Dolaşmak nedir, Dolaşmak ne demek

  • Gezmek, gezinmek.
  • Saç, iplik vb. şeyler birbirine karışarak güç çözülür duruma gelmek
  • Dönüp başka bir yönden gelmek.
  • Akmak.
  • Nefes, el bir şey üzerinde hafifçe hareket etmek.
  • Denetlemek amacıyla bir yeri gezmek.
  • Doğru gitmeyip yolu uzatmak.
  • Belirmek.
  • Bir yeri belli bir amaçla gezmek.
  • Çok kimse tarafından söylenmek.
  • Gezinmek.

"Dolaşmak" ile ilgili cümleler

  • "Müzeleri dolaşmak."
  • "Başında dolaşan bir tehlikeden bahsediyorum." - Y. K. Karaosmanoğlu
  • "Büsbütün gece kapanmadan şehri biraz dolaşmak istedik." - H. S. Tanrıöver
  • "Damarlarında aynı kan dolaşıyor."
  • "Saçları taranmamaktan dolaşmış."
  • "Bu yoldan giderseniz çok dolaşırsınız."
  • "Dolaş da arka kapıdan gel."

Yerel Türkçe anlamı:

Dolaşmak, gezmek

Diğer sözlük anlamları:

[Bakınız: dokuz dolanmak]

İlişmek, sataşmak

Dolaşmak kısaca anlamı, tanımı:

Sarmaş dolaş : Birbirine sarılıp kucaklaşmış bir durumda.

Dolaşma : Dolaşmak işi.

Ağızdan ağıza dolaşmak : Bir söz herkes arasında söylenilmek.

Arkasında dolaşmak : Bir işi yaptırmak için ilgili veya yetkili bir kimsenin uğradığı yerlere giderek görüşme fırsatı aramak.

Avare dolaşmak : İşsiz güçsüz, başıboş, aylak dolaşmak.

Ayağı dolaşmak : Yürürken telaştan ayakları birbirine takılmak.

Ayakaltında dolaşmak : Bir işe yaramadığı hâlde herkesin işine engel olacak bir biçimde ortalıkta dolaşmak.

 

Çarşı pazar dolaşmak : Alışveriş edilen her yeri dolaşmak.

Dilden dile dolaşmak : Birçok kişi tarafından konuşulmak.

Dili dolaşmak : Korku, heyecan, hastalık, utangaçlık, sarhoşluk gibi sebeplerle şaşırarak söyleyeceğini karıştırmak.

Dillerde dolaşmak : Her yerde sözü edilmek.

Dönüp dolaşmak : Arayış içinde olmak, her çareye başvurmak. uzun süre gezmek.

Elden ele dolaşmak : İyi nitelikleri dolayısıyla çok ilgi görmek, çok beğenilmek.

Eli ayağı dolaşmak : Şaşırmak, telaşlanmak.

Eteği ayağına dolaşmak : Eli ayağı dolaşmak.

Ev ev dolaşmak : Her eve uğrayarak dolaşmak.

İtle dalaşmaktan çalıyı dolaşmak yeğdir : "edepsiz kimse ile uğraşmamak için onun bulunduğu yerden uzaklaşmak gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Kapı kapı dolaşmak : İş aramak için her yere başvurmak. bir yerlere sürekli girip çıkmak. ev ev gezmek.

Karış karış dolaşmak : Her yeri gezmek.

Orası senin burası benim dolaşmak : Durmadan gezip dolaşmak.

Ruh gibi dolaşmak : Hiçbir şeyin farkında olmadan yaşamak.

Yükseklerde dolaşmak : Elde edilmesi güç şeyler istemek.

Gezmek : Bir yerde gezi yapmak. Hava alma, hoş vakit geçirme vb. amaçlarla bir yere gitmek, seyran etmek. Bir yeri görüp incelemek. Herhangi bir biçimde gezinmek. Bir yerde dolaşmak, yürümek. Hasta ayağa kalkmak. Gitmek, başvurmak. Bulunmak.

Gezinmek : Belirli bir çevre içinde gezip durmak. Özellikle doğaçtan yapılmış olan müzikte, ezgiyi belli bir makam anlayışı içinde değişik perdeler üzerinde çalmak, dolaşmak. Eğlenmek, vakit geçirmek için gezmek, dolaşmak, seyran etmek.

 

Uzatmak : Süreyi artırmak, temdit etmek. Bir şeyi vermek için birine yöneltmek. Konuşmayı, tartışmayı sürdürmek. Vermek, göndermek. Başı, kolları veya bacakları bir yere yöneltmek. Uzamasına sebep olmak, uzamasını sağlamak. Germek.

Gelme : Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi. Yetişme. Gelmiş olan. Gelmek işi.

Akmak : Bir kap veya bir yer, içindeki veya üstündeki sıvıyı sızdırmak. Kumaş yıpranıp iplikleri erimeye başlamak. Zaman çabuk geçmek. Sıvı maddeler aşağıya yönelmek. Sıvı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler bir yerden başka bir yere doğru gitmek. Çabucak savuşmak, ortadan kaybolmak. Boya birbirine karışmak. Karışmak, katılmak. Sürüp gitmek. Sıvı bir madde bir yerden çıkmak. Art arda ve toplu olarak gitmek.

İplik : Fasulye, bakla vb. sebzelerin veya bazı meyvelerin lifi. Pamuk, keten, yün, ipek, naylon vb. dokuma maddelerinin uzun, ince liflerinden her biri. Bu liflerin birlikte bükülmüş ve çekilmiş durumu.

Karış : Parmaklar birbirinden uzak duracak biçimde gergin duran elde, başparmak ile serçe parmağın uçları arasındaki açıklık.

Doğru : Yasa, yöntem ve ahlaka bağlı, dürüst, namuslu. Karşı yönünce. Yakın, yakınlarında. Gerçek, hakikat. Gerçek, yalan olmayan. Hiçbir yöne sapmadan, dosdoğru, doğruca. İki nokta arasındaki en kısa çizgi. Akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun. Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı. Yanlışsız, eksiksiz bir biçimde.

Başka : "Ayrıca, üstelik, bir yana" anlamlarında -den başka biçiminde kullanılan bir söz. Bilinenden ayrı, değişik, farklı, özge. Nitelik yönünden alışılmışın dışında bir üstünlüğü olan.

Bir : Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Sadece. Sayıların ilki. Ancak, yalnız. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Aynı, benzer. Tek. Bir kez. Bu sayı kadar olan. Eş, aynı, bir boyda. Beraber. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).

Gelmek : Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Sonuç çıkmak. İzlemek, takip etmek. Ortaya çıkmak, doğmak. Kadar olmak. Kazanılmak, sağlanılmak. Ulaşmak, varmak. Uygun düşmek. Belli bir süre dolmak. Uymak. Düşmek, rast gelmek. Türemek. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. İsabet etmek. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Dayanmak, tahammül etmek. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Başlamak, ortaya çıkmak. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Biriyle birlikte gitmek. Belli bir zamana ulaşmak. Çıkmak, yönelmek. Oturmaya, ziyarete gitmek. Mal olmak. Katılmak, eklenmek. Olmak, -e uğramak. Akmak. Görünmek, sanılmak. Getirmek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Herhangi bir sırada bulunmak.

Denetlemek : Bir işin doğru ve usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını incelemek, murakabe etmek, teftiş etmek, kontrol etmek.

Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Söylenmek : Çıkışmak, azarlamak, eleştirmek. Kendi kendine konuşmak, kendi kendine bir şeyler söylemek. Sızlanmak, yakınmak. Söyleme işi yapılmak.

Belirmek : Önce belli veya görünür olmayan bir şey ortaya çıkmak, tezahür etmek. Bir düşünce veya durum kesin bir biçim almak, tebellür etmek. İyice görünür ve anlaşılır bir durum almak, tebarüz etmek.

Dolaşmak ile ilgili Cümleler

  • O caddede dolaşmak neredeyse olanaksızdı.
  • Parkta dolaşmaktan hoşlanıyor.
  • Dolaşmak için yeterli yiyecek var.
  • Ali etrafta dolaşmak istiyor.

Diğer dillerde Dolaşmak anlamı nedir?

İngilizce'de Dolaşmak ne demek? : v. Kink (ip vb.)

Fransızca'da Dolaşmak : se promener, parcourir, faire le tour de, passer, courir, circuler, se balader, vaguer

Almanca'da Dolaşmak : v. ablaufen, belaufen, bereisen, besichtigen, durchziehen, einhergehen, einherschlendern, ergehen, herumgehen, streunen, strolchen, umgehen, umhergehen, zirkulieren

Rusça'da Dolaşmak : v. ходить, бродить, разгуливать, гулять, блуждать, слоняться, заходить, циркулировать, передвигаться, огибать, распространяться, запутываться, заплетаться, сходить, походить, побродить, забродить, погулять, заблудиться, ходить, зайти, передвинуться, обогнуть, распространиться, запутаться