakınız: dek]

Denk isminin anlamı, Denk ne demek:

Erkek ismi olarak; Aynı yaş ve değerde olan. Uygun, nitelik yönünden eşit.

Bilimsel terim anlamı:

Tecim eşyasının, çember ve demir tellerle bağlanmışı.

 

İngilizce'de Denk ne demek? Denk ingilizcesi nedir?:

balle, bale

Osmanlıca Denk ne demek? Denk Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

muadil

Denk hakkında bilgiler

Denk, yük hayvanları ya da günümüzde daha yaygın olarak bisiklet ve motosikletlerle yük taşımada kullanılan, dengeli olması için yükü hayvanın ya da taşıtın iki yanına bölüştürerek yüklemeye olanak veren düzenek. Bu şekilde yüklenmiş yükün her bir yandaki kısmına da bir denk denir.

Denk ile ilgili Cümleler

  • Denklemde parantezler genişletin.
  • Her gün Tom'a denk gelirim.
  • Bir dahaki sefere Çinli aşçılara söyle böceği bulgur pilavının tam ortasının ortasına koysun o zaman artık kime denk gelirse olur, canım.
  • Kimyasal denklemlerin faydalı olduğunu düşünüyor musun?
  • Denklem sadece burada bitmiyor.
  • Eminim bir daha bana yaklaşırken ayağını denk alırsın, efendi.
  • Kübik denklemini çözün x³ + 2x² − x − 2 = 0.
  • O'na bir denk de olmadı.
  • Bu diferansiyel denklemler Laplace dönüşümüyle kolayca çözülebilir.

Denk anlamı, tanımı:

Hayvan : Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık. At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık. Kızılan bir kimseye söylenen bir söz. Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse).

 

Denk yapmak : Denk durumuna getirmek.

Denk düşmek : Rast gelmek. uygun vakit ve fırsat olmak.

Denk gelmek : Rast gelmek, rastlamak. uygun düşmek, uygun gelmek.

Denk getirmek : Uygun zamanını ve durumunu bulmak, rastlatmak.

Dengi dengine : Uygun olanıyla.

Dengine getirmek : Punduna getirmek.

Dengiyle karşılamak : Kendisine yapılmış olan bir işin karşılığını aynı değerde iş yaparak vermek.

Denk küme : Bire bir eşlenebilen, eleman sayıları eşit küme.

Kafa dengi : Kafadar.

Denkçi : Denk işleri ile uğraşan veya denk yapan kimse.

Denklem : Bir yanında olaya giren çeşitli maddelerin formülleri, öteki yanında da tepkime sonucu oluşan yeni maddelerin formülleri bulunan eşitlik. İçinde yer alan bazı niceliklere ancak uygun bir değer verildiği zaman sağlanabilen eşitlik, muadele.

Denkleme : Denklemek işi.

Denklemek : Denk duruma getirmek.

Denklemler sistemi : İki veya daha çok denklemden oluşan ve hepsinin birlikte ortak çözümü istenen takım.

Denklenmek : Denk yapılmak.

Denkleşme : Denkleşmek durumu.

Denkleşmek : Birbirine denk olmak, denk duruma gelmek.

Denkleştirme : Denkleştirmek işi.

Denkleştirmek : Birbirine denk duruma getirmek. Gereken miktarda para sağlamak.

Denklik : Denk olma durumu, eşitlik, müsavat, akreditasyon.

Denktaş : Denk, eşit.

Denktaşlık : Denktaş olma durumu.

Ayağını denk almak : Başkalarının kendisine yapma ihtimali bulunan kötülüklere karşı uyanık davranmak. dikkat etmek.

Ayağını denk basmak : Dikkatli ve uyanık davranmak.

Diferansiyel denklem : İçinde bir değişkenin bilinmeyen bir fonksiyonu ve bu fonksiyonun değişkene göre çeşitli basamaklardan türevleri bulunan denklem.

Doğrusal denklem : Birinci dereceden iki veya daha çok değişkenli denklem.

İntegral denklemi : Bir değişkenin bilinmeyen fonksiyonunu ve bu fonksiyonun bulunduğu belirli integrali birbirine bağlayan denklem.

Parça : Müzik eseri. Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Pasaj. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz. Nesne. Tane. Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey. Güzel, alımlı kız veya kadın.

Yatak : Irmak, çay, dere vb.nin, içinde aktıkları yer, akak, mecra. Fideleri gömmek için toprakta açılan çukur. Yün, pamuk, kuş tüyü vb. maddelere kılıf geçirerek yapılmış olan şilte. Çanak biçimindeki bir havzada veya buna benzer bir oluşumda toplanmış petrol birikintisi. Makinelerde hareketli bölümleri içine alan hareketli veya sabit parça. Uyuma, dinlenme vb. amaçlarla üzerine veya içine yatılan eşya, döşek. Bir şeyin çok bulunduğu yer. Katmanlaşmış herhangi bir madde yığını. Maden veya fosil ocaklarında birbirini izleyen iki maden, taş veya kömür tabakası arasında uzanan damar. Katmanlı bir kaya bütününde maden filizi veya taş döküntüsünden oluşan çok ince tabaka. Turunçgilleri ve yumurta vb. ürünleri korumak üzere saman vb.nden yararlanılarak yapılmış olan yer. Üzerine şilte konulan karyola, somya, kerevet vb. Gizli barınak veya bir suçluyu gizlice barındıran yer.

Yorgan : Yatakta örtünmeye yarayan, içi pamuk, yün vb. şeylerle doldurularak dikilmiş geniş örtü.

Kumaş : Varlığı ve kişiliği oluşturan nitelik veya malzeme. Pamuk, yün, ipek vb.nden makinede dokunmuş her türlü dokuma.

Eşya : Türlü amaçlarla kullanılan, insan yapısı, taşınabilir cansız nesneler.

Sarılı : Üstünde sarı renk bulunan. Sarılmış olan.

Biçim : Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Herhangi bir şeyin benzeri. Tarz. Biçme işi. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil.

Yaygın : Sınırı genişlemiş. Herhangi bir bölgede çok görülen, bulunan. Çoğu kimselerce duyulmuş, öğrenilmiş, kullanılmış veya benimsenmiş olan.

Ağırlık : Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Sorumluluk. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıntı. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Etki, baskı, güçlük. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın. Değerli olma durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Ağırbaşlılık. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Takı. Yük, külfet. Ağır olma durumu. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak.

Bakımından : Bakış veya görüş açısı yönünden, değerlendirme açısından. -e göre.

Eşit : Aynı haklardan yararlanan, aynı düzeyde olan (kimse). Yapı, değer, boyut, nicelik ve nitelik bakımından birbirinden ne artık ne eksik olmayan (iki veya daha çok şey), müsavi.

Gram : Kilogramın binde biri değerindeki ağırlık ölçüsü birimi.

Ölçü : Bir ezginin eşit bölümlere ayrılışı. Değer, itibar. Bu değerlendirmede kullanılan birim, ölçme birimi. Belirlenmiş boyut. Ölçme sonucu bulunan rakam. Bir şiirdeki dizelerin hece ve durak bakımından denk oluşu, vezin. Ölçüt. Bir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş birimlerden birine göre oranlayarak değerlendirme, mizan. Aşırı olmama, ılımlı, uygun olma durumu.

Uygun : Orantılı, oranlı. Elverişli, yarar, müsait, muvafık. Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip.

Nitelik : Bir şeyin iyi veya kötü olma özelliği, kalite. Bireyi, nesne veya yaşantının bir yönünü ötekilerden ayırt etmeye yarayan ve ölçülebilen özellik, keyfiyet. Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet.

Denk bütçe : Bütçenin gelirleri ile giderlerinin eşit olması. krş. bütçe açığı, bütçe fazlası

Denk bütçe çoğaltanı : Gelir harcama modelinde, hükümet harcamalarının vergilerle karşılandığı varsayımı altında reel gayrisafî yurtiçi hasılada oluşacak değişmenin büyüklüğünü belirleyen katsayı.

Denk dağılım fonksiyonları : Tüm süreklilik noktalarında eşit olan dağılım fonksiyonları.

Denk denklemler : Çözüm kümeleri eşit olan denklemler.

Denk durmak : Uslu, terbiyeli, rahat durmak Uslu olmak.

Denk dutmak : Yatak, yorgan gibi eşyayı sarıp, bağlayarak yük, balya hâline getirmek

Denk elemanlar : " ~ " bir A kümesinde denklik bağıntısı olmak üzere, a ~ b olacak biçimdeki a ve b elemanları. Başka bir anlatımla, bir denklik sınıfındaki herhangi iki eleman.

Denk formüller : (…)

Denk kümeler : Eşgüçlü kümeler.

Denk matrisler : P ve Q karesel tersinir matrisler olmak üzere, aralarında A = PBQ biçiminde bir ilişki bulunan A ve B matrisleri.

Diğer dillerde Denk anlamı nedir?

İngilizce'de Denk ne demek? : [denken] v. think, conceive in the mind, assume, imagine, form concepts, reason, consider logically

adj. balanced, equal, equivalent, well-matched, coequal

n. bale, large package, equal, match, matching, coequal, counterpoise

Fransızca'da Denk : égal à, pareil/le, équivalent/e

Almanca'da Denk : n. Ballen

v. äquivalent

adj. ebenbürtig

Rusça'da Denk : n. противовес (M), тюк (M), кипа (F), вьюк (M), пара (F), равновесие (N)

adj. равный