Doğal nedir, Doğal ne demek

Doğal; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

  • Doğada olan, doğada bulunan.
  • Olağan, alışılmış, her zamanki gibi olan, beklenildiği gibi.
  • Yapmacık olmayan.
  • Kendiliğinden olan, insan eliyle yapılmamış, yapay karşıtı.
  • Doğada rastlandığı gibi, doğaya uygun olan, doğa güçlerine, kurallarına uyan, tabii, natürel.
  • Katıksız, saf.
  • Sağduyuya, mantığa, olağan düzene uygun olan

"Doğal" ile ilgili cümleler

  • "Bu durumun eski sevgilinin onurunu kırması doğal." - A. Kutlu
  • "Doğal güzellikler artık eskisi gibi turist çekmiyor." - N. Cumalı
  • "Doğal liman. Doğal sınır."
  • "Ercan o denli doğaldı ki giderek şaşırtıcı olmaktan çıktı." - R. Mağden
  • "Hamileymiş diye yineliyor oldukça doğal bir tavırla." - A. Ümit

Biyoloji'deki anlamı:

Bir maddenin normal yapısını muhafaza etmesi.

Bir proteinin ya da nükleik asidin normal yapısında olması.

Bir fizik terimi olarak tanımı:

Doğanın kendi düzeni içinde oluşan; yapay olarak hezırlanmamış olan.

Hukuki terim anlamı:

tabiî. ~ kişi: hakîkî şahıs (bk. gerçek kişi).~ verim: tabiî semere.

Matematik terimi olarak kelime anlamı:

Belirli bir uzbilim yapısı için, istenilen amacı en kolay gerçekleştiren.

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

Katısız, saf ve kendine özgü özelliklerini kaybetmemiş olan.

 

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Kendi doğal alanında bulunma.

Bilimsel terim anlamı:

Sanat konularında, zorlamadan, yapmacıktan uzak (yapıt).

İngilizce'de Doğal ne demek? Doğal ingilizcesi nedir?:

native, indigenous, natural, canonic, canonical

Osmanlıca Doğal ne demek? Doğal Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

tabiî

Doğal hakkında bilgiler

[Bakınız: doğa]

Doğal anlamı, kısaca tanımı:

Doğal olarak : Elbette, beklenildiği gibi, işin gereği olarak.

Doğal afet : Baş belası. İnsan eliyle önlenemeyen sel, fırtına, deprem, dolu vb. felaketlerin her biri.

Doğal ayıklanma : Darvinciliğe göre doğada ve toplumda canlı türlerin arasındaki var olma savaşını en güçlülerin, çevreye en iyi uyabilenlerin kazandıklarını, güçsüzlerin, çevreye uyamayanların ise ortadan kalktıklarını savunan öğreti.

Doğal coğrafya : Fiziki coğrafya.

Doğal fiyat : Maliyet fiyatı.

Doğal gaz : Konutlarda ve iş yerlerinde ısınma, üretim ve enerji amacıyla belli bir merkezden kontrollü olarak bir şebeke sistemiyle dağıtılan yanıcı gaz. Hidrokarbon biriken alanlarda açılan kuyulardan elde edilen, esas itibarıyla metan gazı ile az miktarda propan, bütan vb. daha ağır moleküllü hidrokarbon gazları ve eser miktarda su buharı, hidrojen, karbondioksit ve azot karışımı gaz. Yer kabuğunun içinde bulunan, yakıt olarak önem sıralamasında ham petrolden sonra ikinci sırayı alan ve petrolün bir cinsi olan yanıcı gaz.

 

Doğal sayı : 0, 1, 2, 3, ... sayılarından her biri.

Doğal gaz sayacı : Gaz sayacı.

Doğalcı : Doğalcılık yanlısı olan, natüralist.

Doğallaşmak : Doğal duruma gelmek, tabiileşmek.

Doğallaştırmak : Doğal duruma getirmek, tabiileştirmek.

Doğallık : Doğal olma durumu, tabiilik, natürellik.

Doğallıkla : Doğal olarak, tabii.

Uygun : Elverişli, yarar, müsait, muvafık. Orantılı, oranlı. Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip.

Kural : Davranışlarımıza yön veren, uyulması gereken ilke. Bir sanata, bir bilime, bir düşünce ve davranış sistemine temel olan, yön veren ilke, nizam.

Natürel : Doğal.

İnsan : Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse). Âdemoğlu, âdem evladı. Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı.

Yapılma : Yapılmış. Yapılmak işi.

Yapay : Doğadaki örneklerine benzetilerek insan eliyle yapılmış veya üretilmiş, yapma, suni, doğal karşıtı. Yapmacık.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Yapmacık : İçten olmayan (tavır, davranış, duygu), yapma, yapay, sahte, suni, zahirî, sofistike.

Katıksız : Katığı olmayan, yavan. Belli bir yerden, belli bir soydan gelen. Yabancı bir şeyle karışmamış. Niteliği başka hiçbir etkiyle bozulmamış olan, tam.

Saf : Dizi, sıra. Kurnazlığa aklı ermeyen, kolaylıkla aldatılabilen, bön, safdil. İyi niyetli, art niyetsiz. Grup. Katıksız, arı, katışıksız, halis, has.

Doğal ahenk : Perde demiri üzerinde tele hafifçe dokunulurken aynı anda pena veya parmak vuruşu ile elde edilen doğal ahenk.

Doğal alan : Kent toplumbiliminde ve insan çevrebiliminde belli özellikleri olan, özel konumu, koşulları, doğal ya da insan elinden çıkmış özellikleriyle bir bütün oluşturan yer.

Doğal anlak : Soyaçekimle kuşaktan kuşağa geçtiği düşünülen anlak türü.

Doğal antikor : Normal bireylerde herhangi bir enfeksiyon bulgusu oluşmaksızın bulunan, epitel engelini geçmeyi başaran mikroorganizmalara karşı önceden oluşturulan bir koruma mekanizması olarak hizmet eden antikorlar.

Doğal artış : Bir çoğanın doğum ölüm ayrımından doğan artışı.

Doğal artış oranı : Herhangi bir ülkede, bir yıl içinde, doğum ve ölüm oranları arasındaki ayrıma dayanan artış (örneğin, doğum oranı %0 40, ölüm oranı %0 22; doğal artış oranı %0 18 gibi).

Doğal aydınlatma : Güneş ışığından yararlanarak gerçekleştirilen aydınlatma. Yapma aydınlatmanın karşıtı.

Doğal ayıklanmacılık : (Darwin) Doğada ve toplumda canlı türleri arasındaki varolma savaşını en güçlülerin, çevreye en iyi uyabilenlerin kazandıklarını, güçsüzlerin, çevreye uyamıyanların ise ortadan kalktıklarını savunan öğreti.

Doğal ayrılma : İşverenlerin işten çıkarmalarının dışında, işçilerin emeklilik, ölüm ve hastalık, eğitim, daha iyi iş bulma, iş verenden hoşlanmama gibi nedenlerle işlerinden ayrılmaları.

Doğal bağışıklık : Bir organizmanın antijenlere karşı fagositik hücreleri ile karşı koyması. Doğuşta var olan salgılar, kompleman, fagositler gibi hücreler ve moleküllerle sağlanan bağışık yanıt, genetik yapıya bağlı bağışıklık. Dışarıdan herhangi bir müdahale olmadan bakteri ve diğer maddelerin nötrofil ve makrofajlar tarafından fagosite edilmesi, ağız yoluyla alınan organizmaların asit ve enzimlerle zedelenmesi gibi canlıların doğuştan var olan, yapısal ve kalıtsal özellikleriyle hastalık yapıcı ve diğer etkenlere karşı genel savunma mekanizmalarıyla karşı koyması.

Doğal ile ilgili Cümleler

  • Doğal düşünmeyi öğretmek okullarda zordur.
  • Doğal değil mi?
  • Su hayati bir önem taşıyan doğal bir kaynaktır.
  • O soru doğal olarak tartışmayı davet etti.
  • Saçım doğal olarak kıvırcık.
  • Herkesin doğal yetenekleri var.
  • Doğal felaketler yıkıcı olabilir.
  • Doğal davranmaya çalış.
  • Birçok Amerikalı için, iki partili siyasal sistem doğal görünüyor.
  • Giderek daha çok insan doğal tedaviden umut ediyor.
  • O sorun doğal olarak tartışmayı davet etti.
  • Doğal bir diyet, insan sindirimi için uygundur.
  • Doğal davranmaya çalıştım.
  • Doğal bir sarışın mısın?

Diğer dillerde Doğal anlamı nedir?

İngilizce'de Doğal ne demek? : adj. natural, inherent, innate, artless, connatural, easy, free, inartificial, inborn, inbred, indigenous, ingenuous, native, spontaneous, unaffected, unschooled, unsophisticated, unstudied

Fransızca'da Doğal : naturel/le, dégagé/e

Almanca'da Doğal : adj. gesund, naturell, naturgemäß, natürlich, naturwüchsig, ungekünstelt, ungezwungen, ursprünglich, urtümlich, urwüchsig

Rusça'da Doğal : adj. естественный, природный, натуральный, подлинный